Politikacı, göçmen ve şair

Şehirlerimizin kimliksizliğe doğru sürüklendiği bir gidişat, kimilerince neoliberalizmin saldırgan küreselciliğine yorulabilir.
Politikacı, göçmen ve şair
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 16.09.2023
Okunma Sayısı : 1416

Politikacı, göçmen ve şair

Şehirlerimizin kimliksizliğe doğru sürüklendiği bir gidişat, kimilerince neoliberalizmin saldırgan küreselciliğine yorulabilir.

Doğrudur. Belki çok da farkına varmadığımız, varsak da umursamadığımız bir mekanikleşme ve yapaylık, akıllı şehirler palavrasının aldatıcılığıyla ruhlarımızı işgal etmekte.

Ruhlarımız derken, şehri, yani mekânı, dahası bir mekânda yaşadığına dair bilinci olmayanın ruhu olur mu? 

Bu yüzden midir bilemem ama son sıralarda Hacı Bayram Veli'nin ölümsüz dizelerini yâd edip durmaktayım:

Ben bir ulu şara vardım
Ol şarı yapılır buldum
Ben dahi orda yapıldım
Taşla toprak arasında.


Ahlakın halk/inşa ol(un)makla bu ilgisi, bizim, şahsiyetimizin şehirle, mekânla ilgisini de belirginleştirmekte.

Ne var ki şimdilerde hiçbirimiz kendimizi bir mekânla, şehirle, o şehrin ahlakıyla ahlaklanacak ölçüde özdeşleştirmekte değiliz. Böyle bir sorumluluk duygumuz olmadığı gibi bir aidiyet bağımız da yok.

Mekân, artık bize hayat ve hatta ruh kazandıran bir yer olmaktan ziyade, yollar, satıhlar, parseller ve oralara konuşlandırılan yerleşkelerden, belki biraz da manzaradan ve fiyattan ibaret.  

Çünkü mekânı oluşturan geleneksel kıymetlerimiz; komşular, ağaçlar, bitkiler, hayvanlar, çarşılar, bizi biz yapan ahlaki ustalar giderek önem ve değerlerini kaybettiler ve geride savunmasız, kimliksiz, mekânsız imkânlar bıraktılar.

Şimdilerde herkes o imkânları nasıl sahipleneceklerini konuşmakta ve şehir ancak o ölçekte bir anlam ifade etmekte.Politikacı için şehir bir oy, yatırım, nüfus, yapı ve suç yoğunlaşması; oranın vadettiği imkânlar, cazibe, üleşim ve işbirlikleri de başlıca ilgi alanı.

Şehir ne kadar büyürse, değişirse ve cazibe yaratırsa, politikacının orayı pazarlama imkânı da o denli artacaktır.Ama oradaki her değişim, nüfusun da değişimine, yeniden yapılandırılmasına ve dolayısıyla da şehrin kimliksizleşmesine yol açar.

Bir zamanlar şehri koruyan surlar, sözgelimi İstanbul ya da Diyarbakır'ın surları, şimdilerde tarihsel birer kalıntıdan ibaret.

Surları kadar kültürel sınırlarını da kaybeden şehir sürekli yeni banliyöler icat ederek genişlemekte ve albenili isimlerle adlandırdığı bu eşbiçimli yerleşkeleri şehre eklemekte.

Su havzaları, tarım alanları, ormanlar, kuşların göç yolları, fay hatları; üzerlerine çekilen yapay çizgiler ve dökülen betonlarla hırslı tacirler elinde birer parsele dönüşmekte ve sitelere çevrilmekte.

Sitelerin yerli veya yabancı göçmenleri, bu yapay yerleşkelerde ruhsuz nüfuslar haline getirilirken, şehrin ruhu kadar mekânı da bu saldırgan aceleciliğin elinde berhava edilmekte.

Dolayısıyla bu şehre varan hiç kimse Hacı Bayram Veli gibi taşla toprak arasında inşa olunamayacak, yapılanamayacaktır. H

em bilmekteyiz ki oradaki taş ile toprak, şehrin ruhudur, kavramlar ve şahsiyetlerdir, dil ve estetiktir; ve bunlar, seni kavrayarak yeniden yapılandıracak, ahlaklandıracaktır.

Şimdilerde ise süreç tam da bunun aksi bir yönde, değersizleşme ve yozlaşma yönünde işlemekte.

Dolayısıyla günümüzün şehri, geçmişin kozmopolit nitelikteki evrenselşehrini, yani âleme örnek olacak bir şehir kültürünü ya da ruhunu yayacak bir anlamı ifade etmemekte.

Daha en baştan, belli bir yakınlaşma ve komşuluk hissiyatı yerine ortama yayılan yabancılaşma güdüleriyle aynı yerleşkeye rastgelenler, burada, bir mekân duygusundan yoksunlukları nedeniyle iskân olunamamakta, sükûnete ve selamete kavuşamamakta; bir selamı olsun birbirlerinden esirgemektedirler.

Üstelik buraya yerleşenlerin göçmenliği, göç yollarını işgal ettikleri kuşların bilinci kadar bile bir mekân bilincini haiz değil.

Hürmet, paylaşma, yurtlanma ve aidiyet duygularından yoksun bir yerleşme, markalara ve rakamlara ve ancak bunlarla ifade olunan bir itibara tutkun bir cehalet, kendi geleceğine dair hiçbir manevi kaygıyı taşımamakta.

Şair ise bu parçalanmışlığa baktıkça feryat etse de onun da dili giderek daha bir örselenmekte, yoksullaşmakta ve yabancılaşmakta, direnci ve isyanı zaafa uğramakta, yaratıcı bir oluşumun ahlaki inceliklerinden yoksunlaştığı için anlamsızlaşan kelimeleriyle bu tuhaf şehir ahalisi karşısında bir şiir çığıracak sığasını giderek yitirmektedir.

Mekânsızdır çünkü ve şiir ancak bir mekânın diliyle, terennümüyle, kendiliğindenliğiyle seslenebilir.

Distopikleşmiş şehir, nişlerden, heterotopyalardan, hususileşmiş ve şaire bir sığınak olan mekânlardan da yoksunlaşmaktadır ve çığırından çıkmakta olan bu şehirde şair yalnız ve çatısızdır.

Mekânın ruhunu, yurdunu ararken karşılaştığı hep aynı manzara, aynı işgal araçları ve biçimleri, aynı hoyratlıktır.

Ona mümtaz bir tepesinden bakabileceği aziz İstanbul'un yerinde şimdilerde selfi çekimlerinden fırlamış reklam nesneleri ve tıpkı hoyrat turistlerin ellerinden fırlayan simitleri kapmaya çalışan martılar gibi birer görsel imgeye dönüşmüş karton ve plastik siluetler yer almaktadır.

Yazının  orijinali için bakınız:https://www.indyturk.com/node/660426

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete2 Faşizm mi, İnsaniyet mi?3 Kötülüğün Sıradanlığı4 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT5 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER6 İMKANSIZ DEVLET7 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK8 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK9 İMRALI’YA GİTMEK10 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani11 İki Direniş Biçimi ve Barış12 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı13 Türkiye ve İsrail14 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği15 NEOFAŞİZM16 Başka Türlü Yapmak17 Yozlaşma ve Çöküş18 Silahları Yakmak19 İsyan Bile Değil20 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl21 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması22 İLK MÜSLÜMANLAR23 İSLAMCILIK ÜZERİNE24 Barış ve Şükran25 Düşündürücü Bir Veda26 Hakikat Nerede27 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir28 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete29 Öcalan’ın Çağrısı30 SÖZÜ SAVAŞA BENZER31 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK32 Egemen bakışın açmazı33 Ezilenlerin çelişkisi34 Sömürgecilik35 Eleştirel özgürlük ve ahlak36 Gösteri Toplumu37 Göçmenler, köylüler ve madenler38 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar39 Taha Abdurrahman40 Sörfçü ve göçebe41 Dayanışma ve kapitalistleşme42 Doğru soruları soramamak43 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü44 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik45 Siyasal ahlak46 Fırtına öncesi sessizlik47 Her Dem Yeni Doğarız48 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi49 Adalet ve Hakkaniyete Dair50 Yollar ve tarihsicilik51 İhtişam ve sefalet52 İbrahim ve Odysseus53 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi54 VİCDAN MAHKEMESİ55 Yaşama Sevinci56 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü57 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti58 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)59 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)60 Dilde yurtlanmak (1)61 Fair Play62 Neden63 Siyasal ihtiras64 FİLİSTİN VE HAC65 Sömürgecilik ve maduniyet66 Osmanlı ve cumhuriyet67 KURU OTLAR VE TAŞRA68 Sınırlarda dolaşmak69 İSRAİL70 Gazze'de dile gelen71 Filistin direnişi ve Hamas72 Yeni sömürgecilik73 Savaş ve barış74 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger75 Gandi ve şiddet dışı direniş76 Politikacı, göçmen ve şair77 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik78 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche79 Dini Anarşizim80 Jean Paul Sartre ve özgürlük81 Madunun dili, öfkesidir82 Göçebe tutum83 İttihatçılık ve demokrasi84 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka85 Yollara çıkma vakti86 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa87 Islam ve çagdaslik gerilimi88 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar89 ORUÇLA GELEN90 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset91 Sessizlik ve Bagis92 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)93 Paylasma ve Körlük94 Sedat Yenigün Üzerine95 Bayram96 Sorunsallikta Yasamak97 Cahillik98 Bulgur ve Adalet99 Din, Politika ve Felsefe100 20. Yüzyilin Paradigmasi ve Aliya
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!