Şehrin ve Kaybolanların sıfır noktaları: Kitabevleri
İnternet ve alışverişin birleşmesi çok şeyin dengesini bozdu. İnsan ve alışverişmekanları arasındaki büyü bozuldu. Konu sadece çocukluk tadı olarak dimağlarda yer alan bir tat ve dokudan ibaret nostaljik öykünmelerle ilgili değil bilakis mekân-olgu-insan arasındaki o en derin bağın yaralanması. Kadim insan olma yolculuğunun belki de binlerce yıldır birbirine bağlı o demir halkalarından birinin kopması.
Pastane vitrinleri, fırın tezgâhları, konfeksiyon mağazası vitrinleri ve kitabevleri. Her birinin kendine özgü renk, doku, şekil, kokusu ve ruhu bile farklı olan mekanlar. Belki de binlerce yıldır ta uzaktan duyulan bir kokunun takibiyle bulunan, fırından çıkan sıcacık ekmek, vanilya, tarçın çikolata kokularının birbirine karıştığı pastaneler…Sadece kokusundan bile bulunan mekanlar.
Ya kitapların, kitabevlerinin kokusu? Mürekkep, selüloz, toz, ağaç raflardan sızan reçine belki birkaç tütsü eşliğinde ortama sinen o bilindik, sizi kucaklayan ve “evet şimdi doğru yerdeyim, ihtiyaçlarım buralarda bir yerlerde, aramızda sadece çevrilecek sayfalar var” duygusuyla bakılan kitaplar ve kitapçılar. Daha vitrinine bile bakarken kendinizi iyi hissetmeye, eksiklerinizin giderilecek olma duygusunun yerleşmeye başladığı o eşsiz mekanlar…
Kendimi hiçbir yerde bir kitabevinde hissettiğim kadar rahat hissetmedim. Hiç kimseye açılabilecek kadar da hazır. Hem günahlarımı itiraf hem umutlarımı paylaşacak kadar güvende. Sanki raflarda dizili onca kitabın verdiği huzur ve güven beni daha insan, daha anlamlı daha var olmaya değer kılacak hissi oluşturdu. Daha kapısından adım atmadan bile içime doğar bu duygu her defasında.
Bazen kaybolurum bildiğim veya bilmediğim şehirlerde ve nedendir bilinmez bir çıkışyolu aradığımda kendimi mutlaka bir kitabevinin önünde bulurum en sakin halimle.Kim bilir belki de bir kitabevinin önüne gelince sakinleşirim. Sanki tüm kayboluşlarda, tüm yönlerin karışmasında ve nereye gideceğini bilemediğim zamanlarda bir kitapçı dükkanının önü sıfır noktası olur ve beni yeniden başlatır doğru yönde olmaya…
Sanki gizli koruyucusudur şehirlerin kitabevleri. Orada hazır ve saklı bilgi tüm kötülükleri uzak tutar şehirden. Son zamanların popüler yaklaşımlarından Kuantum dolanıklığı teorisinin bir kısmında “geleceğin geçmişi etkileyebileceği” ile ilgili bir izah bulunur. Yaş aldıkça ve daha çok yanıldıkça nedense bana doğru gibi geliyor bu ilk duyuşta çok aykırı gelen söylem. Tıpkı buradaki gibi kitabevlerinde saklı bilginin bir gün açılıp okunacak olma ihtimali bile şehre ve insana esenlik vermeye, onu korumaya yeter. Kitabevleri her zaman şehirlerin şifa odağı, “iyi olma mümkünlüğü”nün mekâna dönüşen noktaları olmuştur bu anlamda. Ve elbette ki kaybolan her ruhun yeniden başlayacağı ilk nokta.
İnterneti boş verin, adım atın şehrin sokaklarında. Kitaba emek verin, yol yürüyün onun için hatta yorulun ve terleyin biraz. Sonra içinize çekin, raf, toz, selüloz, bayat çay, çok şanslıysanız bir kahve, dostluk, arayış, yitik canlar, var olma savaşında çoğu kez yenilen bazen yenen ruhların doldurduğu ve tek ortak payda olan kitapların olduğu mekanları…
Kitabevlerinde sadece kitap yok, siz varsınız, yitikleriniz, yanılgılarınız, eksik yanlarınız, geçmiş ve geleceğiniz var orada…
Açın kapısını, içeri girin, rastgele bir kitap alın elinize yine rastgele bir sayfa açıp çevirin. Hiç bilinmedik diyarlardan bilinmedik insanların karıştığı bir öykü başlasın tozlu sayfaların arasında. “Çay içer misin abi?” deyinceye kadar o naif kitapçı çocuk devirin birkaç sayfa, umutlanın, ağlayın, gülün ve kaybolup gidin selüloz kokan sayfaların arasında…
İnterneti bir kenara bırakın, sokağa çıkın, yürüyün biraz, gerekirse biraz daha…
Çünkü şehirde kaybolan insan çoğu kez bir kitabevinin önünde durur, kendini bulur ve sakinleşir…
Murat Zengin
4 Ocak 2026
İstanbul
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.