İslam Âlemi, İslam Milleti ve Hal-i Pür Melalimiz...

İslam âlemi, İslam Dünyası, Müslüman Dünya ve İslam Milleti İslam Ümmeti ne demektir. İslam Dünyası ve İslam Ümmetinin içinde bulunduğu durum nedir?...
İslam Âlemi, İslam Milleti ve Hal-i Pür Melalimiz...
Mahmut BALCI
Mahmut BALCI
Eklenme Tarihi : 12.02.2021
Okunma Sayısı : 411

İslam âlemi, İslam Dünyası, Müslüman Dünya ve İslam Milleti İslam Ümmeti ne demektir. İslam Dünyası ve İslam Ümmetinin içinde bulunduğu durum nedir?

Öz ifadeyle, Müslümanların yoğun olarak yaşadığı coğrafyaya, İslam âlemi, İslam Dünyası veya İslam ülkeleri bazen de halkı Müslüman ülkeler denilmektedir.

İslam Milleti, İslam Ümmeti, Rabbimizin Kuranı Kerimde  “İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin.” (Enbiya 92) “   Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ve Allah'a iman edersiniz.”  ( Ali imran 110) Ayetleri gibi, pek çok ayette övdüğü ve Hz. Adem (as) dan, son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)e kadar gelen bütün Peygamberlerin tebliğ ettiği, davet ettiği, Allah katında geçerli tek din olan, Hayat nizamı İslam’ı, bir bütün olarak kabul eden, O’na inanan ve gücü nispetinde onu yaşamaya çalışan, renk, dil ırk ayrımı yapılmadan, bütün Müslüman fertlerin, kavimlerin ve toplulukların mensubu olduğu Büyük Millettir.

Elhamdülillah biz, bu Büyük İslam Milletin mensubuyuz. Bu Millete mensup olmakla şeref duyuyoruz.

Ancak, üzülerek ifade edelim ki, biz Müslümanlar ve İslam Ümmeti olarak, uzun bir süredir, Allah ve Resulününün istediği  ve razı olduğu bir ümmet değiliz.

Bunun pek çok sebebi vardır. En başta geleni başta İslam konusunda ve   diğer ilim alanlardaki cehalet ve bunun sonucu olan tefrikadır. Parçalanmadır.

Bunu biraz açalım:

Hz. Peygamberin veda hutbesinde yüz bini aşkın sahnesine seslenerek:

Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.(Muvatta) “ buyurdu.

Biz, Müslümanların, İslam’ın bu iki temel kaynağı ilişkisi ve bu iki emanet ile ilgili bilgi, anlayış ve amel durumumuz nedir?

Şunu başta belirteyim ki, bu gün biz Müslümanların Kuran ve Sünnet ile ilişkisi Rabbimizin istediği, Resulullahın bize gösterdiği doğru bir ilişki değildir.

Bunu örneklendirecek olursak, içinde yaşadığımız ve yüzde doksandan fazlasının Müslüman olduğu söylenen bu toplumda, Kuranı yüzüne okuyabilenlerin oranı, en iyi tahminle yüzde elliyi geçmez. Peki, Kuranı yüzüne okuyabilen bu Müslümanların yüzde kaçı Kuranı anlayabiliyor, anlayarak okuyabiliyor, Onun mana ve mesajını anlamayı dert ediniyor. Yine en iyi tahminlerle bu oran yüzde birlerde bile değildir. Hadis ve Sünnet bilgisi konusunda bu oran daha da aşağılardadır. Peki, Kuran ve Sünnet konusunda bilgi düzeyi bu durumda olan bir toplum, gerçekten İslam’ı biliyor, Kuran ve Sünnetle sağlıklı bir ilişkisi var diyebilir miyiz?  Elbette hayır.

Yaşadığımız bu toplumda, Çocuklarımızın geleceği diye, basit dünya menfaatlerini elde etmek için, hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan biz anne ve babalar, kendimizin ve çocuklarımızın ebedi saadeti için, Allah’ın dinini ve bu dinin temel kaynakları olan Kuran ve Sünneti öğrenme ve öğretme konusunda ne yapıyoruz. Herkes kendi nefsine sorsun.

Son dönemde açılan çok sayıda İmam Hatip Lisesi, İmam Hatip Ortaokulu, Diyanet Kuran Kursları ve diğer okullardaki, seçmeli Kuranı Kerim, Hz. Peygamberin Hayatı ve Temel Dini Bilgiler derslerine rağmen bu alanda yeterli bir düzeye gelinememiştir.

Bunu, toplumun gidişatından rahatlıkla gözlemleyebilmekteyiz. Örneğin, sosyal medyada yapılan sokak röportajlarında konuşan gençlerin, din ve dini değerler konusundaki tavırları, bu konulardaki duyarsızlıkları, namaz kıldığını söyleyen koca koca adamların dahi, İslam’ın ve İmanın temel şartlarını, hatta kelime-i şehadeti ve anlamını, namaz sure ve dualarını doğru dürüst bilmemeleri bu durumu apaçık göstermektedir.

İçinde yaşadığımız toplumun genel durumu bu. Peki, Kuran ve Sünnet bilgisine sahip olduklarını iddia eden Hocalar, mollalar akademisyenler vb. kesimlerin durumu ne? Ülkenin din eğitimi almış, mürekkep yalamış bu insanları bu alanda ne yapmaktadırlar.

Üzülerek söyleyelim ki, bu kesimler,  İnsanlara Allah’ın dinini, Kitabını, Resulullah’ın sünnetini öğretme ve bunlara çağırma yerine, kendi hocasına, kendi gurubuna, kendi cemaatine, tarikatına ve anlayışına çağırmakta ve bunun için çalışmakta, birbirleriyle uğraşmakta adeta birbirlerini yemektedirler.

İslam’ı bildiğini ve mücadelesini verdiğini söyleyen bu kesimlerin çoğu, Allah’ın Dini İslam’ı Kuran ve Sünnetten, bir bütün olarak öğrenme, İnanma ve yaşama yerine, Üstatlarının, Hoca efendilerinin Şeyh efendilerinin kitaplarından öğrenmektedirler. Müslümanlar; farklı kaynaklardan dini öğrendiklerinden ve herkes kendi kaynak ve yorumunu tek doğru kabul etmekte, kendi gurup, meşrep ve anlayışında olmayanları, çok ağır bir şekilde itham etmektedirler.

   Kuran ve Sünnet dışında, her biri farklı kaynaktan din öğrenen bu guruplar, bir araya gelememekte ve ortak bir paydada buluşamamaktadırlar. Buda Ümmetin parçalanıp dağılmasına sebep olmaktadır.

Peki İslam toplumundaki bu gurupların, Dinin temel kaynağı olan Kuran anlayışı ve Kuranla ilişkileri nasıldır?  Toplumuzda egemen anlayışa ve uygulamalara göre Kuran;  güzel sesli hafızların dilinde, lafızları okunup dinlenen, bir de son dönemde yarışmaları  yapılan bir nağmeler kitabı, taziyelerde ve mevlit törenlerinde okunan geçmişlerimizin ruhuna hatimler yapılan bir dualar kitabı, Din eğitimi veren okullarımızda sınıf geçmek için geçerli not alınan bir ders kitabı, akademik dünyada üzerinde akademik çalışmaların yapıldığı bir akademik bir kitaptır.  

Kuran ve Sünnetten uzaklaşan Müslümanlar, dağılıp parçalanmışlardır.

 Rabbimiz, Kuranda onlarca ayette Allaha ve resulüne itaat edin, bir konuda ihtilafa düşerseniz Onu Allah ve Resulüne (Kuran ve Sünnete) götürün demesine rağmen, Müslümanlar bu gün, Kimi “Ehli Kuran’ız”, kimi “Ehli Hadis’iz” Kimi  “Ehli Sünnet ve Cemaatiz” diyerek bir birbirlerine karşı mücadele etmektedirler.

Yine bu  dini gurup ve cemaatlerin her biri, Kuran ve Sünnete esas alıp,  bir hayat nizamı olan İslam’ı, bir bütün olarak esas alma yerine, farklı üstad ve Hoca efendilerin, dinin bir cephesini anlattığı kitaplarını ve din anlayışlarını esas alarak,  “Gerçek Din Budur” diyerek onunla oyalanmakta ve kendisi gibi düşünmeyenleri sapık, fasık, zındık ve hatta müşrik ve kafirlikle itham etmektedirler.

Meşhur hikayedir. Filin tamamını görüp idrak edemeyen körleri, filin yanına götürmüş ve kendilerine, file dokunarak, fiili tarif etmeleri istenmiştir.

Filin hortumuna dokunan birinci âmâya,

Fil nedir,?

diye sorulduğunda;

-Fil, bir hortumdur, cevabını vermiş.

İkinci âmâ, filin güçlü ayaklarına dokunmuş ve

-fil bir güçlü bir sütundur, demiş.  

Üçüncüsü, kulaklarına dokunmuş ve fil nedir? sorusuna,

-fil,  battaniye şeklinde yumuşak bir şeydir, şeklinde cevap vermiştir.

Bu örnekteki amalar, fili bir bütün olarak görmediklerinden, algılayamadıklarından, bu yanlış yanılgıya düşmüş ve fili yanlış tanımlamışlardır. Fil ne hortum, ne sütun, ne de battaniye gibi bir şeydir. Fiil bunların hepsinin toplamıdır.

İşte bu gün, Müslüman cemaat ve gurupların büyük bir kısmının din algısı, fil örneğindeki âmâların, algıları gibidir.

Bu gün, Müslüman gurup ve cemaatler, İslam’ı bir bütün olarak algılayamadıklarından ve her cemaat ve gurup İslam’ın bir parçasını alıp, İslam’ı onunla tanımlamakta, İslam o parçadan ibaretmiş gibi görmektedir. Her gurup kendisinin doğru yolda, diğerlerinin yanlış yolda olduğuna inanmaktadırlar.

Mesela; bir gurup İslam’ın İman cephesini alıyor, “İslam, imani hakikatlerdir”, diğer bir gurup İslam’ın nefs ve ruh terbiyesini esas alarak “İslam tasavvuf, ve tarikattır,”  bir başka gurupta İslam’ın siyaset ve cihad yönünü ön plana çıkarak “İslam Siyaset ve Cihattır,” Başka bir gurup İslam’ın ahlak nizamını ön plana çıkarak İslam “Ahlak ve fazilettir”, demekte, kendi anlayışlarının doğru, diğerlerinin yanlış olduğunu düşünmektedirler.

Evet, bu konuların hepsi İslam’ın önemli temel esaslarıdır, fakat hiçbiri, tek başına İslam değildir.

İslam bütün bunların hepsinin toplamıdır. Yani İslam= İman+ İbadet+ Nefis ve ruh terbiyesi+ Siyaset ve Cihat + Güzel ahlak olarak hepsinin toplamıdır.

Oysa, Rabbimiz, biz Müslümanları, dinimizi parça parça etmekten, dağılıp parçalamaktan şiddetle men etmekte ve bu tehlikeli duruma düşme konusunda uyararak şöyle buyurmaktadır:

“ Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir”(Enam; 159)

Müslüman Dünyanın, İslam Milletinin bu tür hastalıklardan ve bunalımdan kurtuluşunun yolu, Rabbimizin Kitabı Kerimini ve Resulünün sahih sünneti Seniyesini birbirinden ayırmadan, bunların bütünlüğünü esas alarak,  Allah buyruğunu ve Resul ölçülerini “Din” bilmekten ve İslam’ı bir bütün olarak öğrenmekten, ona inanmaktan ve bütün olarak İslam’ı yaşamak ve yaşatmaktan geçmektedir.

 Bütün gurup ve cemaatler olarak Müslümanlar, renklerini, dillerini, ırklarını, mezhep, meşrep ve din anlayışlarını değil, Rabbimizin, Kuranda ve daha önceki kitaplarda bize verdiği “Müslümanlar”  ismini, İslam Kardeşliğini ve Ümmet birliğini esas almalı, bu akideyi ve şuuru kalplerinde yeşertmeli ve hayatlarında yaşamaya ve yaşatmaya çalışmalıdır.

 Dersimiz, davamız bu olmalıdır.  

Biz Müslümanlar, İnsanları kendi dar gurup, cemaat mezhep meşrep ve anlayışımıza değil, Tevhide bir tek Allah’a kulluğa, İslam’a ve İslam kardeşliğine çağırmalıyız.

 Rabbimiz, Kuranı Kerimde, Resulullah, Sünneti Seviyesinde bize bunu apaçık emretmektedir.

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Ali imran 103)
Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, size hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin. Allah'ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve sonunda O'nun katında toplanacağınızı bilin. ( Enfal 24)

Resulullah (sav) da veda hutbesinde, “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.(Muvatta) “ buyurdu.

İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selâmı yayın.”

Rabbimiz, cümlemize, emrettiği ve razı olduğu şekilde inanan, yaşayan,  razı olduğu kullar zümresinden eylesin, inşaallah.

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!