Başka Türlü Yapmak

Afro-Avrasya kıstağı, üç kıtanın geçiş yeri olarak farklı kültürleri hem birleştiren hem de ayıran, çatışmaların olduğu kadar uzlaşmaların da coğrafyası. Üç kıtanın merkezinde ve geçiş yerinde bulunan bu işlek havza, her üç yoldan da beslenmekle birlikte baskı altında da kaldığından, bu duruma karşı çoğulluğun birliği gibi kritik bir tutumda hayat bulabilmekte
Başka Türlü Yapmak
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 20.08.2025
Okunma Sayısı : 611

Başka Türlü Yapmak

Afro-Avrasya kıstağı, üç kıtanın geçiş yeri olarak farklı kültürleri hem birleştiren hem de ayıran, çatışmaların olduğu kadar uzlaşmaların da coğrafyası. Üç kıtanın merkezinde ve geçiş yerinde bulunan bu işlek havza, her üç yoldan da beslenmekle birlikte baskı altında da kaldığından, bu duruma karşı çoğulluğun birliği gibi kritik bir tutumda hayat bulabilmekte. Sosyolojik karmaşasını birleştiren bu mecburiyet, her üç kıtadan gelen saldırıları bertaraf ettiği gibi bunları kendi kültürel bireşimine katma becerisini de göstererek, kendisini olduğu kadar çevresini de değiştirmeyi hep başarabildi. Yarattığı yeni sentezlerle dünyanın sadece bilim ve teknoloji açısından değil, kültürel ve dinî açılardan da merkezi olmayı da başarabildi. Bunu yaparken de sadece ve öncelikle güce değil, akla, kültüre ve inanca dayanarak ürettiği medeniyetlerle çevresine bir ışık ve yol gösterici oldu.

Ne var ki son bin yıl içerisinde, Avrupa’yla Endülüs yoluyla buluşan bilim ve kültür, Hıristiyanlık yoluyla taşınan din ve Osmanlının yarattığı baskıya tepki verme mecburiyeti, Avrupa’da farklı bir aklı üretti. Yeni Avrupa aklı, sadece bir savunma mecburiyeti ve bir tepki olmakla kalmayıp, başka türlü nasıl yapılabileceğine dair de bir örneklik verdi ve oradan itibaren başlayan bir ivmeyle ilk defa küresel düzeyde bir istilayı ve onun da ötesinde, sömürgeciliğe dayanan bir medeniyet’i ve buna dair bir kavramsallığı yarattı.

Sömürgecilik ve sömürü ise yeni bir kavram. İstila edilen ülkelerden taşınan emtia ve hatta işgücünün sadece tüketime değil, üretime de harcandığı yani büsbütün tüketilmediği bu fark, Avrupa istilasını üretken kılsa da, ilanihaye sürdürüleme(z)di. Yerellerde ortaya çıkan tepki, bu kez sömürgecilik karşıtı bir atak olarak Avrupa’nın ürettiği emtia kadar fikri, sözgelimi sosyalizmi, özgürleşmeyi ve hatta ırkçı, cumhuriyetçi ve ulusalcı tezleri kullanarak, bir karşı hamle oluşturdu. Öyle ki günümüzde sular giderek durulmaya başlansa da, Afro-Avrasya kıstağı bir türlü bu krizi aşamadı ve çöküntülerini onarıp işin içinden çıkabileceği bir (karşı) tezi üretemedi.

Esasında ise bu tez, özünde başka türlü yapma (sözgelimi Japonya ve Çin gibi) fikrinden doğmalı ve orada da kalmamalı, düşünsel olarak da sömürgeciliği aşabilen yolları üretmeliydi (Gandi ve Nelson Mandela gibi). Afro-Avrasya kıstağı ise İbrahimî üç dinin çıkış noktası olarak kadim bir kültürel havzayı oluşturduğundan, bu dünyada sorunlar kadar imkânlar da daha derin katmanları haizdir. Öte yandan burası farklı kültürlerin bir arada yaşadığı melez (çok kültürlü) bir coğrafyadır. Michel Foucault’nun da dikkat çektiği gibi bu coğrafyada, Atina’nın mülkiyetçi demokrasisine karşı pastoral bir toplumcu kültür vardır ve bu kültür çoğunlukla farklı cemaatleri barındıran bir çoğulculukla neşvünema bulmuştur. Bunları çok da dikkate almayan hızlı bir modernleşme çabası ise biçimsel tepkileri aşamadı ve başka türlü yapmaya dair ortaya yeni bir yol koyamadı.

Osmanlının çöktüğü modernleşme sonrası boşlukta türeyen akımlar (Kemalizm, Hint modernizmi, Nasırcılık, İran Devrimi…) bu ince ayrımı dikkate almamış veya umursamamış, Avrupa’nın bile süreç içerisinde ıslah ettiği cumhuriyetçi tezlerin tek biçimliliğini (tek devlet, tek millet, tek bayrak…) esas alarak homojen uluslar yaratma çabası içerisinde, bölgenin doğal çoğulluğunu ve kültürel zenginliğini tehcirler, katliamlar, parçalanmalar ve bir türlü sonu gelmeyen çatışmalarla tasfiyeye yeltenmiştir.

Bu körlük ise bunca tecrübeye ve olumsuzluklara rağmen hâlâ da sürdürülmeye çalışılmaktadır. Sözgelimi Suriye’deki son Nasırcı diktatörlük de İran’ın desteğine rağmen bu uğurda çökse de, bu kez de Türkiye, kendi ulusalcı Kemalist tezlerini Suriye’ye dayatıyor ve ısrarla çoğulculuğu bastırmaya çalışıyor. Filistin ve İsrail halkları bir arada yaşamayı beceremedikleri gibi ayrı devletler halinde de yaşayamamakta, İran kendi halkına uyguladığı hakları Kürtlerden ve diğer farklı toplumlardan esirgemekte, bir arada yaşayabilecek ortak kültürleri olan Arap ülkeleri dağınık emirlikler halinde dünyanın yegâne diktatoryal siyasal havzasını oluşturmakta, kısacası Daron Acemoğlu’nun dikkat çektiği o dar koridor bir türlü aşılamamakta.

Evet, bu kadim kültürel coğrafyanın kargaşadan çıkabilmesi ve akılsızlıklardan kurtulması acil bir ihtiyaç ama bunu zannettikleri gibi, kendilerine dünyanın parasına mal olan daha fazla silaha ya da dış güvencelere dayanarak sağlayamayacakları da ortada.  Zira toplumların inkişafında olduğu kadar gelişiminde de belirleyici güç, silahların ve imkânların  (petrol, nüfus, doğal etkenler…) gücü değildir. Temel etken, başka türlü nasıl yapılacağı ve sorunların akilane bir biçimde nasıl çözümleneceğine dair stratejik bir akla sahip olmaktır. Nitekim Çin’i ve Hindistan’ı bağımsızlaştıran bu oldu; sonraki kuşakta ise İran ve Güney Afrika’yı sömürgecilikten kurtaran da bu oldu. Ve bu mücadeleler sanılanın aksine silahlara değil, stratejik akla ve bu aklın ürettiği başka türlü yapabilme becerilerine dayandı.

Sömürgecilikten kurtulmak elbette ki oldukça önemliydi ama daha da önemlisi sömürgecilik sonrası durumlarla baş etme becerisiydi. Önemli bir tarihsel derinliğe sahip olsalar da, bir türlü sömürgecilik sonrası sorunlarıyla baş etmeyi beceremeyen Afro-Avrasya kıstağı ülkeleri ise aslında bildiklerini hatırlayamamak (hafıza kaybı), tecrübelerini küçümsemek (modernizm saplantısı) ve yaşananlardan da ders alamamak (öğrenmeme kibri) gibi sorunlarla malûller.

Bunları yap(a)madıkları için de sorunlarını sürekli başkalarına çözdüren zengin, şımarık ya da aciz çocuklar gibi sürdüregeldikleri tutumları, paradoksal bir biçimde bir tür mustazaflık halidir.  Hatta ondan da daha kötüsü olan şu aşağıların aşağısı olma hali ki bu durumda tıpkı Hobbesçu tanımlamada olduğu gibi insan insanın kurdudur. Nitekim birçok Batılı ülke (halkı) bile İsrail karşısında Gazze halkını desteklerken, bölgedeki Müslüman ülkelerin birçoğu gizli ya da açık bir biçimde İsrail’e destek vermek gibi bir şaşkınlık içerisindeler.  

Tutumlarının paradoksallığı aslında güçsüz olmadıkları halde neyi nasıl yapabileceklerine dair ortak bir akla, istişare ve müzakereye açık olmamalarından ve bu nedenle bir türlü ortak iş yapma becerisi gösterememelerinden kaynaklanmakta. Bu nedenle de şûra kadar demokrasiden de uzaklar. Oysa mustazaflar genelde yoksul, yoksun, ezilmiş kitlelerdir. Bölük pörçük Arap emirlikleri kadar Mısır, Türkiye ve İran gibi geçmişin ihtişamlı ülkeleri ise biçimsel olarak ezilmişlikle malul olmadıkları halde buna özgü bir tür psikolojik travma içerisinde yaşamaktalar. Sonuçta ise yaşadıkları çöküş halinin travmasını atlatamadıkları için makul olanı öğrenme yetisinden ve arzusundan da uzaklaşmışlardır.

Tarihin bir noktasına takılıp kalan bu ülkelerin, bin bir güçlükle yetişen aydınlarını da insafsızca harcamaları, yaşadıkları bu travmatik durumdan çıkmalarını engelleyen en önemli etkenlerden biri iken, diğeri ise dost belledikleri sömürgeci ülkelerin onları beşikte tutma çabasıdır. Öyle ki son bir yıl içerisinde ABD’nin kılını bile kıpırdatmaksızın bölgede yarattığı değişim, beğenelim beğenmeyelim, temelde belli bir akla dayanan stratejik hamlelerin bir sonucudur. Ki bunun en son örneği, İran’ın yıllardır engellediği Asya’yı Avrupa’ya bağlayacak olan Zengezur yolu, ABD’nin müdahalesiyle Trump yoluna dönüştürülmüş ve Ermenistan da bu süreçte Rus-İran ittifakından çıkarak ABD-İsrail ittifakına dahil olmuştur.

Ulusal imkânlarını silahlanmaya ayırarak halklarının özgürlükleri kadar gelişimlerini de engelleyen bölge ülkeleri, doğal olarak toplumsal standartlarını da yükseltememektedir. Gelişkin bir akla dayanan stratejiden yoksun, silahların bir türlü işlerine yaramadığı, nüfuslarının çoğunluğu fakru zaruret içerisinde olan bu ülkelerdeki iktidarlar ise yarattıkları bir zenginler sınıfına ve zorbalıklara dayanarak ayakta kalabilmektedir. Nitekim Türkiye milyarder sayısında 19. sıraya yükselirken, gelir dağılımı eşitsizliği açısından 2022 yılı verilerine göre dünyanın en kötü 28. ülkesidir. Buna koşut bir biçimde dünyanın en güçlü ordularından birisine sahipken, insan hakları, hukuk ve eğitim açısından içerisinde bulunduğu asimetrik durum, toplumsal sefaletini açıklayan bir göstergedir.

Yetişmiş insanları sürekli Batı’ya kaçan bu ülke, silah üretimiyle halkını teskin ederken, ancak etkin ve gelişmiş bir aklın önleyebileceği deprem ve orman yangınları gibi felaketlerin ise bir türlü önüne geçememekte. Bölgenin diğer önemli ülkeleri olan İran ve Mısır’ın durumları da farklı değil. Buradan çıkış ise sömürgecilik sonrası ezberlerinden, özellikle de silahlanmaya dayanan pahalı yatırımlardan vazgeçerek toplumsal gelişimi öne alan bir stratejiye yönelmekle mümkün. Yurt savunmasının artık salt silahlara dayanılarak değil, yaygın ve gelişkin akılların ürettiği ortak stratejilerle gerçekleştirildiği, toplumun en önemli ihtiyacı olan adaletin de ancak bu şartlar içerisinde sağlanabileceğinin farkına varılmaz ise bölgenin kaderinin değişmesi de mümkün gözükmemekte.

Yazının orjinali için bakınız:https://farklibakis.net/yazarlar/umit-aktas-yazdi-baska-turlu-yapmak/

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık2 Zalimlerden Berî Olmak3 NATO, Sömürgecilik ve Muhafazakârlık4 Ebu Hanife (699-767) ve Özgürlük Mektebi5 Göller Bölgesinde Bir Ada6 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete7 Faşizm mi, İnsaniyet mi?8 Kötülüğün Sıradanlığı9 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT10 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER11 İMKANSIZ DEVLET12 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK13 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK14 İMRALI’YA GİTMEK15 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani16 İki Direniş Biçimi ve Barış17 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı18 Türkiye ve İsrail19 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği20 NEOFAŞİZM21 Başka Türlü Yapmak22 Yozlaşma ve Çöküş23 Silahları Yakmak24 İsyan Bile Değil25 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl26 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması27 İLK MÜSLÜMANLAR28 İSLAMCILIK ÜZERİNE29 Barış ve Şükran30 Düşündürücü Bir Veda31 Hakikat Nerede32 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir33 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete34 Öcalan’ın Çağrısı35 SÖZÜ SAVAŞA BENZER36 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK37 Egemen bakışın açmazı38 Ezilenlerin çelişkisi39 Sömürgecilik40 Eleştirel özgürlük ve ahlak41 Gösteri Toplumu42 Göçmenler, köylüler ve madenler43 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar44 Taha Abdurrahman45 Sörfçü ve göçebe46 Dayanışma ve kapitalistleşme47 Doğru soruları soramamak48 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü49 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik50 Siyasal ahlak51 Fırtına öncesi sessizlik52 Her Dem Yeni Doğarız53 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi54 Adalet ve Hakkaniyete Dair55 Yollar ve tarihsicilik56 İhtişam ve sefalet57 İbrahim ve Odysseus58 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi59 VİCDAN MAHKEMESİ60 Yaşama Sevinci61 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü62 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti63 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)64 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)65 Dilde yurtlanmak (1)66 Fair Play67 Neden68 Siyasal ihtiras69 FİLİSTİN VE HAC70 Sömürgecilik ve maduniyet71 Osmanlı ve cumhuriyet72 KURU OTLAR VE TAŞRA73 Sınırlarda dolaşmak74 İSRAİL75 Gazze'de dile gelen76 Filistin direnişi ve Hamas77 Yeni sömürgecilik78 Savaş ve barış79 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger80 Gandi ve şiddet dışı direniş81 Politikacı, göçmen ve şair82 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik83 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche84 Dini Anarşizim85 Jean Paul Sartre ve özgürlük86 Madunun dili, öfkesidir87 Göçebe tutum88 İttihatçılık ve demokrasi89 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka90 Yollara çıkma vakti91 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa92 Islam ve çagdaslik gerilimi93 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar94 ORUÇLA GELEN95 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset96 Sessizlik ve Bagis97 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)98 Paylasma ve Körlük99 Sedat Yenigün Üzerine100 Bayram
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!