Vergilendirilmiş Kazanç Kutsaldır!

Çin’le ilişkilerde, Doğu Türkistan sorunu hep başımızı ağrıtacak. Hindistan’la ilişkilerde hep önümüze Keşmir sorunu gelecek...
Vergilendirilmiş Kazanç Kutsaldır!
Abdurrahman DİLİPAK
Abdurrahman DİLİPAK
Eklenme Tarihi : 7.02.2021
Okunma Sayısı : 331

Çin’le ilişkilerde, Doğu Türkistan sorunu hep başımızı ağrıtacak. Hindistan’la ilişkilerde hep önümüze Keşmir sorunu gelecek. Rusya ile ilişkilerde Çeçenistan, Ukrayna Belarus konusu gündeme gelecek. AB ile ilişkilerde Kıbrıs ve Yunanistan’la ilişkiler Ermenistan konusu hep önümüze çıkacak. PKK ve FETÖ’yü söylemeye gerek yok. Ya da İsrail’i de öyle.

Bundan sonra LGBT konusu da hep önümüze çıkacak. Bu konu adım adım bugünlere taşındı.

Evet insanlar azar oldu, bu iş azar azar oldu! Bu işler olurken, azarlayan olmadı. Az “AR” olup, arsızlık itibar görünce, namus pazar metaı olunca sonuç da böyle oldu.

Bakın biz buraya nasıl geldik; Kaos GL Derneği, Sovyetlerin dağılmasından hemen sonra, 1994’ün Eylül ayında, Türkiye’deki LGBTQ+ BİREY’lerini, desteklemek ve özgürlük adına bir araya getirmek için Ankara’da kuruldu.. Aslında BÇG adıyla olmasa da ordu içinde BÇG’nin altyapısını oluşturan hareket 1991’de, Margaret Thatcher’in NATO toplantısında “Tehlikenin renginin artık kırmızı değil, yeşil olduğunu” açıklaması ile başladı ve bunun STK’lar arasındaki karşılığı da ADD ve ÇYDD oldu. Yabancı vakıflar, Bilgi Üni. gibi birtakım üniversiteler İHD, Aİ gibi yerli ve yabancı insan hakları örgütleri bu işe destek verdiler, sahip çıktılar. Madia, film sektörü, reklam ajansları da tabii.

Zaten Özal zamanında 14 Ekim 1984’de, “BM, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi”nin onaylanması ile süreç başlatılmıştı. O günlerde bir de “Seküler kutsal” tartışması başlamıştı. Ve ilk “Kutsal Fahişe” tartışması da bizde o gün başladı. Öyle ya, “Vergilendirilmiş kazanç kutsal”dı! “Bir alışveriş, bir fiş” tartışmaları, KDV tartışmalarının gölgesinde bu konu kaynadı gitti. O yıl Karaköy Genelevlerinin Patroniçesi Matild Manukyan vergi rekortmeni olunca, Maliye ona vergi rekortmeni olarak madalya taktı. Kampanyanın adı “Vergilendirilmiş kazanç kutsal”dı ve Madam Matild de bu “Seküler kutsal”ın azizesi konumundaydı.

AK Parti dönemine gelirken durum buydu. 14 Ağustos 2001’de AK Parti kuruldu. 2011 yılının Mayıs ayında İstanbul’da gerçekleşen Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açılan ve Türkiye’de 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren sözleşme aslında tartışmaların başlangıcı oldu. Aslında 28 Şubat döneminde 2000 yılında “Avrupa’da Kadınlara Yönelik Şiddete İlişkin 1450 sayılı Tavsiye Kararı” alındı. Bu İstanbul sözleşmesine giden yoldaki ilk adımdır. AK Parti’nin kuruluşundan 1 yıl sonra 2002’de “Kadınlara Yönelik Aile İçi Şiddete İlişkin 1582 sayılı Tavsiye Kararı” alındı. AK Parti o dönemde AB’ye tam üye olma hayali ile batıdan gelen hemen hemen her talebe evet diyordu. İktidar olmak için her kesimin oyuna ihtiyacı vardı. Ve iktidara giden yol bu vadiden geçiyordu.

09.10.2002’de AK Parti “eşcinsellerin hak ihlali yaşadıkları ve kendi yönetimlerinde herhangi bir ayırıma maruz kalmayacakları taahhüdü”nde bulundu. AK Parti açısından bu tarih, bir kırılma noktası olarak talihsiz bir gündür.

2010’a kadar süreç şöyle gelişti: 2005’de “Zorla Evlendirme ve Çocuk Evliliklerine İlişkin 1723 sayılı Tavsiye Kararı” 2006’da, “Kadınlara Yönelik Şiddet İle Mücadele İçin Birlik Olan Parlamentolara İlişkin 1759 sayılı Tavsiye Kararı” alındı. Tam da o günlerde Lambdaistanbul “LGBTİ+ Dayanışma Derneği” resmen faaliyete başladı. “Soğuk savaş”tan hemen sonra, BÇG benzeri yapıların örgütlendiği 1993 yılında İstanbul’da kurulan ve 2006 Mayıs’ında resmileşen LGBTİ dayanışma derneği 1993 yılından beri, Uluslararası Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Trans ve İnterseks Birliği ILGA’nın üyesidir. 

2006 da bu anlamda oldukça hareketlidir. Mesela 1996 yılında İstanbul Beyoğlu’nda bir grup seks işçisi tarafından kurulan, seks işçilerine cinsel sağlık sosyal, psikolojik destek için, danışmanlık yapan “Kadın Kapısı” isimli dernek de o yıl kuruldu. Yine aynı yıl, “Toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini yaygınlaştırmak” için “Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği” kuruldu. Eşzamanlı olarak 30.6.2006’da bir dernek daha kuruldu: “Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği”. Bu dernek transların ilk resmi derneğidir.

2007’de, “İlaçla Kolaylaştırılmış Cinsel Saldırıya İlişkin 1777 sayılı Tavsiye Kararı”, 2007’de, “Kadınlara Yönelik Şiddet İle Mücadele İçin Birlik Olan Parlamentolar tarafından yayınlanan 1817 sayılı Tavsiye Kararı”, 2008’de, “Kadınlara Yönelik Şiddet İle Mücadele: Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne Doğru konu başlığını içeren 1847 sayılı Tavsiye Kararı”.. Bu tavsiye kararı esasen “İstanbul sözleşmesi”ne giden sürecin başlangıcıdır. Aynı yıl, 08 Nisan’da Türkiye’de ilk “LGBT Öğrenci Derneği” kuruldu. 31 Mayıs’ta da İstanbul’da ilk, turistik 170 yataklı LGBT oteli açıldı. Ocak 2008’de bir dernek daha kurulur: “LİSTAG Lezbiyen Gay Biseksüel Trans İnterseks Bireylerin Aileleri ve Yakınları Derneği” 2006 örgütlenmesi, aslında İstanbul sözleşmesine giden yolda sivil lobi gücünü oluşturur ve hemen hepsi AB ülkelerinin açık ve yakın, destek ve koruması altındadır. 2009’da “Silahlı Çatışma Durumunda Kadınlara Yönelik Cinsel Şiddete İlişkin 1879 sayılı Tavsiye Kararı” yayınlandı. Aynı yıl 5 tavsiye kararı daha yayınlandı: “Kadın ve Kızların Kaçırılmasını da İçeren Cinsiyete Dayalı İnsan Hakları İhlalleri ile Mücadeleye İlişkin 1868 sayılı Tavsiye Kararı” ve “Kadınların Öldürülmesine İlişkin 1861 sayılı Tavsiye Kararı” Ardından “‘Sözde namus cinayetleri’ İle Mücadeleye Duyulan Acil İhtiyaca İlişkin 1881 sayılı Tavsiye Kararı”. Bunu, “Kadınlara Evlilik İçi Tecavüzü de Kapsayan Tecavüze İlişkin 1887 sayılı Tavsiye Kararı” izledi. 2009 yılı 5. Tavsiye kararı ile noktalanırken, aslında İstanbul sözleşmesinin omurgası ve çerçevesi de bu tavsiye kararları sürecinde şekillenmişti. Yılın son tavsiye kararı: “Özellikle Aile İçi Şiddet Görme Riski Olan Göçmen Kadınlara İlişkin 1891 sayılı Tavsiye Kararı” oldu. Ankara’da siyaset ve bürokrasi kurbağa haşlaması yöntemi ile mafsalları gevşetilmiş haldeydi, Media, malum sermaye ve çevrelerin pohpohlaması ile olta yutturulmuştu.

İstanbul Sözleşmesi öncesi son tavsiye kararı 2010 yılında alındı ve “Aile İçi Şiddete Şahit Olmuş Çocuklara İlişkin 1905 sayılı Tavsiye Kararı” yayınlandı. Bu tavsiyelerde kılavuz karga olunca, olan oldu. Tarih övgü ve sövgü kitabı değildi. Bir toplumun ortak hafızası ve tecrübeler birikimi idi. 7-8 Hasan Paşanın mantığından çıkarmamız gereken dersi çıkaramamıştık. 2011 Mayıs’ında ağuyu altın tas içre ve bala karıştırıp sunmuşlardı. Bugün bu işten nasıl kurtuluruz diye düşündüğümüz belayı o gün kendi ellerimizle ve İstanbul adını lekeleyecek bir şekilde başımıza bela ettik.

2011 Mayıs’ından sonra ne oldu onu da yarın anlatayım. Selâm ve dua ile. 

Dün Nerede Kalmıştık

Dün başlayıp, bugün de devam eden yazımı, İstanbul Sözleşmesi etrafında kopan fırtınanın bugün Boğaziçi’nde esen rüzgârın arkasındaki derin gerçeği, ne oluyor, neden oluyor, nasıl oluyor anlamak isteyen genel merkezi, parti grubu, teşkilatı ve AK Parti’ye oy veren seçmenine ithaf ediyorum!

Evet, 2011 yılının Mayıs ayında İstanbul’da gerçekleşen Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

29 Kasım 2011’de 6251 sayılı kanunla kabul edilen sözleşme ile birlikte “Toplumsal Cinsiyet” kavramı meşrulaştırıldı ve bu çerçevede cinsel deneyim, tercih ve yönelim pozitif ayrımcılığa tabi bir tercih konusu haline geldi. Zaten 5 Nisan 2013’de de LGBT kurumsal olarak sosyal medyada yerini alırken, eş zamanlı olarak ETCEP (Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği) eylem planı kamuda, üniversite ve eğitim kurumlarında, yerel yönetimde yerini aldı. (Sonradan ETCEP’ten vazgeçildi ama..)

28 Haziran 2015’de İstanbul’da ilk LGBT onur yürüyüşleri başladı. 01.06.2015’de Beyoğlu’nda dağıtılan AK Parti logolu bir broşürde “AK Partili olmayan, muhafazakâr olmayan insanlar yaşam tarzına müdahale edildiğini düşünüyor. Sizden farklı insanların yaşam tarzlarına müdahale ettiğinizi düşünüyor musunuz?” sorusu soruluyor ve karşı sayfada şu cevap veriliyordu: “Türkiye, Ramazan ayının ortasında İstiklal Caddesi’nde Gay Pride yapabilen bir ülke muhafazakâr insanların daha görünür olması, kimsenin hayat tarzına müdahale edildiği anlamı taşımıyor. (…) AK Partinin kimsenin yaşam tarzına müdahale etme gibi bir niyeti asla olmadı. 13 yıllık süreçte yalnızca mağdur kesimlerin eşitliği için mücadele edildi.” Broşürde, LGBT bayrağı ve “İbne, dönme el ele, ahlaksız devrime!” pankartının fotoğrafı kullanılıyordu. AK Parti bir komplo ile karşı karşıyaydı: “AK Parti LGBT Bireyleri” adıyla kurulan grup üyeleri Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Erdoğan’ın İstanbul mitingine katılarak Twitter hesaplarından Erdoğan’ın önünde açtıkları ‘gökkuşağı’ bayrağının fotoğraflarını yayınlıyorlardı. O yıl Türkiye’de LGBT dernek sayısı 22 oldu. “Müslüman LGBT’liler” diye ortaya çıkarak kendileri için evlenme hakkı ve cami istiyenler oluyordu. 31 Ağustos 2016 tarihine gelindiğinde Soylu’nun bakanlık görevine geleceği günlerde, pasaportlarımıza ve nüfus cüzdanlarına “Gender” yazılması kararı çıkmıştı bile. İslami kesimden tepkiler gecikmese de, aslında çok geç kalmışlardı. Biz Lanzarote Sözleşmesi’nin de çok geç farkına vardık. Bu sözleşme 25.10.2007 yılında kabul edilmiş ve birçok ülkede 1 Temmuz 2010 yılında yürürlüğe girmişti. 25.11.2010 tarih ve 6084 sayılı kanunla onaylanan “Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi” 18.7.2011 tarihinde TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe girmişti.

6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” 8.3.2012’de TBMM’de olağanüstü kısa bir sürede bütün Milletvekillerinin oy birliği ile kabul edildi.

İstanbul Sözleşmesi ile birlikte bir de GREVIO var. İzleme, değerlendirme, derecelendirme ve yaptırım yetkisine sahip GREVIO Türkiye’ye İlişkin İlk Değerlendirme çalışmalarına 2017’de başladı ve raporunu 15 Ekim 2018’de açıkladı. Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu GREVIO Türkiye’ye ilişkin ilk değerlendirme raporunu açıkladı.

İstanbul Sözleşmesi’nde MEB üzerinden gerçekleştirilen bir de “ETCEP Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi” var. ETCEP, UNESCO’nun 2009 yılında cinsiyete duyarlı okulların sahip olması gereken özellikleri bir plana dönüştürüldü ve 2014-2016 yıllarını kapsayan süreçte MEB 10 il ve 40 pilot okulda bu çalışmaları başlattı. KADEM bu projede “Toplumsal cinsiyet”i kadın ve erkekle sınırlı olarak tanımlarken, “eşitlik” yerine “Adalet” kavramını esas alan bir yorumla dolaylı bir şekilde destekledi. Esasen “Toplumsal cinsiyet” öncelikle insanı din, ahlak ve gelenekten bağımsız bir BİREY’e dönüştürmeyi hedeflerken, biyolojik cinsiyet yerine, GENDER diye tanımlanan LGBTIQ+ şeklinde “Vehbi” değil, “Kesbi”, cinsel deneyim, yönelim ve tercihe dayalı bir cinsiyeti esas alıyor. Ancak kılavuz içinde geçen “Veliler arasında dil, din, ırk, kültür, cinsiyet, cinsel yönelim vb. hiçbir ayrım yapılmaz” yargısındaki ‘cinsel yönelim’ ifadesi, cinsiyetin biyolojik olarak doğuştan getirilen bir özellik olduğu gerçeğini göz ardı etmekte ve gayri ahlaki olan bu tutumu meşru bir zemine taşıma hedefine kapı aralamaktadır. KADEM 15 Ocak 2019’da yayınladığı mütalaasında bu durumu not eder. Milli Eğitim de ETCEP’den geri dönmüştür.. Ancak çok geç kalınmıştır. 2009’da atı alanlar, 2014’de MEB üzerinden okula girenler, on yıl sonra oyunun farkına vardıklarında, Üsküdar’ı çoktan geçmişlerdir. Bize, “emri bil maruf, nehyi anil münker”i, nasihati, vasiyeti, ailelere toplumsal cinsiyet konusunda nötr kalmalarını tavsiye edecek kadar savurdular. Bilmediğimiz şeylerin peşine düştük. Ülkenin önündeki tek sorunlu yasal düzenleme bunlar değil. Mesela şu günlerde TBMM’de görüşülmeye başlanacak “gıda güvenliği” ile ilgili düzenleme de yeni bir kriz odağı olabilir. Yasa gıdaya yönelik ifade özgürlüğünü kısıtlıyor.

Hayvan hakları yasası ayrı bir bela. Terörün finansmanı ile ilgili yasa yakın gelecekte Türkiye’nin başına büyük bir bela açacak gibi duruyor. 5G de öyle bu HES Kodu da.

LGBTİ konusunda, iş bugünkü noktaya gelince Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz yıl Onur Haftası’nda da Bakanlar Kurulu toplantısının ardından LGBTİ+’ları hedef alarak şunları söylemişti: “Büyük ve güçlü Türkiye hedefine ulaşana kadar mücadeleyi bırakmayacağız. Birileri yine sinsice milli ve manevi değerlerimize saldırıyor. İnsanlık tarihi boyunca hep lanetlenmiş sapkınlıkları normalleştirerek, genç dimağları zehirlemenin peşindeler. İnancımıza ve kültürümüze aykırı bu tür marjinal akımları destekleyenler bizim gözümüzde aynı sapkınlığın ortaklarıdır.” 

Eee, ben boşuna demiyordum “AK Parti içindeki FETÖ’nün zihniyet ikizi AKP’liler”  diye..

O gün Gezi Parkındaki olaylara destek veren sermaye sahipleri, İstanbul Sözleşmesi’nde normalleştirilmeye çalışılan, şimdi “edepsiz, ahlaksız” diye tanımlanan topluluk, “Boğaziçi”nden bugün Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a meydan okuyor. 

Yola çıkarken beraber olduğunuz “Dava arkadaşları”nızla aranıza mesafe koyup, yolda bulduklarınızla yola devam ederken, “dava arkadaşlarınızla davacı olunca” olacağı buydu. “Ne oldum” delisi derlerdi eskiler, o “sen benim kim olduğumu biliyor musun” diye çevresine afra-tafra satan “ne oldum delileri” orada olduğu, terfi ettirildikleri, itibar gördükleri sürece bundan sonra olacaklar belli. 

Selam ve dua ile. 

Not: Bu yazılar 6-7 Şubat 2021 tarihlerinde yeniakit.com.tr sitesinden alıntılanmıştır, yazıların orijinalleri için aşağıdaki linkleri tıklayınız.

https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/vergilendirilmis-kazanc-kutsaldir-34910.html

https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/dun-nerede-kalmistik-34919.html

 

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
Ümit AKTAŞ
Ümit AKTAŞ

Bulgur ve Adalet

 Abdülaziz KIRANŞAL

Abdülaziz KIRANŞAL

Dinden Soğutan Dindarlık

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

İnsanı Kendi Olmaktan Çıkartan Bir Çağın İçindeyiz

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!