G o n g o…

Sizlerde benim gibi hep duyarsınız "Siyaset Üstü” lafını. Siyasetle uğraşmış benim gibi insanlarla birlikte sadece sandıktan sandığa...
G o n g o…
Hasan DÜNDAR
Hasan DÜNDAR
Eklenme Tarihi : 22.09.2022
Okunma Sayısı : 257

Sizlerde benim gibi hep duyarsınız “Siyaset Üstü” lafını. Siyasetle uğraşmış benim gibi insanlarla birlikte sadece sandıktan sandığa oy veren insanların kafasında aynı şey şekillenir zannedilir “siyaset üstü” sözüyle. Zannedilen yani kastedilen veya anlaşılan, siyaset üstünün manası; tarafgirlik ve dayatmacılık değildir. “Yani halka rağmen halk için” ninisiyle halkı aldatmak hiç değildir.

Mesela “cami de” siyaset olmaz derler. “Kışla’da” siyaset olmaz, “sağlıkta” siyaset olmaz, “okulda” siyaset olmaz eee… ne kaldı? Çevre ve ormanda siyaset olsun, bayındırlıkta da olsun, turizmde de olsun.

Peki, nedir ki bu siyaset? Şunda olsun, bunda olmasın. Şimdi oturup siyasetin seyis kelimesinden geldiğini, seyisliğin at tımarıyla birlikte bir nevi at terbiyesi olduğunu v.s… veya kitabi açıklayacak değilim. Hele siyasetin politika ile karıştırılmaması gerektiğini, çünkü poli-çok, tika nın yüz olduğunu, politikanın çok yüzlülük olduğu gibi bir yanlış bilgiye dayanarak aynı masalı da tekrarlamaya niyetim yok.

Çünkü siyaset politikadır. Politika da siyasettir. Onun için Camide de, kışlada da, okulda da her yerde siyaset olur, olmalıdır. Sayılan her birimin kendine has öncelikleri ve hassasiyetleri ve kırmızı çizgileri vardır. Siyasetin birinci şartı bu öncelikleri, hassasiyetleri muhafaza etmek ve kırmızı çizgilere uymaktır. Gerekiyorsa bu çizginin sınırlarını yeniden belirlemek olsa da bunlara dikkat etmektir.

Önceliklere dikkat etmeden hassasiyetleri zedeleyip kırmızı çizgileri çiğneyerek yapılan siyasetin kimseye faydası olmadığı ve bu tür politikaların sonucunda hep aldatma ve hüsran olduğundan şuraya buraya siyaset giremez ve biz her politikayla aynı mesafedeyiz ve siyaset üstüyüz anlayışı oluşmuştur.

İnsan olarak yani “Adam gibi adamların birbirleriyle pek problemi olmaz”…  Meselelerini konuşa konuşa çözebilirler veya bir çözüm süreci oluşturabilirler. Fakat bir ipteki iki cambazlar kendilerinin bile inanmadığı doğrularını başkalarına dayatırlar ve ötekileştirdikleri birilerinden teslimiyet beklerler. İşte bu siyaset değildir. Buna ne derseniz siz deyin kendinizce bir isim olsun. Ama siz siz olun siyasi olun. Siyaset üstü değil. Çünkü aldatılmak istenen sizsiniz.

Bütün insanlar olarak neye inanırsak inanalım, ister dini ister ladini, ister İslami ister gayri İslami, ister sarhoş ister berduş veya sofi ya da radikal belki de sev genç bir hayat yaşıyoruz ve bir hayatı paylaşıyoruz birileriyle. Birisinin oğlu ya da kızıyız, birisinin amcası, dayısı veya babasıyız. Birisinin anası, bacısı, halası, teyzesiyiz ve de birbirimizin hısımı, akrabası, komşusu, hemşerisi ve de vatandaşıyız.Bu ülkenin insanları olarak Edirne’de aynı yağmur bizi ıslatıyor. Kars’ta aynı kar üstümüze yağıyor. Adana’da aynı sıcak bizi terletiyor. Karadeniz’de aynı rüzgâr bağrımıza esiyor ve biz hep birlikte ödüyoruz bütün bedelleri… Solcusu, sağcısı, radikali, pasifi, legali, illegali, hep aynı sorguların muhatabıyız.

Sırtımıza inen coplar hep aynı imalat. İşkencelerde verilen elektriklerin kaynağı Keban ya da Atatürk barajı, hapishanelerde sadece gökyüzü görünmekte. Çiğnenen insanın onuru ise, hayâ ise, namus ise zedelenen kimlik ise ,her kişinin ki kendince değerlidir. Bana sana göre değersiz olsa bile.

Bunca şeye rağmen; yaşım kadar biliyorum ki herkesim ve kesitte insanlar inandıklarını yaşayamıyorlar. Yaşayamamaktadırlar… Yaşadıklarını inancı haline getiriyorlar. Evet teoriler, hayaller, düşünceler, doktrinler say sayabildiğin kadar ve bütün bunların hepsine iman ve amentular… .Ne oluyor?… Komünizm, sosyalizm, sosyal demokrasi, demokrat, liberal demokrat ve belli sonuç “muhafazakâr demokrat.”  Kimse kızmasın sonucuna bakıp komünizmden kimsenin geldiği yok ve ya bu kavramları türedi veya karıştırdığımı zannetmeyin lütfen. Şunu arz etmek istiyorum. Laik düzende İslam’ı yaşamak problemi ile karşı karşıya kalan Müslümanlar inançlarını pratize edemeyince sorunlarının sorumluluklarını üstlenip hayalci bir mantıkla oluşan problemlere Asr-ı Saadetle, İslam tarihinde sahabe örneklerinde, hadis veya sünnette vede Kuran ya da Kuran tefsirlerinde güya temel, kaynak bulup oluşturuyorlar. Bu garip bir yol veya belki yanlış bir yol değil elbette, fakat çözüm diye ortaya çıkarılıp ve dünyanın sonuymuş gibi takdim edilen bu çözümlere, çözümlerin sonuçlarına göre laik rejimin bütün olumsuzluklarını İslami temellere oturtulmamalıdır.

Yani mevcut bir olay sağa dönülüp, sola bükülüp bir şekilde kitabına uyduruluyor desem belki birilerini çok kırmış olurum ama benim bildiğim ve pek de yapamadığım şey kitaptan hayata bir açılım olması gerekirken vahiy bir kültürdür. Ülkemizde git gide katmerleşen bu kültür sonucu çoğu diller nasır bağlamak üzere ve çoğu sağırlar bile bu nasırlı dillerin avurtlarını şişire şişire anlattığı islami hassasiyetleri dinleye dinleye duygulanmakta ve gözyaşlarına peçete yetmemektedir. Sağır nerede duyacaksa?

Evet, köprücük kemiklerini geçmeyen bir vahiy kültürü…, evet haydi yürü bu vahiyle, haydi diril bu vahiyle, haydi kardeşlik çağrıları yap bu vahiyle. Yıllardır söylenip dinlenen bu ninni değil mi? Bilgilenmek için okunan kitap, coğrafya ya da fizik konularını bildirip tarihsel boyutlu bir kitap kimin ahlakıdır. Ahlakı Kur’an olan insanın sözleri (s.a.v) hangi sırma köşklerde hangi rahat koltuklarda ve hangi sofralarda seslendirilmektedir.

Kısacası inanmalı ve yaşamalı… ama maalesef yaşamak yaşantıya kitapta yerini bulup kılıf uydurmak…. Hep yaptığımız bu yoksa her şeyin bir fiyatı var, yani bedeli var. Biz ise sıfır maliyetçiyiz… bedel dediler mi biz yokuz. Ülkenin yüzde 54 oy alan başbakanı idam edilirken bütün vatandaşlar evlerinde gözyaşı dökmediler mi? Şunu kastedmiyorum başkaldırmak lazım diye. Şiddet ve terörün her çeşidini lanetliyorum. Müslüman insan yine elinde dilinde diğer Müslümanların emin oldığı kimsedir. Çünkü Müslümanların liderinin(sav) en belirgin özelliği ve ismine yansıyan tarafı “ EMİN” idi.

Emin olmalı, yani güvenilir ,yani doğru, yani dürüst, yani adam gibi adam olmalı. Böyle olunca ne olur?  Kitabın kararıyla hayat yaşantısı var ki, ta ölüme kadar herşey alemlerin rabbi Allah için olur. Allah’a göre şekillenir. Yani adil olur, adaletli olur, Adalet mülkün temelidir. Mülkte Allah’ındır, mülkte adalet olunca da toplum ifsad olmaz. Sağlıklı bir toplumda sağlıklı bir hayat yaşanır, sağlıklı bir nesil yetişir. Sağlıklı bir nesil ise huzurun, özgürlüklerin, insanca yaşamın gereksinimidir. Sağlıklı neslin oluşturacağı sağlıklı toplum insan haklarının teminatıdır, garantisidir.

Ülkelerinde hakları zedelenen veya gasp edilen, özgürlükleri engellenen, insanca yaşama arzuları veya inançlarına göre bu inançları ne temelde olursa olsun engellenen insanlar kendilerine takılmak istenen bu prangalara karşı, yasaklayıcı kanunlara, kurallara ve yasalara karşı bir mücadeleye girişmişlerdir. Bu mücadeleler şiddet içeren veya içermeyen, ferdi, marjinal veya toplumsal, belli bir görüş, düşünce veya ekol olarak yada etnik ve de mezhebi kökenli, say sayabildiğin kadar şekilde oluşmuş, oluşturulmuş, oluşanlar yönlendirilmiş veya kullanılmış bir dönem veya yıllarca sürmüştür. Bu mücadelenin ana teması engelleyen ve engellenen. Kendini engelli gören ve köleleştirmek istenen. Devlet ve Fert, Zalim ve Mazlum, bu örnekleride istediğimiz kadar çoğaltabiliriz ki gerek yoktur sanırım.

Yani dava, dava adamı ve mücadele, inanmak, yaşamak(amel etmek), cehd ve şahadet.

Komünisti de böyle, faşisti de böyle, şeriatçısı da böyle, laiki de böyle, feministi de böyle. Böylede, böyle… dava, dava adamı, mücadele…

Dava ne? Dava adamı kim?  Ve mücadele nasıl olmalı? Yıllardır konuşulan, tartışılan ve bir türlü anlaşılmayan şeyler bunlar. Ne yapmak? Nasıl yapmak? Kiminle yapmak? ne zaman yapmak?  ne kadar yapmak? Çok su götüren bu hamur mevzuu, koministe de böyle, faşiste de böyle, şeriatçısında da böyle, laikinde de böyle, feministinde de böyle. İşte STK dediğimiz Sivil Toplum Kuruluşları da bu minvalde ortaya çıkan bir yapılanmadır. Haldir, durumdur, vaziyettir, yani günün fotoğrafıdır. Bize düşen bu fotoğrafı doğru okumaktır. Nesneleri iyi görüp iyi tanımlamak ve iyi isimlendirmektir.

Yoksa “Cihad Teneke sanayi” veya “Furkan Gübre” cinsinden kelime ve kavramların acımasızca katledişleri gibi… yani yaşantıya kılıf bulmak babında ne kadar önem verdiğimizi göstermek için hangi günahlara yar olduysak yurdum insanı olarak şimdide “Şah’ı Nakşıbend ve Çevre Derneği” v.b isim takmak yada XWYZ gibi bir sürü harften oluşan isimlerden ibaret dernekler ,vakıflar oluşmuştur, oluşması sağlanmıştır.

Evet, Hasan’ın Derneği, Hüseyin’in vakfı, Mehmetçilerin birliği, Kavun yiyenler kulübü, pardon kelek yiyenler merkezi v.s v.s. Ama dava, dava adamı ve mücadele, ne yapmalı sorusu ve devam sorularının sonucunda oluşan, oluşturulmuş ve de oluşturulması sağlanmış STK ’lar kime karşı, zulme karşı, devlete karşı, tağuta karşı, ahlaksızlığa karşı , ABD ye karşı, komünizme karşı, yani STK mutlaka bir şeye karşı, bir şeyden de yana olacak. Fakat “sivil” kavramı bir toplum biçimini işaret etmektedir.

Sivil toplum oluşturulduğu sosyal gruplarla özdeşleşen bir kavram olarak ele alınmalıdır. Sivil toplumun bu şekilde okumak ve anlamak lazımdır. Sivil toplumu sadece resmi ya da gayri resmi sosyal gruplarla sınırlı tutmak toplumsal ve siyaset sistemin tümünü göz ardı etmemize yol açar. Çünkü her şeye muktedir olan bir devlette ne bireyin nede devletle arasındaki kurumların devletten bağımsız bir hükmü şahsiyet geliştirme şansları söz konusu olabilir. Führer yazılsada anlaşılan Hitlerdir…

Türkiye’de STK kavramı “sivil” toplumu “kuruluş “larla sınırlı tutmaktadır. Kuruluş ise Avrupa birliği uyum süreci yasalarından önce yedi kişinin emniyetteki kaydı ile gerçekleşen resmi kurumlara işaret eder. Dergide böyledir, radyosu da böyledir, TV de böyledir, gazetede Kitapevi de, kulüp de vs. vs. böyledir. Yani devlet sivilliği kendi sivil toplumuyla sınırlandırmaktadır. Bu kavramı yani “SİVİL”liği kısacası eskiden emniyette kaydı şimdi de Dernekler Müdürlüğünde kaydı olmayan dernek sendika yada vakıf hüviyetine sahip olmayan oluşumlar sivil toplum olamaz sonucuna götürmektedir, Sonuçta yani “devletin sivil toplumunu oluşturmak için kurulan “STK” ‘lar oluşturulmaktadır. Yoksa illegalsin, örgütsün, yasadışısın, kökü dışarıda, kandırılmış, ajan, işbirlikçi, hain, devlet-millet düşmanı …Bunlar hafifi… gerisini sen düşün.

Dava, dava adamı ve mücadele öyleyse haydi “STK” laşmayan her kesim ve kesitteki insanımızın üç aşağı beş yukarı süreci böyle işliyor kanaatindeyim. Solcusu, sağcısı,İslamcısı aynı kaderi paylaşıyor bu konuda.

Şimdi sen kalk STK hılful fudul de veya hılful fudul STK de. Bence ikisi de değil. O  zaman hılful fudul vardı ve olmalıydı, şimdide STK olmalı ve var, ama bu memlekette 50 yıldır solcular STK’aları kullanıyor, sağcılar kısmen. Şimdilerde de İslami gruplar. Fakat onlar Erbakan hocanın deyimi ile “Batı kulübü “anlayışı ile bu normları alıp kullanmaktadırlar. Bu alış verişte de bir beis görmemekte ve devlet karşısında böyle yapmakla çoğu kez haklı ve güçlü olmaktadırlar. Gelgelelim İslamcıların (daha doğrusu sistem karşıtı düşüncelerin) böyle bir şansı olmayabilir veya kestirmeden yoktur. Çünkü düzen koruyucuları oyunun kurallarını değiştirince önceleri mevcut şartlara göre oyunu kazanmış olmak pek bir anlam ifade etmez; Yani kazandıkça kuralların değiştiği bir ülkede hep kaybedenler olmak;. Sıfır maliyet anlayışının getirdiği bir sonuçtur. Yani bedel ödemeyen azimeti değil ruhsatı tercih etmek…ruhsat…ruhsat… tabi ateşi maşa ile tutmak, yani elle tutmamak ruhsatmıdır? azimetmidir? Peki ateş nedir? Maşa nedir?  siz karar veriniz…

Bu sonucun sonucunda yüzlerce STK’mız olsa bile, binlerce üyemiz olsa bile ödünç aldığımız kavramlarla kendimizi ifade edemediğimiz gibi, ödünç olarak aldığımız kurumsal metotlarla da başarmak istediğimize ulaşamayacağımızın farkında olmalıyız. Nihayetinde ödünç... Bakarsın bir gün isterler. İki defa yirmi  yıllık bir süreci (28 şubat maç arası) şöyle toz pembede olsa bir gözden geçirsek belki yukarıdaki cümlelerimden dolayı bana kızmazsınız.

Bakınız Türkiye'nin yirmi küsür yıl önce yaşadığı 28 Şubat, hem kişisel hak ve özgürlükleri baltaladı hem de ekonomik açıdan vatandaşa bedel ödetti. 'Postmodern darbe', Cumhuriyet tarihinin en derin ekonomik krizine zemin hazırladı. Yaşananlar, sürece destek verenlerde bile burukluk oluşturdu. Refahyol hükümetine karşı 'sivil' bir platForm oluşturan ve o dönem "5'li çete" olarak anılan, Türk-İş, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, İşveren Sendikaları Konfederasyonu, DİSK ve Türkiye Esnaf Konfederasyonu'nun üyeleri, bugün nasıl düşünüyor acaba?...STK nerede BEŞLİ ÇETE nerde ? Hani derler ya “Allah’ım şirin aklımıza mukayet ol”

Geçmişte ortaya çıkan Balyoz darbe planı paralelinde yapılan “Cumhuriyet Mitinglerini “bir düşünün.Cumhuriyet Mitingleri 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Recep Tayyip Erdoğan veya başka bir Millî Görüş kökenli siyasetçinin olası cumhurbaşkanı adaylığına karşı başlatılan mitinglerdir. Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde, 2007 yılının Nisan ve Mayıs aylarında yüz bin kişiyi geçen kitlelerin katıldığı irtica(!) karşıtı mitinglerin duyurulmasında ""Cumhuriyet'ine Sahip Çık" mesajı kullanılmıştı. Şimdi ortaya çıkıyor. ”Ne cumhuriyet ? Ne cumhuriyet ? “ Bu mitingleri düzenleyenler de STK’lar dı maalesef. Hem de işin göbeğin den demokrasiye(!) inanan demokrat STK lar.

Beri tarafta da Ak Parti kapatma davası açılınca başka bir STK hareketi başladı. Hatta ilk mitinglerini de Malatya’mızdan başlatarak işe girişmişlerdi. Evet “Ortak Akıl Hareketin den” bahsediyorum. Gerçekten ne diyordu Ortak Akıl Hareketi  “ Türkiye’de yaşanan demokrasi ve özgürlük mücadelesine aktif katılım sağlamak, temel hak ve özgürlüklerin alanını genişletmek, millet iradesini her tür vesayet ve ipotekten arındırmak, toplumdaki her tür inanç, yaşam tarzı ve eğilimleri eşit olarak hukuk güvencesine alacak yeni bir anayasa talebini diri ve canlı tutmak amacıyla kurulduğunu” ifade ediyordu. Evet bunların hepsi Türkiye’de gerçekleşti ve Ortak Akıl Hareketi bitti.Ama Ortak Akıl Hareketini oluşturan STK’larımız hala var ve çalışmaları sürüyor.Ama ne çalışma ,ne çalışma ? 73 cemaat çarpı 73 kere adet STK…

STK veya CEMAAT ne dersiniz, araştırılmaya değer iki konu. Haydi, bakalım Allah kolaylık versin. Keşke vardığınız sonucu bende öğrenebilsem, o zaman hep beraber cemaatlerin gurupçu STK larına karşı çıkardık. Silahsız Türk Kimliğine bürünen STK lara karşı çıktığımız gibi.

D İ P N O T L A R :

NOT: Bu yazı 2010/2015 yılları arası Malatyanethaber’de yayınlanmış olan üç gazete yazısının birleştirilmiş ve sadece başlığı yeni eklenmiş halidir…

(*) GONGO

Government - Organized -Non - Governmental Organization

(Hükümetçe düzenlenen -Hükümet dışı / gayrı - resmi kuruluş)

 

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
Ramazan KAYAN

Ramazan KAYAN

Yasince Yaşamlar

Fatma BARBAROSOĞLU

Fatma BARBAROSOĞLU

Bir İbadet Olarak Kurban Kesme

Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

O İşin Matematiği Var

Fatih OKUMUŞ

Fatih OKUMUŞ

Müslüman Orucu

Necip CENGİL

Necip CENGİL

Hayata ve Bilmeye Dair

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Mustafa Yazgan’ın Ardından…

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!