Çocuğu Kalpten Muhafaza Etmek

“Çocuk eğitimini yalnız diploma, sınav ve perFormans üstünden kurarsak maharetli ama merhametsiz nesiller yetiştiririz. İlmi ahlâkla, dijital tedbiri maneviyatla, devlet kudretini de adaletle birleştirirsek hem daha huzurlu okullar hem daha sağlam şahsiyetler inşa edebiliriz.”
Çocuğu Kalpten Muhafaza Etmek
Dr.Hulusi ALPTEKİN
Dr.Hulusi ALPTEKİN
Eklenme Tarihi : 22.04.2026
Okunma Sayısı : 4

Çocuğu Kalpten Muhafaza Etmek

                                                        “Çocuk eğitimini yalnız diploma, sınav ve perFormans üstünden                                    kurarsak maharetli ama merhametsiz nesiller yetiştiririzİlmi ahlâkla, dijital tedbiri maneviyatla, devlet kudretini de adaletle birleştirirsek hem daha huzurlu okullar hem daha sağlam şahsiyetler inşa edebiliriz.

 

Geçtiğimiz hafta Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta elim iki hadise yaşadık. Ben bu hadiseleri sadece “okul disiplini” yahut “ergen öfkesi” başlığı altında okuyamıyorum. Çocuk terbiyesi; aile, mektep, dijital çevre ve devlet nizamının aynı anda konuşulmasını gerektiren çok katmanlı bir mesele. Kur’an-ı Kerîm bize aileyi doğrudan mesul kılıyor; “Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun” (Tahrîm Suresi / 6emri, terbiyeyi evin kapısından başlatıyor. Lokmân kıssası da çocuğa verilecek eğitimin tevhid, ibadet, sabır, vakar, güzel söz ve ölçülü davranıştan oluşan bir bütün olduğunu gösteriyor (Lokmân 13, 17-19). Nebevî usûl ise bunu fiilen tamamlıyor: çocuğu kucakta taşımak, ağladığında annenin sıkıntısını hesaba katmak, çocuğun ruh ahvalini ciddiye almak, çocuklar arasında adaleti gözetmek ve sevgi göstermeyi açıkça öğretmekKalbi ihmal edilen çocuğun aklını beslemek, onu insan olarak inşa etmeye kâfi gelmez

Çocuklar bugün aile çatısı altında, okulda, sokakta değil, cebindeki cihazın içinde büyüyor TÜİK 2024 verilerine göreTürkiye’de 6-15 yaş grubunda internet kullanım oranının yüzde 91,3’e çıktığını, 11-15 yaş grubunda bunun yüzde 94,7’ye ulaştığını; düzenli internet kullanan çocukların yüzde 72,6’sının sosyal medya amacıyla internette dolaştığınıgösteriyor… Bu tablo şunu gösteriyorÇocuk terbiyesi, içinde bulunduğumuz dijital kuşatma dikkate alınmadan, bütün yönleriyle iğdiş edilmeden sağlıklı bir şekilde yürütülemez.Dolayısıyla; ailede verilen nasihatler yetmez, okuldakirehberlik yetmez, devletin “izliyoruz” demesi yetmez. Ciddi yaş doğrulama, çocuk hesapları için varsayılan güvenlik, hedefli reklam ve bağımlılık tasarımına sert sınırlama, okul içinde net telefon kuralları, zorunlu dijital okuryazarlık, yaygın ruh sağlığı desteği ve hızlı müdahale mekanizmaları temenni olmaktan çıkıp bir kamu vazifesi addedilmelidir.Dünyadaki örnekler de bunu gösteriyor: Avrupa Birliği DSA(Dijital Hizmetler yasası) ile çocuklara hedefli reklamı yasakladı; çocukların korunmasına dair 2025 kılavuzlarını yayımladı ve 15 Nisan 2026 itibarıyla yaş doğrulama çözümünün teknik olarak hazır olduğunu ilan etti. Avustralya 16 yaş altı hesapları engelleyen sistemi yürürlüğe koydu. İngiltere çocuk koruma yükümlülüklerini sertleştirirken yeni yaş sınırları ve bağımlılık tasarımı kısıtlarını ayrıca istişare ediyor, Çin aynı şekilde…

Açık konuşmak gerekirse; okulda şiddetin arttığı bir zeminde meseleyi yalnız güvenlik kamerası, polis nezareti, turnike, üst-çanta araması ve disiplin cezası üzerinden konuşmak yetersizdir. Çocukta bir sabah sebepsiz yere şiddet ortaya çıkmıyor; çoğu zaman bunun gerisinde evde ihmal, okulda aşağılama, çevrede yalnızlık, dijital mecrada da sürekli uyarılmışlık ve taşkınlık kültürü birikiyor. Kitab-ı Mübîn’inaileye yüklediği sorumluluk tam da bu yüzden çok esaslıdır. Tahrîm Suresi, Ayet 6’da aileyi koruma emri gelirken, ŞûrâSuresi Ayet 38’de işlerin danışma ile yürütülmesi övülüyor; Lokmân 31’de ise çocuğa hitabın sertlik değil hikmet, azar değil yakınlık diliyle kurulması gerektiği yönündedir. Bugün inşa edilmesi elzem olan şey tam da bu terbiyedir: evde emniyet, okulda vakar, toplumda istişare

Çocuk terbiyesi sevgiye indirgenmiş gevşekliktolmamalıdır, korkuya dayalı tahakkümde hiç değildir; merhametli otorite ve ölçülü disiplin kaçınılmazdır. Çocuk ebeveyn ve öğretmenin elinde bir emanettir. Kalbi saf bir cevher olan çocuğu işlerken verdiğimiz telkinler, örnek teşkil eden duruşumuz ilk yıllarında çocuğun geleceği içinbelirleyici olacaktır. Gerek aile içinde ve okulda eğitilirken çocuğa sert davranmak, gururunu incitmek çocuğun hevesini, kabiliyetini ve şahsiyetini zedelediğini; baskının nefret, hile ve içe kapanma üretebildiğini unutmamak lazım…

Kalbi örselenmiş çocuk, ekranda gördüğü hoyratlığı daha çabuk normalleştiriyor; ekranla yalnız bırakılmış çocuk da gördüğünü daha kolay içine alıyor. Hülasa, bugün çocuk terbiyesini konuşmak için; aile ilişkisini, akran iklimini ve dijital akışı aynı cümlede konuşmak kaçınılmazdır. Torunu Hz. Hasan’ı öpen Resûlullah’a bunu yadırgayarak yaklaşan kişiye, merhamet etmeyene merhamet edilmeyeceğini söylemesi, çocuğa sevgi göstermeyi bir “duygusal zaafiyet” olmaktan çıkarıp iman ahlâkının merkezine yerleştiriyorÇocuk sadece korunmak istemez, görünmek de ister; sadece sınır değil, şefkat de ister. Sevgiyi kısmakla otorite artmıyor; çoğu zaman gönül bağı kopuyor. 

Resûlullah’ın çocukların dünyasına inen tavrını Ebû Umeyr hadisi daha da güzel anlatıyor. Küçük bir çocuğun kuşunu kaybetmesi yetişkinlere basit bir olay gelebilir; ama Resûlullah onun üzüntüsünü adeta tuttuğu yası ciddiye alıyor, onun diliyle konuşuyor, latife ediyor ve gönlünü tutuyor. Yine çocuklara selâm verilmesini gösteren rivayetler, “çocuk büyüklerin dünyasında görünmezdir” anlayışını kırıyor; çocuğu muhatap kabul ediyor.

Aile içerisinde çocuklar arasında adalet, okulda akranları arasında adaleti sağlamak, çocuğun sağlıklı olarak gelişiminde diğer bir önemli husus. Okul zorbalığı, kardeş kıskançlığı ve ergen öfkesinin bazı türlerinde kırılan adalet duygusunun ciddi payı olduğunu görmek gerekir. Çocuk bir evde sürekli kıyaslanıyorsa, küçümseniyor, değeri kardeşi ya da notu kadar görülüyorsa; bu durum dışarıda da öfkesini taşıyacak bir zemin aramasına neden olabiliyor. Dolayısıyla çocuğu terbiye ederken sevgide de sınırda da adalet şart… Çocuğu ezerek değil, yetiştirerek koruyabiliriz. İslâmî terbiye ne başıboş bir serbestliktir ne de hoyrat bir kontrol. O, kalbi de aklı da iradeyi de birlikte inşa etmeye çalışan bir sükûnet terbiyesidir. 

Çocuk terbiyesinin bugün yüzleştiği en çetin sahalardan biri olan dijital dünyayı merkeze almak gerekiyor. Çünkü burada çocuk yalnız içerik tüketmiyor; aynı zamanda içerik sıralayan, davranış tahmin eden, dikkatini tutmak için tasarlanmış sistemlerle karşı karşıya kalıyor. Mesele “ekran süresi”nden ibaret değil; meselenin kalbinde ekranın çocuğu nasıl biçimlendirdiğidir Çocukların çevrimiçi hayatı artık istisna değil, gündelik yaşayışın kendisi haline gelmiş durumda. İşin psikolojik ve davranışsal tarafında dijital bağımlılık tek başına “zaman kaybı” olmaktan çıkmış; öfke düzenini, sabrı, sosyal ilişkiyi ve öz denetimi de aşındırabiliyor artık!

Evet, şiddetin normalleşmesi ne denli ürkütücü bir durumda olduğumuzu gösteriyor Çocuklar bugün içerikler arasında kavga videoları, tehdit, silah taşıma ve cinsel şiddet içeren materyaller ile her an karşı karşıya; isteyerek ya da istemeyerek. Sosyal psikoloji literatürü de şiddet içeriklerinin saldırgan düşünceleri artırabildiğini, şiddete alışma ve duyarsızlaşma oluşturabildiğini gösteriyor. Çocuk her gördüğünü yapmaz, doğru; ama insan sürekli maruz kaldığı şeye karşı eşiğini düşürebilir. Bu da bilhassa öfke, dışlanma ve güç arayışı yaşayan çocuklarda daha büyük risk doğurmaktaBen neyi izlersem o çıkar” devri yok artık; “neyi biraz izliyorsan onu daha çok izlemeye zorlanıyorsun” 

Manipülatif tasarımlar, sübliminal mesajlar, davranışsal hedefleme, karanlık örüntüler, sonsuz kaydırma, otomatik oynatma ve kişiselleştirilmiş telkinler süreç içerisinde çocuklarımızı karanlık dehlizlere sürüklemeye devam ediyor.Çocuklara dönük dijital pazarlamada manipülatif tasarım, veri sömürüsü ve çocukların zayıflıklarını kullanan ikna tekniklerine karşı ciddi boşluklar var

Evet, dilimize plesenk olmuş “Eğitim şart” ifadesini kurcalamak gerekiyor ve mucibini gecikmeli de olsa ifa etmek, kelimenin ağırlığını iyi kavrayıp hayatiyet vermek gerekiyor. Bu noktada mesuliyet üç noktada toplanmakta:anne-baba, öğretmen ve devlet. Aile ilk mektep, öğretmen ikinci halka, devlet ise koruyucu ve kurucu nizamdır. Öyle gözükmese de kabul edilmese de bu halkanın en güçlüsü devlettir. Dijital çağda çocuğu korumak, ancak hukuk ve teknik tasarım seviyesinde müdahale ile mümkündür

Anne-baba cephesinde; dini eğitim sadece “namazını kıl”, “yalan konuşma”, dürüst ol” cümleleri değildir; evatmosferinde hissedilmesi gereken bir hâl meselesidir. Çocuk dua duymalı, sabır görmeli, öfkenin nasıl tutulduğunu evde seyretmeli, paylaşmanın gerçek olduğunu, kardeşler arasında sağlanacak adaleti yaşamalısofrada tatmalı Resûlullah(A.S.)ın çocukları sevmesi, selâm vermesi, onların sıkıntısını küçümsememesi ve annelerin yükünü hesaba katması bize bu üslûbu öğretiyor. Evde bağırış-çağırış hüküm sürüyorsaekrana getirilen yasak netice vermeyecektir. Çocuk önce evin lisan-ı hâlinden terbiye alır. 

Öğretmen ve okul cephesinde rehberlik meselesi tali görülmemeli. MEB’in 2024-2025 genelgesinde öğrencilerin sınıf içinde cep telefonu bulundurmamalarına yönelik uygulamanın sürdürülmesi ve dijital bağımlılığa karşı farkındalık çalışmalarının artırılması yönündeki yaklaşımı olmazsa olmaz kabilinden hayatiyyet kazanması gerekir.Çocuk okula cihazını değil, zihnini getirmeli. Bu, teknoloji düşmanlığı değil; dikkat terbiyesidir.

Çocukları korumak için devletin daha kararlı, daha teknik ve daha yaptırımcı davranması gerekir. Çocukların dijital güvenliğini “aile tavsiyesi” seviyesinden çıkarıp norm koyan, denetleyen ve yaptırım uygulayan bir çerçeveye taşıması gerekir. Bu doğrultuda, mahremiyeti azami ölçüde gözeten bir yaş doğrulama sistemi te’sis edilmeli; çocuklara ait hesaplarda ise yabancılardan mesaj alma, konum paylaşma, canlı yayın açma, hedefli reklam, otomatik oynatma ve sonsuz kaydırma gibi özellikler varsayılan olarak kapalı tutulmalıdır. Şiddet, cinsel içerik ve kendine zarar gibi hassas alanlarda platFormların risk analizi yapmaları, bu analizleri bağımsız denetime tabi tutmaları ve ihlaller hâlinde yüksek para cezalarıyla yaptırıma uğramaları gerekmektedir. MEB’in mevcut telefon sınırlamasını daha yeknesak ve bağlayıcı bir çerçeveye kavuşturması; ‘ders saatiyle sınırlı’ gibi muğlak ifadeler yerine, eğitim dışı telefon kullanımını okul günü boyunca açık ve net biçimde kısıtlayan kurallar getirmesi gerekmektedir. Bunun yanında dijital okuryazarlık seçmeli bir etkinlik değil, müfredatın asli damarı olmalıdır. Çocuklara; kişisel veri nedir, algoritma nasıl çalışır, manipülatif içerik nedir, deepfake nasıl ayırt edilir, çevrimiçi zorbalık karşısında ne yapılır, bütün bunlar öğretilmelidir.

Hülasa, Okulda şiddeti yalnız “öfkeli çocuk” meselesi olarak görmemek; daha derinde, kalbi ihmal edilmiş bir terbiye krizinin tezahürü olarak değerlendirmek lazım! Evde merhamet öğretilmeyip başarı dayatıldığında, okulda adalet yerine küçümseme hâkim olduğunda, ekranda da şiddet, teşhir, alay ve aşırılık ödüllendirildiğinde; çocuğun iç dünyasında sükûnet değil, taşkınlık birikiyor. Oysa Kur’an’ın aileye yüklediği manevî mesuliyet, Lokmân’ın öğütleri, Resûlullah’ın çocuklarla kurduğu rahmet dili, sertliğe karşı ikazı bize başka bir yol gösteriyor: çocuğu korkutarak değil, kökleştirerek büyütmek

Çocuk eğitimini yalnız diploma, sınav ve perFormans üstünden kurarsak maharetli ama merhametsiz nesiller yetiştiririzİlmi ahlâkla, dijital tedbiri maneviyatla, devlet kudretini de adaletle birleştirirsek hem daha huzurlu okullar hem daha sağlam şahsiyetler inşa edebilirizTaha suresindeki “Rabbim, ilmimi arttır” duası tam da bunu ima eder: ilim çoğalsın ama insanı hikmete götürsün. Çocuğu gerçekten korumak istiyorsak, sadece ekranı değil kalbi de muhafaza etmek zorundayız.

 

Dr. Hulusi Alptekin

19.04.2026

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!