Kötülüğün Sıradanlığı

İlk kez Hannah Arendt, başka bir bağlamda kullanmıştı bu ifadeyi: kötülüğün sıradanlığı. O kadar sıradanlaşmıştır ki kötülük, bahsini etmeye bile değmeyecek bir ölçüde görülmezleşmişti. Sıradan bir şeydi artık! Bahse değer bile değildi. Her şey bir emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleştirilmiş, öylesine yaşanmış, geçip gitmişti. Peki; ya yaşanılan acılar, haksızlıklar, insanlık onurunun çiğnenmesi, dokunulmaz sayılan değerler, katliamlar…
Kötülüğün Sıradanlığı
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 13.05.2026
Okunma Sayısı : 185

Kötülüğün Sıradanlığı

İlk kez Hannah Arendt, başka bir bağlamda kullanmıştı bu ifadeyi: kötülüğün sıradanlığı. O kadar sıradanlaşmıştır ki kötülük, bahsini etmeye bile değmeyecek bir ölçüde görülmezleşmişti. Sıradan bir şeydi artık! Bahse değer bile değildi. Her şey bir emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleştirilmiş, öylesine yaşanmış, geçip gitmişti. Peki; ya yaşanılan acılar, haksızlıklar, insanlık onurunun çiğnenmesi, dokunulmaz sayılan değerler, katliamlar… O zaman ise hemen korunmaya çalışılan ulusal çıkarlardan, kamusal ilkelerden, siyasetin vazgeçilmezlerinden, düşmanların faaliyetlerinden bahisler açılır. Giderek insanlığa dair o dikkat ve duyarlılıktan uzaklaşılır, bir başka deyişle kötülüğün bu denli sıradanlaştığı kertede, yaşanılan kötülüklerin bile farkına varılamaz hâle gelinir. Tabii bununla birlikte insanlar sıradanlaşırken karşısında sessiz kalınan kötülükler de sıradanlaşır.

Öyle ki bu sıradanlık, kötülüğün bu içselleştirilmesi, hiç ummadığımız anlarda nüksedebilir. O denli içselleştirilir ki artık kanıksanmış ve hatta bir vecibe haline gelmiştir. Hiç kimse düşünmez artık bunun üzerinde; “Ne yapıyoruz, ey insanlar nereye gidiyorsunuz?” diye. Hatta bu sinsi alışkanlığa karşı duranlar suçlanmaya bile başlanır. Sonuç ise toplumsallaştırılan o kötülüğün sıradanlaşmasından da öte, adeta bir alışkanlık hâline getirilmesidir. Bu sıradanlaşmanın önüne geçmek içindir ki gelişmiş bütün toplumlarda, siyasete dâir bütün önemli kuramlarda, iktidarların zaman zaman değiştirilmesi ve sınırlandırılmasına dâir kurallar konur.  Hem hiç kimsenin vazgeçilmez olmadığı ortaya çıksın hem de belli kadrolar yönetimi kendilerine âitleştirmesin, diye çünkü uzayıp giden yönetimsel süreçler, giderek vazgeçilemez alışkanlıklara ve bunu korumaya dair sıradanlaşan kötülüklere yol açar.

Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız Maraş’taki okul katliamı ve akabindeki müessif bir hadise, kötülüğün sıradanlaşmasına dâir, “Bu kadarı da olmamalı!” denilebilecek bir tepkiye yol açtı. On kişinin ölümüne yol açan bu müessif hadiseden sonra, öğrencilerin cenaze törenlerine katılan bakanlar, sekiz öğrencinin cenazesine katılırken birisine, Yusuf Tarık Gül’ünkine katılmadı hatta Yusuf’un adı, vefat eden ve yaralanan çocukların listesine de küçük harflerle yazıldı çünkü Yusuf’un babası, KHK ile işinden atılmış ve beş yıl cezaevinde kaldıktan sonra, birkaç ay önce cezasını tamamlayıp evine dönmüştü. Sanki bu ceza, kişisel değil de ailesel ve hatta toplumsal bir ceza imiş gibi Yusuf, cenazesinde ayrımcılığa tâbi tutulmuş, küçültülmeye çalışılmıştır.   

Kötülüğün ve haksızlığın bu denli sıradanlaştırıldığı bir durumun, aslında hiçbir hukûkî dayanağı olmadığı hâlde adeta bir görevmiş ve hatta bir onurmuş gibi ısrarla uygulamada tutulması ve buna hiçbir dahli olmayan bir çocuğa kadar genişletilmesi, nasıl izah edilmekte acaba ya da bir izaha dahî değer bulunmakta mı? Çocuk, aslında hiçbir kabahati olmadığı bir mesele yüzünden küçük düşürülmekte, ötekileştirilmekte ve yasal olmayan bir biçimde cezalandırılmaktadır. O da yetmiyormuş gibi aslında devletin hatalar silsilesinin bir neticesi olan bir katliamın kurbanı olduğu hâlde bile hatasına kurban edildiği devletin bakışlarınca kendisinden özür dilenmek yerine cezalandırılması sürdürülmektedir.

Hangi inanç, hangi hukuk adına? Hiç kimse başkasının günahını yüklenemez! (Fâtır, 18) ya da hiç kimseye başkasının günahı yüklenemez! Hiç kimsenin başkasının işlediği suç nedeniyle cezalandırılamayacağı; suçtan ancak onu işleyenin sorumlu tutulabileceği ise ceza hukûkunun en temel ilkesi! Kaldı ki burada cezalandırılan çocuk, saldırı sonucu katledilen ve henüz yasal açıdan reşit bile olmayan biri; nerede kaldı ki babasının itham edildiği suç nedeniyle sorumlu tutulabilsin!

Devlet, hele ki bir hukuk devleti, bir babanın cezası nedeniyle çocuğunu cezalandıracak bir kararı alamaz veya buna dâir bir uygulamayı bir alışkanlık, bir örf, bir protokol kâidesi hâline getiremez. Bunlar ancak ilkel toplumlarda veya faşist yönetimlerde yani nesnel hukûkun, ahlâkın ve adaletin ilkelerinin geçerli olmadığı şartlarda ve toplumlarda ortaya konabilecek tutumlardır. Kaldı ki yasa koyucu böylesi hukuksuz bir kararı almış bile olsa kişi(ler) bu karara uymak zorunda değildir çünkü Türkiye, çeşitli açılardan evrensel hukuk ilkelerini benimsemiş ve bunlara tâbi bir ülkedir. Bu uygulama ise temel insan haklarına aykırıdır. Uygulanması alçaltıcıdır. Kişileri, bunları uygulamaya zorlamak; sadece cezalandırılanı değil, buna rıza gösterenleri de alçaltmaktır. Bu tip uygulamaların yaygınlaşması, giderek hukuk dışı bir vasatın genişletilmesine yol açacaktır. Suçun ve cezanın böylesi yollarla genişletilmesi belki iktidarın işlerini biçimsel açıdan kolaylaştıracak ama giderek büyüyen bir biçimde kötülüğün sıradanlaştığı ve yaygınlaştığı bir ahlâkî çürümeye yol açacaktır.

Yazının orjinali için bakınız:https://yenipencere.com/yazilar/kotulugun-siradanligi-umit-aktas/

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 NATO, Sömürgecilik ve Muhafazakârlık2 Ebu Hanife (699-767) ve Özgürlük Mektebi3 Göller Bölgesinde Bir Ada4 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete5 Faşizm mi, İnsaniyet mi?6 Kötülüğün Sıradanlığı7 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT8 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER9 İMKANSIZ DEVLET10 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK11 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK12 İMRALI’YA GİTMEK13 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani14 İki Direniş Biçimi ve Barış15 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı16 Türkiye ve İsrail17 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği18 NEOFAŞİZM19 Başka Türlü Yapmak20 Yozlaşma ve Çöküş21 Silahları Yakmak22 İsyan Bile Değil23 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl24 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması25 İLK MÜSLÜMANLAR26 İSLAMCILIK ÜZERİNE27 Barış ve Şükran28 Düşündürücü Bir Veda29 Hakikat Nerede30 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir31 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete32 Öcalan’ın Çağrısı33 SÖZÜ SAVAŞA BENZER34 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK35 Egemen bakışın açmazı36 Ezilenlerin çelişkisi37 Sömürgecilik38 Eleştirel özgürlük ve ahlak39 Gösteri Toplumu40 Göçmenler, köylüler ve madenler41 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar42 Taha Abdurrahman43 Sörfçü ve göçebe44 Dayanışma ve kapitalistleşme45 Doğru soruları soramamak46 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü47 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik48 Siyasal ahlak49 Fırtına öncesi sessizlik50 Her Dem Yeni Doğarız51 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi52 Adalet ve Hakkaniyete Dair53 Yollar ve tarihsicilik54 İhtişam ve sefalet55 İbrahim ve Odysseus56 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi57 VİCDAN MAHKEMESİ58 Yaşama Sevinci59 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü60 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti61 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)62 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)63 Dilde yurtlanmak (1)64 Fair Play65 Neden66 Siyasal ihtiras67 FİLİSTİN VE HAC68 Sömürgecilik ve maduniyet69 Osmanlı ve cumhuriyet70 KURU OTLAR VE TAŞRA71 Sınırlarda dolaşmak72 İSRAİL73 Gazze'de dile gelen74 Filistin direnişi ve Hamas75 Yeni sömürgecilik76 Savaş ve barış77 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger78 Gandi ve şiddet dışı direniş79 Politikacı, göçmen ve şair80 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik81 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche82 Dini Anarşizim83 Jean Paul Sartre ve özgürlük84 Madunun dili, öfkesidir85 Göçebe tutum86 İttihatçılık ve demokrasi87 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka88 Yollara çıkma vakti89 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa90 Islam ve çagdaslik gerilimi91 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar92 ORUÇLA GELEN93 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset94 Sessizlik ve Bagis95 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)96 Paylasma ve Körlük97 Sedat Yenigün Üzerine98 Bayram99 Sorunsallikta Yasamak100 Cahillik
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!