Göçebe tutum

Avrupa modernleşmesi hep majör aktörler üzerinden, özellikle Hegel'in efendisi, Marx'ın proletaryası ya da burjuvazi üzerinden okundu.
Göçebe tutum
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 25.06.2023
Okunma Sayısı : 1326

Göçebe tutum

Avrupa modernleşmesi hep majör aktörler üzerinden, özellikle Hegel'in efendisi, Marx'ın proletaryası ya da burjuvazi üzerinden okundu.

Köylüler, kadınlar, azınlıklar, ezilmişler, bir insan yerine konulmayan sınıf-altı kesimler gibi minör aktörler bu büyük anlatılara pek de dahil edilmedi.

Çok sonraları, ancak post-kolonyal süreçte ve İkinci Dünya Savaşının yıkıntıları arasında bu silik kesimler giderek fark edilmeye başlandı.

Köleler, sömürgeler, anarşistler, feministler, göçmenlerden… o büyük yıkımın bir özrü gibi bahsedilmeye başlandı.

Minör edebiyatın (Franz Kafka, Walter Benjamin…) yanı sıra bir minör felsefeyle, Simone Weil, Gilles Deleuze, Felix Guattari, Luce Irigaray, Louis Althusser ve hatta Michel Foucault gibi düşünürlerle, bakışlar bu görünmeyen aktörlere, alttakilere de yöneltilerek modernleşmenin ötekilerine dikkat çekildi.  


Gilles Deleuze'ün göçebe oluş üzerinden sürdürdüğü felsefesinde, tarih ve toplum yerli-yurtlu mütehakkimler üzerinden değil de yersiz-yurtsuz göçebeler üzerinden okunur.

Ancak bu göçebeler gerçekte yurtları olan coğrafi göçerler değil, mütehakkim güçlerin sürekli yersiz-yurtsuzlaştırdığı kavramsal göçebelerdir.

Bunlar ise tabir caizse mekânda değil de zamanda hareket eder, toplumsal altüst oluşlara yön verirler.  

Yani mütehakkim ve yerli-yurtlu iktidarlar karşısında sabitkadem kal(a)mayıp, belli bir sosyolojide ya da kavramda yurtlanmak yerine sürekli farklı stratejileri deneyen, kendilerine yeni yurtlanma alanları ve kavramları arayan toplumsal kesimlerdir. 


İktidarla sürdürülen çatışmalar içerisindeyse egemen sınıflar kadar madun sınıfların bileşenleri de sürekli değişerek farklılaşır, yeni tanımlar yapılır ve yeni öyküler yazılır.

Proletaryayı giderek burjuvaziye doğru iten sınıf-altı katmanların, kent yoksulları ve hatta göçmenlerin, mülksüzler ve işsizlerle de birleşen daha farklı maduniyet alanlarının (Deleuze'ün göçebelerinin, Asef Bayat'ın gayri hareketlerinin) yeni dinamikler olarak ortaya çıkışı gibi.

Dahası ise küreselleşmenin yarattığı basıncın ürettiği mülteci akınlarıyla içselleştirilen ve bir türlü yatıştırılamayan, sonunda Batı ile öteki dünya arasında kurulan akışı tersine çeviren bir karşı küreselliğin basıncı, ters bir akışa ve hatta bir tür istilaya yol açar. 

O halde bütün süreç ve onu çevreleyen tartışmalar Gramsci'nin 'madunluk' teriminin ilk önce mahut Madun Okulu'ndan Hintli tarihçilerin çalışmalarında, daha sonra da çeşitli çekirdek dışı alanlarda (özellikle Latin Amerika'da) teorik gelişimiyle dünya çapında özetlenmiştir. Kaldı ki konu, aslında bu coğrafyalarda sömürgecilik sonrası nüfusların 'tanınma' tarzı olarak 'üçüncü dünya' türü terimlerin yerindeliğine dair önceki argümanlarla yakından ilişkilidir. 1

 
Deleuze'ün göçebeleri farklıdır gerçi; onlar, maruz kaldıkları baskılar karşısında sürüklenmek yerine, toplumsal konumlarında direterek aynı yerde kalmayı sürdürür, kendilerine yüklenmeye çalışılan kodlardan kurtulmak içinse göçebeleşirler.

Yerleştikleri toplumsal çeperlerde konumlarını terk etmemekte ısrar ettikleri için toplumbilim tarafından yeniden kodlanma çabasının da dışında kalırlar.

Göçebe düşünce'yle birlikte rastlantının ve değişimin de felsefeye dahil edilmesiyle, sürekli strateji değiştirerek, hiçbir mekân ya da düşünceye bağlanmamakla kalmaz; bulundukları yer ya da düşüncede direnmekte ısrar ederler.


Bu bir tür bir-arada-oluş, tıpkı yaban arısıyla orkidenin bir-arada-oluşu gibi ortak bir sosyolojik mekâna bağlılık ve hatta ortak bir makine oluştur.

Göçebe mekânın, Deleuzecü felsefenin temel ilkelerine de uygun olarak, iktidarın mekânıyla bir-arada-var-olmasının zorunluluğudur.

Çünkü göçebelerin ve göçebe düşüncesinin kendisine ait farklı bir sosyolojik mekân yaratmasına yol açan ısrar öncelikle dışlandığı devlet tarafından zorlanmasına bağlıdır.

Bir başka deyişle devlet, göçebeleri kodlanarak içeri girmeye ya da çekip gitmeye zorlarken, surların dışında kalan bozkır, ancak göçebeler gitmemekte ısrar ettiklerinde ayrı bir mekâna dönüşür. Devletin zorlaması olmadan göçebelik, göçebelerin ısrarı olmadan göçebe mekân düşünülemez.


Birbirini dışlayan bu mekânlar paradoksal bir biçimde iç içedir ve yurtlanma biçimleri aynı zamanda ötekini yurtsuzlaştırma çabalarıyla mümkündür.

Bu denklemin bir tarafını oluşturan göçebelik adeta devlet karşıtı ve ona rağmen bir savaş makinesi oluşturur.

Bu anlamda göçebeler, "aynı yerde kaldıkları halde kodlarından kurtulmak için göçebeleşerek ve yerlerini terk etmemekte ısrar ederek, toplumbilimsel kodlanma hareketinin dışında kalırlar." 3

Göçebeler sadece devletsiz ya da devlet-karşıtı değildirler, devletin dışında kalan bir mekâna sahiptirler.

Bu anlamıyla göçebelik, yerleşiklik karşıtı bir yaşam biçiminden çok, farklı, devlet dışı bir yerleşme biçimini ifade eder.

Zira özgür kalabilmenin koşulları bu devlet-dışı tutumdadır. Aynı şekilde, düşüncenin özgür olabilmesi de yalnızca yasadışı olmasına değil kendi ilkelerini yaratmasına bağlıdır.

Diğer yandan göçebe yasanın ve mekânın varoluşu göçebelerin zorlayıcı devlet karşısındaki ısrarına dayandığı ölçüde göçebe savaş makinesi ve devlet aygıtı, pratikte birbirinden ayrılamaz, bir-arada-var-olurlar. 4

Göçebe savaş makinesi ise doğrudan askeri bir güç değil, koşullara karşı direnen mücadele biçimleri ve kendiliğinden örgütlenmelerdir.

Günümüz sosyolojisinin bu göçebeleri, "şekilsiz ve verimsiz bir ortamı terk eden" göçmenlerden kalmakta ısrar ettikleri için, seyyahlardan ise zorunlu olarak hareket ettikleri için ayrılırlar. 5

Bu haliyle göçebelik gerçekte politikanın "oluşum koşullarını" ifade eder. Strateji, zorunlu olarak oluşan bu sıra dışı durumun korunmasıdır. 6 


Bu sıra dışı insanlar politikaya göçebe olarak gelir; yaratılan değil de yaratıcı aktörler olarak.

Devletin göçebeleri her mağlup edişinde onun başkalaştırma gücüne maruz kalırlar ama bu süreçte devlet de ister istemez değişime uğrar.

Böylece görülür ki politikada söz konusu olan, alanı açarak yayılmaya çalışanların mekânıyla kapalı bir alanın düzenlemeleri arasındaki çarpışmalardır.

Örtük ya da açık savaşımlar dolayımıyla iki farklı mekân arasında ancak tersine çevrilme, anlam değiştirme, başkalaşma sonucu mümkün olan bir geçiş imkânı yakalanır. 7


Savaş makinesi (mücadele aygıtı) hem sürekli kodlanamayacak bir şey yaratır hem de istemeden de olsa durmadan kodlanıp, ele geçirilip kendisini ele geçiren şeyi de dönüştürür…

Deleuze, politik olarak göçebe mekânla devlet mekânı arasında, rastlantıyla düzen arasında bir seçim yapmaz.

Seçim; somut hak taleplerini de içeren devlet mekânını, bu mekânın altında durmadan akan akışlara, kenarlarında yaşayan göçebelere, azınlıklara göre değerlendirmekle, gücü kendinden menkul bir egemenlik ilkesi olarak baştan verili kabul etmek arasında yapılır…  

Böylece göçebe düşüncenin bir ifadesi olarak "kendini kodlamaya bırakmayan ve bırakmayacak bir şeyi aktarma''nın politik bir anlamı varsa bu aslında ne saf akışların (göçebe tutum) ne de düzenlemelerin (iktidar tutumu) alanına aittir; politika yalnızca bu ikisi arasında gerçekleşebilir. 8

Hakların kazanılması ya da kaybedilmesi söz konusu olduğundaysa belirleyici olan, sadece devlete değil başka hak taleplerine karşı da yürütülen karşı-mücadelelerdir.

Örneğin anadilde eğitim için yalnızca bu hakkı yok sayan baskıcı bir devlete karşı değil, anadilde eğitimi bölücülük olarak görüp bu konuda hak talebinde bulunanları terörle suçlayan ve tek dilli bir eğitimi savunanlara karşı da mücadele etmek gerekecektir.


Göçebelik, mekânsal bir alandan ziyade felsefi ve zamansal bir yolculuktur. Bir yayılmadan çok derinleşmeyi veya yükselmeyi çağrıştırır.

Kimileyin mekânını değiştirse de aslında hep bir yere, yani göçebe duruma aittir. Yerleşik olduğu hallerde bile, bulunduğu yerde bir göçebedir.

Zira bu sadece mekânsallıkla ve yurtlanmakla sınırlı bir mevzu değil, düşünsel, dahası siyasal bir tutumdur. 


Göçebelik bir açıdan da sınırlarda, kıyılarda yaşamakla ilgilidir ve hatta arada olmakla. Sosyolojilerin kesiştiği ama karışmadığı bir aradalıkta, arâf'ta yani.

Mütehakkim güçlerin ezdiği, yoksadığı kesimleri bir dile, düşünceye kavuşturma çabasıdır ki bu çoğu zaman ezilenlere rağmen de bir mücadeledir.

Zira ezilenler de ezildikleri o toplumsal durumu, ezilmişlik halini çoğu kez bir yaşam alanı olarak savunurlar ve adeta bir özgürleşme ürküntüsü içindedirler.

Arâf'ta olmak ise tahakküm ve ezilmişliğin oluşturduğu sosyolojik mekânın verili durumuna itiraz ve bu denklemi bozmak için savaşımdır.

Bu arada oluş, tıpkı birbirine karışmayan o iki denizin karşılaştığı sınır misali, her iki duruma karışmasa da, etkileyen, değiştiren ve hatta tanımlayan bir farklılık; Kuran'ın arâf olarak tanımladığı bir yüksek bakıştır (irfan).  

Arâf bir mekân mıdır, mekândakiler midir yoksa bunların bütünleştiği bir kavramsallık mıdır? Buna karar verecek olan da durumun kendine özgülüğü, özgüllüğüdür. 

O ara sosyolojiye ait oluş çoğu kez kafaları karıştıracaktır. Belirgin olansa iktidarın yerleşikliğine aitleşemeyen bir ayrıksılıktır.

O aradalığı kavramsal değil de mekânsal bir oluş, bir yurtlanma olarak algılamak, yerleşik bir dile ve davranış kodlarına aidiyet anlamına gelir.

Göçebe oluş bu tür bir mekânsallaşmayı, aidiyeti, bir tür iktidara eğilim ve kayış olarak görür. İktidar bir hiyerarşidir çünkü, birbirine buyruklarla raptedilen.

Ve orada durağanlaşmak, durgunlaşmak, akışkanlığını/seferiliğini, dolayısıyla da irfanını yitirmektir. Değişmekten ve değişirken değiştirmekten uzaklaşmaktır.

Oysa göçebe oluş çekinmez yerini-yurdunu değiştirmekten. Çünkü bu özgürleşmenin yegâne imkânıdır.

Değişmediği sürece yitirecektir göçebeliğini ve o zaman, etkinliğini de yitirecektir. Bu nedenle göçebe tutum çekinmez yüzleşmelerden. Fark şudur sadece: İktidar mukimken üretken, o ise göçebeyken yaratıcıdır. 

1. F. Jameson, Diyalektiğin Birleştirici Güçleri, İthaki Y. s. 625.
2. Bkz. İlke Karadağ, Deleuze'ün Göçebe Savaş Makinesi başlıklı yazı. Dışarıdan Düşünmek adlı ortak kitap içinde. Chiviyazıları Yayınevi. s. 132.
3. Karadağ, age. s. 133.
4. Karadağ, age, s. 134.
5. Karadağ, age, s. 134.
6. Karadağ, age, s. 142.
7. Karadağ, age, s. 144.
8. Karadağ, age, s. 149.

YAZININ ORJİNALİ İÇİN BAKINIZ: https://www.indyturk.com/node/642476 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 NATO, Sömürgecilik ve Muhafazakârlık2 Ebu Hanife (699-767) ve Özgürlük Mektebi3 Göller Bölgesinde Bir Ada4 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete5 Faşizm mi, İnsaniyet mi?6 Kötülüğün Sıradanlığı7 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT8 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER9 İMKANSIZ DEVLET10 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK11 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK12 İMRALI’YA GİTMEK13 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani14 İki Direniş Biçimi ve Barış15 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı16 Türkiye ve İsrail17 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği18 NEOFAŞİZM19 Başka Türlü Yapmak20 Yozlaşma ve Çöküş21 Silahları Yakmak22 İsyan Bile Değil23 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl24 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması25 İLK MÜSLÜMANLAR26 İSLAMCILIK ÜZERİNE27 Barış ve Şükran28 Düşündürücü Bir Veda29 Hakikat Nerede30 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir31 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete32 Öcalan’ın Çağrısı33 SÖZÜ SAVAŞA BENZER34 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK35 Egemen bakışın açmazı36 Ezilenlerin çelişkisi37 Sömürgecilik38 Eleştirel özgürlük ve ahlak39 Gösteri Toplumu40 Göçmenler, köylüler ve madenler41 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar42 Taha Abdurrahman43 Sörfçü ve göçebe44 Dayanışma ve kapitalistleşme45 Doğru soruları soramamak46 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü47 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik48 Siyasal ahlak49 Fırtına öncesi sessizlik50 Her Dem Yeni Doğarız51 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi52 Adalet ve Hakkaniyete Dair53 Yollar ve tarihsicilik54 İhtişam ve sefalet55 İbrahim ve Odysseus56 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi57 VİCDAN MAHKEMESİ58 Yaşama Sevinci59 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü60 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti61 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)62 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)63 Dilde yurtlanmak (1)64 Fair Play65 Neden66 Siyasal ihtiras67 FİLİSTİN VE HAC68 Sömürgecilik ve maduniyet69 Osmanlı ve cumhuriyet70 KURU OTLAR VE TAŞRA71 Sınırlarda dolaşmak72 İSRAİL73 Gazze'de dile gelen74 Filistin direnişi ve Hamas75 Yeni sömürgecilik76 Savaş ve barış77 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger78 Gandi ve şiddet dışı direniş79 Politikacı, göçmen ve şair80 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik81 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche82 Dini Anarşizim83 Jean Paul Sartre ve özgürlük84 Madunun dili, öfkesidir85 Göçebe tutum86 İttihatçılık ve demokrasi87 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka88 Yollara çıkma vakti89 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa90 Islam ve çagdaslik gerilimi91 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar92 ORUÇLA GELEN93 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset94 Sessizlik ve Bagis95 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)96 Paylasma ve Körlük97 Sedat Yenigün Üzerine98 Bayram99 Sorunsallikta Yasamak100 Cahillik
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!