Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche

Tarih, bir bakıma, devrimci ahlakçıların açtıkları patikaların süreç içerisinde caddeleştirilmesi, yani çığırından çıkarılması ve sıradanlaştırılması değil midir? Orada her şey öylesine tanınmazlaştırılır ki kahramanca cesaret, yerini boyun eğmenin övüncüne bırakır.
Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 29.08.2023
Okunma Sayısı : 1516

Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche

Tarih, bir bakıma, devrimci ahlakçıların açtıkları patikaların süreç içerisinde caddeleştirilmesi, yani çığırından çıkarılması ve sıradanlaştırılması değil midir?

Orada her şey öylesine tanınmazlaştırılır ki kahramanca cesaret, yerini boyun eğmenin övüncüne bırakır.

Hem bu yozlaşma çok da uzun bir zaman almaz. Daha devrimci kuşağın ölümüyle her şey tersine dönmeye başlar.

Muaviye'nin kılıcına boyun eğilir veya Stalin'in çizmeleri proletarya tarafından yağlanmaya başlanır.

Değerlerin altüst edildiği bu şartlarda yapılması gereken ilk şey ise "değerlerin yeniden değerlendirilmesi"dir.

Sorun sadece tüm değerleri altüst etmek için fırsat kollayan tepkin güçlerin biriktirdikleri hınçta değildir elbette.

Belki de asıl sorun devrimcilerin takipçilerindedir. Kendilerini kurtulmuşlardan sayıp bir köşeye çekilmeleri ve gözlerinin önünde olup bitenlere karşı umursuzca seyirci kalışlarıdır.

Ebuzer herkesin gözleri önünde sürgüne gönderilirken suskun kalmaları ya da Stalin'in cinayetlerini sessizce izlemeleridir.

Tarihin çarkları madunların kanlarıyla döndürülürken, kendilerini kurtulmuş sayanların çoğu o çarkların dişlilerini yağlamaktadır.

Kimse değerlerin değiştiğinin ve bir zaman ortaya konulmuş olan ölümsüz yargıların artık anlamını yitirdiğinin farkında değildir.

Başlangıçtaki coşkuya ve umuda sabitlenmiş bakışlar, sahnenin değiştiğini algılayamaz bile.

Gerçi flamalarda hâlâ özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganları dalgalanmaktadır ama bir süre sonra her şey tarihin çöplüğüne atılacaktır.

Belki de asıl sorun anlama biçimlerinde yaşanır. Kutsal metinlerdeki sözcükler altın yaldızlarla parlatılırken, içerikleri değişmekte ve kuşakları da değiştirmektedir.

Buna itiraz edenler ise itizalciler olarak nefretle anılmaktadır. Sözgelimi Kuran'da arâfta olanlar olarak tanımlanan "yüksek bakış" sahipleri giderek ne yapacağını bilemeyen ya da sözleri umursanmayan "arada kalmışlar"a dönüşür.

Onlar, kendilerini cennetlikler olarak gören veya cehennemlik olmakla lanetlenen güruhlara karşı hakikati ortaya koymaya çalışırken, kendi zeminlerini bile koruyamaz bir hale gelirler.

İyiliğin ve kötülüğün standartlaştırılıp sınıflaştırıldığı bir hakikat sonrası dünyasında, savunulmakta olan erdem değildir artık; onunla etiketlenen anılardır.

Bu anıları anlatısallaştıran bir güruhun kötülükleri erdem olarak yüceltilirken, muhalifler ise değerleri sadece onlara bakarak değerlendirmekle başka bir açmaza sürüklenmektedir.

Orada işte hakikati ortaya koyma çabası azın azı olan o devrimci ahlakçılara kalsa da onlar da bir yandan "erdemliler"in el koyduğu değerleri doğrultmaya çalışırken öte yandan bu değerlerin asliyetini savunmaya çalışan ama "ezilmişler" arasına sürüklenmiş olanlarla dayanışmanın gayreti içerisindedir. Nitekim insanlığın macerası buna dair misallerin tarihidir.

Günümüzün sosyalist veya İslamcı devrimcileri de karşılarında bu tip toplumsal karmaşaları bulurlar ve onlar için de asıl zorluk, bu kavramsal karmaşaları yerli yerine oturtabilmektir.

Bu açıdan Marx kadar Şeriati'nin ideolojik ve hatta Dostoyevski ile Nietzsche'nin yazınsal ve düşünsel zorlukları da benzerdir.

Zira öyle yozlaşmış bir toplumla karşı karşıya kalırlar ki, bu toplumun ezilmişleri hınçlı, dindarları duyarsız, seçkinleri ahlaksızdır.

Olumlu değerler, mesela iyilik ve arılık ruhbanların tasallutu altında iken, seçkinler kibirli, yoksullar ise çaresizdir.

Başlangıçta Dostoyevski kadar Nietzsche de seçkinlerin yanında tutunmaya ve onları yönlendirmeye çalışmaktadır.

Ancak yaşadıkları trajik deneyimler bu seçkinlerin kibri, riyakârlığı ve idealden yoksunluğu gerçekliğiyle karşılaşmalarına yol açacaktır.

Yollarını ayıracaklar ve mevcut "iyinin ve kötünün" ötesindeki bir "değerlerin yeniden değerlendirilmesi" çabasına girişeceklerdir.

Dostoyevski ezilenlerin dinine, daha doğrusu Pavlos öncesi Hıristiyanlığına, İsa'nın devrimci öğretisine yönelirken, Nietzsche ise Apolloncu biçimsellik ve uyumluluğun akliliğine karşı Dionysoscu bir esrik yaratıcılığa yönelecektir.

Verili aristokratik değerlerin yadsınması aslında topluma ve verili değerlere karşı bir başkaldırı anlamına gelmektedir.  

Suçlular kimlerdir: Kürek mahkûmları ya da yeraltında yaşayanlar mı? İyiliğe el koymuş kilise mensupları ya da topraksız köylüleri köleleştirmiş olan soylular mı?

"Güzel ve yüce"yi temsil ettiğine inanan "rahibin ebedi, nefret edilesi ve ikiyüzlü rolü" mü? 1

Yoksa hümanist düşünürlerce çerçevelenmiş bir insanlık biçimi mi? 

Özenilmesi gereken burjuva yaşantısının mutluluk tabloları mıdır, yoksa ezilmişlerin yüzündeki o acıyla gölgelenmiş hareler mi? 

Kimin aklıyla hareket etmeli ve kimin vicdanıyla yargılamalıydı? 

Olumluluğunu, yaratıcılığını ve duyarlılığını yitiren akıl ve vicdan kime hizmet edebilirdi?

Belki de asıl yapılması gereken derin bir kazı (arkeoloji) faaliyetine, hakikat arayışına girişmek, kavramlar kadar karakterleri de biçimselliklerinden ve maskelerinden kurtararak sahicileştirmekti.

İnandırıcılığını çoktan yitirmiş kurgul karakterlerle kime ne anlatılabilirdi ki? 

Edebiyat veya sanat neydi? Van Gogh neyi anlatmak istiyordu ya da Tolstoy neyin peşindeydi? 

Birine kulağını kestirten ötekini ahir ömründe evinden kaçırtan hangi ıstıraptı?

Yeni kahramanlara ihtiyaç vardı kuşkusuz. Cari edebiyatın görmezlikten geldiği yeraltında yaşayanların dünyasına el atılmalı, sıradan insanların trajedileri, daha doğrusu hayatın trajikliği gün yüzüne çıkarılmalıydı.

Tarlalardan havalanan kargalar veya kağşamış botlar resmedilmeliydi belki. Heraklites'in de belirttiği gibi "yüce ve güzel" viraneliklerde de bulunabilirdi.

Musa'nın yoldaşı da hazineyi yıkık bir duvarın altına saklamış değil miydi? 

Oysa meselleri okumayı unutmuş kalpler, bakışlarını viraneliklere indirmemekteydi?

Rahmeti salt göklerde arayanlar önlerine serilmiş hakikati ezip geçmekte, kötülükleri görememekteydi.

Hakikatin izleri, patikalarda mı yoksa caddelerde miydi?

Tüm devrimci ahlakçılar gibi çağdaşlarımız da yalnız ve anlaşılmazdır; üstelik sözlerinin acılığı ve aykırılığı nedeniyle de lanetlenmektedirler.

Ezilenler yeraltına çekilmiş, ezenler ise ruhbanların desteğiyle tüm yüce değerlere el koymuştur.

Aydınlar cesaretini, dindarlar ahlakını, siyasiler duyarlılığını, sanatçılar yaratıcılığını yitirmiştir.

İşte bu şartlarda biraz olsun sorumluluğunu duyan ve düşünen insan,"hayatında ilk kez en dehşet verici düşmanlarının karşısında öyle korkunç bir yalnızlık hisseder ki en sadık, en sevgi dolu bir kalp bile onu bu yalnızlıktan kurtaracak gücü kendinde bulamaz. İşte tam da burada başlar trajedinin felsefesi." 2

Tabii bu sadece bir felsefe meselesi de değildir. Her şeyden önce bir ahlak mesesidir.

Sıradanlığın ahlakına karşı trajik ahlak ya da uyuşumcu ahlaka karşı devrimci ahlak.

Bu felsefenin farkına vardığı ise yeraltında baskılanan insanlığın ruhunun artık kaçınılmaz bir biçimde isyan kıvamına geldiği ve bir yol göstericiliğe, ifade edilmeye ve tepkin yönlerinden arındırılarak olumlu bir geleceğe doğru çağrılmaya duyduğu ihtiyaçtı.

Ki çoğu zaman bu tanrısal bir seste veya işarette dile gelmişti ve şimdi de bunu aramaktaydı.

Onun üzerini kapayan sosyopolitik tahakküm ise kendi mezarını kazdığının bilincinde değildi.

Egemen güçlerin suçladığı ve aşağıladığı kesimler ise gerçekte tanrısal bir arılığa gönül indirmeyen seçkinler ve ruhbanların rağmına buna muhtaçlıklarını hisseden ama bu hissiyatı bir türlü olumlu bir biçimde ifade edemeyen madunlar, mustazaflar, ezilmişlerdi.

Orada kekeleyen bir sesleniş; kendisine yeryüzünde bir melce, bir parıltı, bir kurtuluş ümidi, diriltici bir ruh aramaktaydı.

Yaşının orijinali için bakınız:https://www.indyturk.com/node/657496

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık2 Zalimlerden Berî Olmak3 NATO, Sömürgecilik ve Muhafazakârlık4 Ebu Hanife (699-767) ve Özgürlük Mektebi5 Göller Bölgesinde Bir Ada6 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete7 Faşizm mi, İnsaniyet mi?8 Kötülüğün Sıradanlığı9 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT10 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER11 İMKANSIZ DEVLET12 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK13 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK14 İMRALI’YA GİTMEK15 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani16 İki Direniş Biçimi ve Barış17 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı18 Türkiye ve İsrail19 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği20 NEOFAŞİZM21 Başka Türlü Yapmak22 Yozlaşma ve Çöküş23 Silahları Yakmak24 İsyan Bile Değil25 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl26 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması27 İLK MÜSLÜMANLAR28 İSLAMCILIK ÜZERİNE29 Barış ve Şükran30 Düşündürücü Bir Veda31 Hakikat Nerede32 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir33 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete34 Öcalan’ın Çağrısı35 SÖZÜ SAVAŞA BENZER36 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK37 Egemen bakışın açmazı38 Ezilenlerin çelişkisi39 Sömürgecilik40 Eleştirel özgürlük ve ahlak41 Gösteri Toplumu42 Göçmenler, köylüler ve madenler43 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar44 Taha Abdurrahman45 Sörfçü ve göçebe46 Dayanışma ve kapitalistleşme47 Doğru soruları soramamak48 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü49 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik50 Siyasal ahlak51 Fırtına öncesi sessizlik52 Her Dem Yeni Doğarız53 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi54 Adalet ve Hakkaniyete Dair55 Yollar ve tarihsicilik56 İhtişam ve sefalet57 İbrahim ve Odysseus58 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi59 VİCDAN MAHKEMESİ60 Yaşama Sevinci61 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü62 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti63 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)64 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)65 Dilde yurtlanmak (1)66 Fair Play67 Neden68 Siyasal ihtiras69 FİLİSTİN VE HAC70 Sömürgecilik ve maduniyet71 Osmanlı ve cumhuriyet72 KURU OTLAR VE TAŞRA73 Sınırlarda dolaşmak74 İSRAİL75 Gazze'de dile gelen76 Filistin direnişi ve Hamas77 Yeni sömürgecilik78 Savaş ve barış79 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger80 Gandi ve şiddet dışı direniş81 Politikacı, göçmen ve şair82 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik83 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche84 Dini Anarşizim85 Jean Paul Sartre ve özgürlük86 Madunun dili, öfkesidir87 Göçebe tutum88 İttihatçılık ve demokrasi89 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka90 Yollara çıkma vakti91 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa92 Islam ve çagdaslik gerilimi93 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar94 ORUÇLA GELEN95 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset96 Sessizlik ve Bagis97 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)98 Paylasma ve Körlük99 Sedat Yenigün Üzerine100 Bayram
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!