Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)

Ertugrul Zengin'in Atasoy Müftüoglu'nun düsüncesinin evrilislerini inceledigi "Muvahhidden Evrensele Bir Düsüncenin Kritigi"...
Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 22.09.2022
Okunma Sayısı : 1870

Ertugrul Zengin'in Atasoy Müftüoglu'nun düsüncesinin evrilislerini inceledigi "Muvahhidden Evrensele Bir Düsüncenin Kritigi" alt baslikli kitabi, bir açidan da 1970 sonrasi Islamciligini irdelemekte.

"Firak"tan "Gelecegi Özgürlestirmek"e dogru giden bu süreç, "güncele entelektüel müdahalede bulunma cehdi" olarak tanimlanmakta.

"Büyük Dogu"dan baslayarak günümüze gelinceye dek Islamciligin önemli dergilerinde yazan Müftüoglu, bu süreçte yerelden evrensele dogru giden bir seyir de izlemekte.

"Büyük Dogu"nun yerel, Dogucu ve devletçi bakisindan giderek uzaklasacak olan Müftüoglu, muvahhid, devrimci ve toplumcu bir kamusal düsünürlügün yolunu açacaktir.

Iran Devrimini büyük bir coskuyla karsilayan Müftüoglu'nun sevinci, 12 Eylül'le birlikte kesilse de, düsüncesini bu devrimci coskuyu ayakta tutmanin imkânlari üzerinde yogunlastirir.

Zira 12 Eylül rejimi, Iran Devriminin coskusunu ve "Millî Görüs" çizgisinin görece ümmetçi bakisini milliyetçi bir yerellikle ve tarikatlarin sisteme uyarlanmis dindarligiyla kesmeye çalisacaktir.

Siyasa disi kalmanin da siyasallastirildigi bu süreç, padisahliktan beri yerel kodlara dönüstürülmüs bir içgüdünün daha da pekistirilme çabasi, yani devlet terbiyesinden geçirilmis bir dindarligin tedrisidir.

Bununla uyarli bir baska sürüm ise Fetullahçiligin ABD güdümlü sahte evrenselciligidir.

Daha rüseym halindeki Islamciligin gelisimini kesintiye ugratan 12 Eylül süreci, ayni zamanda da bir özelestiri firsatini saglar.

Bu süreçte zuhur eden Özalcilikla mesafesini en basta belirleyen Müftüoglu, ABD denetiminde olan mezhepçi ve kabileci Afgan Cihadini bayraklastirmasi ve tarikatçi sapmasi nedeniyle Mavera dergisiyle de mesafelenir.

Askeri darbeler, olagan yollarla kendisini yenileyemedigi için her on yilda bir toplumsal kriz yasayan Türkiye toplumunun kendisini bu yolla bir"kritik"ten geçirerek görece yenilendigi süreçlerdir.

Bu krizler büyük ölçüde küresel güçlerin baskilarindan ve küresellige bir uyarlanma çabasindan da kaynaklanmakta; toplum adeta küresel güçlere bir uyum sürecine alinmaktadir.

Müftüoglu, 12 Eylül'deki bu toplumsal dönüsüm sürecinin millî dindarligini, ümmetçi bir muvahhidlikle cevaplar.

Toplumun modernlesmeye ve küresellesmeye tâbi tutuldugu bu süreç karsisindaki tutumu, "ne Dogu ne Bati" diyen devrimci ve tevhidi bir durustur.

Ertugrul Zengin, tüm devrimci ve yenilikçi çabasina karsi, Müftüoglu'nu düsüncesini yeterince, yani ideolojik mantiginin sinirina, ütopik bir tutuma ulasincaya dek zorlamamakla elestirir.

Oysa ütopyacilik, gerçeklikten kopuk bir düssellik, Kuran'in "ümniyye" olarak tanimladigi bir hakikate aykirilik ve hatta hakikati ikameye çalisan bir sapma olarak da temayüz eder.

Ideoloji en azindan olumsaldir ve farkli imkânlara isaret edebilir. Dünyevilesmenin bayagiligi karsisinda ise Islamciligin ütopizme degil gerçekçilige, yerellige degil yerlilige, uyuma degil devrimcilige ihtiyaci vardir.

Ama bu sirada devrimci bir evrensellik olarak ortaya çikan Iran Devrimi de giderek yerellige, Siiligin mezhepçiligine ve Iran ulusalciliginin çikarlarina boyun egecektir.

Bu durumda ise yapilacak olan, devrimci cemaati "politik bir cemaat" olarak insa etmektir. Ama bu "politiklik", güncel siyasetin çekismeleri kadar ütopizmin gerçeklikten kopukluguna karsi da teyakkuz halinde olabilmelidir.

Siyasetin olagana uyum stratejisini benimsemek, sonuçta Muaviye'nin firsatçiligini alkislamak gibi bir anlama da gelecek, buna muhalif ütopizm ise Hariciligin terörüyle sonuçlanabilecektir. Ki benzer sorunlar Fransiz ve Rus devrimlerinde de yasanmistir. 

Müslümanlarin "reelpolitik" ile "ütopizm" arasindaki kararsizliklarini bir itidale ulastiracak olan ise özerk aydinlar kadar siyasal bir cemaatin de varligidir.

Islam'in siyasallasmasinin sorunlulugu ortada olsa bile, Islam'in siyasetini ortaya koymak, siyasetten önce ahlaki bir sorumluluktur.

Oysa mevcut cemaatler, tarikatlar veya Nurculuk gibi akimlar, siyasetten uzak durmayi savunduklari halde, arka kapi siyaseti gibi çikarlarina uygun ama riske de girmeyen bir yol izlemektedir.

Bu sirada Iran Devrimi, Islamciligin ufkunda bir mustu gibi belirse ve siyasal bir örneklik yapsa da hatalardan münezzeh degildir.

Devrimin özellikle de Siilikle itham edilerek Sünni bir kusatma ile karsilanmasi, Iran'i daha da Siilesmeye ve hata yapmaya zorlayan bir tikanma noktasidir.

Tüm bu güncel sorunlari bir yana, devrim her seyden önce tarihsel bir olaydir ve Foucault gibi bir düsünürü bile kendisine çeken, Badiou'cu bir deyisle istisnai bir "olay"dir.

Dolayisiyla da yani basindakilerin, hele ki sorumlu bir aydinin bu olaya bigâne kalmasi elbette ki düsünülemezdi.

1980 sonrasi, özellikle de MSP'nin kapatildigi o üç yillik siyasal kesinti, Islamci hareketlerin en hararetli okuma, tartisma ve arayis yillaridir.

Devrim, demokrasi, hareket, örgütlenme ve özellikle de siyasete dair tartismalar, beraberinde birçok savrulmalara da yol açacakti.

Bir taraftan gizli ve açik örgütlenme modelleri, demokratik veya otoriter siyasetler, Batici veya Dogucu modernlesme biçimleri tartisilirken, öte yandan Refah Partisi'nin kurulmasi ve Girisim dergisinin yayimlanmaya baslamasi da bu tartismalari daha bir çesitlendirecekti.

Müftüoglu devrimi desteklemeyi sürdürürken, Müslümanligini ciddiye alanlari ortak bir dile, düsünceye ve siyasal bir cemaate tasiyabilmenin kaygisini da gütmektedir.

Ancak bu konudaki sorumlulugu sadece ona ait olmayan basarisizligi onu kamusal ve elestirel bir düsünürlüge dogru zorlayacaktir.

Tevhidi bir bilince dogru çagrisi, günlük hayatin mesgaleleri kadar cari siyasalligin, yani devrime karsi partili bir mücadeleyi öne çikaran güçlerin pragmatizmi tarafindan kesilmektedir. Üstelik Erbakan kadar Özal da bir çekim merkezidir.

Fiilen sürdürülen partili siyasetin ise teorik bir çerçevesi yoktur ve buna dair ilk adimlar, Ali Bulaç öncülügünde yayimlanan Yeni Zemin dergisi tarafindan atilacaktir. Ancak Müftüoglu düsüncesini devrim merkezli bir çipada sabit tutmaktadir.

Devrim, Müslümanlarin uzun zamandir gerçeklestirebildikleri ve öneminin pek de farkinda olmadiklari evrensel bir olaydi ve ne yeterince tartisilmis ne de anlasilmisti.

Yeni Zemin ise Medine Vesikasi'nin çogulcu ve demokratik bir siyasete kapi aralayan bir yorumunu, devrime alternatif olacak bir söylemi tartismaya açmisti.

Tabi bu, yeraltinda olan cemaat ve hatta örgüt çalismalarini da alenilestirmeye bir çagriydi. Dolayisiyla da Islami Hareketi sivil, devlet yerine toplum merkezli, çogulcu bir söyleme davet etmekteydi.

Bu, bir açidan da "liberal demokrasiye karsi Islami demokrasi" önerisiydi. Buna göre dinî cemaatler, "bireyle devlet arasinda ara bir kategori"ydi.

Bu ara kategori ise sivil oldugu kadar kendiliginden bir siyasal olusumdu. Mevcut cemaatler siyasetten hiçbir zaman uzak durmasalar da, bu ilgilerini teorik mülahazalar yerine pragmatik çikarlar dogrultusunda sürdürmekteydiler.

Medine Vesikasi'nin çogulcu ve katilimci bir siyasete uyarli yorumu ayni zamanda devrimci bir modele kosut "sivil" bir modelin mümkünlügünü savunmakta ve Iran'la Türkiye arasindaki tarihsel rekabette devrime alternatif olarak demokrasiyi sunmaktaydi.

Bu model, "Ideolocya Örgüsü" gibi "toplumu yukaridan asagiya dogru Islamilestirmeyi amaçlamadigi gibi, Islam disi cemaatlerin de özerkligi ve katilimina dayali çogulcu bir modeldi".

Sonuçta Islami ilkelerden vazgeçilmemekte ancak farkliliklarla birlikte bir arada yasamanin siddet disi yollari arastirilmaktaydi.

Bunu saglayacak olan ise Islami cemaatlerin de dahil olabildigi müzakerelere dayanan bir siyasallikti.

Müftüoglu bu yoruma karsi çikacakti: "Islam'in kendine özgü bir mantigi vardi" ve bu öneri bu mantigi görmezlikten gelmekteydi.

Zira Islam'in siyaseti "katilimci degil, Allah adina Müslümanlarin kosulsuz hâkim oldugu bir devlet modelini savunur… Yasadigimiz çagin sorunlarini ve dilini anlamaya çalissa da bu dile ve sorunlara teslim olamaz"di.

Kendi yolunu cari siyasal anlayislarla israrla mesafelendiren "Müftüoglu'nun bütün bu güncel tartismalari ve gündelik gelismeleri anlam semasina sokacak teorik insalara karsi tavri müstagniliktir."

Bu ise bir "kayitsizlik olmasa da bir tür azade olma hali"dir. Bu nedenle Müslümanlarin önüne adeta bir umut olarak sürülen Refah Partisi'ne karsi da mesafelenerek, "partiyi devrimci degil statükocu olarak nitelemis"tir.

Müftüoglu'na göre, "Türkiye'de ve Islam dünyasinda Islami hareketler ve partiler, siyasal güçleri eyleme geçirme yetenegi kazanamamis hareketler ve partilerdir. Bu hareketler her defasinda basarisizliklarini ve yetersizliklerini dis güçlere baglama kolayciligini ve yanlisligini seçmislerdir."

Bati ile karsi(t)lasma sürecinde edinilen ve neredeyse bir varolus hali olarak tezahür eden bu kompleks, kullanilisligina karsi özellikle de Millî Mücadele süreciyle beraber toplumsal zihni ketleyen travmatik bir etkene dönüsmüstür.

Iran Islam Devrimi ise Islami düsünceye anlambilimsel bir müdahalede bulunarak ve Islamcilarin entelektüel izlegini derinlestirerek, bu tartismalarin seyrini yerelden evrensele dogru degistirecektir.

Dolayisiyla da bu açidan henüz Sirat-i Müstakim çizgisini bile yakalayamamis olan Necip Fazil ve Sezai Karakoç'un izlegindeki cari Islamciligin fikir dünyasinin kapaliligi ve kisitliligi yerini devrimci bir dile ve düsünceye birakacaktir.

Tabi bunda Iran Devriminin etkileri kadar, "yesil kusak" baskisini zayiflatan Sovyetler Birligi'nin 1991'de dagilmasinin da payi vardir.

Gerçi Iran Devrimi de giderek kendisine baglanan umutlardan uzaklasmakta, orada da cevaplandirilamayan sorular birikmektedir.

Dolayisiyla da Müftüoglu'nun, baslangiçtan beri izledigi "bilinç, devrim, muvahhid" istikameti de sarsintiya ugrayacak ve "devrimci politik çizgiden kamusal entelektüellige dönüsmeye baslayacaktir."

"Kültürelin siyasalin, bilincin ise devrimin önüne" alinacagi bu süreçte, genel bir kriz durumunun etkileri de gözlenmektedir.

Ertugrul Zengin'in ifadesiyle;

Imdi muvahhidden yani politik cemaatten vazgeçiliyorsa Islamci entelektüelden ne yapmasi beklenecek? Yeni sartlar altinda Müftüoglu Islamci entelektüeli kamusallastiracak, kamuya hitap eden bir sese dönüstürecektir.

Dolayisiyla gerek Medine Vesikasi tartismalari sürecinde ve gerekse ortaya çikan yeni sartlar içerisinde Müftüoglu da kendi konumunda ve dilinde düzeltimlere gider.

Ama düsünsel konFormizm kadar kibre de kapilmaz. Durusunu degistirse de istikametini bozmaz.

Devam edecek…

Not: Bu yazi 21.09.2022 tarihinde indyturk.com sitesinden alintilanmistir, yazinin orijinali için asagidaki linki tiklayiniz.

https://www.indyturk.com/node/554996/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/muvahhidden-evrensele-atasoy-m%C3%BCft%C3%BCo%C4%9Flu-1

Bu yazida yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakis açisini yansitmayabilir.

 

 

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık2 Zalimlerden Berî Olmak3 NATO, Sömürgecilik ve Muhafazakârlık4 Ebu Hanife (699-767) ve Özgürlük Mektebi5 Göller Bölgesinde Bir Ada6 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete7 Faşizm mi, İnsaniyet mi?8 Kötülüğün Sıradanlığı9 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT10 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER11 İMKANSIZ DEVLET12 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK13 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK14 İMRALI’YA GİTMEK15 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani16 İki Direniş Biçimi ve Barış17 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı18 Türkiye ve İsrail19 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği20 NEOFAŞİZM21 Başka Türlü Yapmak22 Yozlaşma ve Çöküş23 Silahları Yakmak24 İsyan Bile Değil25 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl26 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması27 İLK MÜSLÜMANLAR28 İSLAMCILIK ÜZERİNE29 Barış ve Şükran30 Düşündürücü Bir Veda31 Hakikat Nerede32 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir33 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete34 Öcalan’ın Çağrısı35 SÖZÜ SAVAŞA BENZER36 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK37 Egemen bakışın açmazı38 Ezilenlerin çelişkisi39 Sömürgecilik40 Eleştirel özgürlük ve ahlak41 Gösteri Toplumu42 Göçmenler, köylüler ve madenler43 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar44 Taha Abdurrahman45 Sörfçü ve göçebe46 Dayanışma ve kapitalistleşme47 Doğru soruları soramamak48 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü49 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik50 Siyasal ahlak51 Fırtına öncesi sessizlik52 Her Dem Yeni Doğarız53 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi54 Adalet ve Hakkaniyete Dair55 Yollar ve tarihsicilik56 İhtişam ve sefalet57 İbrahim ve Odysseus58 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi59 VİCDAN MAHKEMESİ60 Yaşama Sevinci61 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü62 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti63 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)64 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)65 Dilde yurtlanmak (1)66 Fair Play67 Neden68 Siyasal ihtiras69 FİLİSTİN VE HAC70 Sömürgecilik ve maduniyet71 Osmanlı ve cumhuriyet72 KURU OTLAR VE TAŞRA73 Sınırlarda dolaşmak74 İSRAİL75 Gazze'de dile gelen76 Filistin direnişi ve Hamas77 Yeni sömürgecilik78 Savaş ve barış79 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger80 Gandi ve şiddet dışı direniş81 Politikacı, göçmen ve şair82 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik83 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche84 Dini Anarşizim85 Jean Paul Sartre ve özgürlük86 Madunun dili, öfkesidir87 Göçebe tutum88 İttihatçılık ve demokrasi89 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka90 Yollara çıkma vakti91 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa92 Islam ve çagdaslik gerilimi93 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar94 ORUÇLA GELEN95 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset96 Sessizlik ve Bagis97 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)98 Paylasma ve Körlük99 Sedat Yenigün Üzerine100 Bayram
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!