Her Şey “Oku” Emri İle Başladı…

İslam inanç sistemi, Allah ile dikey, insan ile yatay eşya ile düşey ilişki kurma üzerine bina edilmiştir...
Her Şey “Oku” Emri İle Başladı…
Hanifi TOSUN
Hanifi TOSUN
Eklenme Tarihi : 7.03.2021
Okunma Sayısı : 1284

İslam inanç sistemi, Allah ile dikey, insan ile yatay eşya ile düşey ilişki kurma üzerine bina edilmiştir. Allah ile insan arasındaki ilişki interaktif ancak dikeydir. Bu ilişki, Allah’tan insana rablik, insandan Allah’a kulluk Formundadır. Bu bağlamda İslam inanç sisteminde vahdeti vücut ve fena fikriyatının karşılığı yoktur. İnsanlar arası ilişki yatay boyuttadır. İnsanların yaratılış maddesi bakımından yani biyolojik ve fizyolojik özellikleri bakımından birbirlerine karşı üstünlükleri yoktur. İslam’da esas olan üstünlük kriteri, Allah ile kurulan bağın güçlülüğüyle yani takva iledir. İnsanlar arası ilişki boyutu, dikey ve düşey Forma dönüştürüldüğünde dikey boyutta efendilik-rablik-sahiplik; düşey boyutta ise kölelik ve cariyelik ortaya çıkar. İnsan ile eşya arasındaki ilişkinin boyutu ise düşeydir. Zira eşya insanın hizmetinde işlev görmek üzere yaratılmış nimet kapsamındadır. Eşya ile ilişkinin boyutu yatay veya dikey olursa devreye putperestlik yani zulüm girer. Tevhid, tayin edilen bu dengenin olması gereken boyutta devam etmesidir. Bozulduğunda şirk tezahür eder.

Miladi 6. yüzyıl, bu dengenin insan aleyhinde ters yüz olduğu bir dünyaya ev sahipliği yapıyordu. Şirkin nüfuz alanını olabildiğince derinleştirdiği, birliğin kesrete mağlup olduğu bu dünyada can, nesil, din, akıl ve mal emniyeti büyük bir tehlike ile karşı karşıyaydı.

Arap yarımadasında kız çocukları, Hindistan’da ölen kocayla birlikte dul eşi diri diri gömülüyordu. Kur’an’a da konu olan bu cürümde[1] görüldüğü üzere insan neslinin bekasına kastetme eğilimi gün geçtikçe yaygınlık kazanıyordu.

İnsan onur ve haysiyeti hiçe sayılıyor; akşamdan sabaha ani baskınlarla hürriyetler payimal edilip insanlar köle pazarlarında metaya dönüştürülüyordu. Anaların hür olarak dünyaya getirdikleri çocukları kölelik ve cariye kılınıp onursuz bir yaşama mahkûm ediliyordu.

Fuhuş, zina, kumar, içki, cinayet, yolsuzluk, hırsızlık, kafasına göre güçlünün güçsüzü ezmesi vb. kötü iş ve oluşlar toplumu esir almış, ahlaki yozlaşma ve çürüme tüm toplumu kuşatmıştı.  

Tefecilik en katı tarzıyla uygulanıyor, ekonomik anlamda insan onur ve haysiyetine kasteden uygulamalar teşvik ve destek görüyordu. Öyle ki alınan borçlar ödenmediğinde borçların faizleri arttırılıp karşılığında öncelik kız çocuklarının olmak üzere aile bireylerine el konuluyordu.

Gördükleri her tür eşyaya, taşa, ota, hayvana, ağaca, çalıya tanrılık atfederek inanç boyutunda tam bir çürüme ve yozlaşma egemen kılınmıştı. Düşünebiliyor musunuz helvadan put yapıp tanrı diye tapıp sonra da acıktığında tanrısını yeme gibi gülünç bir o kadar da insan aklını değersizleştiren uygulamalar normalleşmişti.

Hz. Muhammed (a.s)’ın yaşadığı 6. yüzyıl Mekke’si de bu ve benzeri birçok sıkıntı ile cebelleşip durmaktaydı. Tevhid şirk ile bertaraf edilmişti. Zulüm tavan yapmıştı. Yozlaşma ve çürüme genel geçer akçe olmuştu…

Peki bu toplumda aklı selim hareket eden insanlar yok muydu?

Elbette ki vardı. Zira iyi insanların yaşamadığı bir dünyaya güneş doğmaz…

Koyu karanlık bir atmosfere mahkûm yaşayan dünya, Abdulmuttalib bin Haşim, Kuss bin Saide, Kab bin Lüey, Ubeydullah bin Cahş, Osman bin Huveyris, Varaka bin Nevfel, Hatice binti Huveylid gibi muvahhitlerin yaşadığı bir dünyaydı aynı zamanda. Bunlara Hanifler deniyordu. Hz. Muhammed (a.s) da Haniflerdendi. Ancak bir kısım ufak tefek faaliyetin dışında toplumsal yozlaşmaya, ahlaki çürümeye, inanç erozyonuna yönelik bir çabalarına rastlamıyoruz.

Köklü bir aile geçmişine ve saygın aile bağlarına sahip olan Hz. Muhammed, mahir bir tüccar, saygın bir şahsiyet olarak ömrünün 35. yılında uzlete çekilmeye başladı.

Uzlet, bulunduğu çevrede Haniflerin geleneklerindendi. Hanifler, yılın belirli zaman dilimlerinde rableriyle baş başa kalıp ruhlarını ve vicdanlarını dinlendirip rahatlamak amacıyla uzlete çekilirlerdi.

Hz. Muhammed, 35 yaşında başladığı uzlet geleneğini her yıl tekrar ederdi. Kırkıncı yaşında bu uzlet, neredeyse yılın büyük bir kısmını kapsadı. Huzursuzluğu had safhaya varan Hz. Muhammed, her fırsatta Hira mağarasına çekilip günlerce orada kalırdı. Azığı bitince evine döner, işlerini hal yoluna koyar, tekrar mağarasına dönerdi. Bu yıl diğer yılları gibi değildi. Çevresindekilerin dikkatini çekecek yoğunluktaydı. Hatta o kadar yoğun yaşamıştı ki Mekke’de Hatice ile Muhammed arasında ciddi sorunların hatta boşanmanın gerçekleşeceği dedikoduları dolaşıma girmişti.

Oysa durum farklıydı. Aile içi sorunlar gibi basit sebeplerden öte daha ciddi sebeplere dayanıyordu. Ruhunu mengeneye almışçasına sıkan ortamlardan kaçıştı onunki. Güçlünün hukukunun geçerli olduğu, her tür çürüme ve yozlaşmanın esir aldığı bir ortamda huzur arayışıydı bu kaçışlar. Zira toplumu sahili selamete çıkarabilecek ne bir öğreti ne de yol ve yordam vardı. Düzeltme iradesi olsa da bunu nasıl yapacağını bilmiyordu.[2] Duha 7. ayette bu hususa şöyle değinilecekti: Seni yol bilmez halde bulup yol göstermedi mi?

Bakara 185. ayette ve Kadir suresinde öğrendiğimiz üzere Hz. Muhammed (a.s)’ın 40. yaşında Ramazan ayının Kadir Gecesi’nde Cebrail (a.s), Mekke’den başlayıp tüm dünyayı kapsayacak, toplumsal değişim ve dönüşüm devrimini başlatacak vahyi inzal için geldi. Bu, Allah’ın insanlığı elçi vasıtasıyla son muhatap alışı olacaktı. Cebrail (a.s) o günden kıyamet gününe kadar devam edecek ve o günden sonra her çağda çürüme ve yozlaşmaları bertaraf edecek etkiyi barındıran öğretileri vahyetmek üzere geldi. Zira rahatsız olunan durumdan uzlet ile kurtulmak mümkün değildi.

Cebrail (a.s), Hz. Muhammed’e “Oku!” dedi.

Ama Hz. Muhammed çürüme ve yozlaşmayı giderecek yolu, yordamı bilseydi burada olmazdı. Öyle ya toplumun muzdarip olduğu durumdan kurtuluş yolunu bilseydi fıtratının sesine kulak veren bir insan olarak zaten mücadele edecekti. Ancak neyi, nasıl, hangi kriterlerden hareketle yapacağını bilmediğinden “Ben okumasını bilmem!” dedi.

Okumasını bilmeyen toplumsal değişim ve dönüşüm devrimini gerçekleştiremez. Bilmeyen başaramaz, başarmak için bilmenin şart olduğunu bilen Cebrail (a.s), Hz. Muhammed (a.s)’ı kucaklayıp sıktı. Bıraktığında ona hitaben ikinci kez emri tekrarlayıp “Oku!” dedi.

Hz. Muhammed okumasını yazmasını elbette biliyordu. Kureyş’in 10 yönetici ailesinden birine mensup olan ve uluslararası ticaret kervanlarını yöneten bir kimsenin okuma-yazma bilmemesi düşünülemezdi ki Hz. Muhammed (a.s) Bizans, İran, Habeşistan gibi o günkü dünyanın nüfuz sahibi ülkelerine büyük çaplı kervanlar düzenleyen biriydi. Hesap kitap bilmeyenlerin başarma şansları olmayan ticarette son derece başarılı olan Hz. Muhammed elbette ki okuma yazma biliyordu.[3]

Cebrail (a.s)’ın “Oku!” emri de Hz. Muhammed (a.s)’ın “Ben okuma bilmem!” cevabı da farklı bir şeyin kastedildiği bir zeminde gerçekleşmişti. Cebrail (a.s), elinde bir metinle gelmiş olsaydı Hz. Muhammed’in verdiği cevabı okuma yazma bilmezdi diye anlayabilirdik. Ancak böyle bir durum söz konusu değildi. Gecenin bir yarısında karşısında gördüğü melek ona “Oku!” diyordu. Melek oku, diyordu ama neyi, nasıl okuyacaktı? Cebrail (a.s)’ın kastını anlamadığı için de “Ben okumasını bilmem!” diye cevaplıyordu.

Cebrail (a.s), Hz. Muhammed’i üçüncü bir kez kucaklayıp sıktı, bıraktıktan sonra “Oku!” dedi.

Dünü, bugünü, yarını, coğrafyayı, dağı, taşı, çölü, şehri, jeopolitiği dahası insanı ve yaşadığı hali oku! Bakıp durduğun, alışageldiğin şeyleri yeniden, bilinçli bir nazar ile tekrar gözden geçir. Allah’ı ve insanı neden yarattığını bir daha düşün! Anla, anlamlandır, çıkış yolu bul! Aklet, fikret, fehmet! [4] Okuduğunda yaşanan tüm problemlerin temelinde azan insan problemini görecek, ona göre insanı tadil, tashih ve tezkiye ettiğinde tüm problemlerin kendiliğinden ortadan kalktığına şahit olacaksın.[5]

Okumak, kıraat, tilavet ve tertil ile gerçekleşir. Kıraat aklın okuması, tilavet dilin okuması, tertil ise kalbin okumasıdır. Cebrail (a.s)’ın kastettiği okuma her ne kadar tilavet ve tertili içine alsa da kıraattır yani aklın okumasıdır. Aklın devre dışı kaldığı bir düzlemde insanlığın sorun ve sıkıntılarının hal çaresi mümkün değildir. Bir de şeytanı ve şeytani düzenleri tilavet değil kıraat yani aklın devreye girmesi bunaltıp ref û defeder ki yaşanılan dünya şeytani planların egemen olduğu bir dünyaydı.

Okumak, yaratanın adıyla yaratılanı anlamlandırma çabasıdır. Okumayı gerçekleştirenler insanlığın felahının kulluk eksenin tevhid, adalet ve özgürlük temelinde mümkün olacağını, aklın tüm prangalardan kurtulması gerektiğini bu bağlamda bir çabanın içinde hareket edilmesi gerektiğini bilirler. Deni olandan ulvi olana, çamursal olandan ruhi olana yolculuk Rahman’ın istediği düzlemde okuma yapmakla mümkün olur. Ya Allah adına okuyup Allah’ı merkeze alan onurlu bir yaşam tarzı ikame edilir ki insanlığın kurtuluşu buradadır ya da masivaya yönelerek İblisleşme sürecinde esfele safilinde bir yaşam tarzına mahkûm yaşanır ki zaten yaşanan tüm sıkıntıların sebebi budur.

Cebrail (a.s)’ın kastettiğini bu minvalde anlayan Hz. Muhammed (a.s)’a Cebrail (a.s): “Yaratan rabbinin adıyla oku! O, insanı alaktan yaratmıştır. Oku! Kalemle (yazmayı) öğreten, (böylece) insana bilmediğini bildiren rabbin sonsuz kerem sahibidir.” buyurdu.

Seni bir damla sudan, alaka dönüştürüp yaratan, bir çiğnem et iken seni düşünen, anlayan, konuşan, planlayıp inşa ve ihya etme becerisiyle yaratan, seni eşrefi mahluk kılıp terbiye eden, seni tek başına bırakıp terk etmeyen rabbinin adıyla, onun izni dahilinde, onu merkeze alarak Adem’i insan kılan bilgiyi ve değerleri kuşanarak oku! Rotan Allah olsun. Yarattıklarını düşün, neden niçin yaratıldıklarını kavra, rabbinin yüceliğinin karşısında konumunu belleyip onu merkeze alarak bir yaşam inşa et!

Bu aşamadan sonra son derece iyi bir insan olan ve iyiliğine tüm mekke’nin şahitlik yaptığı el-emin olan Hz. Muhammed aktif iyi olarak Hira’dan indi. Zira vahyin ön gördüğü insan profili iyi insan değil aktif iyi insan profilidir ki Hz. Muhammed ve ona tabi olan insanlar, aktif iyiler olarak sahneye çıkıp tarihte eşi benzeri görülmemiş bir devrime imza attılar… Evet her şey “oku” emri ile başladı…

 


[1] Diri diri gömülen kıza hangi suçundan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda! (Tekvir: 8-9)

[2] Hz. Muhammed Hılful Fudul gibi çözüm odaklı tüm oluşumların içinde yer alıyordu.

[3] İlginç bir şekilde temel kaynaklarımızda yer alan “Allah resulü okuma yazma bilmezdi.” İddiası, kanaatimce temelden yoksun bir iddiadır. “İşte biz kitabı sana böyle indiriyoruz. Kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ederler, şunlardan da (müşrikler) ona inananlar var. Ayetlerimizi kâfirlerden başkası inkâr etmez. Sen bundan önce (indirdiğimiz vahiyleri) ne bir kitaptan okuyabiliyor ne de onu kendi elinle yazabiliyordun; öyle olsaydı gerçeği çürütmeye çalışanlar kuşkuya düşerlerdi.” (Ankebut 48) Bu ayet, Allah resulünün okuma yazma bilmediğini değil bilakis müşriklerin sen bunları rahiplerden, kahinlerden, önceki kitaplardan öğrenip bize getiriyorsun iddialarına cevap niteliğindedir ki bu ayeti Şura 52 ve Kasas 86 ile değerlendirdiğimizde anlam derinliğine nüfuz etmiş oluruz. Allah resulünün ümmi oluşu, okuma yazma bilmeme bağlamında değildir. Onun ve Mekkelilerin ümmiliği kadim medeniyet havzalarındaki bilgilerden, Tevrat ve İncil gibi kutsal kitapların öğretilerinden etkilenmeme anlamındadır. Aynı zamanda Mekke, şehirlerin anası anlamında Ümmül Kura olduğundan Mekke’ye mensup anlamında da ümmidirler. 

[4] Mekki surelerin ruhuna nüfuz ettiğimizde okumanın bu bağlamda olması gerektiğini anlarız. Deveyi, çölü, ayı, güneşi, yıldızları, dağları çok iyi bilen insanlara “Deveye bakmaz mısın nasıl yaratılmıştır, dağlara bakmaz mısın sağlam kazıklar misali nasıl dikilmiş…” vb. tarzlı bir hitap eğer bu anlamda bir okuma değilse nedir acaba? (Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakış açısını yansıtmayabilir.)

[5] Rad suresinin 11. ayeti bu bağlamdadır.

(Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakış açısını yansıtmayabilir.)

YORUMLAR
Açıkgöz
7.3.2021 10:57
Olayın inceliğini yazmışsın hanifi abi

Zehra
7.3.2021 10:21
Benim okuma yazma bilmeyen bir çok tanıdığım var çok güzel alış veriş yaparlar ve çok zekiler peygamber efendimiz o güne kadar okuma yazma bilmediğini farz etsek ne değişir fakat biliyordu dediğiniz anda çok şey değişiyor dinin temellerinde hadislerde sahih olmadığı ortaya çıkıyor ki bu da çok büyük bir problem

M. Kamuran TÜRKER
7.3.2021 10:21
"Oku" emriyle ilgili, çok doğru bir bakış açısı.

M.Cihad Uluç
7.3.2021 10:10
Allah razı olsun , Özellikle Okumanın manasını izah hususu çok güzel idi , "İkra" emrinin Kevni ayetleri okuma hususunda , Ehli Kelam , Kuran Kainatın fihristesidir diye ifade eder , Kurandaki her bir ayet kainattaki bir hakikatin fihristesi hükmünde amenaa ... İlişkiler düzlemi de çok güzel ifade edilmiş. Müstefid oldum güzel bir yazı idi . Fakat yazının başında geçen , Vahdet ül Vücud ve Fena kavramlarının İslam'da karşılığı olmaması hususu konusundaki fikr biraz daha izahata muhtaç kalmış hocam. Vahdet- iş Şuhûd manasını zaten İkra konusunda güzel işlemişsiniz , inşallah bir dahaki yazınıza o konuyu da işlersiniz , o hususta da istifade ederiz .

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
YAZARLARTÜMÜ
Hasan DÜNDAR
Hasan DÜNDAR

G o n g o…

Sabri AKIN

TEFEKKÜR

Sabri AKIN

Vahye Bütünsel Yaklaşım…

Mehmet SAĞLAM
Mehmet SAĞLAM

Sınırları Kaldırmak!

Mehmet Ali ANŞİN

Mehmet Ali ANŞİN

Ramazan Keskin

m.Cihad ULUÇ
m.Cihad ULUÇ

Gayret ve Teslimiyet

Dr. Murat AYHAN

Dr. Murat AYHAN

Tekrar

Süleyman Arif BEYAZKAYA

Süleyman Arif BEYAZKAYA

Sermaye ve Çevre Etiği

Tuba Reyyan YAŞAR

Tuba Reyyan YAŞAR

Konya

Abdulhakim YALÇIN

Abdulhakim YALÇIN

Din, Akıl ve Batı

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Kurban ve Niyet

Reşat CENGİL
Reşat CENGİL

Eğitim Üzerine

ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
Ramazan KAYAN

Ramazan KAYAN

Derinlikten Yoksunuz

Fatma BARBAROSOĞLU

Fatma BARBAROSOĞLU

Bir İbadet Olarak Kurban Kesme

Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

O İşin Matematiği Var

M. Mücahid SAĞMAN

M. Mücahid SAĞMAN

Keskin Bir Elveda

Fatih OKUMUŞ

Fatih OKUMUŞ

Müslüman Orucu

Necip CENGİL

Necip CENGİL

Hayata ve Bilmeye Dair

Mücahit GÜLTEKİN

Mücahit GÜLTEKİN

Köpük Gider Su Kalır

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Mustafa Yazgan’ın Ardından…

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!