Kur'an'da Mülkün Yönetimi ve Yönetme Sınavında İnsan -1 (Dinamikler- Prensipler- Yöntemler )

Mülkün yönetimi; tamamının mutlak sahibinin Allah olduğu, maddi-manevi, görülen-görülemeyen, sayılan-sayılmayan,...
Kur'an'da Mülkün Yönetimi ve Yönetme Sınavında İnsan -1 (Dinamikler- Prensipler-  Yöntemler )
Ali YALÇIN
Ali YALÇIN
Eklenme Tarihi : 3.04.2022
Okunma Sayısı : 258

Mülkün yönetimi; tamamının mutlak sahibinin Allah olduğu, maddi-manevi, görülen-görülemeyen, sayılan-sayılmayan, ölçülen- ölçülemeyen, sebep-sonuç bakımından kuramlanarak Formüle edilebilen, çok yönlü “mülk tanımlı her şeyin” insana yüklenen emanet bilinçli sorumluluklar açısından Kur’an bağlamındaki dinamikler, ilkeler, prensipler ve araçsal yöntemlerle yönetilmesidir. Evrendeki yasalar çerçevesinde, kıyamete kadar anlaşılması mümkün olabilecek “mülkün yönetimi”  misallenebilen, misalleri geliştirilebilen, tecrübelenebilen idare etme halinin, en güzel isimlerin sahibi olan Allah’ın isim –sıfatlarındaki kuşatıcılığı ve hassasiyetinde, insan var oldukça insana ve insanın çevreleyicilerine icra edilen, haklar temelli hukuksal yönetimdir.     

Kavramsal temelli bakıldığında  “Mülkün Yönetimi”  açısından mülk, milk, melekut, mülkiyet, hak, adalet, kıst, şura, ehliyet, liyakat, halife sorumluğu,  yöneten, yönetilen  gibi kavramların Kur’an’da karşılıklarının bulunup bulunmadığına dair elbette ki çok yönlü araştırmalar yapmak mümkündür.          

Kur’an referans alınarak aşağıda misal başlıkları verilen hususlarda beş adet yazının bir seri halinde “Gün Olur İnsana Bedel” temamızda paylaşıma açmayı planlamış bulunmaktayız.     

MÜLKÜN YÖNETİMİ VE İLİNTİLİ KAVRAMLARI                    

-Genel anlamıyla “Allah’ın Mülkü” Kavramı                      

-Mülkte Allah’ın ortağının olmaması ve Allah’ın insana “Mülk” vermesindeki hususlar (mülk kavramı bağlamında ve insana da verilen Mülk/ Milk)

-Gaybın sadece Allah tarafından bilineceğinin beyanı ve “Gaybi ilimler”  adı altında  “Melekut” kavramıyla ilintilenen kısmıyla mülkün yönetimi            

- Yönetimin Bilgi bileşeninde  “Faydalı ve Faydasız İlim Olarak  Bilgi Mülkü”               

-Peygamberlere mülkün verilmesi                 

-İnananlara ve İnanmayanlara Mülkün Verilmesi

-Allah’ın İndirdiği Kitapların içerdiği hükümler pratiğinde hükümet teşebbüsleri ve Kitabi Hükümler açısından yönetmenin ilkeleri                

- İnsanın Yeryüzü halifeliği ve Allah’ın Peygamberleri Halife seçip Mülk vermesi           

-İnsanın, emri (çoğulu umur)  idare etmesi yani yeryüzü işlerini yönetmedeki usul ve prensipleri açısından yönetme alternatifleri               

-Yönetilenin yönetime dahli ve kimlere yönetimin bir güç olarak zorla kabul ettirilemeyeceği mevzuu               

- Yönetilenin sorumlulukları             

-Kur’an’da, şehri yönetmenin mülkün yönetimindeki payı ve göstergeleri            

-Yönetici ve yönetilen açısından “istişarenin” yeterlilik, ehliyet, liyakati tayin etmedeki zorunluluğu                 

-Mülkün yönetiminde “ adalet” ve “ kıst ” kavramlarında benzerlikler, ayrışma noktaları 

- Kur’an’daki kullanımıyla “Allah’ın İpi ” ve “İnsanların İpi” belirleyiciliğinde “İnsanların İpi” kullanımında Mülkün Yönetimi’ne dair çıkarımlar

-Göklerde ve yerde ne varsa insana boyun eğdirilişi ve insanın halife olarak göklerdeki ve yerdeki işlerin yönetimi sorumluluğu

-Yönetirken mizanın/dengenin korunması hassasiyeti

-Yönetenlerin “inananlardan” olması halinde yönetimi altındaki inanmayanların durumu

- Yönetilen ve yönetilenin ahlakları açısından şekillenen yönetimler ve değişken insanın değişken yönetimler çıkarması

-İktidar ve kader ilşkisi bağlamında insanın yönetim üzerinden kaderinin şekillenmesi

-Ulul Emr (işleri yöneten yetkinler) bağlamında Halifeliğin bir kurum olup olamayacağı meselesi 

Vb…vb..  

(Allah Teâlâ’dan başarı dileklerimizle…)

Kur’an’daki kullanımları “Mülk” “Melk/ Milk” şeklinde olunca her iki kullanım için kendiliğinden ayrı manalar verilmiş oldu. Mülk kullanımının daha çok yönetim ve yönetme ile bağı kurulurken Milk kullanımım insan ve insanın sahip oldukları şeyler (eşya) bağlamında yorumlandı. Bu lugavi kullanım açısından   Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “mlk/me-le-ke” maddesine bakılabilir. Allah’ın isimleri açısından da bakıldığında “Melik” ve “ Malik-ul-Mülk” ,el-Melikü’l  Kuddüs, el-Melikü’l  Hakk de farklı sıfatsak kullanım ve  anlamların tarafımızca bilinmesine ışık tutmaktadır. Mülk kavramına kök teşkil eden kullanımlarda “Melekut” kullanımı dikkat çekmektedir. Zaman, fizik ötesi, görünmeyen, gaybi olana yorumlanmışsa da bu görüş yani melekutun gayba karşılık geldiği görüşü, Kur’an’da açıkça belli değildir. Yinelersek Kur’an toplamında  gaybı Allah’tan başkasının bilemeyeceği açıktır. Kur’an’daki ayetlere muhalif  bir tarzda, daha önce bilinmeyip zamanla bilinen bazı şeylerin bilinirliğinde “gayb zamanla bilinebilir” demek  başından beri gaybi olmayanın daha fazla bilineceğine yorumlamak daha isabetlidir. Yani “gayb” hiçbir zaman gayb olmaktan çıkmaz. Melekut açısından da Allah Teâla her hâlükârda “Melekut”un sahibidir. Melekutun künhüne varılabilir mi , sorusuna Kur’an’dan açılımlar yapmak mümkündür ama bu da yorum ve beyan ile alakalıdır. “ Böylece İbrahim’e, mukininlerden olması için –yakin bilgi ile inananlardan olması için  - GÖKLERİN VE YERİN MELEKÛTUNU/hakimiyet ve mülkünü   gösteriyorduk.” (Enam, 75) ayeti ilk etapta “Hakk’el Yakin”  şeklinde veya “Ayn’el Yakin” şeklinde gizemli gaybi hadiselerin İbrahim’e gösterilmesi gibi bazı başkalarına da gösterilecek bir batini tarafa yorumlayanlar, az dikkat ederlerse, Hz. İbrahim’e melekuttan gösterilenlerin (En’am, 76-79) ayetlerinde “gece gördüğü yıldız, ardından doğan ay, derken güneş ” ile alakalı bir tefekkür alanı olduğu görülecektir. İbrahim’e görünen ama zamanla gözden kaybolup batan şeylerin “Rab” olamayacaklarının anlaşılması sürecidir. Yani, bilgisi Allah katında olanın, gaybi olan başkasınca bilinemeyeceği ancak melekutun /melekeler üzerinden kanunlara tabi olarak cereyan eden olayların tefekkürle anlaşılabilmesinin gaybin anlaşılması olarak yorumlanamayacağı ortadadır. Eğer melekutun gösterilmesinde gaybi olanın gösterilmesi olsaydı İbrahim a.s bunca gök cisimlerine kafa yormaz zaten doğrudan yakini imana sahip olurdu. Lakin Kur’an da melekutun tefekkür, akıl yürütme, kafa yorma ile alakalı boyutu üzerinden mevzuyu kemale erdirmektedir. İbrahim a.s belli ki kalbinde yani aklında soru işaretleri kalsın istememektedir. Ana temadan saparak melekuta gayb anlamı yüklemek,   İbrahim peygambere gösterildiği gibi bazı kullara da (şartlar vuku bulursa) gaybın gösterileceğine dair gayb temelli alanlar açmak çabası tarihi süreçte akidevi kırılmalara zemin hazırlamıştır. İbrahim’e gösterilen melekutun sürecini yani sonuçlarını söyleyen Allah Teala melekuta bu yönüyle dikkat çekmektedir. Bizler de bu ayetlerle,  Allah’ın mülkündeki gaybe muttali olmanın, O’nun gaybdeki  hakimiyet alanlarının kullara verilen “kalkmış perdeler” aracılığıyla bilinip, bazılarını seçilmiş kılacağı ve o seçilmişler üzerinden o kullara insanın yönetilmesi yetkisinin verilmesi düşüncesinin Kur’an ile çeliştiğine bir delili olarak anlamakla daha isabetli yerde durabiliriz. Şu halde gaybi ilimler sahibi olduğu iddia edilen şahıslar üzerinden Kur’an’da karşılık bulmayan yaklaşımlarla mülkün yönetimine dair dayanak noktaları aramak boşluğa düşmektedir.

Allah kimseyi mülkün ortağı yapmadan; rezzaklığına ortak kılmadan rızkı verdiği gibi, aklına ortak kılmadan aklı verdiği gibi, ilmine ortak kılmadan ilminden ilmi verdiği gibi, ayetlerine ortak kılmadan ayetler gösterdiği gibi… Kısacası isim ve sıfatlarındaki anlamlara ortaklık yapmadan nimetlerini verdiği gibi mülkten de verir. Nitekim insanlığa /el –Nasa,    İbrahim’e  ve hatta    İbrahim Ailesi’ne de mülk verildiği belirtilmektedir. “Yoksa onlar, Allah’ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?   Doğrusu Biz, İbrahim ailesine Kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk   de bahşettik.”(Nisa,54) . Allah, kendisine mülk   verdi diye, Rabbi konusunda İbrahim’le tartışmaya gireni   görmedin mi?” (Bakara,258)   ayeti İbrahim’i ateş sınavına iten zata (Nemrud olduğuna yorumlanır)   mülk verildiğini,   Musa a.s Firavuna verilen zenginliğin nasıl kötülüğe evrildiğinden bahisle son bulması için dua ederken , Firavuna verilenlerin Allah tarafından verildiği (Yunus ,88) hususunu görmekteyiz. Buradan varacağımız husus, azgınlara da otorite, yönetme vs bağlamında mülk verildiğine işaret etmek içindir.  “De ki: “Ey mülkün    sahibi olan Allah’ım!.. Sen mülkü  dilediğine verirsin ve dilediğinden de mülkü   çeker alırsın...   Dilediğini   aziz eder, yüceltirsin; dilediğini   de zelil eder alçaltırsın. Ve her türlü hayır ve iyilik Senin elindedir. Gerçekten Sen her şeye Kâdir’sin.” (Al-i İmran,26) ayeti bize inanmayanlara verilen yönetim, otorite izninin nasıl yorumlanacağına dair belki ipuçları verebilecektir. İyi ve kötünün kıyası  sebeb –sonuçlar bağlamında elbette yapılabilir ama iyi kötü ile aynı terazi kefesinde  kıyaslanmaz. İyi olanın iyilik ölçütü kötüdeki birikimlerden alınmaz. İbrahim’e ve ailesine verilenin mülkün örneği iyi olanın örnekliği içindir. İbrahim peygamber gibi diğer insanlar da göklerde ve yerde olanlar üzerinde tefekkür edip tıpkı  İbrahim gibi, müşrik olmaktan kurtulabilirler. Böylece mülk sahibi de olabilirler. Melekut ile alakalı  bahsi kapatacak olursak,  Allah Teala mülk bağlamında melekutun da sahibidir. Gaybi de ancak mutlak manada O bilir. Mülkü istediğine verip alır (Al-i İmran,26)  lakin kimseyi gayb  mülkündeki bilgiye  ortaklık kılmaz, gaybın anahtarlarını da kimseye vermemiştir. (bkz,En’am,59, Cin,26, Neml,65-66)

Mülkün yönetiminde gaybi dayanaklar aramanın Kur’an’da tüm misallerin bulunması(Kehf,54)  hakikatine ters olduğunu belki de tekrar tekrar belirtmek gerekmez ama hatırlatmak da iyidir.  En kuşatıcı haliyle mülk Allah’a aittir (Bakara ,107; Âl-i İmrân ,189; Mâide 17-18, 40, 120; Hadîd ,2, 5; Bürûc, 9). Ayrıca mülkte Allah’a ortaklık söz konusu değildir (İsrâ ,111; Furkān ,2). Allah dilediğine mülkü verir bağlamında yönetme, hüküm sürme izni verme, hakimiyet donatısı ile donatma, hakimiyet ekipleri verme veya elde etme imkanları verme açısından  mülk verdiklerinin doğrular, salihler, elçiler vs olmasının yan ısıra dilese  zalimlere ,inanmayanlara vs de mülk  verilebilmektedir… Sorular olacaksa da    cevaplarını   Kur’an’da aramak gerekmektedir.

İnsanın sorumluluk yani yeryüzü halifeliği bağlamında kendi payında mülkü ne şekilde yöneteceğinin  verilerini Kur’an’da aramak bir zorunluluktur. Bu da kendiliğinden veriler, misaller, ilkeler, prensipler durumlar, beyanlar ve yorumlar ile gerçekleşebilecektir. Hüküm ve hakimiyetin sadece Allah’a ait olduğu, O’nun hükmünün denetime tabi olmadığı ile ilgili ayetleri (bkz.Yusuf,40,67, Rad,41, Mü’min,12) bizlere en genel en kuşatıcı ve en mutlak manada hüküm koymanın, hüküm var etmenin ancak ve ancak Allah’a ait olduğunu belirtirken insanın yeryüzü sorumluluğu açısından mülkü yönetme bağlamında  kendilerine hayata karşılık gelen alanlarda ilim verilenlerin beyanları ile ayetleri açıklanan Kur’an’a muhalif hükmetme temellerinin kabul görmeyeceği, Allah katında bir karşılığının olmayacağı , Kur’an’a muhalif hayat dayatmalarının insanı kafir ve zalim kılacağı (bkz. Maide,44-45) , Allah’ın mülkünde insanın şirk ve zulümden kurtulmak gibi bir çabasının zorunlu olduğu ve şirkin de zaten doğal hali olarak zaten en büyük zulüm olduğu (Lokman,13) belirtilmektedir. Buradan çıkarımla “hakimiyet” kavramının ayrıntılı olarak ele alınması ve olabildiğince açıklanması gerekmektedir. Bu süreçte de yine dinamikler, ilkeler, prensipler ve yöntemler için Ku’an’a başvurulmalıdır.

Durum, varlık anlamında ne varsa “Allah’ın Mülkü” olarak kapsayıcı çerçevede belirlenince, dünyaya ait insan yönetimi de dahil, tüm işlerde hüküm icra etmek bağlamında “ faili insan olan hakimiyet” kavramının da yine Kur’an’daki bütün açısından ele alınması tüm zamanlar açısından   önü açık, yorumlanabilir olması gerekmektedir. İnsanın mülkü kategorisinde, yönetimle ilintili mülk, mülkiyet olarak servet sahibi olmak ve servetin yönetimi gibi reel alanlarda fiili durumun yönetimsel kavramlar önem kazanmaktadır. Allah Teala söz konusu olunca mülkün maddi ve manevi yönünün yönetiminde yönetmenin boyutlarının kabulünde  en kuşatıcı çerçevede bir teslimiyet söz konusu iken, “Kendi emriyle gemiler akıp  ulaşsın ve O’nun lütfundan  arayasınız diye, sizin için denize boyun eğdiren   Allah’tır. Umulur ki şükredersiniz  . Kendinden (bir nimet olarak), göklerde ve yerde olanların tümüne   sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten  ayetler vardır.” (Casiye,12-13) ayetleri    göklerde ve yerde ne varsa insanın orada olan bitenle bir tür ilişkisini kurmakta ve insan iradesi eşliğinde de oralarda insana  sorumluluklar yüklemektedir. Bu yönüyle insanın sahip olduğu mülk,   insanı ilgilendiren boyutlarıyla işlerin yönetimine dahil olması açısından insana idari sorumluluklar yüklemektedir. Dünyadaki (arzdaki) umurların yani işlerin sevk ve idaresinde de insan “halife sorumluluğuyla”  görevler icra edecektir. Dikkatli bakıldığında, bahsedilen maddi ve manevi yönüyle mülkün sevk ve idaresinde özellikle de mülkiyet bakımından bize taraf yüzünde yönetim ve mal, mülk edinme kavramsal önemde belirgin hale gelmektedir. Kur’an, Allah’tan olduğu haliyle (söz ,mana ayrımı yapılmaksızın) nazil olan, korunan, kıyamete kadar da bu özellikleri ile, var olan hayatın kitabı olarak, ayetleri ve bu ayetlerdeki misalleri üzerinden bir denge halinde  yol gösterici rolüne de sahiptir. Bu dengenin korunması, adeta kainattaki her şeyin maddi ve manevi olarak dengede kalması gibi, insan fıtratını koruyan, evrendeki mizanı da tehdit etmeyen bir uyum ve denge haline karşılık gelmektedir. Neler olduğunda veya neler yapıldığında dengenin bozulacağı, fesat ve fitnenin, bozgunculuğun oluşacağı da Kur’an’da ayrıntılı tanımlanmaktadır. İnsan, sorumluluk sahibi olarak mülkün maddi ve manevi cihetiyle yüzleşecek, mülkü sevk ve idare etmek isteyecek, mülk ilintili yönetsel kavramlar, yönetim modelleri, yönetim tezleri geliştirecek ama asla dengeyi bozmada ısrar etmeyecektir. Çünkü insanın bu yönlü ısrarı neticesinde hangi süreçlerin yaşanmaya başlayacağı ve hangi akıbetlerin olacağı da Kur’an’da tanımlıdır. Allah’ın “mülkün yegane sahibi” olduğunu bilerek mülkiyet bağlamında mülkü sevmesinde bir sakınca olmadığı, Kur’an’da tanımlı kanunlar çerçevesinde mülkün dilenene verildiği, yani bir kanun dahilinde mülkün insana geçtiği, yine aynı kanunlar dahilinde insandan mülkün alındığı anlaşılmak durumundadır. Bir özellik vardır ki mülkiyet (mallar)  manasında   “sefihlere” verilmemesi söylenip de nasıl ki alternatif sunuluyorsa (bkz. Nisa,4-5) bir çıkarım olarak,  daha kuşatıcı olan  yönetsel manada mülkün “sefihlere bırakılacak bir fiili durum olmadığı ” da Kur’an’daki misaller açısından bir çıkarımla önümüze gelmektedir. Kısacası mülk, hayatta birçok yönde ele alınacak bir toplama karşılık gelmektedir ve çok nettir ki bazı insanlar   “azda iş tutmaya başladı mı    ekin ve nesli helak etmeye  bakar ” (bkz, Bakara,205) bu insanlar yaptıklarına Allah’ı şahit getirseler (Bakara,204)  bile yaptıkları fesattan başkası değildir.  İşte mülkün yönetiminde, arzda iş tutmak bazen de yönetimler veya yönetim modelleri üzerinden devşirilen bir güç ile ortaya çıktığından Allah’ın sevmediği fitnenin bertaraf edilmesi için de Kur’an’daki misaller ve prensipler üzerinden yol alınmalıdır. Yoksa ayette belirtildiği gibi  “ İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri  Senin hoşuna gidecektir ve (böyleleri) kalbindekine  rağmen Allah’ı şahit getirir; oysa o  azılı bir düşmanlardırlar. Sırtını çevirip gittiği ve işbaşına   geçtiği zaman; yeryüzünde  bozgunculuğa girişmeye, ekini ve nesli helak etmeye çaba gösterir.  Allah ise, (fitne ve fesadı) bozgunculuğu sevmemektedir.”(Bakara,204-205) .Bir yorum olarak kimi yönleri Kur’an’a dayandırılan yani Allah şahit getiriliyor gibi duran bazı iktidar modellerinin esasen fitne ve fesat temelli ve amaçlı olduklarını anlam için de Kur’an’a bir bütün halinde bakmak ve dinamikler, prensipler, yöntemler esas alınarak bu yönetim modellerini irdelemek gerekmektedir.

Selam ve dua ile…

 

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
YAZARLARTÜMÜ
Sabri AKIN

TEFEKKÜR

Sabri AKIN

Vahye Bütünsel Yaklaşım…

Mehmet Ali ANŞİN

Mehmet Ali ANŞİN

Ramazan Keskin

m.Cihad ULUÇ
m.Cihad ULUÇ

Gayret ve Teslimiyet

Dr. Murat AYHAN

Dr. Murat AYHAN

Narsizm Gemisi

Süleyman Arif BEYAZKAYA

Süleyman Arif BEYAZKAYA

Ön Yargılarımız da Politik

Tuba Reyyan YAŞAR

Tuba Reyyan YAŞAR

Konya

Abdulhakim YALÇIN

Abdulhakim YALÇIN

Din, Akıl ve Batı

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Kurban ve Niyet

Reşat CENGİL
Reşat CENGİL

Eğitim Üzerine

ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
Fatma BARBAROSOĞLU

Fatma BARBAROSOĞLU

Bir İbadet Olarak Kurban Kesme

Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

O İşin Matematiği Var

M. Mücahid SAĞMAN

M. Mücahid SAĞMAN

Keskin Bir Elveda

Fatih OKUMUŞ

Fatih OKUMUŞ

Müslüman Orucu

Necip CENGİL

Necip CENGİL

Hayata ve Bilmeye Dair

Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ

Paylaşma ve Körlük

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Mustafa Yazgan’ın Ardından…

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!