İnsanî Kalbin Oluşumunda Çevreselin Rolü

İnsan, tüm kadim tartışmalardan günümüze kadar doğrudan veya dolaylı olarak maddi ve manevi toplamın...
İnsanî Kalbin Oluşumunda Çevreselin Rolü
Ali YALÇIN
Ali YALÇIN
Eklenme Tarihi : 4.11.2021
Okunma Sayısı : 485

İnsan, tüm kadim tartışmalardan günümüze kadar doğrudan veya dolaylı olarak maddi ve manevi toplamın karşılığı olarak ele alınmıştır. Onu hayatın öznesi kılan, sorumluluk almada belirleyiciliği olan tüm dinamikler eşliğinde, insan, maddi ve manevi yönüyle ayrışmaza karşılıktır. Diğer canlılardan ayrımında da bu özellikleri ön plana çıkan   en gelişkin varlıktır.

Yazımızın ana teması açısından, insanı bağımsız bir değişken olarak mı yoksa evrendeki tüm değişkenler eşliğinde bağımlı bir değişken olarak mı ele alacağız, burası önemlidir. İnsanın gelişim sürecinde onu  Tanrının yerine koymaya çabalayan bağımsızlıkçı yaklaşım farkına varmadan önemli bir hususa vurgu yapmaktadır: İnsanın Değişimi          

İnsanı değişim süreçlerinde ele alarak onu “en son değişim” skalasında Tanrıya evirmek isteyen bu yaklaşım farklı dillerde “insanın değişimini ” ele almaktadır.           

Değişim, Arap dilinde de kalbe karşılık gelmektedir. Kalp, değişimin yönünü belirleyen en önemli reeldir. Olumluya veya olumsuza karşılık gelen bir reel. Kalp; değişim ve dönüşümün en kapsamlı boyutunu ifade ettiğinden,  insan beyninin bir çıktısı olan akletme, fikir üretme, yorumlama, onaylama veya itiraz etme , yeni alternatiflere yönelme vb hallerinin hepsini kuşatır. Allah Teâla,   insan, daha kuşatıcıdan daha dar olana saplanıp kalmasın diye örneğin insan beynine karşılık gelen kelime veya kavramları belki de  tasrif gereği kullanmamaktadır. Kalbin yani değişimin hitap ettiği alan kendi kuşatıcılığını muhafaza etsin diye  Kur’an’da,  tümleyen kavramları da- her şeyi bilen olarak  - ifade etmektedir. Kalb ile doğrudan veya dolaylı ilişkisi olan “fuâd, sadr, lüb, nühâ ve rû’ …”  gibi kullanımlar ile bunu sağlamaktadır. Yeri gelince de  değişimin enerjisi olan “ulu’l elbâb” gibi ileri düşünceli olmanın, aklı en aktif kullanmanın ifadelerini kullanır. Bir husus oldukça barizdir ki   değişim iki temel meleke üzerinden yol almaktadır: Görme ve işitme          

İnsanın kalbi yani değişimi   doğal olarak bu iki meleke ile vardır.   İnsan, henüz anılmaya değer bir şey değilken üzerinden çok zaman geçmiş ,   görücü ve işitici olunca değişimi ona sorumluluk alanları açmıştır. Kalp yani değişim de kendiliğinden görme ve işitmeye temellenmiştir. Görmesi - işitmesi olan kalp , görme ve işitmeden mahrum kalınca yani insanda körleşme veya kulaklarında sağırlığa gidecek olan ağırlaşma süreci başlayınca da -iradeli bir varlık olduğundan- sorumlukları açısından sorgulanır olmuştur. İnsan, “akleden kalp” den kopup değişimini akıl temelinde gerçekleştirmezse, değişik bir ifade ile beynini sağlam çıktılarla güvene almazsa, görücülüğü- işiticiliği ona kazanımlar sağlamayacaktır. Zahiren gözleri veya kulakları olduğu halde kalbini oluşturamadığı için akılsızlığının bedelini de ödeyecektir.

Bedel sürecinde neler yaşanmıştır?

İnsana, gördükleri - işittikleri sorumluluk yüklüyorken  çevresinde olan bitene karşı kör ve sağır davranarak sorumluluktan kaçmış, kalbini oluşturamamıştır. Neticede çelişkiler pisliğinden yakasını kurtaramamıştır. Pislik ona boca oldukça da kendi kalpsizliğinde bocalayıp durmuştur.         

İnsanî kalbin oluşumu mademki görme ve işitme melekeleriyle bağlantılı çevresel faktörlerle yakın ilişkilidir, şu halde adı geçen   kalbî oluşum nasıldır?           

Yukarıda bahsettiğimiz hemen her alt başlık için çok sayıda Kur’an-î ayet getirilebilir, lakin bir ayet oldukça dikkat çekicidir.            

“Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki; böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluşsun? Velâkin doğrusu şu ki;   gözler   kör olmaz; ancak sadrlardaki kalpler körleşir.” (Hac-46)          

Bir önceki ayette, zulümlerinden ötürü altları üstüne gelmiş, ıssız hale gelmiş,   helak olmuş mekanlardan bahsediliyorken bu ayette de  yeryüzünün gezilerek bu ve benzeri izlerden akıl  tefekkürü eşliğinde kalbin oluşumu istenmektedir. Görülen o ki gezmesi istenen insanın zaten et parçasından bir kalbi mevcuttur. Eksiklik onda kalbin oluşumuna dairdir. Zahiren iki kulağı var ancak kulaklarının oluşumunda nakısaları var… Zahiren onu hayvandan ayıran ve insan olduğunu hemencecik ele veren bir insan görünümü var ancak bu insan henüz kendi kalbini oluşturamamıştır. Yani gördükleri ve işittikleri kısacası çevreseli onda bir değişim oluşturmamıştır. Kalbi, “akleden kalb”, “işitmesi ve görmesi olan kalb” seviyesine erişmemiştir.

Kur’an , Arapların “iman ettik “ demelerine karşılık, onların iman etmediklerini İslam olduklarını, henüz imanın onların kalbine yerleşmediğini söylerken iman ettiklerini söyleyen ama iddiaları paralelinde onlarda değişim ,dönüşüm sağlamamış olan hallerine yani iman iddialarının  kalplerinde,  değişimlerinde gözlenmediğine dikkat çekmektedir.

Peygamberin kalbine inen vahyi de bu bağlamda ele alabiliriz. Peygamber vahiy karşısında, unutmamak adına  dillini hareket ettirerek beşeri aceleci çabaya girince, kendisine, vahyin değişimine monte edileceğini (ilqa) ve bu haliyle bir unutmasının mümkün olmadığı hatırlatılmaktadır. Vahyin değişime şekil vermesi ile Peygamber, daha önce “dall üzere” iken  sağlama alınmış hidayete değişmiş, daha önce kitap nedir iman nedir bilmezken bunların şuuruna yükselmiştir. Önce kendisi inanarak değişmiş,  arkadaşları da öylece değişip dönüşmüşlerdir. Dine tabi oluşu beşeri çabayı devre dışı bırakmayarak, onu salt akıldan saf akıl düzeyine çıkarmış, beyne ait akletme, fikir üretme, yorumlama vb toplamın daha da kapsayıcısına eriştirmiştir.  Maddi ve manevi toplamıyla Peygamberin kalbi, diğer insanlara kıyasla daha avantajlı bir oluşumla tamamlanmıştır.          

İnsana gelince onu yeryüzünde gezintiye davet eden Allah Teâlâ elbette ki onu bir turistik geziye çıkarmamaktadır.

İnsani sorumluluğun hayattaki  yeri tamamlansın ama yer yüzünde de gezsin, dolaşsın… Bir et parçası olan kalbi     biyolojik ve fiziko - kimyasal  özellikler gösteren organ özelliği göstermeye devam etsin ama  o et parçası   selameti sabitelerde  (misal dakikada 60-100 atım kararlılığında) arayan kalbin aksine, sabitelere inat değişen, dönüşen, vahyi anlamaya hazır bir kalbe de sahip olsun, bir değişimi de gerçekleştirsin. O et parçası kalbi atmaya devam etsin ama oluşan kalbi de çevresinde olan biteni -görme ve işitme melekelerini sonuna kadar açarak - verimli kullanarak kendi oluşumunu tamamlasın. Evrensel sadrda kendi sadrını fark etsin… Kendisi de genişlemekte olan evrensel sadrdaki görmeleri, işitmeleri anlayabilsin, Allah’ın toplam işitme, toplam görme sahibi bir murakıp olarak    yeryüzünde yaratmayı nasıl başlattığını ve her yaratılışı özüne nasıl iade ettiğini  görsün. Bakışlarını- bir “ulu’l elbâb” olarak- göklere çevirsin, yere çevirsin, ikisi arasında olan bitenleri anlamaya çalışsın, gecenin ve gündüzün arka arkaya gelişi ve daha fazlası  üzerine beynini çatlatarak fikirler, düşünceler üretsin.  Yaratılan için bir başıboşluğun, bir gereksizliğin olmadığını fark etsin… Devenin nasıl yaratıldığını, sivrisinekteki gizemi, kuşların Allah’ın izniyle havada nasıl durduklarının kanunlarını anlasın… Kendi yaratılışının tüm evrelerini ,  bir damla kandan “insana” evrilişini görsün… Sadrı genişlesin… 

Kendi dışındaki afaki ayetleri görsün enfüsi ayetleri tefekkür etsin… Helak olan karyelerin neden helak olduğunu anlamaya çalışsın. Değişen toplumun,   hidayetini veya helakini hazırlayışının   kanunları üzerinde sosyolojik incelemeler yapsın… Kötü yönetimlerin insanı ve nesli nasıl bozduklarını anlasın, vasat olmaya değişim başlasın…  

İnsanın maddi boyutu gibi manevi boyutunu anlamak için çok çabalasın ki kalbi, yani değişimi mutmain olsun. İman ederken, iman etme gerekçelerini sağlam esaslara oturtsun… Anlaşılmayan iman kalbe yerleşmez… İnsanı değiştirmeyen iddialar onu ancak münafık yapar… Tevbesini , geri dönüş değişimini düzeltirse belki yeniden iman etme süreçlerine girebilir… Bunları da bilsin…

İşiterek ve görerek bilsin …Zira, “bir şeyin içini dışına çıkarmak, altını üstüne getirmek, ters çevirmek, bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek ve değiştirmek” gibi anlamlara gelen “kalb” kelimesi iddia edilen hali ile vücudumuzdaki kanı pompalama görevi üstlenen ve bunu yaparken de tam aksine stabil olmayı sağlıklı tanımlayan, örneğin dakikada 60-100 ritim sayısıyla bunu dengede tutan  kalp ile örtüşmemektedir.  Maddi yönüyle   değişim, dönüşüm, altüst etme veya olma, ters çevirme(inkılap-devrim) ile eş anlamlı olan beynî fonksiyonlar bunun tam aksine, “selameti sabitelerde arayan kalbe” uyarlanamaz…  Ritim hızı düştükçe örneğin kalp piliyle tedavi olan, ritim sayısı arttıkça da kimi medikal veya girişimsel yaklaşımlarla “hastalığı tedavi edilen kalp”  nasıl olur da beyin gibi davranır?

İnsan, mezkur hususların büyüyen çelişki  yumaklarını istediği kadar büyütülebilir…

İnsan, görme ve işitme melekeleri üzerinden kalbini oluşturacaktır. Allah Teâla elbette ki -tüm değişim kanunlarının var edicisi olarak- onun değişimini sağlama alacaktır. Bu O’nun vaadidir. Zira tüm değişimler O’nun murakabesinde olmaktadır. Sorumluluk alan insanın kalbi  hanif insanın değişimlerini bir bir yansıtacaktır. Hanif insan,   bir tür “Rabbani Latife” veya “İlahi Cevher”   anlamında oluşumunu tamamlayan kalbe sahip olacaktır.

 “ Hakikat şu ki, insan; daha henüz kendisi hiç anılmayan ve tanınmayan bir şeyken   uzun zamanlardan (“dehr”den) bir süre (hin) gelip geçmedi mi? Şüphesiz Biz insanı,   karmaşık bir damla sudan yarattık. Onu deneyip imtihan etmekteyiz. Bundan dolayı onu işitir ve görür hale getirdik.”(İnsan,1-2)

“Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki; böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluşsun? Velâkin doğrusu şu ki;   gözler   kör olmaz; ancak sadrlardaki kalpler körleşir.” (Hac-46)              

NOT: İnsanî kalbin oluşumunda içselin rolü hakkında da yazı yazılabilecektir.

 

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

O İşin Matematiği Var

Fatih OKUMUŞ

Fatih OKUMUŞ

Müslüman Orucu

Necip CENGİL

Necip CENGİL

Hayata ve Bilmeye Dair

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Mustafa Yazgan’ın Ardından…

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!