Silahları Yakmak

11 Temmuz günü Casene Mağarası önünde düzenlenen silahları yakma töreni, silah bırakmanın asla bir yenilgi olmadığını vurgulamanın ötesinde, adeta yüz yıl önce başlayan cumhuriyet macerasının sona erişine ya da bir başka sürece evrilişine dair bir ritüeldi
Silahları Yakmak
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 21.07.2025
Okunma Sayısı : 373

Silahları Yakmak

11 Temmuz günü Casene Mağarası önünde düzenlenen silahları yakma töreni, silah bırakmanın asla bir yenilgi olmadığını vurgulamanın ötesinde, adeta yüz yıl önce başlayan cumhuriyet macerasının sona erişine ya da bir başka sürece evrilişine dair bir ritüeldi. Kuşkusuz ki sorun doğrudan cumhuriyet’te değil, onun neredeyse bir tür faşizmi andıran sürdürülüş biçimindeydi. Kimileri bunu dönemin ruhuyla irtibatlandırsa da, kuşkusuz ki her şey bambaşka da olabilirdi. Nitekim süreç ortak bir bağımsızlık mücadelesi olarak başlamıştı ve olabilirliği kuşku götürmez bir biçimde farklılıkları da sürece katan ve olumlayan bir yordamla da sürdürülebilirdi; demokratikleşebilirdi, hakkaniyete ve insaniyete doğru da evrilebilirdi ama öyle olmadı, hikâye giderek kendisine kapanan ve otokratlaşan bir modernleşme perspektifine mahkûm, trajik bir maceraya dönüştü.

İşte bu yüz yıllık süreç, Casene Mağarası önünde yakılan silahlarla sonlandırılırken, geçmişi yâd etmek ve geleceğe doğru mesajlar vermek için oldukça güçlü bir mizansen hazırlanmıştı. Yüz yıl öncesinde, daha İstiklal Savaşı başlamadan da önce, İngilizlere karşı mücadelenin başladığı noktalardan birisiydi bu mağara. İngilizlerin petrol bölgelerine el koyduğu bir süreçte Kürtlerle olan kardeşlik ittifakı da sona erdirilmişti. Şimdi ise yıllarca süren bir restleşme akabinde süreç, demokratik bir uzlaşı ve bütünleşme kararıyla yeniden barışa, barış umuduna yönelmekte.

Yüz yıllık devlet zorbalığının şiddeti buradaki sembolik törenle sonlandırılabilir mi bilinmez ama yakılan silahların alevlerinin mitik görüntüsü adeta kutsal bir ebedi barış arzusunu simgelemekte. Hele ki bu alevlerin bir kadının eliyle yakılması, dağa giden çocuklarının yollarını gözetleyen anaların acısını ifade açısından oldukça iç yakıcıydı. Simurg’u simgeleyen 30 savaşçının silahlarından geriye kalan küller ise yüz yıl öncesinde küllenen bir umudu, barış umudunu yeniden diriltme çabası olarak savruldu rüzgârlara.

Nitekim silahları tutuşturan Bese Hozat’ın 97 yaşındaki anası hâlâ kızını görebilme umuduyla yaşamakta ama süreci işletenler bunu ne kadar umursamakta veya dikkate almaktalar bilinmez. Zira bu tür sembolik girişimlerin ötesinde sürecin ilerletilmesine dair devletlûların ayaklarını sürümesinin ötesinde herhangi bir somut çabasını görebilmekte değiliz. Süreci sembolik girişimlerin ötesine taşıyacak, acıları ve haksızlıkları telafi edecek, anaların yüzlerini güldürecek, barışı ve umudu diriltecek adımlara dair bir kıpırtı yok maalesef. Sadece söylemler, sadece görüşmeler, sadece umutları beklentide tutan açıklamalar…

 Acısını yalnızca Kürtlerin değil, Türklerin de duyduğu bu yüz yıllık süreçte amaçlanan neydi ve geride ne kaldı diye düşünecek olursak, her şeyin ne kadar da anlamsız ve akılsız birtakım heveslere dayandığını görerek bir kez daha yanar yüreklerimiz.  Şeyh Said’in ya da Said-i Kürdi’nin başlattıkları direniş hikâyeleri öyle farklı patikalara doğru savruldular ki çıkıp gelseler onlar da şaşırırlardı bu evrilişlerden dolayı. Niyetlerle akışlar arasındaki bu farklılaşmalar bir mantıktan uzak olmasa da, tarih çoğu kez banilerin arzularının çok ötesine savurur hikâyeleri. Dolayısıyla da bizler, şimdinin tanıkları, artık bambaşka bir yerdeyiz; farklılaşan dilimiz ve bakışlarımızla bizzat kendi değişim sürecimiz içerisinde oldukça umulmadık noktalara doğru evrilen edimlere tanıklık ettik ve kim bilir daha da neler görecek bu gözler şayet Tanrı izin verirse.

Yüz yıllık bir süreçte dili yasaklanan, köyleri boşaltılan, kıyafetleri hor görülen, haklarında türlü yalanlar üretilen bir halkın direncini takdir etmenin ötesinde, geldiğimiz bu noktanın olumlu bir kazanımı yok. Tıpkı yüz yıllık ölümünün akabinde gözleri farklı bir dünyaya açılan Üzeyir gibi biz de oldukça pahalı ve acı bir deneyim yaşadık. Yıkılan şehrin kalıntılarına acılar içerisinde ve umutsuzlukla bakan gözler yüz yıl sonra farklı bir dünyaya tanıklık etse de, görülen bu yeni manzara, içteki o burukluğu gidermiş değil. Yitirilen imkânlar, kaybedilen zamanlar, düşmanlaştırılan halklar ve itiraf edilemeyen pişmanlıklar…

Oysa aynı süreçte bu tür meseleleri oldukça olumlu yollardan aşan nice örneklikler var. Kaldı ki aklın ve izanın olduğu yerde hiçbir örnekliğe ihtiyaç da bulunmamakta. Sadece insan olmak ve insanlığın onurunu her şeyin üstünde tutma arzusu ve becerisi, bunun için, olumlu bir değişim süreci için yeterlidir. Şayet böylesi bir akıl kabil olsaydı, Anadolu, içerisine düştüğü bu sefaletin yerine, bir türlü şiddet ve savaş sarmalından çıkamayan bölgesine de olumlu bir örneklik olabilirdi. Üstelik yüzlerce yıldır birlikte yaşadığı ve hatta yönettiği halklara böylesi bir borcu da bulunmakta değil mi? Onları umursamamak, Kürd’ü kart kurt, ötekileri ne Şam’ın şekeri ne de Arab’ın yüzü diyerek aşağılamak yerine, Avrupa Birliğinden önce buna dair olumlu bir örnekliği vermek hiç de imkânsız değildi. Tarihi, coğrafyası ve deneyimleri bunun için uygundu çünkü ve hâlâ da öyle. Ve hâlâ o aklı bekliyor bu coğrafya. Tahakkümü ve efendilik afra tafralarını değil de barışı ve kardeşliği diriltmeye ve paylaşmaya dair bir aklı.

Her neyse! Umarız ki Casene Mağarasının önünde yanan ateşin ışıkları komşu beldeleri ve halkları da aydınlatır ve oralarda da barış meşaleleri silahları yakar. Hiç kimsenin zafer sevincinin sarhoşluğuna veya mağlubiyet kederinin hüznüne kapılmadığı bu insanca sona, ebedi barışın ışığına tüm komşu beldelerin de kavuşması ve bu kadim toprakların bir kere daha insanlığa bir örneklik sunması umuduyla, bu umudun ateşini diri tutan tüm isimsiz analara ve kahramanlara şükranlarımızı ifade ederken, sürecin aktörlerinden de bir an önce barışı tahkim edecek somut adımları atmalarını dilemekteyiz. Ki geride kalan o nahoş yıllarla aramızda kesin bir kopma yaşansın ve kendimizi artık geriye dönüşün imkânsızlaştığı bir yeni dünyada bulabilelim. Çünkü bu süreçler oldukça bıçak sırtında ilerler ve en küçük bir hata, bir gecikme ya da umursuzluk, Allah korusun, her şeyi tekrar tersine çevirebilir. 

Yazının orjinali için bakınız:https://farklibakis.net/yazarlar/umit-aktas-yazdi-silahlari-yakmak/

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER2 İMKANSIZ DEVLET3 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK4 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK5 İMRALI’YA GİTMEK6 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani7 İki Direniş Biçimi ve Barış8 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı9 Türkiye ve İsrail10 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği11 NEOFAŞİZM12 Başka Türlü Yapmak13 Yozlaşma ve Çöküş14 Silahları Yakmak15 İsyan Bile Değil16 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl17 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması18 İLK MÜSLÜMANLAR19 İSLAMCILIK ÜZERİNE20 Barış ve Şükran21 Düşündürücü Bir Veda22 Hakikat Nerede23 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir24 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete25 Öcalan’ın Çağrısı26 SÖZÜ SAVAŞA BENZER27 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK28 Egemen bakışın açmazı29 Ezilenlerin çelişkisi30 Sömürgecilik31 Eleştirel özgürlük ve ahlak32 Gösteri Toplumu33 Göçmenler, köylüler ve madenler34 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar35 Taha Abdurrahman36 Sörfçü ve göçebe37 Dayanışma ve kapitalistleşme38 Doğru soruları soramamak39 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü40 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik41 Siyasal ahlak42 Fırtına öncesi sessizlik43 Her Dem Yeni Doğarız44 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi45 Adalet ve Hakkaniyete Dair46 Yollar ve tarihsicilik47 İhtişam ve sefalet48 İbrahim ve Odysseus49 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi50 VİCDAN MAHKEMESİ51 Yaşama Sevinci52 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü53 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti54 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)55 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)56 Dilde yurtlanmak (1)57 Fair Play58 Neden59 Siyasal ihtiras60 FİLİSTİN VE HAC61 Sömürgecilik ve maduniyet62 Osmanlı ve cumhuriyet63 KURU OTLAR VE TAŞRA64 Sınırlarda dolaşmak65 İSRAİL66 Gazze'de dile gelen67 Filistin direnişi ve Hamas68 Yeni sömürgecilik69 Savaş ve barış70 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger71 Gandi ve şiddet dışı direniş72 Politikacı, göçmen ve şair73 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik74 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche75 Dini Anarşizim76 Jean Paul Sartre ve özgürlük77 Madunun dili, öfkesidir78 Göçebe tutum79 İttihatçılık ve demokrasi80 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka81 Yollara çıkma vakti82 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa83 Islam ve çagdaslik gerilimi84 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar85 ORUÇLA GELEN86 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset87 Sessizlik ve Bagis88 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)89 Paylasma ve Körlük90 Sedat Yenigün Üzerine91 Bayram92 Sorunsallikta Yasamak93 Cahillik94 Bulgur ve Adalet95 Din, Politika ve Felsefe96 20. Yüzyilin Paradigmasi ve Aliya97 Kamusallasma Sikintisi
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!