Sessizlik ve Bagis

"Sessizlik", yikimlar içinde yasamak ve siranin kendisine gelmesini beklemektir...
Sessizlik ve Bagis
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 20.10.2022
Okunma Sayısı : 547

"Sessizlik", yikimlar içinde yasamak ve siranin kendisine gelmesini beklemektir. Unutulmuslugu sarsacak olan ise tipki birinin ardindan omuzuna dokunmasi gibi, ölümün o soguk ve beklenmedik dokunusu ve gögü yaran çigliklardir.

Daha da sarsici olan ise o politik gülümseyislerin asilamayan mesafesidir. Yeni bir hayat birakilmistir omuzlariniza ve böylece uyanirsiniz o çaresiz yalnizliga.

Sormaz hiç kimse: "Ölümün inkâr edildigi ve özrün beyan edilmedigi bir yerde unutulanin bagislamasi nasil mümkün olur?" diye.

Bunca olup bitene, kötülüge, düs kirikligina karsi nasil ayakta kalir insan, yasama sevincini nasil yitirmez?

Kuskusuz biliriz ki Tanri'dan ve insandan umut kesilmez. Iste bu yüzden, yasadigimiz onca acilara karsi kötülüge boyun egmez, iyilikten yüz çevirmeyiz ve her seye karsin mazlumlarla, madunlarla dayanismamizi sürdürürüz. 

Sasirsak da ihanetlere, vefasizliklara, bunu da yine eksik kalmis insanligimiza, o ham kalmis yanlarimiza veririz.

Kara sürmelere aldirmaksizin, israrla hakka ve adalete dogru bükeriz yolumuzu.  Insanin içini isitan sözcüklere, henüz eminligini yitirmemis olan bir yüze sarilarak koruruz gelecege dair umudumuzu. 

"Bir sesin tükendigi yerde / Yankilanir bir baska ses" demistim bir siirimde. Öyle mi oluyor? Sesler yitirmiyor mu özgürlügünü, masumiyetini, içtenligini?..

Giderek kaybolan düslere, umutlara sarilmaktan yorulmuyor mu insan(lik)? Yarim kalan rüyalardan çigliklarla uyanmalardan sonra korkmuyor mu bir daha düslere dalmaktan?

Güya yaralari sagaltmak için geldigi yas yerinde, onca ölümün ardindan para muhabbetlerine girisen politikacilarin yüzünü görmekten, sesini duymaktan kahrolmuyor mu?..

Ah! Ne kadar asinmamis hassamiz kaldi ki yüreklerimizde? Ne kadar kagsamamis yüz kaldi ki? Megerse "Yürek degil, çarikmis bu, manda gönünden…"

Unutulmaz mi bu da? Geçip gitmez mi? Yanan kendi yürek yanginiyla bas basa kaldiginda yüzüne bakabilecegi kimi bulabilir ki? Soma unutulmadi mi? Ya delik desik edilmis Kaz Daglari.

Yeryüzünü yararak yüregine ulasmaya, onu söküp almaya çalisanlarin hirslari, gözyaslariyla bastirilabilir mi?

Masumiyetini yitiren yürek bir daha hangi yüzle sevdiklerinin, yurdunun kapisini çalabilir? Ki orada anilar delik desik edilmis, dostluklar ihanete ugramistir.

Verilen sözler tutulmamis, en temel ilkeler bile insafsizca çignenmis ve bu, çagimiza özgü bir siyasal gerçeklige verilmistir. 

Daha yenilerde geçtim Iliç'in yanindan. Ilçe adeta bir maden ocagi santiyesine dönüsmüs.

Bir yaninda Firat (Karasu) aheste aheste akarken, öbür yaninda delik desik edilmeye baslanmis, siyanürle zehirlenmekte olan yamaçlarina baktim hayifla.

Firat zehirlenirken, musluklarin öte yanindan altin cevheri Anagold firmasinin kasasina dogru akmaktaydi.

Isbirlikçileri düsündüm, suskunlari ve çaresizleri. Destekçiler vardi bir de ve nemalananlar. En çok elli, bilemedin yüz yil sonra hiçbiri kalmayacak bunlarin yeryüzünde.

Ama delik desik edilmis daglar kalacak ve zehirlenmis irmaklar; ta ki sökülünceye dek yeryüzünün yüregi yerinden ve ta ki "beyaz adam" altinla doyulamayacagini ögreninceye degin.

Bir de kömür karasi var alnimiza çalinmis bir ekmek parasi olan. Çocugunun biri yerin yüzlerce metre altinda bogulan, digeri ise nedenlerini çoktan yitirmis cephelerde savasan ananin umurunda olan nedir, umutlarini gömerken topraga?

Çocuklar cephelerde savasirken cephenin gerisinde kirli pazarliklarini sürdüren siyasilere mi sormali bunlari yoksa yüzünü sadece "sehit" cenazelerinde gördügü yetkililere mi?

"Neden soframizdaki ekmegimizi çalan bu savas sürmekte ve neden ocak onarima vaktinde alinmadi?" diye. Hem ölüm nedir ki, baskasinin ölümü?

Siradanlastirilmis bir "kader" sözcügüyle bastirilabilir mi yaralar? Salt teolojik muhabbetlerle geçistirilebilir mi? Komisyonlar, toplantilar, kararlar, fetvalar, trollerle?..

Yaralarimi deprestiren degerli dostum Hüseyin Sevim'in hertaraf.com'daki yazisi oldu. Kisaydi sözleri ama kalpleri kararmislarin bile duyacagi kadar agirdi: 

Her yer ambulans ve saglikçi kayniyordu. Daha ilk dakikalardan itibaren hummali bir kosturmaca vardi… Süleyman Soylu, Derya Yanik, Amasra Belediye Baskani, Bartin Belediye Baskani, Kaymakam, Vali... Hepsi oradaydilar… Bütün televizyon kanallari son derece üzüntülü ve ciddi bir atmosfer içinde çok önemli bilim adamlarini konuk edip, kazanin nasil meydana gelmis olabilecegine, % kaç oraninda metan gazi havaya karisirsa ve hangi kosullarda patlayabilecegine dair çok aydinlatici bilgiler verdiler… Can kaybi haberleri gelmeye baslayinca hiç gecikmeden devletin en üst düzey yetkilileri hemen taziyelerini ve üzüntülerini ilettiler… Cumhurbaskani ‘Rabb'ime hamd ediyorum. Dün aksamdan bu yana 24 saati bulmadan neticeye varmis olmamiz bizleri bu noktada rahatlatti. Çünkü Soma'da biliyorsunuz çok uzun sürdü. Ama burada 24 saati bile bulmadan 41 sehidimize hamd olsun ulastik,' dedi… 

Simdi... bu olay... devletin en tepesinden baslayan bir umursamazlik ve ihmal zincirinin sonucu olamayacagina göre; zavalli insanlarin hayatlari, ucuz maliyet ve kâr-zarar hesaplarina kurban edilmis olamayacagina göre; isletmenin veya bagli bulundugu karar/denetleme süreçlerinin sorumluluguna sahip daha üst düzey kurumlarin yetkililerinin, bulunduklari kadrolara, ilçe baskani, il baskani, milletvekili, bakan... vs.'nin torpiliyle doldurulmus liyakatsiz kisiler olamayacaklarina göre; Soma'da hayatlarini kaybeden ve aileleri perisan olan 301 madencinin vebali hukuk eliyle gayet hassas bir sekilde sorulup, bu ve benzeri hususlarda hata ya da ihanet edebilecekler için gayet caydirici tablolar ortaya çiktigina göre; madende 100 ‘civarinda' isçi bulunuyorken can kaybi sayisi sadece 40 ‘civarinda' kaldigina göre; dünyanin en gelismis IHA ve SIHA'larini yapan, en gelismis dogal gaz arama gemilerine sahip, binlerce km otoyolu en modern ve en hizli sekilde insa eden T.C. Devleti ve hükümetinin bu konuda üzerine düseni hakkiyla yaptigini ve asla suçlanamayacagini da kolayca söyleyebiliriz… Öyleyse geriye iki ihtimal kaliyor: Bu kaza ya mukadderat ya da dis güçlerin oyunu!

Orhan Veli, yillarca önce, "Yüz karasi degil, kömür karasi / Böyle kazanilir ekmek parasi…" demisti bir siirinde. Ama insanin yüzü, birer istatistik rakamina dönüsen ve zamanla unutulan bu hoyratça ölümleri andikça, bir daha olmaz denileni her yasadikça, troller ordusunun yalanlarina tanik oldukça, bir kere daha kararmakta, umutlari bir kere daha gömülmekte topraga. 

Uluslararasi Çalisma Örgütü'nün 2019-2021 döneminde maden kazalarinda yasamini yitiren isçi sayisi raporuna göre, Türkiye 189 isçi ölümüyle zirvede yer aliyor. Türkiye'yi 57 isçi ölümüyle Ukrayna, onu ise 37 ölümle Mogolistan izliyor...

Türkiye, Avrupa'daki ölümlü is kazalarinda da birinci. Dünyada da Çin'den ve Meksika'dan sonra üçüncü.

Belki de bu türlü önlen(e)meyen aksamalar nedeniyle Avrupa Birligi uyum yasalari tavsatilarak, Birlige üyelikten giderek uzaklasilmakta.

Bu ise çalisma hayatindaki denetimsizlikleri adeta tesvik etmekte. Ve hatta denetimler bile giderek dogrudan isletmelerin inisiyatifine birakilmakta.

Böyle olmasa madencilikte grizu sorununun asildigi bir dönemde hâlâ grizu kaynakli kazalar yasanmaya devam eder miydi?

Amasra Taskömürü Isletmesini denetleyen Sayistay'in 2020 yili raporu, daha bu yilin Mayis ayinda Mecliste görüsüldü ve bu rapora göre kaza adeta göz göre göre geldi.

Öte yandan çikarilan "sansür yasasi"yla da bu konularin elestirisi ve hatta konusulmasi bile imkânsizlastirilmak istenmekte.

Fitrat gibi, kader gibi terimlere yapilan atiflarla bu vahsice ölümler mesrulastirilmaya, bagislatilmaya çalisilmakta.

Kizarmasi gereken yüzlerle insan içine çikilmakta, cenaze merasimlerinde, yas evlerinde boy gösterilmekte.

Oysa "fitrat" insanin dogasidir ki bu da onurlu, saygin ve erdemli olmasi demektir. Bu nitelikler ise ancak özgürlük sartlari içerisinde gerçeklesir.

Özgürlügü kisitlayanlar gerçekte fitrati baskilamakta ve insanin fitratini kölelik sartlarina indirgemektedirler.

"Birakiniz yapsinlar…"in takipçileri, özgürlükle serbestligi birbirine karistirarak, ellerini kollarini serbestlestirmek için, özgürlükleri çignemekte ve insanligi haysiyetsizlestirmeye çalismaktadirlar.

Çaresiz birakilan insanlar bazi is kollarinda sürdürülen acimasiz çalisma sartlarina boyun egdirilmekte, ölümlere sürüklenmekte; bu ve benzeri yollarla insanin olmazsa olmaz özellikleri, "kader"i diye geçistirilen özgür ve onurlu varolussal nitelikleri çignenmektedir.

Talep bu mudur peki, ölümler midir? Yapilanlara, izlenen süreçlere bakilirsa evet, talep budur: Acimasiz yollarla da olsa daha fazla kazanmak.

Fazlaligiyla övünülen nüfusun "fazla"sini hoyrat çalisma kosullariyla harcamak, asgari ücrete ve "vahsi kapitalizm"e teslim etmek.

Avrupa Birligi Yasalarinin denetiminden uzak durmak, yargi(lama) denetimlerini mümkün oldugunca azaltmak, Meclisi ve sendikalari islevsizlestirmek, olasi kazalari ise geriye kalanlara verilen rüsvetlerle geçistirmek…

Yeraltindaki kömürü, altini kullanima sokabilmek için her türlü kirli isbirligine kosulmak…

Ortaya çikan ölümler karsisinda ise acimasizca "güzel ölüm"lerden, kaderden, fitrattan söz etmek.

Oysa "kader" ölçüdür; kâinattaki her seyin belli bir ölçü(t), gerçeklik ve yasa ile yaratilmis olmasi ve bunlara riayettir.

O yüzden Hz. Ömer, gitmek için yola çiktigi bir bölgede bulasici hastalik çiktigini duyunca geriye döner ve kendisini bu yanlis kader anlayisiyla kinayarak, "Allah'in kaderinden mi kaçiyorsun?" diyenlere ise "Allah'in kaderinden Allah'in kaderine kaçiyorum" der.

Buradan yola çikarak günümüzde yapilmasi gereken ise tüm Ortadogu'yu sulayan Firat'in yakinlarinda siyanürlü maden tesisleri kurmamak, emniyet tedbirleri alinmamis bir ocaktan maden çikarmamaktir.

Aksini söyleyenler apaçik yalan söylemekte, hakikati bile bile inkâr etmektedir. Ama asil sorun bunlar da degil, "kuzularin sessizligi"dir. 

Not: Bu yazi 19.10.2022 tarihinde indyturk.com sitesinden alintilanmistir, yazinin orijinali için asagidaki linki tiklayiniz.

https://www.indyturk.com/node/565696/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/sessizlik-ve-ba%C4%9F%C4%B1%C5%9F

Bu yazida yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakis açisini yansitmayabilir.

Fotograf: AA

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 Doğru soruları soramamak2 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü3 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik4 Siyasal ahlak5 Fırtına öncesi sessizlik6 Her Dem Yeni Doğarız7 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi8 Adalet ve Hakkaniyete Dair9 Yollar ve tarihsicilik10 İhtişam ve sefalet11 İbrahim ve Odysseus12 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi13 VİCDAN MAHKEMESİ14 Yaşama Sevinci15 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü16 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti17 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)18 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)19 Dilde yurtlanmak (1)20 Fair Play21 Neden22 Siyasal ihtiras23 FİLİSTİN VE HAC24 Sömürgecilik ve maduniyet25 Osmanlı ve cumhuriyet26 KURU OTLAR VE TAŞRA27 Sınırlarda dolaşmak28 İSRAİL29 Gazze'de dile gelen30 Filistin direnişi ve Hamas31 Yeni sömürgecilik32 Savaş ve barış33 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger34 Gandi ve şiddet dışı direniş35 Politikacı, göçmen ve şair36 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik37 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche38 Dini Anarşizim39 Jean Paul Sartre ve özgürlük40 Madunun dili, öfkesidir41 Göçebe tutum42 İttihatçılık ve demokrasi43 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka44 Yollara çıkma vakti45 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa46 Islam ve çagdaslik gerilimi47 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar48 ORUÇLA GELEN49 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset50 Sessizlik ve Bagis51 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)52 Paylasma ve Körlük53 Sedat Yenigün Üzerine54 Bayram55 Sorunsallikta Yasamak56 Cahillik57 Bulgur ve Adalet58 Din, Politika ve Felsefe59 20. Yüzyilin Paradigmasi ve Aliya60 Kamusallasma Sikintisi
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!