Türkiye’de halklar barışalı epey olmuştur. Kimlik Formunun şehirlerin agoralarında nefret için ayırt edici bir kıstas olduğu durum geride kalmış Kürt yurttaşlar Türkiye’de kültürel, sosyolojik ve siyasal olarak temsil alanlarını genişletmişlerdir.
Siyasal temsiliyet ve sistem içi var olma saiklerini özerk bir yapıda kimlik siyaseti üzerine kuran tartışmalara PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ın bu çizgiyi açıkça reddetmesi nedeniyle girmiyorum. Bu artık marjinal bir tartışma alanı.
Bu bakımdan son dönemde Türkiye’de konuşulan Terörsüz Türkiye sürecinin devlet ve örgüt arasındaki bir barış akdinin kotarılması olarak görmek büyük oranda daha doğru bir çerçeve olacaktır. Bu açıdan taraflara politik bir pazarlık alanı açsa da bu konu her şeyi ile tam olarak bir güvenlik konusudur.
Halklar arasındaki pratik gündelik yaşam ve siyasal hayatta bazı örnekler dışında PKK’nın varlığını gerekli kılan hiçbir durum karşımızda değil. Bu bakımdan PKK misyonunu doldurduğu evre ile Irak’ta yaşadığı askeri daralmanın kesişmesi onu devlet ile bir pazarlığa itmiş durumdadır. Devlet tarafındaki askeri üstünlük ise sürdürülebilir bir durum olmasına rağmen PKK’nın tam olarak yok edilmesinin askeri bir stratejiye dayanmadığı da ortadadır.
Bir diğer etmen ise 7 Ekim sonrası konjonktürde bölgenin ABD eli ile yeniden dizayn edilmesidir. Trump’ın yönetimi devralmasından hemen önce gerçekleşen Suriye devrimi ABD’nin, Jonathan Powell gibi çeşitli aracıları ile, Türkiye’deki barış görüşmelerinin ayyuka çıkmasını tetiklemiştir.
Fakat pratik durum süreç duyurulmadan öncesinde gerçekleşen görüşme ve teati aşamasındaki mutabakatlara çok da uygun gitmiyor gibi görünüyor. Gündemdeki tartışmalar büyük ölçüde PKK’nın kırsal alandaki silahlı gücünün nasıl tasfiye edileceğine odaklanıyor.
Oysa PKK bugün yalnızca dağ kadrosundan ibaret bir örgüt değil. Örgütün şehir yapılanması, finans ağları, diaspora örgütlenmeleri, şirketleri, siyasi-hukuki yüzeyleri, insan kaynağı havuzları, uluslararası bağlantıları ve yabancı istihbaratlarla kurduğu ilişki kanalları var. Yani PKK hibrit bir örgüt. Bu nedenle örgütün yalnızca kırsal alandaki silahlı kanadını tasfiye etmek, bütünün küçük bir kısmına dokunmak anlamına gelir.
Açıkçası herkesin devletten bir şey beklenen ortamı kompoze ettiği verili durumda devletin de örgütten ne beklemesi gerektiği kısmı konuşulmadığı için bazı soruları sormak gerekiyor.
PKK’nın yapısı yıllar içinde çok katmanlı bir modele dönüştü. Bu model şehirlerde sivil savunma birliklerine ayrılmış gençlik yapılanmalarını, mahalle ve sokak komünlerine dayalı siyasi milis mekanizmaları, legal STK ve parti yapıları, diaspora ağları ve Avrupa merkezli medya-iletişim ve ulus-aşırı finans ağlarıyla birleşen bir bütünlük taşıyor.
Şehir yapılanması YPS’nin on binlerce üyeye sahip olduğu, gençlik örgütlerinin şehirlerde silahlı hücreler, sabotaj birimleri, istihbarat toplama ağları ve geniş bir lojistik sistem kurduğu bu yapıların tamamı, örgütün kırsaldan bağımsız olarak kendi kendini üretebilen bir mekanizma haline geldiğini gösteriyor.
Kamuoyuna verilen “PKK silah bırakıyor” mesajı bu nedenle eksiktir. Çünkü örgüt gerilla gücünü tasfiye etse bile şehirlerdeki otonom hücreleri, sokak yapılanmalarını, gençlik ağlarını, silah depolarını, güvenli evlerini, finansal yapısını, uluslararası ilişkilerini koruduğu sürece askeri kapasitesinin büyük bir kısmını tasfiye etse de yeniden örgütlenme yetenek ve imkanlarını elinde tutmaya devam eder. Aksi halde bu gerçek bir tasfiye ya da barış olmaz.
Avrupa’da yaklaşık iki yüzü aşkın dernek, kültür merkezi ve ekonomik birimin PKK tarafından para toplama ve insan havuzu oluşturma mekanizması olarak kullanıldığı biliniyor. Bu mekanizmalardan elde edilen gelirlerin önemli bir bölümü illegal yollardan sağlanıyor.
Europol, Interpol ve pek çok ülkenin mali istihbarat birimlerinin (FIU) raporlarına göre PKK’nın en büyük gelir kaynağı temelinde uyuşturucu faaliyetlerinin olduğu bu ağdan geliyor. Çeşitli istihbarat birimlerine (FIU) göre yıllık gelir tahminleri dolaylı gelirler ve Suriye’deki petrol geliri de dahil olmak üzere bir milyar dolara yaklaşıyor. Ayrıca Avrupa’da devrim vergisi adı altında haraç, insan kaçakçılığı, kara para aklama ve diaspora üzerinden yapılan bağış kampanyaları örgüt için büyük bir kaynak oluşturuyor.
Örgüt aynı zamanda Avrupa’da ve Orta Doğu’da pek çok şirketi dolaylı ortaklıklar üzerinden yönetmekte, bu şirketleri hem finansal sürdürülebilirlik hem de örtülü operasyonlar için kullanmaktadır. Bu şirketlerin bir bölümü son dönemde YPG içinde savaştıktan sonra Ukrayna’ya geçen Avrupa kökenlilerle ortak kurulmuştur ve PKK’nın yasadışı gelirlerini kullanarak gizli şekilde drone teknolojisi edinmesini kolaylaştırmıştır.
Barış sürecinde “bu ekonomik yapıların akıbeti ne olacak” sorusu hâlâ cevapsızdır. Türkiye’deki siyasi tartışmalar yalnızca silahlı dağ kadrolarına odaklanırken, örgütün temel güç kaynaklarından biri olan ekonomik ağların tasfiyesine ilişkin hiçbir plan açıklanmamıştır.
PKK’nın şehir örgütlenmesi, özellikle 2015–2016 döneminde hendek çatışmaları üzerinden görünür hale gelen çok katmanlı bir yapı. Yaklaşık yirmi bin kişilik bir kentsel milis gücü olduğu tahmin edilen YPS, 300’ün üzerinde komün ağı, güvenli evler, yeraltı sığınakları, hafif silah depoları ve iletişim hatları gibi kurumsal bir altyapıya sahip. YPS yalnızca bir “gençlik örgütü” değil. Aynı zamanda PKK’nın şehirlerdeki istihbarat toplama, propaganda, lojistik destek, sabotaj ve baskı mekanizmalarının da merkezidir.
Barış süreci tartışmalarında YPS’nin akıbetine ilişkin net bir çerçeve bulunmamaktadır ya da varsa da bu açıklanmamıştır. Bu yapının denetim altına alınmadığı bir ortamda kırsaldaki güçlerin silah bırakması güvenlik açısından ileride çeşitli risk pencerelerinin açık bırakılması demektir.
Daha ileri seviyedeki bir risk senaryosu ise silah bırakarak şehre geri dönen PKK üyelerinin tasfiye edilmemiş ya da gözetime alınmamış YPS kitleleri ile yeni bir şehir milisi örgütleme riskidir. Bu hesaplanması gereken bir durumdur. Diğer bir risk senaryosu olarak şehre dönen gerillaların adaptasyon süreçlerinin aksaması durumunda suç örgütüne dönüşme ihtimalidir. Bu durumda YPS de benzeri bir etkiye maruz kalabilir. Bu nedenle bu yapının da tam tasfiyesi ve uzun vadeli denetimi zorunlu olmalıdır.
PKK’nın Suriye, İran, Irak, Rusya, bazı Avrupa ülkeleri ve ABD’deki farklı devlet birimleriyle uzun yıllara yayılan ilişkileri bulunmaktadır. Örgütün özellikle Suriye’deki PYD/YPG üzerinden aldığı askeri ve siyasi destek, Türkiye içi yapılanmalar üzerinde doğrudan etki yaratmaktadır. Suriye savaşı sonrasında PKK’nın yabancı istihbaratlar tarafından bölgesel projelerde kullanılan bir araç haline geldiği bilinmektedir.
Bu yapıların Türkiye’nin olası barış sürecine nasıl yansıyacağı ya da örgütün bu dış bağlantılardan nasıl ayrıştırılacağı konusunda da herhangi bir teknik çerçeve şu ana kadar kamuoyuna duyurulmamıştır. PKK’nın gerek Kandil merkezindeki gerek Sincar’daki arşiv kayıtları ve yabancı istihbarat ilişki öyküsü ve bu öyküdeki kronoloji, öykü ve kişiler hakkında örgüt ne kadar şeffaf davranacaktır? Bu ilişkileri yöneten kişiler ve gruplar Irak’tan Brüksel’e kadar listeli şekilde tasfiye edilecek ve denetim altına alınacak mıdır?
PKK’nın yalnızca gerilla gücünü tasfiye etmek, örgütü tasfiye etmek ve kalıcı barış için yeterli değildir. PKK bugün bir şemsiye yapı şeklinde faaliyet gösteren, şehirlerde örgütlü, Avrupa’da güçlü diaspora, finans ve istihbarat ağları bulunan yüksek kapasiteye sahip bir aktördür. Bunun yanı sıra Suriye sahasında yarı devlet niteliğinde bir yönetimsel model kurmuş ve bu modeli Türkiye’deki şehir yapılanmalarına uyarlamaya çalışmıştır.
Bu nedenle barış sürecinin gerçekten südürülebilir olabilmesi, örgütün tüm katmanlarını içeren teknik sorulara net yanıtlar verilmesine bağlıdır. PKK’nın Avrupa ve Orta Doğu’daki gelir sağlayan şirketlerinin nasıl denetim altına alınacağı, finansal ağların nasıl ortadan kaldırılacağı, şehirlerdeki YPS yapılanmasının ne şekilde tasfiye edileceği ve diaspora üzerinden sağlanan istihbari ilişkilerin hangi yöntemlerle kontrol edileceği açıklığa kavuşturulmalıdır.
Aynı şekilde Avrupa’daki STK ve dernek ağlarına yönelik hangi mekanizmaların işletileceği, PYD/YPG ile örgütsel bağların nasıl kopartılacağı ve yabancı istihbarat bağlantılarının hangi yöntemlerle izole edileceği de net bir çerçeveye oturmalıdır.
Bu sorular karşılık bulmadığı sürece “PKK silah bırakıyor” şeklindeki bir açıklama sadece siyasi bir sembole dönüşür. Kalıcı ve güvenilir bir barış ancak örgütün tüm yapısal bileşenlerini kapsayan, finansal ve şehirsel ağları denetim altına alan ve bu yapıları aşamalı şekilde dağıtan bütüncül bir stratejiyle mümkün olabilir.
Tüm bu sektörlerde en şeffaf şekilde mutabık kalındığı ortamda Türkiye Cumhuriyeti de üzerine düşen girişimleri hukuki ve sosyal açıdan yapmalıdır. Ancak bu süreç örgütün fiili bir durum oluşturarak devleti töhmet ve ödev altına almasına izin verilmeden yürütülmelidir.Yazının orjinali için bakınız:https://leventkemai.medium.com/bar%C4%B1%C5%9F-evet-peki-nas%C4%B1l-746ccfa91506
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Büyük ağabey gözetliyor: 10 Kasım'da ''duygu ve davranış kontrolü''
İslam’ın evrensel mesajı ‘yerli ve milli’ sloganına sığar mı?