İki Direniş Biçimi ve Barış

Müslüman dünya sömürgeciliği bir türlü aşamadı, daha doğrusu sömürgecilikle usulüne uygun bir biçimde yüzleşilemedi. Kaçamak davranıldı, yüzleşiliyormuş gibi yapıldı, aldırmazlıktan gelindi. Dolayısıyla da geride neredeyse hiçbir tortulanma ve direnç noktası kalmadı; sadece bu yüzleşmeden geçemeyen ve bir biçimde sömürgeciliğe bağımlılığını sürdüren yapay ulusçuluklar ortaya çıktı
İki Direniş Biçimi ve Barış
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 16.11.2025
Okunma Sayısı : 491

İki Direniş Biçimi ve Barış

Müslüman dünya sömürgeciliği bir türlü aşamadı, daha doğrusu sömürgecilikle usulüne uygun bir biçimde yüzleşilemedi. Kaçamak davranıldı, yüzleşiliyormuş gibi yapıldı, aldırmazlıktan gelindi. Dolayısıyla da geride neredeyse hiçbir tortulanma ve direnç noktası kalmadı; sadece bu yüzleşmeden geçemeyen ve bir biçimde sömürgeciliğe bağımlılığını sürdüren yapay ulusçuluklar ortaya çıktı. Akilane bir yüzleşmeden geçilemeyişi nedeniyle yaşanılanlar bir deneyime de dönüşemedi. Olguların öne çıkardığı kavramsal ağlar görmezlikten gelindi ve içerisinde bulunulan madunlukların farkına varılmadığı ya da buna dair hesaplaşmalardan kaçınıldığı için bunların sorunsallaştırılmasından da uzak duruldu. Bu tür bir varoluş biçimine rıza gösterildiği ve daha ötesine cesaret edilemediği için, İslam İşbirliği Teşkilatı, Gazze’ye karşı son saldırıları hususunda İsrail’e karşı bir kınama kararı bile çıkaramadı.

Sömürgeciliğe dayanan kriz ise bir nübüvvet havzası olan ve sömürgecilik tarafından Ortadoğu olarak tanımlanan Afro-Avrasya kıstağındaki etkisini coğrafi, kültürel ve siyasal fay hatları üzerinden hâlâ sürdürmekte.  Sömürgeci vesayet rejimini sürdürebilmek için bu oldukça merkezî olan coğrafyaya son paylaşım savaşları akabinde yerleştirilen İsrail’in bir türlü tâbileştiremediği Gazze her şeye rağmen dirense de bu direnişinde yalnız bırakıldı. Teatral bir dünya tarafından çevrelenmişti ve herkes bir oyunu izlemenin umursuzluğuyla bu trajediyi uzaklardan izleyip durdu. Dost bildiklerinin suskunluğuna karşı Gazze direnişinden vazgeçmedi. Öyle ki sürdürülen vahşet karşısında insanlığın, özellikle de Batı dünyasının vicdanı sonunda ayağa kalktı ve İsrail’in saldırganlığı bu yolla ve bir süre de olsa dizginlendi.   

Hamas, giderek daralan Filistin’in direnişinin üçüncü kuşağı. Kendisinden önceki FKÖ’nün stratejik açıdan olduğu kadar söylemsel açıdan da soluğunun kesilmesi akabinde, Filistin direnişinin bir yenilenmesi. Ne var ki bu kuşak da kendi stratejik imkânlarını tüketti. Son barış görüşmelerinde silahsızlanmayı kabul etti. Silahsız bir direnişin imkânları ise Birinci İntifada’nın akabinde hoyratça harcanmıştı.  Ve artık şimdi daha farklı ve yeni bir stratejik yenilenmenin imkânları zorlanmalı, yaşanılan deneyimlerden yeni bir yordam damıtılmalıdır. Bu yordam ise nübüvvet geleneğinin şûraya dayanan toplumculuğu kadar çağdaş demokratik deneyimlerden de yararlanmasını bilmelidir. FKÖ ve Hamas tarafından bu yönde atılmış olan adımlar daha da derinleştirilerek sömürgeciliğin bölgedeki izleri ve etkisi üzerinde, tüm İslam dünyasını ve hatta tüm post-kolonyal deneyimleri harekete geçiren bir stratejik yenilenme gerçekleştirilmelidir.

Bölgedeki bir başka direniş ise Rojava’da, yine sömürgecilik sonrası bir başka kriz noktası olan Kürdistan’da sürmekte. Buradaki siyasal ve kültürel kriz ise özellikle de Rojava’da beliren bir özerkleşme mücadelesine dönüşürken, adeta ortak bir yazgı, sömürgeci geçmişten geriye kalan bu iki belirsizlik alanındaki halkları birer direnç noktası haline getirmiş bulunmakta. Uluslaşamayan her iki toplum, bir açıdan da ulusçuluğun olumsuz etkilerine maruz kalmadığı için, daha derinlikli mücadele ve varoluş biçimleri üzerinde kafa yorabilmekte ve yeni arayışlar içerisinde olabilmekteler.

Direnişlerini özerkleşmenin ötesindeki bir özgürleşme çabası içerisinde sürdürmekte olan Gazze’deki Hamas (Filistin direnişi), Rojava’da ise SDG (Suriye Demokratik Güçleri), toplumlarının oldukça küçük bir kesimi olsalar da birçok açıdan özgülleşmiş temsilcileri. Bu nitelikleriyle de toplumlarını direnişe ikna edip oldukça farklı destekleri yanlarına alarak özerkliklerini korumaya çalışmaktalar. Her ne kadar bazı kesimler, kötü niyete dayanan bir yaklaşımla Filistin ve SDG direnişlerinin kendilerine özgü stratejilerini karşı karşıya getirmeye çalışsalar da, her iki direniş biçimi de ortak bir temaya dayanmakta: toplumlarının onurlarını ve özerkliklerini korumak ve bunu ortadan kaldırmaya çalışan sömürgeci heveslerden kurtulmak.

Dayanakları ve mücadele biçimleri farklı olsa da aynı coğrafyada ve gerçekte bu coğrafyanın kadim ruhunu diriltmeye çalışan daha temel bir stratejide farklı açılardan ortaklaşmaktalar. Hamas’ın dayandığı pastorallik, nebevi mücadele geleneğinin süreğindeki kadimliğiyle, Hıristiyanları ve hatta Yahudileri bile yanına çeken bir ortaklaşa hafızayı canlandırıyor. Ama bu tutumun çağdaş dayanışma ağları ve kavramlarıyla daha da geliştirilmesi ve özgülleştirilmesi gerekmekte.

 Özerkliğini korumaya çalıştığı bölgedeki Arapları, Süryanileri, Ermenileri ve Türkmenleri yanına alan SDG’nin siyasal stratejisi ise yine yakın bir havzaya, Atina’nın demokratik geleneğine dayanıyor. Ama bu, demokratik konfederalizm gibi bir çağdaş yaklaşımla kendisini yenileyen bir demokratiklik. Zira Atina demokrasisi sadece mülk sahibi erkeklerin yönetime katıldığı, halkın geride kalanlarının eksiltildiği sınırlı temsiliyetiyle tam anlamıyla siyasal bir toplum inşa edememişti.

Yakınlarda hayatını kaybeden Murray Bookchin tarafından sorunsallaştırılan demokratik konfederalizm fikri ise bir taraftan toplumsal bütünlüğü siyasete dahil ederek siyaseti bir taban örgütlenmesi olarak özgülleştiren, öte yandan ise demokratikliğin modern Batılı biçimi olan ulusalcı sınırlamayı aşan bir yordamla farklılıkları da siyasete dahil eden bir yaklaşım. Gerçi bu yaklaşımın parametreleri olan özerklik, çoğulculuk ve federatiflik fikirleri günümüz Batı demokrasilerinde de çeşitli ölçeklerde de olsa benimsenmiş bulunmakta.

İran İslam Devrimine verdiği destekle de bilinen Michel Foucault’nun sorunsallaştırdığı biçimiyle nebevi siyasetin tanımlandığı pastorallik fikri ise nübüvvet sonrasında bir rüşeym olarak kalmış ve Avrupa’ya bu eksiltili haliyle, bir kilise pastörlüğü olarak intikal etmişti. Elmalılı Hamdi’nin işaret ettiği üzere, bu eksiklik yani raiyetin bir çoban sürü ilişkisinden insaniyete doğru açılımdan yoksunluğunun giderilmesine Muhammed (as) tarafından başlanılmış olsa da, bu süreç kendisinden sonra ilerletilemeyerek Muaviye’de tıkanmış ve çağının cari yönetim biçimlerine, bir tür otokrasiye dönüştürülmüştü. Dolayısıyla da bu geleneğin de yenilenmesi ve eksik kalmış bu yanının da tamamlanması gerekiyor.

Her iki direniş biçimi, temsil ettikleri kökenselliklerle, aslında İslam’ın başlangıcında, Hz. Peygamber’in miras bıraktığı şûra yönetiminin Muaviye’de sona eren eksiltilmişliğini ve Atina yönetiminden mülk sahibi erkeklerin dışında eksiltilmiş olan halkların temsiliyetiyle ve bunları daha da derinleştirerek, genişleterek ve hatta sömürgecilik sonrasında yapılamayan o sömürgeci geçmişle de yüzleşerek yeni bir barışın ve demokratik bir pastoralliğin adımlarını atabilir, sömürge sonrası oluşan ulusçu devletlerin ve kabileci emirliklerin zorbalığını da aşarak bu kadim coğrafyanın ruhuna uygun yeni bir yönetimselliği hayata geçirebilir.

Buna dair bir yetkinliğin işaretini Hamas ile İsrail arasındaki esirlerin değişimi sırasındaki gerek esirlerin fiziksel durumlarında, esirlere yapılan muamelelerde ve gerekse de verilen sözlere sadakatlerde gördük. İsrail ise ateşkes anlaşmasının hemen ertesinde yapılan sözleşmeyi ihlal ederek ve bunu her zamanki şımarıklığıyla, kendisini tüm sözleşmelerden ari gören üsttenci bir edayla sürdürdü.

SDG de gerek Suriye yönetiminin gerekse Türkiye’nin, bölgedeki halkları ulusalcı bir zorbalığa tâbi kılmak için uyguladıkları baskılara ve saldırılara karşı barışçı tutumunu ve bölgesel özerkliğini koruma kararlılığını sürdürmekte. Bu konuda SDG’nin ABD’den aldığı destek bir sorun olsa da, Şara’yı iktidara getirenin de ABD olduğu her nedense görmezlikten gelinmekte. Bunu eleştiren bölge ülkelerinin Trump karşısındaki hallerini ise Şarm el Şeyh’deki anlaşma sürecinde gördük.

Asıl sorun ise SDG’nin ABD’den destek almasından öte, Filistinlilerin, Kürtlerin ve diğer halkların temel insan haklarından yoksunlaştırıldığı bir muameleye tâbi tutulmasını normalleştirmeye çalışan bölge ülkelerinin durumlarıdır ki bunun en bariz örneği ise artık uluslararası bir nefret objesine dönüşmüş olan İsrail’dir.

Sömürgeciliğin geriye çekilirken ardında bıraktığı şartları aşmaya dair bir fırsat Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesi akabinde de ortaya çıkmıştı. Bu mücadeleyi Mahatma Gandi ve yoldaşı Abdulgaffar Han oldukça özgün bir yöntemle sürdürmüş olsalar da, bağımsızlık aşamasında sömürgeciliğin manipülasyonu ve ulusalcı liderlerin olaya yaklaşımlarının güdüklüğü sonucu, Hindistan bölünerek birbirine düşman iki ulus devlet haline getirildi. Dolayısıyla Hindularla Müslümanların ortaklaşa bir biçimde ortaya koydukları bu oldukça özgün mücadele, modernist bir uluslaşma adına kendi özgünlüğünden uzaklaştırılarak sömürgeci müdahalelere açık ulusalcılıklarda güdükleştirildi. İkinci fırsat ise İran Devrimi sırasında kaçırıldı. Burada da mücadelenin özgünlüğü, şahlığın devrilmesi akabinde yerelleştirilerek evrensel niteliklerinden uzaklaştırıldı ve devrim ulusalcı ve mezhepçi bir modele indirgendi.

Şimdi ise belki daha kısıtlı ama bir bakıma da oldukça semptomatik bu direnç noktalarındaki Filistin’in ve SDG’nin deneyimlerini bölge ülkelerine taşıyacak ve buradan doğru hem sömürgeciliğin etkilerini aşacak hem de gerek demokratiklik gerekse pastorallik gibi iki kadim ama tamamlanamamış siyaset biçiminin sentezini de mümkün kılacak bir imkân, gerek Hamas gerekse SDG tarafından zorlanmakta. Umulur ki bu imkânın içerisinde olanlar sürdürmekte oldukları bu oldukça önemli mücadeleyi sonuna değin götürerek ve sömürgeci manipülasyonları aşarak, sadece yerel haklarla sınırlanmış lütuflara razı olmazlar ve daha evrensel bir kurtuluşu ve barışı sağlayacak bu fırsatı da heba etmezler

Yazının orjinali için bakınız:https://farklibakis.net/yazarlar/umit-aktas-yazdi-iki-direnis-bicimi-ve-baris/

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık2 Zalimlerden Berî Olmak3 NATO, Sömürgecilik ve Muhafazakârlık4 Ebu Hanife (699-767) ve Özgürlük Mektebi5 Göller Bölgesinde Bir Ada6 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete7 Faşizm mi, İnsaniyet mi?8 Kötülüğün Sıradanlığı9 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT10 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER11 İMKANSIZ DEVLET12 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK13 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK14 İMRALI’YA GİTMEK15 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani16 İki Direniş Biçimi ve Barış17 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı18 Türkiye ve İsrail19 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği20 NEOFAŞİZM21 Başka Türlü Yapmak22 Yozlaşma ve Çöküş23 Silahları Yakmak24 İsyan Bile Değil25 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl26 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması27 İLK MÜSLÜMANLAR28 İSLAMCILIK ÜZERİNE29 Barış ve Şükran30 Düşündürücü Bir Veda31 Hakikat Nerede32 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir33 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete34 Öcalan’ın Çağrısı35 SÖZÜ SAVAŞA BENZER36 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK37 Egemen bakışın açmazı38 Ezilenlerin çelişkisi39 Sömürgecilik40 Eleştirel özgürlük ve ahlak41 Gösteri Toplumu42 Göçmenler, köylüler ve madenler43 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar44 Taha Abdurrahman45 Sörfçü ve göçebe46 Dayanışma ve kapitalistleşme47 Doğru soruları soramamak48 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü49 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik50 Siyasal ahlak51 Fırtına öncesi sessizlik52 Her Dem Yeni Doğarız53 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi54 Adalet ve Hakkaniyete Dair55 Yollar ve tarihsicilik56 İhtişam ve sefalet57 İbrahim ve Odysseus58 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi59 VİCDAN MAHKEMESİ60 Yaşama Sevinci61 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü62 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti63 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)64 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)65 Dilde yurtlanmak (1)66 Fair Play67 Neden68 Siyasal ihtiras69 FİLİSTİN VE HAC70 Sömürgecilik ve maduniyet71 Osmanlı ve cumhuriyet72 KURU OTLAR VE TAŞRA73 Sınırlarda dolaşmak74 İSRAİL75 Gazze'de dile gelen76 Filistin direnişi ve Hamas77 Yeni sömürgecilik78 Savaş ve barış79 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger80 Gandi ve şiddet dışı direniş81 Politikacı, göçmen ve şair82 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik83 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche84 Dini Anarşizim85 Jean Paul Sartre ve özgürlük86 Madunun dili, öfkesidir87 Göçebe tutum88 İttihatçılık ve demokrasi89 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka90 Yollara çıkma vakti91 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa92 Islam ve çagdaslik gerilimi93 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar94 ORUÇLA GELEN95 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset96 Sessizlik ve Bagis97 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)98 Paylasma ve Körlük99 Sedat Yenigün Üzerine100 Bayram
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!