Sömürgecilik ve maduniyet

Tarihin Hıristiyanca okuması insanın varoluşsal açıdan günahkârlığına, Müslümanca okuması ise hata yapabilirliğine işaret eder. Antropolojik okuma ise Hegel'in köle-efendi diyalektiğiyle başlar.
Sömürgecilik ve maduniyet
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 8.12.2023
Okunma Sayısı : 1731

Sömürgecilik ve maduniyet

Tarihin Hıristiyanca okuması insanın varoluşsal açıdan günahkârlığına, Müslümanca okuması ise hata yapabilirliğine işaret eder. Antropolojik okuma ise Hegel'in köle-efendi diyalektiğiyle başlar.

İnsanlar arası ilişkiyi tanınma ilişkisi olarak gören bu yaklaşıma karşı İslam bunu bir tanışma ilişkisi olarak vaz eder. (Beri gel tanışalım, yâd isen bilişelim.)

Marx ise Hegel'in antropolojik denklemini kapitalist egemenlerle proletarya arasındaki ilişkiye yorarken, Arnold Toynbee bunu genel anlamda bir meydan okuma ve tepki olarak yorumlar.

Bu denklemin ezilen ya da sömürülen tarafını savunmayı, dahası maruz kalınan yoksunluktan kurtuluşu esas alan insan hakları kavramı her ne kadar Fransız Devrimiyle insanlığın gündemine girdiyse de yeterince anlaşılabilmiş ve etkinleşebilmiş değildi.

Kavramın cari anlamı daha çok beyaz ve egemen erkeklerin haklarıydı. Kavramın evrenselliği ancak Dünya Savaşları trajedisi akabinde yeterince bir anlam kazanabilecekti.

Kavram, dinî köklerinin ötesinde, genel olarak Fransız Devriminin cumhuriyetçiliğinin, Sovyet Devriminin toplumculuğunun ve ABD'nin demokratikliğinin izlerini taşır.

Samuel Moyn'a göre "insan hakları ifadesi 1940'larda İngilizceye girdiğinde teklifsizce, hatta kazara girdi… İnsan haklarının ana destekçileri ise Avrupa kıtasındaki muhafazakârlar oldu." 

Quakerlar, Anabaptistler, Cizvitler gibi bazı dinî cemaatler.

İnsan hakları kavramının akrabası olan bir başka kavram ise maduniyet.

Ancak o, egemen Batı edebiyatının değil de, Batının kolonyalist süreçte sömürgelerde bıraktığı yaraları dillendiren, bunları çözümleme ve sağaltma çabası içerisine giren doğrudan madunların, sömürge halkların ürettiği bir kavram.

Post-kolonyal edebiyatın bu kavramı, insan haklarına Batı dışı dünyadan, sömürge halkların, ezilenlerin, mustazafların açısından bakar. 

Maduniyet meselesine, her ne kadar insan haklarıyla ilgili olsa da daha çok sömürge sonrası bir dünyanın ilgi alanı içerisinde yer aldığından, kendisini bu bağlam içerisinde telakki etmeyen ülkemiz aydınlarınca pek dikkate alınmış değil.

Oysaki Batı hegemonyasının ve sömürgeciliğin doğrudan etkisi altına giren Osmanlıların son döneminde, maduniyetin etkisi ülkemizde de hissedilmiş, ancak Batıcı kampa dahil olarak Batı ile özdeşim kurulma yoluyla bu hissiyattan/durumdan kurtulma yanılsamasının içerisine düşüldüğünden, bu kavramdan da uzak durulmuştur.

Oysa dolaylı bir biçimde de olsa Türkiye, iki yüz yıldır sömürgeciliğin etkisi altında bulunduğu gibi, bir bölümünü Türkiye'nin de kapsadığı Kürdistan ise bölgesel ülkelerin de baskısıyla buna iki kat maruz kalmıştır.

Salt iktisadi ve siyasi alanla sınırlı kal(a)mayan bu etkilenme, bilim, düşünce, kültür ve hatta dil alanlarında da etkisini gösteren bir süreç içerisinde Batı'ya tâbileşilmesi ve bu kavramsal çerçeve içerisindeki bir özdeşim (egemene özdeşim), kendisini de Batılı egemenler bağlamında değerlendirme yanılsamasına yol açmıştır.

Her ne kadar yaşanılan işgal süreci kısıtlı olsa da sonuçta bir bağımsızlık savaşı verilmiş ve buradan siyasal bir bağımsızlıkla çıkılmış, ancak uğranılan kültürel ve bilimsel bağımlılık, zihinsel bir maduniyete yol açmıştır.

Öyle ki hâkim bilim, düşünce ve kültür açısından Batıya tâbileşilen bu süreç, daha geniş bir çerçevede Ortadoğu madunluğu olarak da tanımlanmaktadır.

Arapça madun (alt, aşağı) aşağıda olan, ast, mustazaf gibi anlamlara gelir. Madunluk bir toplumun uzun zaman zulüm veya baskı altında kalması ve bu durumu içselleştirmesidir.

Bu kavramı ilk kez kullanan İtalyan düşünür Antonio Gramsci (öl. 1937), kavramı (subaltern) kapitalizmin toplumu hegemonyal baskılaması anlamında kullanmıştır.

Oysa kavramı 1980'lerde tedavüle sokan Hintli düşünürler kavramı daha geniş bir anlamda kullanmışlardır.

Madun, toplumsal etkinlik yapılarına erişimi engellenmiş kişidir ki bu, çoğu kez içselleştirilmiş bir engeldir.

Öyle ki salt sınıfsal durum ve zafiyet maduniyeti tek başına açıklayamaz.

Zira maduniyette salt siyasi ve iktisadi bir sömürü, tâbilik ve boyun eğmişlikten öte, kişiyi insanlığından da eden bir insan-altılığa, beşer (insansı)'liğe doğru bir aşağıla(ştır)ma, baskılama, altlaştırma söz konusudur.

Bu, Kuran'ın deyimiyle insanın "aşağıların aşağısı"na düşmesi (mustazaflık), egemen tarafından aşağılanması, ahmaklaştırılması ve hiçe sayılması anlamına gelmektedir.

Bu ise lümpenlik, sınıf-altı'lık, paryalık, üretici, yaratıcı olmama, insanlıktan yoksunlaşma halleridir. Ki bunun en büyük belirtisi dilin ve düşüncenin kaybı (ketlenmesi), bilginin/aklın maduniyetidir.

Oldukça ironiktir ki Fransız Devriminin ilkelerine dayanılarak girişilen ilk siyasal mücadele, Fransız sömürgesi olan Haiti'de Fransa'ya karşı verilen bağımsızlık mücadelesidir.

Sömürgeciliğe karşıtlık mücadelesinin önemli düşünürleri de bu izlekte ortaya çıkar: Aime Cesair (öl. 2008) ve öğrencisi Frantz Fanon (öl. 1961) gibi.  

Fanon Cezayir'de doktorluk yaparken direniş cephesine katılarak Cezayir'in bağımsızlık mücadelesinde yer alır.

Ancak o, şiddeti bağımsızlık mücadelesinin bir sağaltım yolu olarak görerek, Gandici bir şiddet dışılık perspektifinden uzaklaşır.

Hindistan'da ise bağımsızlık sonrası süreçte ortaya çıkan çeşitli bağımlılık sorunlarını çözümlemek, sağaltmak ve özgürleştirici okumalara yöneliş için oluşturulan Maduniyet Çalışmaları Grubu, 1980'lerin başında, Ranajit Guha, Gayatri Spivak, Dipesh Chakrabarty… gibi düşünürler ve tarihciler öncülüğünde kurulmuştur.

Bu çalışmalar, madunluğu, sömürgeci sürecin madunlaştırdığı Hint toplumunun ve güney Asya'nın yerel pratiklerinden yola çıkılarak, Batılı paradigmaların dışındaki bir bakışla çözümlemektedir ki bizzat bu bakış, madunluğu aşmaya çalışan bir çabanın ürünüdür.

Dolayısıyla da maduniyetten çıkış için sadece sömürgeciliği dikkate almak yetmemekte, belki de asıl çalışma doğrudan Hint (sömürge) toplumu üzerinde yapılmalıdır.

Guha'ya göre İngiliz egemenliği bir hegemonyasız tahakkümdür. Yani aracı kurumlar ve toplumsal tabakalarla işbirliğine ihtiyaç hissetmeyen, feodaliteyi ortadan kaldırmayan, hatta onlarla işbirliği yapan doğrudan bir tahakküm.

Bu tip bir tahakkümün kolaylığı ise kuşkusuz ki toplumsal direncin zafiyetinden kaynaklanmaktadır. 

Chakrabarty ise Hindistan politik modernleşmesinin, eldeki Avrupa Marxizm'inin uyarlanması ile, yani salt sermaye ve sömürülen sınıflar çerçevesinde ve hatta salt sömürgecilik ilişkileri çerçevesinde, basit bir şekilde açıklanamayacağını belirtir.

Bu tip bir basitleştirme modernleşme kadar madunlaşma meselesini de açıklayabilmekten oldukça uzaktır.

Çünkü maduniyeti derinleştiren Hindistan'ın kast sisteminin, sömürge ve kast yapısını daha da katmanlaştıran ve içinden çıkılamazlaştıran karmaşasını anlamaya çalışmaz; meseleyi salt biçimsel, sınıfsal ya da ulusal bir sınırlılık ve sömürü parametreleri içerisinde anlar ve açıklar.

Spivak ise düşüncesini oldukça can yakıcı bir soru ile dile getirir:

Emperyalist bir hukukun ve eğitimin epistemik şiddet döngüsü içinde madun konuşabilir mi?

Öyle ki bu şartlar içerisindeki madun konuşma, dolayısıyla da düşünme ve düşündüğünü ifade etme yetisini, cesaretini ve inisiyatifini büsbütün yitirmiştir.

Yazının orijinali için bakınız:https://www.indyturk.com/node/680071/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/s%C3%B6m%C3%BCrgecilik-ve-maduniyet

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete2 Faşizm mi, İnsaniyet mi?3 Kötülüğün Sıradanlığı4 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT5 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER6 İMKANSIZ DEVLET7 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK8 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK9 İMRALI’YA GİTMEK10 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani11 İki Direniş Biçimi ve Barış12 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı13 Türkiye ve İsrail14 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği15 NEOFAŞİZM16 Başka Türlü Yapmak17 Yozlaşma ve Çöküş18 Silahları Yakmak19 İsyan Bile Değil20 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl21 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması22 İLK MÜSLÜMANLAR23 İSLAMCILIK ÜZERİNE24 Barış ve Şükran25 Düşündürücü Bir Veda26 Hakikat Nerede27 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir28 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete29 Öcalan’ın Çağrısı30 SÖZÜ SAVAŞA BENZER31 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK32 Egemen bakışın açmazı33 Ezilenlerin çelişkisi34 Sömürgecilik35 Eleştirel özgürlük ve ahlak36 Gösteri Toplumu37 Göçmenler, köylüler ve madenler38 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar39 Taha Abdurrahman40 Sörfçü ve göçebe41 Dayanışma ve kapitalistleşme42 Doğru soruları soramamak43 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü44 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik45 Siyasal ahlak46 Fırtına öncesi sessizlik47 Her Dem Yeni Doğarız48 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi49 Adalet ve Hakkaniyete Dair50 Yollar ve tarihsicilik51 İhtişam ve sefalet52 İbrahim ve Odysseus53 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi54 VİCDAN MAHKEMESİ55 Yaşama Sevinci56 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü57 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti58 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)59 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)60 Dilde yurtlanmak (1)61 Fair Play62 Neden63 Siyasal ihtiras64 FİLİSTİN VE HAC65 Sömürgecilik ve maduniyet66 Osmanlı ve cumhuriyet67 KURU OTLAR VE TAŞRA68 Sınırlarda dolaşmak69 İSRAİL70 Gazze'de dile gelen71 Filistin direnişi ve Hamas72 Yeni sömürgecilik73 Savaş ve barış74 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger75 Gandi ve şiddet dışı direniş76 Politikacı, göçmen ve şair77 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik78 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche79 Dini Anarşizim80 Jean Paul Sartre ve özgürlük81 Madunun dili, öfkesidir82 Göçebe tutum83 İttihatçılık ve demokrasi84 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka85 Yollara çıkma vakti86 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa87 Islam ve çagdaslik gerilimi88 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar89 ORUÇLA GELEN90 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset91 Sessizlik ve Bagis92 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)93 Paylasma ve Körlük94 Sedat Yenigün Üzerine95 Bayram96 Sorunsallikta Yasamak97 Cahillik98 Bulgur ve Adalet99 Din, Politika ve Felsefe100 20. Yüzyilin Paradigmasi ve Aliya
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!