Kötülüğün Sıradanlığı

İlk kez Hannah Arendt, başka bir bağlamda kullanmıştı bu ifadeyi: kötülüğün sıradanlığı. O kadar sıradanlaşmıştır ki kötülük, bahsini etmeye bile değmeyecek bir ölçüde görülmezleşmişti. Sıradan bir şeydi artık! Bahse değer bile değildi. Her şey bir emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleştirilmiş, öylesine yaşanmış, geçip gitmişti. Peki; ya yaşanılan acılar, haksızlıklar, insanlık onurunun çiğnenmesi, dokunulmaz sayılan değerler, katliamlar…
Kötülüğün Sıradanlığı
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 13.05.2026
Okunma Sayısı : 267

Kötülüğün Sıradanlığı

İlk kez Hannah Arendt, başka bir bağlamda kullanmıştı bu ifadeyi: kötülüğün sıradanlığı. O kadar sıradanlaşmıştır ki kötülük, bahsini etmeye bile değmeyecek bir ölçüde görülmezleşmişti. Sıradan bir şeydi artık! Bahse değer bile değildi. Her şey bir emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleştirilmiş, öylesine yaşanmış, geçip gitmişti. Peki; ya yaşanılan acılar, haksızlıklar, insanlık onurunun çiğnenmesi, dokunulmaz sayılan değerler, katliamlar… O zaman ise hemen korunmaya çalışılan ulusal çıkarlardan, kamusal ilkelerden, siyasetin vazgeçilmezlerinden, düşmanların faaliyetlerinden bahisler açılır. Giderek insanlığa dair o dikkat ve duyarlılıktan uzaklaşılır, bir başka deyişle kötülüğün bu denli sıradanlaştığı kertede, yaşanılan kötülüklerin bile farkına varılamaz hâle gelinir. Tabii bununla birlikte insanlar sıradanlaşırken karşısında sessiz kalınan kötülükler de sıradanlaşır.

Öyle ki bu sıradanlık, kötülüğün bu içselleştirilmesi, hiç ummadığımız anlarda nüksedebilir. O denli içselleştirilir ki artık kanıksanmış ve hatta bir vecibe haline gelmiştir. Hiç kimse düşünmez artık bunun üzerinde; “Ne yapıyoruz, ey insanlar nereye gidiyorsunuz?” diye. Hatta bu sinsi alışkanlığa karşı duranlar suçlanmaya bile başlanır. Sonuç ise toplumsallaştırılan o kötülüğün sıradanlaşmasından da öte, adeta bir alışkanlık hâline getirilmesidir. Bu sıradanlaşmanın önüne geçmek içindir ki gelişmiş bütün toplumlarda, siyasete dâir bütün önemli kuramlarda, iktidarların zaman zaman değiştirilmesi ve sınırlandırılmasına dâir kurallar konur.  Hem hiç kimsenin vazgeçilmez olmadığı ortaya çıksın hem de belli kadrolar yönetimi kendilerine âitleştirmesin, diye çünkü uzayıp giden yönetimsel süreçler, giderek vazgeçilemez alışkanlıklara ve bunu korumaya dair sıradanlaşan kötülüklere yol açar.

Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız Maraş’taki okul katliamı ve akabindeki müessif bir hadise, kötülüğün sıradanlaşmasına dâir, “Bu kadarı da olmamalı!” denilebilecek bir tepkiye yol açtı. On kişinin ölümüne yol açan bu müessif hadiseden sonra, öğrencilerin cenaze törenlerine katılan bakanlar, sekiz öğrencinin cenazesine katılırken birisine, Yusuf Tarık Gül’ünkine katılmadı hatta Yusuf’un adı, vefat eden ve yaralanan çocukların listesine de küçük harflerle yazıldı çünkü Yusuf’un babası, KHK ile işinden atılmış ve beş yıl cezaevinde kaldıktan sonra, birkaç ay önce cezasını tamamlayıp evine dönmüştü. Sanki bu ceza, kişisel değil de ailesel ve hatta toplumsal bir ceza imiş gibi Yusuf, cenazesinde ayrımcılığa tâbi tutulmuş, küçültülmeye çalışılmıştır.   

Kötülüğün ve haksızlığın bu denli sıradanlaştırıldığı bir durumun, aslında hiçbir hukûkî dayanağı olmadığı hâlde adeta bir görevmiş ve hatta bir onurmuş gibi ısrarla uygulamada tutulması ve buna hiçbir dahli olmayan bir çocuğa kadar genişletilmesi, nasıl izah edilmekte acaba ya da bir izaha dahî değer bulunmakta mı? Çocuk, aslında hiçbir kabahati olmadığı bir mesele yüzünden küçük düşürülmekte, ötekileştirilmekte ve yasal olmayan bir biçimde cezalandırılmaktadır. O da yetmiyormuş gibi aslında devletin hatalar silsilesinin bir neticesi olan bir katliamın kurbanı olduğu hâlde bile hatasına kurban edildiği devletin bakışlarınca kendisinden özür dilenmek yerine cezalandırılması sürdürülmektedir.

Hangi inanç, hangi hukuk adına? Hiç kimse başkasının günahını yüklenemez! (Fâtır, 18) ya da hiç kimseye başkasının günahı yüklenemez! Hiç kimsenin başkasının işlediği suç nedeniyle cezalandırılamayacağı; suçtan ancak onu işleyenin sorumlu tutulabileceği ise ceza hukûkunun en temel ilkesi! Kaldı ki burada cezalandırılan çocuk, saldırı sonucu katledilen ve henüz yasal açıdan reşit bile olmayan biri; nerede kaldı ki babasının itham edildiği suç nedeniyle sorumlu tutulabilsin!

Devlet, hele ki bir hukuk devleti, bir babanın cezası nedeniyle çocuğunu cezalandıracak bir kararı alamaz veya buna dâir bir uygulamayı bir alışkanlık, bir örf, bir protokol kâidesi hâline getiremez. Bunlar ancak ilkel toplumlarda veya faşist yönetimlerde yani nesnel hukûkun, ahlâkın ve adaletin ilkelerinin geçerli olmadığı şartlarda ve toplumlarda ortaya konabilecek tutumlardır. Kaldı ki yasa koyucu böylesi hukuksuz bir kararı almış bile olsa kişi(ler) bu karara uymak zorunda değildir çünkü Türkiye, çeşitli açılardan evrensel hukuk ilkelerini benimsemiş ve bunlara tâbi bir ülkedir. Bu uygulama ise temel insan haklarına aykırıdır. Uygulanması alçaltıcıdır. Kişileri, bunları uygulamaya zorlamak; sadece cezalandırılanı değil, buna rıza gösterenleri de alçaltmaktır. Bu tip uygulamaların yaygınlaşması, giderek hukuk dışı bir vasatın genişletilmesine yol açacaktır. Suçun ve cezanın böylesi yollarla genişletilmesi belki iktidarın işlerini biçimsel açıdan kolaylaştıracak ama giderek büyüyen bir biçimde kötülüğün sıradanlaştığı ve yaygınlaştığı bir ahlâkî çürümeye yol açacaktır.

Yazının orjinali için bakınız:https://yenipencere.com/yazilar/kotulugun-siradanligi-umit-aktas/

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık2 Zalimlerden Berî Olmak3 NATO, Sömürgecilik ve Muhafazakârlık4 Ebu Hanife (699-767) ve Özgürlük Mektebi5 Göller Bölgesinde Bir Ada6 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete7 Faşizm mi, İnsaniyet mi?8 Kötülüğün Sıradanlığı9 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT10 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER11 İMKANSIZ DEVLET12 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK13 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK14 İMRALI’YA GİTMEK15 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani16 İki Direniş Biçimi ve Barış17 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı18 Türkiye ve İsrail19 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği20 NEOFAŞİZM21 Başka Türlü Yapmak22 Yozlaşma ve Çöküş23 Silahları Yakmak24 İsyan Bile Değil25 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl26 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması27 İLK MÜSLÜMANLAR28 İSLAMCILIK ÜZERİNE29 Barış ve Şükran30 Düşündürücü Bir Veda31 Hakikat Nerede32 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir33 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete34 Öcalan’ın Çağrısı35 SÖZÜ SAVAŞA BENZER36 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK37 Egemen bakışın açmazı38 Ezilenlerin çelişkisi39 Sömürgecilik40 Eleştirel özgürlük ve ahlak41 Gösteri Toplumu42 Göçmenler, köylüler ve madenler43 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar44 Taha Abdurrahman45 Sörfçü ve göçebe46 Dayanışma ve kapitalistleşme47 Doğru soruları soramamak48 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü49 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik50 Siyasal ahlak51 Fırtına öncesi sessizlik52 Her Dem Yeni Doğarız53 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi54 Adalet ve Hakkaniyete Dair55 Yollar ve tarihsicilik56 İhtişam ve sefalet57 İbrahim ve Odysseus58 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi59 VİCDAN MAHKEMESİ60 Yaşama Sevinci61 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü62 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti63 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)64 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)65 Dilde yurtlanmak (1)66 Fair Play67 Neden68 Siyasal ihtiras69 FİLİSTİN VE HAC70 Sömürgecilik ve maduniyet71 Osmanlı ve cumhuriyet72 KURU OTLAR VE TAŞRA73 Sınırlarda dolaşmak74 İSRAİL75 Gazze'de dile gelen76 Filistin direnişi ve Hamas77 Yeni sömürgecilik78 Savaş ve barış79 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger80 Gandi ve şiddet dışı direniş81 Politikacı, göçmen ve şair82 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik83 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche84 Dini Anarşizim85 Jean Paul Sartre ve özgürlük86 Madunun dili, öfkesidir87 Göçebe tutum88 İttihatçılık ve demokrasi89 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka90 Yollara çıkma vakti91 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa92 Islam ve çagdaslik gerilimi93 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar94 ORUÇLA GELEN95 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset96 Sessizlik ve Bagis97 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)98 Paylasma ve Körlük99 Sedat Yenigün Üzerine100 Bayram
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!