Gandi ve şiddet dışı direniş

20'nci yüzyılda yaşayan ve peygamberler gibi kendilerini insanlığın kurtuluşuna adamış olan şahsiyetleri düşündüğümüzde, akla gelen ilk isimlerden biri, kuşkusuz ki Mohandas Karamçand Gandi'dir.
Gandi ve şiddet dışı direniş
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 25.09.2023
Okunma Sayısı : 357

Gandi ve şiddet dışı direniş

20'nci yüzyılda yaşayan ve peygamberler gibi kendilerini insanlığın kurtuluşuna adamış olan şahsiyetleri düşündüğümüzde, akla gelen ilk isimlerden biri, kuşkusuz ki Mohandas Karamçand Gandi'dir.

Halkı içinse o Mahatma, yani "hakikatin ışığı" ya da "yüce ruh"tur. O incecik bedenini güçlükle ayakta tutan zayıf bacakları ve çıplak başında, her şeyi delip geçen ve olayların ardındaki hakikati araştırmaktan vazgeçmeyen bakışlarından başka canlı hiçbir şey yok gibidir. 

İngiltere'deki öğrenimi esnasında İngilizlerden öğrendiği en önemli şey cesarettir. Ama onlardan öğreneceği başka bir şey daha vardır ki bunu Hindistan'da iş bulamaması nedeniyle gideceği Güney Afrika'da maruz kaldığı ırkçı uygulamalar sayesinde öğrenecektir.

"Gentleman"liğin yüzü başka koşullarda karşısına çıktığında, zulmüne hep maruz kaldığı halde şimdiye değin farkına varmadığı ve hatta hayranı olduğu çehresindeki kibri ve nobranlığı ancak o zaman fark edebilecektir.

Bu ise Gandi'nin o İngiliz taklidi giyim, dil ve davranışlarından, hatta mesleğinden bile uzaklaşacağı ve ölümüne dek sürecek olan bir başka öğrenciliktir.

Dolayısıyla, günümüzde sömürgecilik karşıtı mücadelesiyle tanıdığımız Gandi, bu mücadeleyi çalışmak için gittiği Güney Afrika'da ve doğrudan sömürgecinin zulüm ve ayrımcılık mektebinde öğrenecektir.

Biletini aldığı halde kendisine uygun görülmeyen birinci sınıf tren kompartımanında oturma hakkı mücadelesinden itibaren başlayan ırkçılığa karşı mücadelesi, Hindistan'ın en etkili kişisi haline geldiğinde bile üçüncü sınıf kompartımandan başka bir yerde seyahat etmediği tren yolculuklarıyla devam edecektir.

Ama bu kez yolu daha da uzundur. Çünkü artık sadece İngilizlerin sömürgeci ırkçılığıyla değil, Brahmanların dinsel ırkçılığıyla da mücadele etmektedir.

Güney Afrika'da başlatacağı Satyagraha, yani hakikat uğrunda seferber olma ve doğrulukta sebat eylemi, Tanrı'ya adanmaya: "nefssiz eylem"e (karma yoga) dayanır.

Hep aynı yoldaki deneyimlerim, Tanrı'dan başka hiçbir hakikat bulunmadığına beni inandırdı. Hakikati algılamanın biricik yolu ise ahimsa (şiddet dışılık)'dır.  


Mücadelesinin temel şiarı ise "ne silahlanmak ne de kalkınmak"tır. Onu bağımsızlığa ve özgürlüğe götüren yol, "doğrulukta sebat" yani iman, sadakat, sebat, oruç, sabır ve salih amel gibi İslam'ın da temel ilkeleri olan, elimizin altında duran ama farkına varmadığımız o sessiz ve gösterişsiz kavramsal teçhizattır. 

Kurtuluşu kendilerini maduniyete uğratanlardan bekleyemezlerdi. Bunu kendi emekleriyle, cehtleriyle kazanmalıydılar.

Kazanılmamış bir özgürlük ise ancak serbestlik olurdu ve bu onlara amaçladıkları bağımsızlığı sağlayamazdı.

Bunun içinse önce halkını özgürleştirmeye çalıştı; bağımsızlık nasıl olsa bunun akabinde ve kendiliğinden gelecekti.

Zira özgürlüğünü kazanan bir halkı hiçbir güç bağımlı tutamazdı ama salt bağımsızlığı kazanmak özgürleşmeyi garanti edemeyebilirdi.

1904 yılında, Güney Afrika'da ilk aşram'ını, yani özerk ve örnek köyünü kuracaktır. Phoenix (Anka) adını verdiği bu özerk beldede, ona inananlarla birlikte cemaat halinde yaşamaya başlarlar. 2

Daha sonra ise benzeri bir köyü Johannesburg yakınlarındaki bir yerde kuracak ve buraya da Tolstoy Çiftliği adını verecektir.

Yeri geldiğinde İngilizlerle işbirliği yapmaktan çekinmese de, onlara karşı hak elde etme mücadelesinde asla taviz vermeyecektir.

Sadece Hindularla Müslümanları değil, kadınlarla erkekleri ve dokunulmazları (paryaları) da bir araya getirerek, onları bu hak elde etme mücadelesine, sivil itaatsizliğe, şiddetsiz direnişe ikna eder.

Batı'nın geldiği durumu onaylamasa da, Hıristiyanlığın manevi yönünü önemser. Dağdaki Vaaz onun gözünde temel bir ilham verici metindir: Öfkelenmemek, eşini aldatmamak, kötülüğe iyilikle cevap vermek, kimseye düşman olmamak… 

Hıristiyanlar ise bu ilkelerden uzaklaştıkça emperyalist sömürgeciliğe ve nefret ettiği materyalist uygarlığa yönelecektir

Gerçi dinler adına teşkil edilmiş tapınaklarla ve artık bir gösteriye dönüşmüş olan örgütlü dinle başı hoş değildir.

Kendi ifade ettiği gibi, tapınağa gitmeye çok erken yaşta son vermiştir. Resmi bir ibadet yerinde çok ender görülür. Bu tür yerlerin ibadet duygusu uyandırdığını kabul ediyordu ama buraları içe dalmak (tefekkür, vecd) için hiç de zorunlu görmüyordu. 3  


Çoktanrıcılık kadar Tanrı'nın biçimlendirildiği ya da resmedildiği ikonlardan da uzaktır.

Gandi asla resimlere tapınmaz, çünkü tanrısal olan temsil edilebilir bir şey değildir. Tanrının adı da yoktur. O bir güçtür, yaşamın özüdür, her şeyde mevcut görünmez erktir ya da her koşulda bütün canlı varlıklarda vardır. Burada Tolstoy'un izi görülür. Tanrı'nın Krallığı İçimizdedir adlı eseri Gandi'yi büyük ölçüde etkilemiştir. 4

 

Tanrı gibi hakikat (satya) de bizim içimizdedir, ama aynı zamanda bütün gerçekliğin de içindedir. Hakikat tüm faaliyetimizin anlamını oluşturmalıdır. 'Hakikatin Tanrı olduğunu söylemek, Tanrı'nın hakikat olduğunu söylemekten daha doğrudur. 5


Buda, İsa, Muhammed, Luther, Galileo, Kolomb, Thoreau, Emerson, Tolstoy, Ruskin… başlıca ilham kaynaklarıdır.

Ama o Hintlilerin özgürleşmesi ve Hindistan'ın bağımsızlığından yola çıkarak tüm insanlığın kurtuluşuna adadığı mücadelesinde, kendisinin vazettiği şiddet dışı direnişi esas alır.

Kur'an'daki takva (pürdikkat davranmak) kavramı gibi, mücadelesinde esas aldığı bir ilke olan Satyagraha da, "kılıcının sırtında tek başına yürümek, tüm ayartmalara, korkulara veya zorbalıklara kayıtsız kalmak, tüm ilgisini yalnızca ve bir tek Tanrı'ya olan inancına vermek"tir. 6  Bu, haksızlıkların üstesinden gelmek için yeterli bir silahtır. 

Hakikate dayanmak anlamına gelen Satyagraha'da üç temel öğe vardır: ahimsa (şiddetsizlik); doğruyu arama ve acı çekme…

Gandi'ye göre bütün şiddet 'kötü ve kuramsal olarak mahkûm edilmeli' olmasına karşın, çeşitli biçim ve bağlamlarını birbirinden ayırmak önemliydi. Savunmaya yönelik şiddet, saldırıda kullanılan şiddetten ahlaki açıdan daha üstündü...

Kendiliğinden şiddet, önceden tasarlanmış şiddetten daha üstündü... Uzun süre baskı altında tutulmuş, birlikte harekete geçme kapasitesine sahip olmayan grupların şiddeti, siyasal yaşama katılma ve örgütsel güç geliştirme olanağına sahip olanınkinden daha anlaşılır bir şeydi... Şiddetsizlik şiddetten sonsuz derecede üstündü, ama şiddet de korkaklıktan sonsuz derecede üstündü...

Gandi, şiddetin hiç değilse biraz caydırıcı etkisi olduğunu ve zulmü azaltabileceğini, oysa korkakların yalnızca zorbaların doymak bilmez iştahını kabarttığını da ileri sürdü. 'Korkaklıkla şiddet arasında tek bir seçim şansı' varsa, şiddeti tavsiye ederdi. 


Daha sonraları, kitap yazmak yerine, muhataplarını ısrarla ve sevgi dolu bir dille iknaya çalışacağı uzun mektuplar yazar.

Malik bin Nebi'nin de ifade edeceği gibi, sömürgeleşmeyi, sömürge haline gelmekten yola çıkarak; yani sömürgecinin gücünden ziyade, sömürgeleşenin teslimiyetine, aczine, korkularına, çıkarlarına, cehaletine dikkatleri çekerek izah eder.

Dolayısıyla kurtuluş da sömürgeciden beklenen bir lütuf ve hatta sömürgeciye karşı savaş olmaktan çıkmalı; bizzat sömürülenin, madunun kendi acziyetini ve teslimiyetini değiştirecek bir kararlılığa, özgüvene ve cesarete ulaşmasına dayanmalıdır.

Cesaret ise kılıç veya tüfek taşımak değil, pervasızlıktır. Yalnızca korkaklar silah taşır.


İlk kez 1908 yılında, Johannesburg kolonisini terk etme talimatına (genel olarak Asyalılara karşı uygulanan ayrımcı bir yasaya) uymadığı için hapse mahkûm edilecektir.

Bu vesile ile tanıştığı cezaevleri, onun için artık birer "medrese-i Yusufiye"dir. Tanrı ise her nerede olursa olsun yoldaşı, sevgi (ahimsa: şiddetsizlik) ve Hakikat (satya)'tir.

Başlangıçta hayranlığını celbeden modern şehirlerden uzaklaşacağı aşram (kırsal toplum)'larını, şehrin kalabalığından, çirkin, ikiyüzlü ve yapmacık ilişkilerinden kaçmaktan öte, yeni bir yaşama biçimi, belki de hiç eskimeyen o yalın doğruluğu (hakikati) ortaya koyabilmek, daha doğrusu aramak için ilk kez Güney Afrika'da oluşturur.

Bu aşramlardaki temel ilkeleri ise: Hakikat, şiddetsizlik, perhiz, başkalarının hakkını almamak, mülk edinmemek, el yapımı giyecekler giyinmek (swadeshi), korkusuzluk ve kast sisteminden 8 kaynaklanan paryalara (dokunulmazlara) karşı dışlayıcı ve aşağılayıcı tutumu reddetmektir. 

1915'de döndüğü Hindistan'daki mücadelesini de kırsal alanlarda kurduğu aşramlarla sürdürür. Bu aşramlar, giderek sevagramlara (hizmet köyleri) dönüşecektir.

Kast sisteminin ürettiği katı ayrıcalıklara ve özellikle de "dokunulmazlar"a karşı bir duyarlılık oluşturmak için aşramlarında "dokunulmaz"lara (Gandi'nin verdiği isimle harijan, yani Tanrı'nın çocukları) da eşit statüde yer vermekte ve herkesi bu tabuyu yıkmaya çağırmakta, köy köy dolaşarak bunu uygulamaya ve yaygınlaştırmaya, herkesi sevgi ile kucaklamaya çalışmaktaydı.

Bu dışlama ve aşağılama ona göre öylesine büyük bir günahtı ki, Hintlilerin İngilizler karşısında parya konumuna düşmeleri, âdeta kendilerinin kendi halklarını bu duruma düşürmeleri karşısındaki tanrısal adaletin bir tecellisiydi. 

Zulme, sömürgeciliğe ve adaletsizliklere karşı mücadelesinde asla otoriter bir tutum takınmamakta, sadece örneklik teşkil etmeye çalışmaktaydı.

Sözgelimi sadece hizmetkârlıkla, kirli işleri yapmakla yükümlü tutulan harijanların dışındaki kastların tuvalet temizliği yapmasının bir tabu/yasak olarak kabul edilmesi nedeniyle, bu tabuyu yıkmak için, gittiği her yerde ilk iş olarak eline bir tuvalet fırçası ve ibrik alarak, tuvaletleri temizlemekteydi.

Bununla, harijanların üzerindeki bu tür bir yükümlülük anlayışını yıkmak kadar, kendilerini bundan beri tutan ama tuvaletlerine de pislikten girilemeyen üst kast mensuplarının kibrini de kırmaya çalışıyordu.

Öylesine bir dinsel-toplumsal kibirdi ki bu, aslında en pis tuvaletler üst kastlardakilerin evlerindeki tuvaletlerdi.

Bu pisliğe tahammül edenler, paryaların bakışlarına bile tahammül edememekteydiler. Bu çabaları yüzünden ciddi toplumsal tepkilerle karşılaşan Gandi, bu konudaki kararında direnerek, her türlü tepkileri göğüsledi. Öyle ki Gandi bu isimle, yani Harijan adıyla bir gazete de çıkaracaktır. 

Mağdur ve madun sınıfları desteklemeyi, onları güçlendirmeyi ve onlara uygulanan toplumsal kısıtlama ve baskıları ortadan kaldırmayı toplumsal devriminin temel esası olarak alan Gandi, işçileri, köylüleri ya da öğrencileri, haklarını elde etmek için şiddet dışı direnişe çağırıyor ve kendisi de onlarla birlikte bu mücadelelere katılıyordu.

Halkın yoksulluk, sefalet, alkolizm, cehalet ve pislikten kurtulabilmesi için, onlara yapabilecekleri en basit şeyleri öğretmeye çalışıyordu.

Okullar ve hastaneler açılması, toprağın ekilmesi, tuvalet temizliği, ip eğirip kumaş dokunması, kadınların toplumsal hayata daha aktif bir biçimde katılması gibi.

Bu açıdan ise en büyük direnci gelenekselleşmiş ve hatta birer tabu haline gelmiş dinsel alışkanlıklardan görmekteydi.

Simge bir fetiş haline geldi mi, ya da filan dinin falan dine üstünlüğünü kanıtlamaya yarayan bir araç oldu mu, onu kaldırıp atmaktan başka yol yoktur. 9 


Bağımsızlık önemli bir sorun olsa da, bilmekteydi ki Hint halkının asıl sorunu kendi toplumsal yapısına dayanmaktadır.

O nedenle bağımsızlık sorunu hiçbir zaman bu tip sorunların üstünü örtmemeliydi. Öncelikle köylülerin ve işçilerin haklarıyla ilgilenerek, 1919 yılında İngiliz egemenliğine karşı ülke çapında bir günlük oruç tutma eylemi gerçekleştirdi.  

1920 Eylül'ünde ise İngilizlerle işbirliğinin reddi ve İngiliz okulları, mahkemeleri kadar giysileri ve kumaşlarına karşı boykot/protesto (swadeshi) sürecini başlattı. 

Bunun içinse, bütün ülkede, bizzat kendisin de katıldığı el çıkrığıyla ip eğirme ve dokumacılık derslerine başlar.

İp eğirmek ve kumaş dokumak, İngiliz giysileri yerine elle dokunan bir kumaşla (khadi) yetinmek, ayakkabı yerine sandalet kullanmak, sınıfsal statülerinden uzaklaşmak anlamına geldiği gibi, her şeyden önce bir özgürlük terapisi ve belirtisiydi.

Ayakları ve başı çıplaktı, vejetaryendi, halkın çoğunluğu da kendisi gibiydi; dolayısıyla kaybedebilecekleri çok önemli bir şey de yoktu. Oysa elde edecekleri çok önemli iki şey vardı: Özgürlük ve bağımsızlık… 

Gerek kast sisteminin gerekse İngiliz egemenliğinin baskıları altında kendilerine olan özgüvenlerini yitirmiş ve aptallaştırılmış olan insanları uyandırmak için şunları söylemekteydi:

Özgürlük asla çalınarak elde edilmez. O, kanayarak gelir… Özgürlük kimseden korkmadan hissettiğimiz gibi konuşabilmek ve hareket edebilmektir.

Ama mevcut "hükümetin kölelik düzenini, sonrasında benim kölem olmanız için yıkmanızı istemiyorum." 10  

O da, Kuran'ın Nas ve Felak Surelerinde Müslümanları uyardığı gibi halkını uyarmaktaydı:

Vadedilmiş topraklara yakınız fakat tehlikenin en büyüğü zafer yakın gözüktüğünde ortaya çıkar. Tanrı'nın son sınavı şimdiye kadarkilerin en zorlusu. Şeytanın son ayartması şimdiye kadarkilerin en baştan çıkarıcısı… Şiddete başvurmama, işbirliği yapmamanın en hayati ve tamamlayıcı parçası. Geri kalan her şeyde başarısız olabiliriz fakat şiddetsizliğimizi sürdürürsek mücadelemizi yine de devam ettirebiliriz. 11


Kapitalizm kadar sosyalizmden de, tek amaçları maddi ilerleme olan bu anlayışlardan oldukça uzaktır. Batı dünyasının gelişmişliği karşısında geçmişe sığınmakla suçlanan Gandi, bu hususta şair Tagore ile anlaşamasa da, Batı sistemini özünden reddeden bu eleştirisi, Batı medeniyetini ve modern bilimi de içine alır. Ona göre fabrika medeniyeti, dolayısıyla kapitalizm, bizzat şiddeti üreten bir medeniyettir.

Üretimin artırılması ve sermayenin yayılması çabası, üreticiler kadar tüketiciler üzerinde de baskı kuran bir şiddeti gerektirmektedir.

Hindistan'daki ideali ile Batı'daki gerçeklik arasındaki asimetri, sömürgecilikle insaniyet arasındaki bir karşıtlıktır.  Sömürünün temeli ise şiddete dayanır.

Hindistan, bu şekliyle, Batı'nın antitezi olarak sunulur: dinseldir, şiddetsizdir, kırsal ve ahlakidir. 12 

Gandhi'nin ideali, kuşkusuz ki, doğrudan ve ademi merkeziyetçi bir demokrasiye daha yakındır. 13

Ona göre "insanların en az yönetildiği devlet, mükemmel ve şiddet dışı bir devlettir. Avrupa demokrasileri ise, özlerinde demokrasiyle çelişirler." 14

Sonuçta bir ilerleme tapıncının bedelini bireyler, özellikle de özgürlüklerini yitirerek öderler.

Oysa Gandici toplumculuk, devletin her şeyin sahibi olmaması gibi bir anlam taşır. Bu toplumculuk, desteğini devletten değil, Tanrı'dan alır. 

Kullanılan yöntemlerin doğruluğu ya da barışçılığı, her zaman doğru anlaşılacağı anlamına gelmez elbette.

Barışçı direniş mücadelesi verdiği Güney Afrika ve Hindistan'da, İngilizler tarafından defalarca hapsedilmiştir.

Ama daha da kötüsü, kendileri için mücadele ettiği Hintlilerce maruz kaldığı saldırılardır.

Güney Afrika'da, ırkçı ayrımcılıkla mücadele ederken, kendisi adına mücadele verdiği bir Paştun tarafından saldırıya uğraması ve nihayetinde bir Hindu (Brahman)  tarafından öldürülmesinde olduğu gibi.

Her iki saldırıda da, ağzından çıkan tek kelime "Hei Rama" (Tanrım) olacaktır. Ne acı bir paradokstur ki, "cenaze törenini, eğer devlet başkanı olsaydı dağıtacağı ordu üstlendi. Çiçeklerle kaplanmış na'şını, Amerika'da yapılmış bir top arabası taşıdı. Şerefine ise yetmiş iki pare top atışı yapıldı…"15

1. Gandi, Bir Özyaşam, Alfa Y. s. 614.

2. Jeanette Eaton, Gandi, Kılıçsız Savaşçı, Pınar Y. s. 97, 98.
3. Faton, age, s. 102.
4. Faton, age, s. 104.
5. Faton, age, s. 108.
6. Stanley Wolpert, Gandi'nin Tutkusu, Ayrıntı Y. s. 121.
7. 21. YÜZYIL ANARŞİZMİ, Yeni Binyıl İçin Ortodoks Olmayan Fikirler, der: JON PURKIS & JAMES BOWEN, Ayrıntı Y. s. 76, 77.
8. Kast sistemi: ruhbanlar, iktidar sahipleri ve askerler, tüccarlar ve çiftçiler, işçiler ve köylülerden oluşan dörtlü bir toplumsal-dinsel tabakadır. Bir de bu tabakalara dahi giremeyen "harijan"lar, yani paryalar (dokunulmazlar, dışlanmışlar) bulunmaktadır.
9. Gandi, Bir Özyaşam, age. s. 485.
10. Wolpert, age, s. 207, 174, 175.
11. Wolpert, age, s. 178.
12. Robert Deliege, Gandhi, Dost Y. s. 122.
13. Deliege, age, s. 123.
14. Thomas Merton, Gandi, Kaknüs Y. s. 76, 77, kısmen değiştirilerek.
15. Wolpert, age, s. 405, kısmi değişikliklerle.

 

Yazının  ORJİNALİ için bakınız:https://www.indyturk.com/node/662706/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/gandi-ve-%C5%9Fiddet-d%C4%B1%C5%9F%C4%B1-direni%C5%9F

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 Siyasal ahlak2 Fırtına öncesi sessizlik3 Her Dem Yeni Doğarız4 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi5 Adalet ve Hakkaniyete Dair6 Yollar ve tarihsicilik7 İhtişam ve sefalet8 İbrahim ve Odysseus9 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi10 VİCDAN MAHKEMESİ11 Yaşama Sevinci12 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü13 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti14 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)15 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)16 Dilde yurtlanmak (1)17 Fair Play18 Neden19 Siyasal ihtiras20 FİLİSTİN VE HAC21 Sömürgecilik ve maduniyet22 Osmanlı ve cumhuriyet23 KURU OTLAR VE TAŞRA24 Sınırlarda dolaşmak25 İSRAİL26 Gazze'de dile gelen27 Filistin direnişi ve Hamas28 Yeni sömürgecilik29 Savaş ve barış30 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger31 Gandi ve şiddet dışı direniş32 Politikacı, göçmen ve şair33 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik34 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche35 Dini Anarşizim36 Jean Paul Sartre ve özgürlük37 Madunun dili, öfkesidir38 Göçebe tutum39 İttihatçılık ve demokrasi40 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka41 Yollara çıkma vakti42 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa43 Islam ve çagdaslik gerilimi44 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar45 ORUÇLA GELEN46 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset47 Sessizlik ve Bagis48 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)49 Paylasma ve Körlük50 Sedat Yenigün Üzerine51 Bayram52 Sorunsallikta Yasamak53 Cahillik54 Bulgur ve Adalet55 Din, Politika ve Felsefe56 20. Yüzyilin Paradigmasi ve Aliya57 Kamusallasma Sikintisi
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!