İslami Seracılık…

İslam’ın yaşanmaya çalışıldığı, Müslüman olan insanların dinlerini yaşama gayretiyle uğraştığı topraklarda yerine göre abinin, liderin, şeyhin, ablanın, aşiretin ismiyle...
İslami Seracılık…
Hasan DÜNDAR
Hasan DÜNDAR
Eklenme Tarihi : 29.03.2021
Okunma Sayısı : 1019

İslam’ın yaşanmaya çalışıldığı, Müslüman olan insanların dinlerini yaşama gayretiyle uğraştığı topraklarda yerine göre abinin, liderin, şeyhin, ablanın, aşiretin ismiyle hareketler oluşturulmuştur, oluşmuştur ve de oluşturulacaktır. Bu hareketler değişik İslami isimlerle anılsalar bile yinede müsemma oldukları şahsın, grubun, kitabevinin, çayocağının, semtin ve çevrenin ismiyle anılmışlardır. Adı İslam Ülkeleri fakat kendileri bilmem kaçıncı eyalet olan ülkelerde; bir çok örnek var olduğu gibi özellikle Türkiye’miz de bu tür adlandırmalar özellikle dikkat çekicidir.

Eski tabirle söyleyeyim “Halkı Müslüman olan ülkeler” de oluşturulan bütün hareketler küçüğünden büyüğüne kadar içindeki ve dışındaki çoğu kişi tarafından değerlendirilmiştir. Bu değerlendirilmeler çoğu kez istihbarat odaklarına ve de egemen güçlere bilgi aktarmak maksadıyla görevlendirmeler sonucu yapılmıştır.Mesela Graham FULLER in Siyasal İslamın geleceği kitabı gibi..Bunun yanında  Fuad Zekeriya nın Çağdaş İslamcı Harekette Hakikat ve Hayal kitabı da dikkate değerdir. Çoğu kez de yine aynı hataya düşmemek amacıyla değerlendirmeler yapılmıştır. Yahya Konuk un Cihadın Mahrem Hikayesi kitabı en güncelidir sanırım.(1)  Bunun yanın da  gurupları güya tanıtmak adına tezyif ve suçlamak babında ayrılan bazı insanların konuşma ve ifşaatları da dikkat çekici olmuştur.Türkiye’de bunların bir çok örneği vardır..Aynı hataya düşmek istemeyen bazı hareket mensupları, ayrıldıklarında bir manifesto bir deklarasyonla bazı izahlara kalkışmışlardır. Maksat kendilerinden sonrakiler uyansınlar diye, ama bu davranış hep bir tufana yol açmıştır. Bunun örnekleri Mısırda, Suriye’de, İran’da, Afganistan’da çoktur.Bölük pörçük ve bir türlü iflah olmayıp kardeş kanında boğulan birçok hareket bilirsiniz. Türkiye’de ise …. hışşşşttt… Yemyeşil Şeriat Bembeyaz  Demokrasi…Yazarı Mehmet metiner…

Meselenin özü şu bütün bu kitap ve değerlendirmelerde görebildiğim şudur ki; hangi hareket olursa olsun ve de ne kadar büyük olursa olsun “ben merkezci” bir tutumla benim olsun küçük olsun devrini kapatmamışsa..Böyle yapmadığına yığınlarca delil getirse de kendi liderlerinin, kendi yandaşlarının tasvibinden geçmeyen bir şeyi kolay kolay kabul etmemiş, katkıda bulunmamışlardır. Kişiler veya gruplar “Kardeşlik Çağrı’larıyla” boğazlarını yırtarlarken; Maskeli balo misali diğer kişi ve guruplara en acımasız şekilde tavırlarını koyup boykot uygulamışlardır. Karşılaşan iki Müslüman kişi birbirlerinin yüzlerini görmemek için başlarını sağa ve sola çevirdiklerin de gördükleri gayri İslami melanet dolu çevrenin hangi sahnesi bir Müslüman’ın velev ki günahkar simasından daha hayırlı olabilir. Fuhşiyat mı ? Putlar mı ? Faiz yuvaları mı? söyleyin hangi sahne ?…

Çünkü kendi nefsin için istediğini kardeşin içinde istemenin temeli olan cem olmak, yani cemaat olmak anlayışının yerine liderin, abinin, ablanın, iki dudağı arasında çıkan bir çift sözün tesiriyle yön bulan bir kuru teşkilatçılık “Benim İslamım” anlayışını ortaya çıkarmıştır. Evet, evet kimse kusura bakmasın harfi harfine böyle. Benim Kuran’ım, benim Peygamberim, benim İslam’ım,benim cennetim. Bütün bunlar için benim “Emir-el müminimim, benim ehli vel akdim, benim şuram, benim derneğim veya vakfım , benim cemaatim, benim camim, benim mescidim, yani bizim …yani bizim… Bilmem anlatabildim mi?

Benim olsun küçük olsun demiştik ya haşa ve sümme; böyle olmayan grupları ve hareketleri bundan tenzih ederiz. Bizimkisi bir hayal, yani bilim kurgu. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir İslami hareketinde ayak oyunları yaşanmadı (!), yaşanmazda (!). Onun için hiç kimse davet yolundan dökülmez. Müslüman olmak neyi gerektiriyorsa o yapılır. Gelişmeliyiz, büyümeliyiz ve ilerlemeliyiz derken geride gelenler bizim omuzlarımıza basmalı… o… onun, o… onun ve bu bayrak en yükseğe dikilmeli derken kimse omuzlarımıza basmadı… Basmadı kardeşim… Çünkü bastırmaya da niyetimiz yok…

Şimdi modern zamanlarda kışın yazlık sebze meyvelerinin hepsini bulmak mümkün….Çünkü uygun iklim koşullarının sağlandığı SERA’lar var. Ama ya tadı, ya faydası. Evet sera malı demek, şeklen yazlık olan lezzeti ve tadı natürele göre aranılan demektir. Hormonlu da denilir. Sera malı doğal olana nazaran rengi, şekli, oluşumu, duruşu itibariyle aslını aratmıyor belki, daha fiyakalı, ama tadı, lezzeti, faydası, itibariyle de hep aslı aranan bir maldır.

İşte böyle modern zamanlarda İslami seralarda yetişen bizim gençlerimiz bizim âlimlerimiz oldular.Ama yine yerleri odanın en dip köşeleriydi. Yine onlar çayımızı dağıtıyorlardı, yine onlar ne kadar Arapça bilseler de, her ne kadar ezher-i bitirmişlerse de biz biliyorduk, biz tecrübeliydik, yani omuzlarımıza basarak yükselmek mümkün değildi. Olamazda, olamazdı da, ama başımızın üstünde yerleri vardır. Peki, hangi baş. O baş nerede?

Sen yine ne saçmalıyorsun… Ne serası… İslami serada nerde çıktı… Evet dostlar gerçekler hep acımı olur acaba? Bu topraklarda yetişen bir Mevdudi,  yetişen bir Seyyid Kutub, yetişen bir Nedvi, yetişen bir Zeynep Gazali …saymakla bitmez bir değer ifade edecek kimlik gösterin?... Evet benim abim senin ağabeyini döver cinsinden sayabilirsin kimse bir şey diyemez çünkü kargadan başka kuş tanımadık desem yanlış olur belki deve kuşunu da biliyoruz..Varsa bile böyle bir değer ne kadar bigane kaldığımızı bilmeyenimiz yok. Oluşacak değerlerimize sahip çıkmadığımız gibi posasını belki çıkardık.Bize göre bir aydın…Bize göre bir alim…Bize göre bir yayın…Bize göre bir kitab…Bize göre bir dernek yada vakıf…E sıcaklığı güneşe rağmen senin tarafından belirlenip verilen…Toprağı,suyu,havası ne gerekiyorsa senin tarafından belirlenen yani bizcesi olan bir ortamda hormonlu ne yetişir acaba.? Tabi bizim serada büyüyen hormonlaşmış bir malzemenin bize ne faydası olacaktır renk, şekil ve tipten başka. Yani İslami seralarda yetişen bizim âlimlerimizin bize faydası olmadı, olmazdı da. Kıymetlerine binaen tarihin çöplüğüne atılamadılar ama bulundukları müzayede salonlarında da alıcı bulamıyorlar

Öykünmeci bir zihniyetle özelliklede şartlarımıza ve mekanımıza ne kadar uyuyoruna bakmadan tercüme fikirlere binaen bir araya geldik. Cemaatler, cemiyetler, guruplar, hizipler. Eee bizim mekanımız, bizim cay ocağımız, bizim kitapevimiz, bizim camimiz, bizim mahallemiz, bizim ilçemiz, bizim ilimiz, bizim abimiz, bizim hafızımız, ve de bizim alimimiz. Doğru ya bizim İslamımızı en iyi ortaya koymak için “bizim âlimimiz olmak” yani Arapça bilen fıkıh yada tefsir eğitimi almış, hareket terbiyesiyle yetişmiş “bizim alimlerimiz” Kızmayın ama kelimenin. tam manasıyla böyle. Her gurup ve her hizip bünyesinde birilerini bu iş için rezerv etti. Hem de şaban filmindeki …haydi sefer oğulları  mantığıyla, tabi telli oğulları durur mu?...Yani bizim alim için aday adayları, gerektiğinde medreselere, gerekirse yurt dışına gerekse bilmem nerelere bizim insanlar gönderilip alim edildi. Sonra, sonrası belli “Bizim İslam” yani İslami seracılık. Eskiler bilir, kışın domates biber v.s bulunmazdı….Hele hastaya karpuz bulmak en zor işlerdendi. Ama seralar çıktı. Köroğlu’nun dediği gibi mertlik bozuldu. Bu İslami seraların yüzünden de bizim kardeşliğimiz bozuldu… Rüzgarımız gitti… Hillet olması gereken mesleğimiz zillete döndü…Vesselam…

1.Bülent TOKGÖZ-Gençliğimi Şahitliğe Çağırıyorum-ARK Kitapları-2016-Yeni not
Bu Yazı 05.05.2007 Tarihinde haftalık  “Açık Sayfa” dergisinde yayınlanmıştır.

 

YORUMLAR
Duygu Turan Tunç
30.3.2021 17:05
Okurken evet... aynen... şimdi düşünüyordum bunları diyeceğim bir yazı .kalbinize sağlık . Kim ne derse desin güzel bir neslin geleceğine inanıyorum ... bahsettiğiniz gibi falancı demeden insan nazarıyla bakacakları bir nesil . Zaten sonrasında teslim sonrasında inanan olmuyor muyduk . İlk önce insan olup islam mertebelerinin en yükseği de yine insan olmaktı özünde . İlk mertebe iyiyi kötüyü ayırt etmeyi unutan insan son hali ile yine unutandı bir farkla ; mümeyyiz ve diğergam...

M. Cihad Uluç
29.3.2021 16:10
Birbirlerinin omuzlarına şahsî menfaatleri için değil ,birbirlerinin omuzlarına İslam'ın hakikatlerini yukseltmek için basan insanlar , toplumlar olmalıydık ... İslami seralara mahpus , Mevsimin güneşi ve şartlarından mahrum yetişen belki İsmet Özel in tabiri ile ısmarlama olan mahsuller ,mudakkik ağızlara Turfanda tadını vermediği için Rağbet görmüyor ... Amenna ... El Hâk ...

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ

Bulgur ve Adalet

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

İnsanı Kendi Olmaktan Çıkartan Bir Çağın İçindeyiz

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!