Silahları Yakmak

11 Temmuz günü Casene Mağarası önünde düzenlenen silahları yakma töreni, silah bırakmanın asla bir yenilgi olmadığını vurgulamanın ötesinde, adeta yüz yıl önce başlayan cumhuriyet macerasının sona erişine ya da bir başka sürece evrilişine dair bir ritüeldi
Silahları Yakmak
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 21.07.2025
Okunma Sayısı : 513

Silahları Yakmak

11 Temmuz günü Casene Mağarası önünde düzenlenen silahları yakma töreni, silah bırakmanın asla bir yenilgi olmadığını vurgulamanın ötesinde, adeta yüz yıl önce başlayan cumhuriyet macerasının sona erişine ya da bir başka sürece evrilişine dair bir ritüeldi. Kuşkusuz ki sorun doğrudan cumhuriyet’te değil, onun neredeyse bir tür faşizmi andıran sürdürülüş biçimindeydi. Kimileri bunu dönemin ruhuyla irtibatlandırsa da, kuşkusuz ki her şey bambaşka da olabilirdi. Nitekim süreç ortak bir bağımsızlık mücadelesi olarak başlamıştı ve olabilirliği kuşku götürmez bir biçimde farklılıkları da sürece katan ve olumlayan bir yordamla da sürdürülebilirdi; demokratikleşebilirdi, hakkaniyete ve insaniyete doğru da evrilebilirdi ama öyle olmadı, hikâye giderek kendisine kapanan ve otokratlaşan bir modernleşme perspektifine mahkûm, trajik bir maceraya dönüştü.

İşte bu yüz yıllık süreç, Casene Mağarası önünde yakılan silahlarla sonlandırılırken, geçmişi yâd etmek ve geleceğe doğru mesajlar vermek için oldukça güçlü bir mizansen hazırlanmıştı. Yüz yıl öncesinde, daha İstiklal Savaşı başlamadan da önce, İngilizlere karşı mücadelenin başladığı noktalardan birisiydi bu mağara. İngilizlerin petrol bölgelerine el koyduğu bir süreçte Kürtlerle olan kardeşlik ittifakı da sona erdirilmişti. Şimdi ise yıllarca süren bir restleşme akabinde süreç, demokratik bir uzlaşı ve bütünleşme kararıyla yeniden barışa, barış umuduna yönelmekte.

Yüz yıllık devlet zorbalığının şiddeti buradaki sembolik törenle sonlandırılabilir mi bilinmez ama yakılan silahların alevlerinin mitik görüntüsü adeta kutsal bir ebedi barış arzusunu simgelemekte. Hele ki bu alevlerin bir kadının eliyle yakılması, dağa giden çocuklarının yollarını gözetleyen anaların acısını ifade açısından oldukça iç yakıcıydı. Simurg’u simgeleyen 30 savaşçının silahlarından geriye kalan küller ise yüz yıl öncesinde küllenen bir umudu, barış umudunu yeniden diriltme çabası olarak savruldu rüzgârlara.

Nitekim silahları tutuşturan Bese Hozat’ın 97 yaşındaki anası hâlâ kızını görebilme umuduyla yaşamakta ama süreci işletenler bunu ne kadar umursamakta veya dikkate almaktalar bilinmez. Zira bu tür sembolik girişimlerin ötesinde sürecin ilerletilmesine dair devletlûların ayaklarını sürümesinin ötesinde herhangi bir somut çabasını görebilmekte değiliz. Süreci sembolik girişimlerin ötesine taşıyacak, acıları ve haksızlıkları telafi edecek, anaların yüzlerini güldürecek, barışı ve umudu diriltecek adımlara dair bir kıpırtı yok maalesef. Sadece söylemler, sadece görüşmeler, sadece umutları beklentide tutan açıklamalar…

 Acısını yalnızca Kürtlerin değil, Türklerin de duyduğu bu yüz yıllık süreçte amaçlanan neydi ve geride ne kaldı diye düşünecek olursak, her şeyin ne kadar da anlamsız ve akılsız birtakım heveslere dayandığını görerek bir kez daha yanar yüreklerimiz.  Şeyh Said’in ya da Said-i Kürdi’nin başlattıkları direniş hikâyeleri öyle farklı patikalara doğru savruldular ki çıkıp gelseler onlar da şaşırırlardı bu evrilişlerden dolayı. Niyetlerle akışlar arasındaki bu farklılaşmalar bir mantıktan uzak olmasa da, tarih çoğu kez banilerin arzularının çok ötesine savurur hikâyeleri. Dolayısıyla da bizler, şimdinin tanıkları, artık bambaşka bir yerdeyiz; farklılaşan dilimiz ve bakışlarımızla bizzat kendi değişim sürecimiz içerisinde oldukça umulmadık noktalara doğru evrilen edimlere tanıklık ettik ve kim bilir daha da neler görecek bu gözler şayet Tanrı izin verirse.

Yüz yıllık bir süreçte dili yasaklanan, köyleri boşaltılan, kıyafetleri hor görülen, haklarında türlü yalanlar üretilen bir halkın direncini takdir etmenin ötesinde, geldiğimiz bu noktanın olumlu bir kazanımı yok. Tıpkı yüz yıllık ölümünün akabinde gözleri farklı bir dünyaya açılan Üzeyir gibi biz de oldukça pahalı ve acı bir deneyim yaşadık. Yıkılan şehrin kalıntılarına acılar içerisinde ve umutsuzlukla bakan gözler yüz yıl sonra farklı bir dünyaya tanıklık etse de, görülen bu yeni manzara, içteki o burukluğu gidermiş değil. Yitirilen imkânlar, kaybedilen zamanlar, düşmanlaştırılan halklar ve itiraf edilemeyen pişmanlıklar…

Oysa aynı süreçte bu tür meseleleri oldukça olumlu yollardan aşan nice örneklikler var. Kaldı ki aklın ve izanın olduğu yerde hiçbir örnekliğe ihtiyaç da bulunmamakta. Sadece insan olmak ve insanlığın onurunu her şeyin üstünde tutma arzusu ve becerisi, bunun için, olumlu bir değişim süreci için yeterlidir. Şayet böylesi bir akıl kabil olsaydı, Anadolu, içerisine düştüğü bu sefaletin yerine, bir türlü şiddet ve savaş sarmalından çıkamayan bölgesine de olumlu bir örneklik olabilirdi. Üstelik yüzlerce yıldır birlikte yaşadığı ve hatta yönettiği halklara böylesi bir borcu da bulunmakta değil mi? Onları umursamamak, Kürd’ü kart kurt, ötekileri ne Şam’ın şekeri ne de Arab’ın yüzü diyerek aşağılamak yerine, Avrupa Birliğinden önce buna dair olumlu bir örnekliği vermek hiç de imkânsız değildi. Tarihi, coğrafyası ve deneyimleri bunun için uygundu çünkü ve hâlâ da öyle. Ve hâlâ o aklı bekliyor bu coğrafya. Tahakkümü ve efendilik afra tafralarını değil de barışı ve kardeşliği diriltmeye ve paylaşmaya dair bir aklı.

Her neyse! Umarız ki Casene Mağarasının önünde yanan ateşin ışıkları komşu beldeleri ve halkları da aydınlatır ve oralarda da barış meşaleleri silahları yakar. Hiç kimsenin zafer sevincinin sarhoşluğuna veya mağlubiyet kederinin hüznüne kapılmadığı bu insanca sona, ebedi barışın ışığına tüm komşu beldelerin de kavuşması ve bu kadim toprakların bir kere daha insanlığa bir örneklik sunması umuduyla, bu umudun ateşini diri tutan tüm isimsiz analara ve kahramanlara şükranlarımızı ifade ederken, sürecin aktörlerinden de bir an önce barışı tahkim edecek somut adımları atmalarını dilemekteyiz. Ki geride kalan o nahoş yıllarla aramızda kesin bir kopma yaşansın ve kendimizi artık geriye dönüşün imkânsızlaştığı bir yeni dünyada bulabilelim. Çünkü bu süreçler oldukça bıçak sırtında ilerler ve en küçük bir hata, bir gecikme ya da umursuzluk, Allah korusun, her şeyi tekrar tersine çevirebilir. 

Yazının orjinali için bakınız:https://farklibakis.net/yazarlar/umit-aktas-yazdi-silahlari-yakmak/

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete2 Faşizm mi, İnsaniyet mi?3 Kötülüğün Sıradanlığı4 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT5 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER6 İMKANSIZ DEVLET7 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK8 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK9 İMRALI’YA GİTMEK10 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani11 İki Direniş Biçimi ve Barış12 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı13 Türkiye ve İsrail14 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği15 NEOFAŞİZM16 Başka Türlü Yapmak17 Yozlaşma ve Çöküş18 Silahları Yakmak19 İsyan Bile Değil20 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl21 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması22 İLK MÜSLÜMANLAR23 İSLAMCILIK ÜZERİNE24 Barış ve Şükran25 Düşündürücü Bir Veda26 Hakikat Nerede27 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir28 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete29 Öcalan’ın Çağrısı30 SÖZÜ SAVAŞA BENZER31 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK32 Egemen bakışın açmazı33 Ezilenlerin çelişkisi34 Sömürgecilik35 Eleştirel özgürlük ve ahlak36 Gösteri Toplumu37 Göçmenler, köylüler ve madenler38 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar39 Taha Abdurrahman40 Sörfçü ve göçebe41 Dayanışma ve kapitalistleşme42 Doğru soruları soramamak43 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü44 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik45 Siyasal ahlak46 Fırtına öncesi sessizlik47 Her Dem Yeni Doğarız48 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi49 Adalet ve Hakkaniyete Dair50 Yollar ve tarihsicilik51 İhtişam ve sefalet52 İbrahim ve Odysseus53 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi54 VİCDAN MAHKEMESİ55 Yaşama Sevinci56 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü57 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti58 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)59 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)60 Dilde yurtlanmak (1)61 Fair Play62 Neden63 Siyasal ihtiras64 FİLİSTİN VE HAC65 Sömürgecilik ve maduniyet66 Osmanlı ve cumhuriyet67 KURU OTLAR VE TAŞRA68 Sınırlarda dolaşmak69 İSRAİL70 Gazze'de dile gelen71 Filistin direnişi ve Hamas72 Yeni sömürgecilik73 Savaş ve barış74 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger75 Gandi ve şiddet dışı direniş76 Politikacı, göçmen ve şair77 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik78 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche79 Dini Anarşizim80 Jean Paul Sartre ve özgürlük81 Madunun dili, öfkesidir82 Göçebe tutum83 İttihatçılık ve demokrasi84 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka85 Yollara çıkma vakti86 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa87 Islam ve çagdaslik gerilimi88 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar89 ORUÇLA GELEN90 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset91 Sessizlik ve Bagis92 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)93 Paylasma ve Körlük94 Sedat Yenigün Üzerine95 Bayram96 Sorunsallikta Yasamak97 Cahillik98 Bulgur ve Adalet99 Din, Politika ve Felsefe100 20. Yüzyilin Paradigmasi ve Aliya
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!