Suyu Bulandıran Kim?

- Hey kuzucuk içtiğim suyu neden bulandırıyorsun, ağız tadıyla temiz bir su içmeyecek miyim?...
Suyu Bulandıran Kim?
Hanifi TOSUN
Hanifi TOSUN
Eklenme Tarihi : 6.02.2021
Okunma Sayısı : 1026

- Hey kuzucuk içtiğim suyu neden bulandırıyorsun, ağız tadıyla temiz bir su içmeyecek miyim?

- Ama nasıl olur ben alt taraftan içiyorum, sen üst taraftan. Suyu nasıl bulandırabilirim ki?

- “Sus, boş boş konuşma! Sen geçen yıl da bana kötü söz söyleyip kaçmıştın, hatırladım seni!”

- Ama ben bu yıl doğdum, geçen yıl size kötü söz söyleme imkânım yok ki!

- Olsun! Sen değilsen de bana kötü söz söyleyen senin kardeşindir, ne fark eder?

- Ama benim kardeşim yok ki!

- Demek öyle yaramaz kuzucuk sen beni yalancılıkla suçluyorsun öyle mi?

Bu diyalogu hatırladınız sanırım. Durduğu yer icabı suyu bulandırma imkânı olmayan kuzuyu midesine indirmeyi kararlaştırmış kurdun absürt olsa da bahane üretme çabasına şahit olduğumuz bu diyalog, çağın sömürgeci güçlerinin yapıp etmelerine ne kadar da çok benziyor.

Vahyin diriltici soluğunu devre dışı bırakan küresel güç odakları, seküler bir yaşam tarzını dayatırken hukukun gücünden uzak, güçlünün hukukuna göre bir sistem inşa etmiş, bu sisteme direnen halkları da tıpkı hikâyede zikri geçen kurdun insafına terk edilen kuzu misali cehennemi andıran bir hayata, sefalet içinde bir yaşama ve insanlık dışı bir muameleye maruz bırakmışlardır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan, BM, NATO, İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Para Fonu ve daha bir dizi kurumu da barındıran bu sistemde, dünya halklarının ekseriyeti, mazlum ve mahrum bırakılmış, küresel emperyalist çeteler tarafından dayatılan hayata mecbur kılınmışlardır. Altmış milyon insanın öldürülüp milyonlarcasının yaralı kaldığı bilinen bu savaşın enkazları üzerinde kurulan sistemde gücü ellerinde bulunduran sömürgeci çeteler, maalesef dünlerini ve bugünlerini boyunduruk altına alıp köleleştirdikleri halkların yarınlarını da ipotek altına alacak projelere imza atıyorlar.

Çağdaşlık ve medenilik iddialarının havada uçuştuğu bu sistemde “hak, hukuk, adalet” sadece güçlülerin koruyucu kalkanı olarak işlev görmektedir. İnsanların en doğal hakları olan yaşam hakları ve güven altında olması gereken akıl, can, din, mal ve nesil emniyetleri, birtakım menfaatler için payimal edilmiştir. İnsanın kutsallığı ve saygınlığı yok sayılmış, değer yargıları yozlaştırılıp anlam ve derinliğinden uzaklaştırılmakla birlikte hayat, bir varmış bir yokmuş modunda menfaat şebekelerinin insafına terk edilmiştir.

Yeryüzünü fitne, fesat ve kargaşa bataklığına sürükleyip tüm maddi ve manevi kaynaklarını sömüren küresel güç odakları için insan hakları, demokrasi, özgürlük vb. tutumlar iddiadan öteye geçmez. Savundukları, menfaatleriyle örtüştüğü zaman bir anlam ifade eder, değilse anlamsız bir lakırdıdan öteye geçmez. Bunların insan hakları, özgürlük, demokrasi gibi ağızlarına sakız yaptıkları değerlerden(!) anladıkları da kendi dediklerinin yaşam alanlarına aktarılmasından başka bir şey değildir. İstekleri gerçekleştirilmediğinde insanlığı napalm, fosfor, misket, kimyasal ve değişik çapta öldürücü silah ve bombalarla yok etmekten geri durmazlar. Bu aşamada bunlar için hürriyet, hak ve hukuk hiç mesabesindedir. Irak, Afganistan, Lübnan, Gazze, Suriye, başta Sudan, Somali olmak üzere Afrika kıta ülkeleri, Uzak Asya, Orta Asya ve diğer coğrafya ülkelerinde karşılaştığımız olaylar, tavırlar ve politikalar, okumasını bilenler için ne demek istediğimi yeterince açıklamaktadır.

Dünyanın ekonomik, siyasal ve askeri bakımdan güçlü olan devletler [1]sömürüp zayıf bıraktıkları halkların ensesinde boza pişirip onları yozlaştırmak için adeta yarışmaktalar. Yozlaştırıp sömürmekte zorlandıkları halkları ise hep ölümle burun buruna yaşamak zorunda bırakacak projeleri hayata geçirirler. Değerlerini hiçleştirip iliklerine kadar sömürdükleri halklara, her tür sefaleti yaşatmaktan beis görmezler. Menfaatleri söz konusu olduğunda ne insan haklarının ne de hukukun bir anlam ifade etmediğini Mısır’da, Cezayir’ de, Bosna’da gördük. Durdurulmadıkları takdirde görmeye devam edeceğiz.

Bosna’da Aliya, Cezayir’de Abbas Medeni, Mısır’ da Mursi ve daha başkaları, Batılıların uğruna ülkeler işgal ettikleri demokrasi sonucu seçilmişlerdi. Cezayir’i iç savaşa, Bosna’yı AB marifetiyle Sırp işgaline, Mısır’ı ise ölüme mahkûm ettiler.

Mısır’da oy kullanarak seçtikleri meşru liderleri Mursi’nin yanında saf tutan on binlerce Mısırlının üzerine pervasızca kurşun yağdırdılar. Binlercesini öldürürken on binleri de zindanlara mahkûm ettiler. “Hak, hukuk, insan hakları” diyerek yeri göğü inleten sözüm ona “medeni dünyanın” sesi çıkmadı. Herkes sağ kulağının üstüne yatıp “görmedim, duymadım, söylemedim” repliğiyle üç maymunu oynadı.

Sadece Bosna, Cezayir ve Mısır’da mı yaşandı talihsiz olaylar? Değil tabii ki! Suriye, Filistin, Irak, Ruanda, Arakan, Doğu Türkistan, Çeçenya, Afganistan ve daha birçok ülkede yaşandı, yaşanmaya da devam ediyor!

Yaşanan onca haksız hukuksuz olaya rağmen “medeni dünya” üç maymunu oynamaya devam ediyor. İnsanların ne onurları ne de insanca yaşam sürdürme hakları kimsenin umurunda değil maalesef! Hele bu odakların hiç ama hiç umurlarında değil! Zira bu odakların saygı duydukları ne bir değerleri ne de bir kutsalları söz konusudur. Hikayedeki kurt misali menfaatleri gerektirdiğinde suyun nerede içildiğinin bir anlamı olmaz. Hemen bahanelerini üretip harekete geçerler.

Minareyi çalan kılıfını dünden hazırlar ya. Bunlar da haksız hukuksuz tüm yapıp etmelerini “meşru” kılmak için delil üretmekten geri durmazlar: Irak’ı ve Afganistan’ı işgal edip bölgeye yerleşmek isteyen küresel sömürgeci odakların, tüm kitle iletişim kanallarında kıyamet kopacakmışçasına gündem ettikleri Saddam’ın kimyasal silahlarını ve Afganistan’daki yıkılmak istenen Buda heykellerini hatırlayın.

İşgal gerçekleştirilip küresel tröstler tarafından Irak petrolleri iç edilip Afganistan küresel güçlerin operasyon merkezi kılındıktan sonra sahi Saddam’ın kimyasallarından ve Buda heykellerinin akıbetinden kimsenin bahsettiğine şahit olan var mı?

Yok!

Niçin?

Çünkü olmayan bir şeyin ispatı olmaz! Hedeflenen alındıktan sonra iddialar anlamsız, öncesinden üretilip piyasaya sürülen tüm malumatlar da çöp olur.

Dünya kamuoyu mu?

Onları manipüle etmek için dünyanın başka bir bölgesinde bir başka kıyamet senaryosunu hayata geçirmekten kolay ne var?

Maksatları üzüm yemek olmayan yeryüzünün hâlihazırdaki hâkimleri pozisyonunda hareket eden bu odaklar, hep bağcıyı dövme eğiliminde hareket ederler. Müslüman, Hristiyan, Budist, Yahudi, putperest, dinsiz fark etmeksizin tüm halkları bizar ve biçare kılmaktan geri durmaz yaptıklarında da bir beis görmezler.

Bu durumu, Müslümanlar açısından değerlendirecek olursak İslami ve insani değerlerini hayata taşıma gayretinde olan Müslümanlara karşı acımasızca bir söylemin ve eylemin sahipleri olarak sahnedeki yerlerini alan bu odaklar, bir kaşık suda fırtına estirip feveran ederler. Bunun için neden aramaya gerek yoktur! Zira bunlara göre saygı duyulacak tek bir yaşam tarzı vardır, o da batıl değer yargılarının çerçevesini çizdiği yaşam tarzı ve felsefesidir. Haliyle İslami yaşam tarzını benimseyen; bu tarzı, sosyal, siyasi, ekonomi, eğitim, sanat vb. alanlarda görünür kılan Müslümanlar, mevzu bahis odaklar için büyük tehlike arz ederler. Tehlikeyi bertaraf etmeyi en doğal hakları olarak gören odaklar da gereğini yaparlar.

Her çağda ve tabii ki bu çağda da küresel zulüm ve talan sistemine başkaldırabilecek ruh ve ilkeler, İslam’ın öğretilerinde capcanlıdır. Küresel zulüm sistemine başkaldırıyı mümkün kılacak ruha ve değerlere sahip oldukları için de Müslümanlar hedef tahtasındadır. Olur da bir gün bu ilkeler hayata taşınır korkusundan ötürü gözünün üzerinde kaşın var deyip suyu bulandıran konumuna itilen Müslümanlara acımasızca saldırırlar. Ülkelerini işgal eder, canlarını telef edip birikimlerini berhava ederler.

İhtimaline karşı bu kadar duyarlı olan zalim güruh, hayatlarına İslami değerler çerçevesinde yön veren Müslümanlara karşı da çok daha acımasız davranmaktan beis görmezler. Zira zulüm ve baskılara başkaldırı, hak talebinde bulunma, yaşanabilir bir dünya hayali, kendilerini mutlak itaat edilmesi gereken güç olarak gören küresel güç odakları için tehlike arz eder. Bu tehlikeyi bertaraf etmek için harekete geçerler ve kurdurup güçlendirdikleri terör şebekeleri marifetiyle de oluşturdukları algıyla olguları mahkûm edip Müslüman halkların önüne iki seçenek sunarlar: Ya etkisiz ve yetkisiz bir şekilde zulüm ve talan politikalarını özümseyip teslim olmaları istenir ya da cehennemi andıran bir hayatı ve ölümü göğüslemelerini isterler!

Evet, bunlara göre Müslüman halklar yaşamak istiyorlarsa ya tüm taleplerinden vazgeçip bunların isteklerini kabul edip zillet gömleğini giymeliler ya da ölmeliler! Zira zulüm ve talan sistemi ancak bu şekilde sorunsuz işler.

[1]Amerika, İsrail, İngiltere, Avrupa Birliği ülkeleri, Rus-ya, Çin vd.

 

YORUMLAR
Zeynep tosun
9.2.2021 09:49
Allah razı olsun hocam rabbim kaleminize güç kuvvet versin

Mehmet Özdemir
7.2.2021 09:52
"Zulüm bizdense ben bizden değilim" diyen Rachel Corrie cesareti olmadan zulme boyun eğmeye devam edeceğiz.

Ahmet Aygün
7.2.2021 07:16
Ellerinize sağlık. Osmanlı'dan Sonra Türkiye'de Müslümanlık parantez içine alınmıştır. Biz TÜRKİYELİYİM diyebilen tüm Müslüman kardeşler olarak son yıllardaki birlikteliğimizi devam ettirebilirsek ümit ediyorum parantezden çıkacağız. Dünyaya gelince yazarın dediği gibi KURT KUZUYU yemeye niyet etmiş ise bahanesi hazırdır. Irak,Suriye Libya vs vs Kurta yem olmaktan kurtulamamıştır

Yusuf Orhan
7.2.2021 06:21
Hanifi hocam dünya sömürgecilerinin sömürü araçlarını bahanelerini ve hayata geçirme şekillerini net bir şekilde ortaya koymuşsun. Müslümanların demokrasi araçları ile yol alamayacağınıda sübliminal olarak vermişsin .(mısır- mursi gibi) Eline sağlık. Sizden ricam yazı dizisi olarak devam ettirip müslüman ve mazlumlar sömürgeci ve emperyalistlerin kurduğu bu kumpası hangi argüman, nasıl bir ekonomik yeterlilik, nasıl bir inanç ve amel sistemi, nasıl bir dünya görüşü,nasıl bir STK yapılanması,nasıl bir aile yapısı,bilim ile imanı nasıl yoğurarak yükseleceğimizi ve bunları yaparken nasıl yozlaşmadan ayağa kalkıp insanları yaratıcıdan sonra en üstün varlık görülerek yaşam ve anlayış felsefesi ile kurtarıcı hale getireceğimizi de yazarsanız insanlığa güzel bir ışık ve diriliş muştusu vermiş olursunuz inşallah.düşüncesiyle Allah a emanet olun

Fatıma Tosun
6.2.2021 23:06

Harika bir yazı olmuş ve gerçekleri çok güzel özetlemişsiniz .Kaleminize kuvvet...

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
 Abdülaziz KIRANŞAL

Abdülaziz KIRANŞAL

Dinden Soğutan Dindarlık

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

İnsanı Kendi Olmaktan Çıkartan Bir Çağın İçindeyiz

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!