Göller Bölgesinde Bir Ada

Zaman zaman içine düştüğümüz bir çölleşme iklimi ve anlayıştan uzaklığın yarattığı o kuraklık, insanın içini kavurur da tıpkı eski bir dosta sığınır gibi, sözcüklerinin alevler gibi yalımlandığı bir dosta sığınırsınız. İllâ yakınınızda, karşınızda ve hatta hayatta olması gerekmez bu dostun ki Şeriatî, bazen de hayal eder öylesi bir dostu ve ışığını hiç kaybetmeyen bir umudu yenilemek için Chandel’e, yani kendi yüreği gibi yanan bir muma hitap eder. Anlaşılamamak değildir asıl sorun, bir yankı bulamamak da! Alevlenip yanmaktır asıl mesele, çiğ iken pişmektir. Muhayyel de olsa bu dost, bir jestiyle, sözüyle ya da bakışıyla sağaltır yaranızı veya daha da deşer. Hayır! Daha iyileşmedin, yeterince acı çekmedin; hamlığını, çiğliğini yeterince gidermedin diyerek yüreğinizi yeni imtihanlara sokar; sürdürerek alevler içerisindeki yolculuğunuzu!
Göller Bölgesinde Bir Ada
Ümit AKTAS
Ümit AKTAS
Eklenme Tarihi : 7.08.2026
Okunma Sayısı : 75

Göller Bölgesinde Bir Ada

 

 

Zaman zaman içine düştüğümüz bir çölleşme iklimi ve anlayıştan uzaklığın yarattığı o kuraklık, insanın içini kavurur da tıpkı eski bir dosta sığınır gibi, sözcüklerinin alevler gibi yalımlandığı bir dosta sığınırsınız. İllâ yakınınızda, karşınızda ve hatta hayatta olması gerekmez bu dostun ki Şeriatî, bazen de hayal eder öylesi bir dostu ve ışığını hiç kaybetmeyen bir umudu yenilemek için Chandel’e, yani kendi yüreği gibi yanan bir muma hitap eder. Anlaşılamamak değildir asıl sorun, bir yankı bulamamak da! Alevlenip yanmaktır asıl mesele, çiğ iken pişmektir. Muhayyel de olsa bu dost, bir jestiyle, sözüyle ya da bakışıyla sağaltır yaranızı veya daha da deşer. Hayır! Daha iyileşmedin, yeterince acı çekmedin; hamlığını, çiğliğini yeterince gidermedin diyerek yüreğinizi yeni imtihanlara sokar; sürdürerek alevler içerisindeki yolculuğunuzu!

Hatta okuduğunuz bir ibare; âh, tam da buydu işte! diye yerinizden fırlatır bu buluş, incelik, yerindelik. Evet, sorun onun yokluğu, suskunluğu hatta aldırışsızlığı da değildir. Bakmaz yüzünüze belki, dikkate almaz o derindeki sancıyı, karmaşayı. Başka yerdedir bakışları. Kim bilir, belki o da acı çekmektedir, sakıngandır bu yüzden, yarası deşilsin istememektedir. Belki de asıl duyarsızlık sizdedir, bu acıyı hissetmeksizin, kendi yaranıza dokunuşa dair o yersiz bekleyişinizde! O anda, bunu hissettiğinizde siz de orada, tıpkı o sınırda, Âdem’in imtihan olduğu o ağaca dokunup dokunmama, o sınırı geçip geçmemenin tereddüdüyle kalakalırsınız ki o bir anlık duraklayış, aslında hayatın özünü belirleyen bir karar ânıdır. Bir an ki ömre bedel!

Hepimizi duraksatan sınırlar vardır ve zaman zaman çekildiğimiz o sessizlik kuleleri… Umudumuzu yitirdiğimiz anlar ya da cesaretimizin kesildiği… Belki de hayatın şiiri çekilmiştir ve içimizdeki o ürperti artık yoklamamaktadır kalbi. O zaman çıkıp da gidesiniz gelir kendi içinizden bile. Ama terk edemediğiniz o temsiliyet ağır bir yük gibi omuzlarınıza oturur. Ey insan, bilgelik mekteplerinin kaçkın çocuğu! Geçip karşısına sarsmak ve onu yeni bir başlangıca ikna etmek için değiştirirsiniz rolünüzü. Oysa asıl sorun tam da budur. Hayatın bir rol gibi yüzünüze yapıştığı o sahicisizlikten çıkma çabanızın akimliği… Nasıl çıkacağım bu yüzle karşına, ne sunacağım bir ömrün hasılası olarak? Bu yarım kalmışlıkla, yapaylıkla nasıl sürdürülebilir bir yolculuk? Nasıl bakılabilir bir dostun yüzüne? Hem bu asılsız yüzle nasıl bir dost bulunabilir?

Şeriatî, iliklerine değin hissetmişti bu yalnızlığı ki onu özleten o yalnızlık sözleriniedebilmişti. Aslında kendisinin de söylemeye mecbur kaldığı siyasal sözlerini değil, bir çölün kıyısındaki o susuzluktan yandığı ama yine de bir vahanın yanı başından usulca yürüyüp geçtiği o âsûdeliğini ve o sırada kendisinin bile duymadığı fısıltılarını… Âh o yanmışlık ve daha dolmadı süren diyen o seslenişe râm olmak! Yangınının alevlerini soğutmak yerine ısrarla yolculuğunu sürdürmek! Onca mihnetten sonra, … piştik elhamdülillah diyememek! Öyle bir dem ki tüm sözlerin üzerinde yükseldiği o temel yoksunluk duygusunu anlatmak, ne mümkün! Oysa çağımızda başka sözler yükselmekte gökyüzüne. Geriye kalan nedir, ışığımız olacak o kelimeler, sözün büyüsü; ışıltısını yitirmiş bir maceradan arta kalan, ne?

Öyle demler vardır ki ve insan öylesine yalnızlaşır ki işte o dem, tıpkı göller bölgesinde bir ada gibi kalıverirsiniz yapayalnız. Âh Rabbim! Keşke ben de bu dem göllerde bir kamış olsam… Bu trajik yalnızlığı derinlemesine duyan nadir insanlardan biriydi Şeriatî. Bu ise onun yüceliklere yükseldiği anlardı ve en güzel kelimeleri işte bu anların bir hâsılasıydı. Hiç de şikâyetçi değildi bu yalnızlığından ama olayların hızı, karşı koyamayacağı bir fırtına onu alıp hiç umulmadık yerlere doğru sürükledi. Bir kaçak olarak gittiği o yaban ülkede artık taşımaktan yorulduğu canını teslim etti Rabbine ve o uzun çöl gecelerinde bunaldığı demlerde sığındığı toprağın kuytularına değil de uzaklardaki bir toprağa, bir yüce gönlün yanı başına defnedildi.

İşte öylesi gecelerden birinde, çölün derinliklerine doğru yürürken, bir ruh ikiziyle karşılaşmıştı kumulların arasında. İnsanlardan öylesine bezgin, bedenini taşımaktan yorgun ve kendisini anlayabilecek bir sîma bulabilmekten öyle umutsuzdu ki işte o zaman çağırmıştı bu mustarip kardeşini imdadına; o da bir zamanlar, Buda’yı çağırmıştı gönül evine!

Yalnızlık kâbusundan kurtulmak için tarihe sığınınca karşıma ilk çıkan; bilgi, duygu ve düşünce derinliği yüzünden daha otuz üç yaşındayken işkence ile lime lime edilerek yakılan kardeşim Aynulkudât oldu… Evet, cehalet çağlarında şuur bağışlanamaz bir kendini bilmezliktir. Mazlumlar ve yüreği yanmışlar diyarında ise ruh ve gönül yüceliği… Buda’nın tabiriyle ise göller bölgesinde bir ada olmak, affedilemeyecek bir günahtır.

Kendi kendime iç yakınışlarımı okurken pek çok kez bunları kardeşim Aynulkudât’ın da yazmış olduğunu gördüm. Onun iç yakınışlarına ait bu yazıları okurken onları sanki ben yazmışım gibi geldi bana! İşte onun benim ‘Çöl’üme ve “Çöl’deki” bana ilişkin önsözü: 

… ‘Âşıkların hâllerini yazsam olmuyor, akıllıların hâllerini yazsam yine olmuyor. Hiç yazmasam sessiz kalsam da olmuyor. Sözlerimi şerh etsem de olmuyor; şerh etmesem, susup kalsam da!

Aynulkudât oldukça genç bir yaşta ağır işkencelerle öldürüldü. Şeriatî ise konuşmasının engellendiği, susturulduğu, sözlerinin duyulamaz bir hâle getirildiği ülkesinde adeta dilsizleştirildi.  Öyle ki yurdunu terk etmek, kaçıp gitmek zorunda kaldı. Onu öylesine yalnızlaştırdılar ve duyulamazlaştırdılar ki kalbi, o uzak diyarlarda tıkanıp kaldı! Sadece baskılar ve saldırılar mıydı buna yol açan yoksa her ne derse desin süregiden o derin sessizlik mi? Anlaşılmanın yarattığı tepkiler ve saldırılar mı yoksa aldırışsızlığın o çölsü cehennemi mi?

İşte postmodern/neoliberal çağın sansürsüz gevezelikleri de aslında tam da bu yolla cezalandırılmanın en acı yöntemlerinden biridir. Orada hiç kimse sözünün anlamını umursamaz, sadece konuşur. İçinde kaybolduğu o sanal dünyada dostluğa değil de tepkilere karşı duyarlıdır. Bir çöl gibi yayılan kuraklığı umursamaksızın göller bölgesinde bir ada olmaktansa içeriğini yitirmiş kelimelerin okyanusunda boğulsun ister. Yanmış bir gönülle yücelmek değildir arzuladığı ne de iyiliğe doğru bir adım atmak: sadece söz, sadece yankı, sadece görünürlük!

Cemil Meriç’e göreyse hakikati görmezlikten gelen hatta umursamayan bir çağda şuur ve hassasiyet, serâzat düşünce ve gönül yüceliği değildi artık. Entelektüel ikbal ve mevki hırsına düşmüştü. “Ahlâksızlığa katılmayacak kadar ödlek, dört yol ağzında şaşkın ve mütereddit bekleyen, başarısızlıktan korktukları için karara yanaşmayan” entelektüelleri acı bir tebessümle iğneler Şeriatî. Ona göre bir yol seçmek, ‘ilk adım’ı atmak değildir, hayatın bütününü tayin etmektir. Duraksama ve kuşku, bugünkü entelektüel köleliğimizin, başka bir deyişle entelektüalizmin sonucu! Şeriatî çok kısa fakat çok verimli hayatı boyunca düşüncenin ve insanlığın bu kadim ve tanınmış düşmanlarıyla savaşacaktır.[1]

[1] Cemil Meriç, Kırk Ambar, Cilt 2. İletişim Y. s. 205, 206.

Yazının orijinali için bakınız:https://yenipencere.com/yazilar/goller-bolgesinde-bir-ada-umit-aktas/

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
1 İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık2 Zalimlerden Berî Olmak3 NATO, Sömürgecilik ve Muhafazakârlık4 Ebu Hanife (699-767) ve Özgürlük Mektebi5 Göller Bölgesinde Bir Ada6 YAZILARRaiyyetten İnsaniyete7 Faşizm mi, İnsaniyet mi?8 Kötülüğün Sıradanlığı9 JEOPOLİTİK BOŞLUK VE SÖMÜRGECİ TASALLUT10 COĞRAFYAYI ÖRGÜTLEMEK: BARBARLAR VE AKİLLER11 İMKANSIZ DEVLET12 KÜRESEL SİYASET VE SÖMÜRGECİLİK13 ORTADOĞU’DA BARIŞI ARAMAK14 İMRALI’YA GİTMEK15 Küresel Statükonun Sarsılması ve Zohran Mamdani16 İki Direniş Biçimi ve Barış17 Gazze, Rojava ve Zeytin Ağacı18 Türkiye ve İsrail19 Gazze ve Dost Bildiklerin Sessizliği20 NEOFAŞİZM21 Başka Türlü Yapmak22 Yozlaşma ve Çöküş23 Silahları Yakmak24 İsyan Bile Değil25 Küresel Savaş ve Stratejik Akıl26 Meal/Çeviri Çabaları ve Anlamanın Askıya Alınması27 İLK MÜSLÜMANLAR28 İSLAMCILIK ÜZERİNE29 Barış ve Şükran30 Düşündürücü Bir Veda31 Hakikat Nerede32 Savaş Siyasete Dahil(mi)dir33 Demokratik Konfederalizmden Demokratik Siyasete34 Öcalan’ın Çağrısı35 SÖZÜ SAVAŞA BENZER36 GAZZE VE SURİYE: BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK37 Egemen bakışın açmazı38 Ezilenlerin çelişkisi39 Sömürgecilik40 Eleştirel özgürlük ve ahlak41 Gösteri Toplumu42 Göçmenler, köylüler ve madenler43 Trajik bir mesele olarak Filistin ve soytarılar44 Taha Abdurrahman45 Sörfçü ve göçebe46 Dayanışma ve kapitalistleşme47 Doğru soruları soramamak48 Göçmenler, kitleler ve linç kültürü49 Filistin direnişi ve sivil itaatsizlik50 Siyasal ahlak51 Fırtına öncesi sessizlik52 Her Dem Yeni Doğarız53 Nükleer silahlanma ve güç zehirlenmesi54 Adalet ve Hakkaniyete Dair55 Yollar ve tarihsicilik56 İhtişam ve sefalet57 İbrahim ve Odysseus58 Yoksullaşma tepkisi, Gazze öfkesi59 VİCDAN MAHKEMESİ60 Yaşama Sevinci61 Heterotopik bir mücadele alanı olarak başörtüsü62 Adaletin dağıtımı, dağıtımın adaleti63 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (2)64 Humeyni, devrim ve velayet-i fakihlik meselesi (1)65 Dilde yurtlanmak (1)66 Fair Play67 Neden68 Siyasal ihtiras69 FİLİSTİN VE HAC70 Sömürgecilik ve maduniyet71 Osmanlı ve cumhuriyet72 KURU OTLAR VE TAŞRA73 Sınırlarda dolaşmak74 İSRAİL75 Gazze'de dile gelen76 Filistin direnişi ve Hamas77 Yeni sömürgecilik78 Savaş ve barış79 Aykırı bir muhafazakâr: Heidegger80 Gandi ve şiddet dışı direniş81 Politikacı, göçmen ve şair82 Nietzsche, Tolstoy ve iyilik83 Trajedinin felsefesi: Dostoyevski ve Nietzsche84 Dini Anarşizim85 Jean Paul Sartre ve özgürlük86 Madunun dili, öfkesidir87 Göçebe tutum88 İttihatçılık ve demokrasi89 Boyun eğmeyen hayalperest: Franz Kafka90 Yollara çıkma vakti91 Müslümanlar, ahlak ve Avrupa92 Islam ve çagdaslik gerilimi93 Islamciligin sagcilasmasi ve ayrilan yollar94 ORUÇLA GELEN95 Pastorallik Fikri ve Raiyetten Insaniyete Dogru Siyaset96 Sessizlik ve Bagis97 Muvahhidden evrensele: Atasoy Müftüoglu (1)98 Paylasma ve Körlük99 Sedat Yenigün Üzerine100 Bayram
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!