İMKANSIZ DEVLET

WaelHallaq’a göre, günümüzün modern devleti esas alındığında, şeriat ekseninde örgütlenebilecek olan bir devlet, doğal olarak bir imkânsız devlettir. Çünkü her şeyden önce devlet kavramı modern bir kavramdır ve modern devlet İslam’ın esaslarıyla uyuşmazlık içerisindedir. Machiavelli’den itibaren oluşan devlet kavramı ise sistemi bir sabiteye bağlar ki bu etkin ve baskın bir sınıfın egemenliğidir.
İMKANSIZ DEVLET
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 11.01.2026
Okunma Sayısı : 315

İMKANSIZ DEVLET

WaelHallaq’a göre, günümüzün modern devleti esas alındığında, şeriat ekseninde örgütlenebilecek olan bir devlet, doğal olarak bir imkânsız devlettir. Çünkü her şeyden önce devlet kavramı modern bir kavramdır ve modern devlet İslam’ın esaslarıyla uyuşmazlık içerisindedir. Machiavelli’den itibaren oluşan devlet kavramı ise sistemi bir sabiteye bağlar ki bu etkin ve baskın bir sınıfın egemenliğidir. Oysa Kur’an servetin yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey(duleten)  olmaması(Haşr, 7) için bir önlem alır. Yani servetin belli bir sınıfa münhasır kılınarak yönetimin belli bir kesime (zenginlere) münhasır kılınmasının önlenmesi amaçlanır. Toplumsal dolaşımın sabitlenmesini önlemeye dair bu tanım ise giderek kavramı (devlet) da oluşturur. Avrupa’da ise devlet (state) önce sınıfsal sonra ise ulusal bir sabitlik (egemenlik) haline gelir. Bu ise çoğulculuk kadar yönetime toplumsal katılımı da sınırlandırır.

Modern devlet eğitim, yargı, yasama, yürütme, ordu, güvenlik, piyasa gibi alanları doğrudan ya da dolaylı bir biçimde egemenliği altında tutan bir aygıttır. Bu açıdan özgürlükçü değil, baskıcıdır. Gerçi geçmişteki devletler de aşama aşama bu noktaya yaklaşmış ama modern devlet kadar bu açıdan rasyonel bir biçimde örgütlen(e)memişti. Esasında elinin altında ulaşım, iletişim, kitle eğitimi, gözetleme ve disiplin teknolojileri gibi buna uygun araçlar da yoktu. 

Yeni dönemde sömürgecilikten kurtulan İslam ülkeleri ise görece olarak bağımsızlaşsalar da, sömürgeciliğin işgali, baskısı ve etkisi altında kaldıklarından, zaten büyük ölçüde uzaklaşmış oldukları İslami yönetimden, modern devletin taklidine dayanan bir sürece, özgünlüklerini büsbütün yitirdikleri ve içselleştirdikleri Modernitenin etkisi altına girmişlerdir.

Modern devlet merkeziyetçi bir ulus devlet şablonu üzerinde kurulmuştur. Pazarı piyasalaştırarak, dini de sekülerleştirerek kendisine bağımlamıştır. Temel kavramları teolojiden devşirilse de, bu teoloji de sorunludur. Böylece tanrısallığın niteliklerini kendisinde mezcetmiştir. Tanrının yere indirildiği bu yorumsama, şiddet tekelinin de kendisine özgüleştirilmesidir.  Foucault’ya göre modern devlet toplumda belli bir arzu yaratır veya mevcut arzuları yönetir ki bu konudaki en önemli desteği ideolojiler ve kültürdür.   

Modern devletin her ne kadar güçler ayrılığına (yasama, yürütme ve yargı) dayandığını söyleniyorsa da, parlamento bu güçleri birleştirir ve birbirlerinin etkisi altına sokar. W. Hallaq’a göre İslami uygulamalarda bu işlevler modern devletteki kadar birbirine dolaşık değildir. Medine Sözleşmesinde en azından farklı cemaatlerin (Müslümanlar, Yahudiler) özerkliği söz konusuydu. Ancak Yahudiler bu sözleşmeye riayet etmediklerinden tasfiye edildiler. Peygamber vefat ettiğinde geride işlerin şura ile yönetildiği, içtihat özgürlüğünün olduğu ve herkesin eşit haklara sahip olduğu bir vasat bırakmıştır. Ne var ki bu vasatın siyasal ömrü ancak Muaviye’ye kadar sürmüş ve içtihat yani farklı görüşler ileri sürme ve eleştirel özgürlük de giderek baskılanmıştır ki bunun da Ebu Hanife’ye kadar (yaklaşık yüz yıl) sürdüğünü söyleyebiliriz. Abbasilerle birlikte din adamları, eğitim ve yargıçlar da devlete yani yürütmeye bağlanmıştır. Her ne kadar güçlü bazı fakihler veya âlimler kendi bağımsız görüşlerini savunmayı sürdürseler de bunların çoğunun da hayatı baskı, hapsedilme ve hatta katledilmeyle sonuçlanmıştır. Dolayısıyla da Hallaq’ın idealize ettiği bir güçler ayrılığı ve özerk toplum tezi, görece olarak çağının diğer yönetimlerinden iyi olsa da, Müslüman toplumlar ve yönetimler için de tartışılır bir iddiadır. 

Bilindiği üzere Peygamber sonrasında önce şura ilkesinin kapsayıcılığı sarsılmış ve Ensar yönetimin dışında tutulmuştur. Muaviye ile birlikte ise yönetim hanedancı bir otokrasiye dönüşmüştür. Oysa şura ve istişare temel ilkeler olarak Kur’an’da bulunmaktadır. Yine peygamberin en temel amacı olan yönetici ve toplum arasındaki ilişkilerin pastoral anlayıştan daha da ilerletilerek, bir çoban sürü (raiyet, pastorallik) ilişkisinden insaniyet ilişkisine çevrilmesi de süreç içerisinde askıya alınmış ve bugüne kadar da aslına dönülememiş; beri yandan Avrupa’nın Hıristiyanlık ve Yunan uygarlığından yola çıkarak modernleşmesi gibi özgün bir modernleşme stratejisi de üretilememiştir. Hıristiyanlık ise Avrupa’ya pastoral bir yolla (din adamlarının öncülüğüyle) taşınmış ve orada oluşturulan kiliseler yoluyla bir yandan siyasetin değişimi etkilenirken, öte yandan ise siyasetten ayrı bir kurumsallaşmayla yeniden biçimlendirilmiştir. Böylece cumhuriyetçi eşitlikçilik ile demokratik toplumculuğun mezcedildiği bir sistem oluşturulmuştur.

İslam’da genel anlamda bir devlet’ten değil, bir yöneti(şi)mden söz edilebilir. Gerçi bu, oldukça modern bir tanımlama olsa da bu, İslam tarihinin başlangıcında toplumun özerk ve etkin olduğu bir yönetim biçiminin uygulandığını ve fertlerin özgürlüklerine asla halel getirilmediğini göstermektedir. Aslolan ise toplumun özerkliği ve insanın özgürlüğüdür. Özerk toplumlar belli bir devlet çatısı olmaksızın birlikte yaşayabilmişlerdi. İçtihat ve düşünce özgürlüğü temel ilkeler olarak teşvik edilmekteydi. Yargıçlar özerkti. Siyaset sadece idari işleri yürütmekte, kararlar istişare ile alınmaktaydı ama bunun sürdürülebilirliği üzerinde belli bir düzenleme ortaya konmamıştı. Ve hatta belki de kısıtlayıcı olabilecek bir yasallıktan kaçınılmıştı.

Modern devlet ise onca özgürlük söylemine rağmen tahakkümcü bir yapıdır. Carl Schmitt’e göre egemen olağanüstü hale karar verendir. Buna imkân sağlayan ise egemenin yetkisinde olan istisna halidir. Hukuk bir esastan ziyade karara dayanır (kararcılık). Modern devleti mümkün kılan işte bu istisna haline dayanan tahakküm biçimidir. Oysa İslami devlette yasama, yürütme ve yargı ayrılığı esas niteliklerdir (emir, kadı, fakih). Oysa modern ulus devlette bu güçler birleşiktir. İslami yönetimde ise ulus yerine özerk toplum (ümmet)’lar vardır ve bu bir tür çoğulculuğu esas alır. Ancak süreç içerisinde yasama yürütmenin denetimine ve hatta buyruğuna girmiştir (atamalar, sürgünler, siyaseten katl’lar…).

Yazarın olumlu bir husus olarak belirttiği hukukla ahlakın özdeşleştirilmesi, dahası Kur’an’da ahlaka değil hukuka atıfta bulunulduğu tezi ise sorunludur. Zira Kalem Suresi 4. ayette peygambere sen yüce bir ahlak/yaratılış üzerindesindenilmektedir. Peygamber de kendisinin güzel ahlakı tamamlamak için gönderildiğini söyler. Hukuk da zaten ahlakın bu ontolojik niteliğine dayanır. Böylesi bir dayanağı olmadığı sürece insan salt beşeri bir varlık olarak sıradanlaşır ve bir insan olma imkânını ve dolayısıyla da sorumluluğunu kaybeder. Ahlak/huluk ile hukuk/şeriat farklı şeylerdir. Birisi ahlaki alan olarak ontolojiye, diğeri yasal alan olarak toplumsal olgulara dayanır. Ahlak ontolojik bir kuvve/potansiyel olsa da kişinin kendi çabasıyla yetkinleştireceği bir kemâlât alanı iken, hukuk (yasal alan) herkes için geçerli ve tâbi olunan esasları oluşturur. Fetva/yasal sorumluluk alanı ile takva/ahlaki yetkinlik/güzellik alanı farklıdır. Olan ile olması gereken arasında ise daima bir mesafe vardır ve bu mesafe istisnai durumlar dışında kapanmaz.

Şeriat’in vazı ise tartışılamaz bir dogma niteliğinde olmayıp, İmam Maturidi’nin belirttiği gibi uygulanamaz bir hale gelmesi durumunda, içtihadi yollarla bir makuliyet sağlanabilir. Bu konudaki çabayı üstlenecek olanlar geniş anlamıyla ümmet, dar anlamıyla ise âlimler, aydınlar, düşünürler ve konunun uzmanlarıdır. Zira sorunların çözümü insanların ferasetine, basiretine ve cesaretine bırakılmıştır.

Yazının orjinali için bakınız:https://www.haberdurus.com/kose-yazilari/imknsiz_devlet-5389.html

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete2 Faşizm mi, İnsaniyet mi?3 Kötülüğün Sıradanlığı4 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT5 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER6 İMKANSIZ DEVLET7 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK8 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK9 İMRALI’YA GİTMEK10 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani11 İki Direniş Biçimi ve Barış12 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı13 Türkiye ve İsrail14 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği15 NEOFAŞİZM16 Başka Türlü Yapmak17 Yozlaşma ve Çöküş18 Silahları Yakmak19 İsyan Bile Değil20 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl21 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması22 İLK MÜSLÜMANLAR23 İSLAMCILIK ÜZERİNE24 Barış ve Şükran25 Düşündürücü Bir Veda26 Hakikat Nerede27 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir28 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete29 Öcalan’ın Çağrısı30 SÖZÜ SAVAŞA BENZER31 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK32 Egemen bakışın açmazı33 Ezilenlerin çelişkisi34 Sömürgecilik35 Eleştirel özgürlük ve ahlak36 Gösteri Toplumu37 Göçmenler, köylüler ve madenler38 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar39 Taha Abdurrahman40 Sörfçü ve göçebe41 Dayanışma ve kapitalistleşme42 Doğru soruları soramamak43 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü44 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik45 Siyasal ahlak46 Fırtına öncesi sessizlik47 Her Dem Yeni Doğarız48 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi49 Adalet ve Hakkaniyete Dair50 Yollar ve tarihsicilik51 İhtişam ve sefalet52 İbrahim ve Odysseus53 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi54 VİCDAN MAHKEMESİ55 Yaşama Sevinci56 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü57 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti58 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)59 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)60 Dilde yurtlanmak (1)61 Fair Play62 Neden63 Siyasal ihtiras64 FİLİSTİN VE HAC65 Sömürgecilik ve maduniyet66 Osmanlı ve cumhuriyet67 KURU OTLAR VE TAŞRA68 Sınırlarda dolaşmak69 İSRAİL70 Gazze'de dile gelen71 Filistin direnişi ve Hamas72 Yeni sömürgecilik73 Savaş ve barış74 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger75 Gandi ve şiddet dışı direniş76 Politikacı, göçmen ve şair77 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik78 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche79 Dini Anarşizim80 Jean Paul Sartre ve özgürlük81 Madunun dili, öfkesidir82 Göçebe tutum83 İttihatçılık ve demokrasi84 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka85 Yollara çıkma vakti86 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa87 Islam ve çagdaslik gerilimi88 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar89 ORUÇLA GELEN90 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset91 Sessizlik ve Bagis92 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)93 Paylasma ve Körlük94 Sedat Yenigün Üzerine95 Bayram96 Sorunsallikta Yasamak97 Cahillik98 Bulgur ve Adalet99 Din, Politika ve Felsefe100 20. Yüzyilin Paradigmasi ve Aliya
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!