Hakikati Tekelleştirme Zaafında İnsan

Hakikatin tekelleştirilmesi ötekileştirmeyi tetikler. Ötekileştirme de eninde sonunda hakikatin inkârına evrilir...
Hakikati Tekelleştirme Zaafında İnsan
Ali YALÇIN
Ali YALÇIN
Eklenme Tarihi : 15.04.2021
Okunma Sayısı : 301

Hakikatin tekelleştirilmesi ötekileştirmeyi tetikler. Ötekileştirme de eninde sonunda hakikatin inkârına evrilir.

Hakikat gerçekte doğrunun ne kadarıdır?

Bu, asla bir ironik bir ifade değildir. Dünya dillerinde daha fazla kelime veya kavramı kullanarak hakikate dikkat çekilebilir…

Şu durumda  “hakikat” tanımlanmalıdır. Tanımının yanı sıra; herkesi mi, insan topluluklarından bazılarını mı alakadar ediyor diye de ayrıntılı incelemek gerekmektedir. Hatta hakikatin canlı ve cansız her varlıkla bir bağı var mıdır, diye bir tür sorgulamaya ihtiyaç da vardır. Bu sorgulama, hakikati tekelleştirme zaafından, belli ki güçlü gerekçeler eşliğinde, koruyacaktır.

Salt rasyonel akıl veya saf akıl bağlamından konunun izaha ihtiyacı olsa da hakikat,  her halükarda üzerinde azami ittifak sağlanabilen alanlardan biridir. Saf akıl elbette ki bilginin Allah ile mutlak bağını göz önünde tutacaktır. Hakikatin,  bir bilgi olarak “el-Hakk” ile “var olma” ve “hakkı gösterme” gibi “hukuk” temelli  evrensel bağına dikkat çekecektir.

Kanaatimizce salt rasyonel akıl da hakikate gereğince değer vermektedir. En azından ortak kullanımlı “realite” üzerinden bir buluşma noktası olan, realitenin bir “düşünce Formu” üzerinden “yansıma” özelliğini kabul ederek uzlaşıya hazırdır. Hakikat, düşünceden yansısa da, bir pratiğe ihtiyaç duyar ve zaten tekelleşmesi  de burada gündeme gelir.

Hakikat,  “düşünce” ile sıkı bağı üzerinden,    tüm varlık için zorunlu bir gereklilik olmaktan çıkarılınca, tekelleşme, en ilkin hakikatin “iyi” oluşuna zarar verir. Kur’an bu durumu “zerre miktarınca hayır” , “zerre miktarınca şer”, “iyiye şefaat etme” ve “kötü olana şefaat etme” olarak adlandırır.  Bu kullanım şekli hakikate dayalı pratikleri daha evrensel bir bağlamda ele almaktadır. Bir insan, örneğin Kur’an’da veya daha önceki kutsal metinlerde, insanı hidayete götüren pratik amelleri kutsal kitap mesajlarına inanmayarak da yapsa, neticede yaptıkları, hakikatin kendiliğinden “iyi” olan özelliği ile o kişiyi Allah ile diyaloga, kendi fıtri kodları ile,  koymuştur denilebilir. Misal, bir insan kutsal metinlerdeki mesajlara inanmasa bile, hatta Allah’a inanmasa  dahi, bir “iyi ameli icra etmesi” durumunda iyi olana şefaat ettiğinden ötürü o iyilikten bir pay sahibi olur.

“Kim     bir işe   iyi bir “şefaatle” şefaat ederse, bu durum o işte kişiyi nasip sahibi kılar.  Kim de kötü bir şefaat faili olursa onun da  bunda payı olacaktır. Allah her şeyin  karşılığını verendir.”  (Nisa, 85)

Dünyevi pratik alanından bahsedildiği için kişinin iyi veya kötü olana şefaati, iyi veya kötü olanı desteklemesi ile alakalıdır. Zira ahiret hayatında amel şekillendirme olamayacağından şefaat de söz konusu olamaz. Dolayısıyla insani pratiklerde her manada, şefaat ister iyi olsun ister kötü olsun kişinin dünyevi tercihleridir.

“Kim zerre miskal hayır ameli yaparsa onu görür, kim zerre miskal şer ameli yaparsa onu görür.” (Zilzal /7-8)

Konumuz hakikatin kendisi olduğunda “iyi” üzerinde duracağız.  Bir insanın kutsal metinler temelinde olmaksızın, hakikatin kısmi bileşeni olan “iyi” olana verdiği katkı bu yüzden değerli bulunmuştur ve “iyi” doğası gereği bir inanca mutlak bağımlı değildir. Kutsal metin dayanıklı bir “iyi”nin faili olmak veya onu desteklemek iyi ameli daha onurlu bir dayanağa dayandırabilir ama Allah Teâlâ, insan hakikate destek verdiği için amelin failini yani öznesini iyi olana bağımlı hissesinden veya nasibinden alıkoymuyor. Tam tersi kötü fiillere şefaat eden kişi de Allah’ın adaletine zarar veremez. Çünkü Allah kuldan bağımsız “Mutlak İyi”dir. Dahası “Mutlak Adil”dir.

Bir insan, yalancı şahitliğe ister çıkar vaadi veya başka tür dayatmalarla zorlandığında o kişi yalancı şahitlikle büyük bir haksızlığa sebep vereceğini düşünerek reddeder de misal öldürülürse oluşacak ihtimaller bellidir. Bu kişi kutsal bir metin temelli bu pratiği yaptığında zaten kutsal metnin tanımladığı “onlar şahitliklerinde bir değeri korurlar” (Mearic,33) ayeti gereğince davranmışlardır. Şahitlik yaptıkları husus her ne ise onu ayakta tutmada (ikame etmede) sağlam durmuşlardır. Aksi durumda, yani bir kutsal metin temeli olmasa bile bir kişi yalancı şahitliğin bir hak kaybı veya mağduriyet oluşturacağını bilip bu yönlü bir değeri ikame etmede yani ayakta tutmada hayatını feda etmişse de hakikate şefaat ettiğinden ötürü bu iyi halinin ona nasıl yansıdığını eninde sonunda görecektir. O kişi velev ki ahirete inanmasın… Onun ahirete, yani öldükten sonra dirilmeye inanmaması, öldükten sonra dirilme hakikatine zarar veremez. Bu tür pratikleri çoğaltabiliriz… Dolayısıyla “onların amelleri habitat olmuştur ” ifadesi, onların amellerinin boşa gittiği, yok olduğu manasına yorumlanamaz. Bu yaklaşım şekli hakikatin tekelleştirilmesi veya başka bir ifade ile hakikati iman şartına bağlama zaafına bariz bir örnektir. Hakikatin alt öğelerinden biri olan “iyi” bir şeyin desteklenmesi, iyi bir icadın yapılması, insanlık için iyi ve faydalı bir buluşun yapılması, iyi bir örnekliğin sergilenmesi gibi… çoğaltabileceğimiz  pratikler tekelleştirildiğinde, konunun başında bahsedildiği gibi, ötekileştirmeye sebep olmakta ve bir süre sonra da hakikatin inkarını beraberinde getirmektedir.  “Habitat a’maluhum”  ifadesinin dünya veya ahrette amellerin yok oluşuna, boşa gidişine yorumlamak gibi aceleci bir tarafımızı ortaya çıkarmaktadır. Maide suresi 53. Ayet, münafıklara atfen hüsrana uğramalarını ifade eder ki kafir olanların yanında saf tutma işi, aslı itibariyle kötü bir amel olduğundan bu duruşları onları hüsrana uğratmıştır. Yani onlar bir kötülüğe şefaat ederek bu hüsranı yaşamışlardır. Oysa bizim buradaki mevzumuz kimden gelirse iyi amel boyutudur. Hebat kelimesini amelin iyi olması durumundaki durumu ile de değerlendirmek gerekmektedir.  En’am Suresi 88. ayet şirk koşma durumundaki ameller temelinden amellerin “hebat” olmasını içeriyor ki şirk zaten kötü bir tercihtir ama bir müşrik iyi bir amel işlediğinde iyi amele şefaat yönüyle iyi amellerde birlikteliğe bir açık kapı da bırakmaktadır. Muhemmed Suresi 32. ayette “  Kâfir olanlar;    Allah'ın yolundan    alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, Elçiye karşı  duranlar  hiçbir şekilde,   Allah'a zarar veremezler.   Onların amellerini  hebat edecektir” ifadesinde söz konusu amellerin (hidayet belli olduktan sonra Allah’ın yolundan alıkoyma ve Elçi’ye tavır alma )doğası gereğinde kötü fillerdir ve bu amellere şefaat edenlerin çabalarının boşa çıkacağı amellerin yok olmayacağına doğası gereği işarettir lakin biz yine de kimliksel kötülerin iyi amellerine dikkat çekiyoruz ve iyi amelin kötü amelden tefrik edileceğini dile getirmeye çalışıyoruz. Toptancı yok etme mantığının Kur’an bağlamında boşluğa düştüğüne dikkat çekiyoruz. Zümer Suresi 65. ayet Muhammed Peygamber’den öncekilere de vahyedilen bir hususu hatırlatıyor:” Şirk koşarsan AMELİN hebat olacaktır ve hüsrana uğrayacaksın ” buyurulmaktadır. Amelin burada TEKİL geçmesi şirk ameline atıftır ve Muhammed’in TÜM AMELLERİNİ KAPSAMAMAKTADIR.

Hakikatin tekelleştirilmesi bahsi iyiliğin de tekelleştirilmesi bakış açısı üzerinden bir zaaf gösterdiğinden konumuzun ana çizgisine dönmeliyiz.

Allah, zerre miktarınca işlenmiş hayır veya şerrin ya da iyi veya kötünün kaybedicisi olmaz. Bu, O’nun mutlak adaleti ile çelişki oluşturur ki mümkün değildir. Kişi bu amellerin neye/nelere yol açtığını görecekse bir kere amellerin değişik seviyesel farklılıkta da olsa korunmuşluğuna işarettir.  Kur’an ölçeğinde iyi amelin azgınlıkla, şirkle, küfürle, münafıklıkla vs… ilişkilendirilmesi kötü amelin bunlarla ilişkilendirilmesinden farklıdır. Zira iyi /iyilik teşvik edilmiştir. Allah’ın Mutlak İyi olması gereği böyledir. “Kendi nefislerinde büyüklüğe  kapılmış ve büyük bir azgınlıkla başkaldıranların güzel hesap günü güzel haberler almayacağı, amellerinin مَنْثُورًا هَبَٓاءً /hebaen mensuren)saçılmış zerreler haline getirilmiş olması durumunda” (Furkan/21-23) bile zerrelerin (Zilzal/7-8 gereğince) kişice görüleceğine işarettir.

Kur’an’da belirtilen faillerin kimliksel manada;  inanmış, müşrik, kafir, münafık vs olması iyilik temelli ameli ağırlıkları yok etmez. Amellerin “hebat”ları amelin kendisini yok etme/yok sayma anlamında değildir. Biz amellerin kötü, şer vs… olanları ile ilgilenmediğimizden insanın “iyi” amellerinin “kimliksel inanış” kategorilerinden bağımsız bir değerde olduğunu Kur’an toplamında görüyoruz.

Konunun özüne dönecek olursak; hakikat,  ister mutlak olsun, görece olsun, her iki akıl –salt rasyonel akıl ve saf akıl- ölçeğinde “doğru” olsun gerçekliğin gerekliliğidir. Hakikat, bünyesindeki “ hak-hukuk” boyutu ile de doğrulanabilen bir değerdir. Dolayısıyla iyi bir amel, hakikati gösterdiğinden, eninde sonunda hak- hukuk ilintisini sağlayacaktır. Buradan denilebilir ki iyiliğin çoğaltılması hakikat ile uzaktan yakından ilişkisi bulunan “fayda” sağlam özelliğiyle de evrensel bir özellik arz etmektedir. Misal, Hud suresi 61. Ayette geçen insanın yeryüzünden inşa edilmesi, “orada ömür sahibi kılarak imar sorumluluğu vermesi ” ayeti genel geçer bir hakikat sorumluluğu vermektedir. İnsan ömrünün imar kavramı ile eş kılınması bu manada anlamlıdır ve, çevreyi koruma amaçlı dünyanın bir çok yerinde mücadele eden “çevreciler”in pratikleri, bahsedilen bir hakikate -bir şekilde- katkı verdiğinden Allah’ın insan-dünya muradına ters olmayan bir iyilik örnekliğidir. Dolayısıyla çevrenin korunması, çevre kirliliğine karşı verilen mücadele  “iman şartına” bağlanamaz. Bir hakikat iman şartı üzerinden tekelleştirildiğinde, insanların iyiliği çoğaltma fıtri zemininde bir araya gelmek de mümkün olmaz…

Yazımızın sonuna gelirken, hakikatin kendisi her iki akıl açısından bir buluşma zemini sağlamaktadır. Hakikatin insanlığın ortak iyisi olan hak - hukuk doğurucu özelliği, ancak hakikatin tekelleştirilmemesi durumunda insanlığın tamamını ilgilendiren hak- hukuk mücadelesine katkı verebilir. Dinin de yeniden yorumlanması bu manada önemlidir. Dinin “değerler dini ”olması değerlerin zaten “iyi ”oluşu özelliğinden açılımlar sağlamaktadır. Değerler, insanların üzerinde birleşecekleri  “insanlararası ortak kelimeler” hükmündedir. Dolayısıyla insanlar, Allah’ın çağrısı gereği insanlar arası ortak kelimelere davet edildiklerinde her hareketleri iyilik hareketine dönüşmektedir. “Dinde zorlama yoktur” (Bakara/256) ayeti Rüştün, yani hakikatin ğayden yani hakikatten sapmaktan ayrıldığını, insanın hakikate eğilimli olmasının onu iyiliğe de meyilli kılacağını iyilik temelli ameller ile insanın Allah ile bağlantıda kalacağını da ifade etmektedir. Kurtuluş da ancak değerleri öne çıkarıp değerlere şefaat etmekle mümkündür. Şu halde hakikati tekelleştirmek suretiyle dinde zorlamanın da kabul edilemeyeceği ortadadır

Salt akılcıların hakikati maddeleştirme eğilimleri, hakikati doğrulanabilir bir tanıma kavuşturma çabaları açısında önemlidir zira hakikat ancak gözlemlenince anlaşılabilen bir ağırlığa sahiptir. Hakikati soyut alanda aramak, saf aklın düşecekleri bir tehlike olacağından, bir değer olan hakikati, mutlaka somut pratiklerle yani değerleri ayakta tutma çabasıyla evrensel bir rüşte eriştirmek gerekmektedir.  Hakikatin, materyalistlerin de sıkça kullandıkları Mutlak Hakikat/Görece Hakikat tanımlamasından bir adım daha ileriye götürmenin yolu, değerleri insanlığın ortak malı yapmaktan geçmektedir. Bunun ,“bir işten yorulunca derhal başka bir işe atılmak- yorgunluğu başka bir alana atılarak gidermek” (İnşirah/7) ile çok yakın ilişkisi bulunmaktadır.

Son söz olarak diyebiliriz ki hakikati tekelleştirme zaafı belki de en çok kutsal metinlere inandıklarını söyleyenlerin zaafıdır ve görece hakikatleri mutlak hakikatlere olgunlaştırmada başarısız oldukları için hayatın her alanında geri kalmaya devam etmektedirler.  Dünyada hayatında, insanlarla buluşacakları kelimeleri çoğaltamadıkları için, ötekileştirdiklerini hem bu dünyada hem de ahiret hayatında cehenneme gönderme eğilimleriyle hakikate en çok zarar veren dinde zorlayıcılar olmaya da devam etmektedirler…

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!