YOKSULLUK VE ADALET ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Yoksulluk, insanlık tarihi kadar eski bir problemdir. Dünyanın birçok yerinde milyonlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, bazı insanlar büyük servetlere sahiptir. İnsanlar arasında korkunç bir uçurum bulunmaktadır. Bu durum şu soruyu gündeme getirmektedir: Yoksulluk bir kader midir, yoksa insan eliyle ortaya çıkan bir adaletsizlik midir?
YOKSULLUK VE ADALET ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Hüseyin KUBAT
Hüseyin KUBAT
Eklenme Tarihi : 30.08.2026
Okunma Sayısı : 56

YOKSULLUK VE ADALET ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Yoksulluk, insanlık tarihi kadar eski bir problemdir. Dünyanın birçok yerinde milyonlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, bazı insanlar büyük servetlere sahiptir. İnsanlar arasında korkunç bir uçurum bulunmaktadır. Bu durum şu soruyu gündeme getirmektedir: Yoksulluk bir kader midir, yoksa insan eliyle ortaya çıkan bir adaletsizlik midir? İslâm'a göre insanın doğduğu şartlar, ailesi, yaşadığı coğrafya ve karşılaştığı imkânlar Allah'ın takdiriyle ilgilidir. Ancak yoksulluğun sürdürülmesi, insanların haklarının gasp edilmesi, kaynakların adaletsiz dağıtılması ve fırsat eşitsizlikleri çoğu zaman insan iradesinin ve toplumsal düzenin sonucudur. Bu nedenle İslâm, hem kader inancını korur hem de yoksullukla mücadeleyi bir sorumluluk, bir görev olarak görür.

Kur'ân, rızkın Allah'ın elinde olduğunu bildirir. "Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın." (Hûd 11/6)Başka bir ayette şöyle buyurulur. "Allah rızkı kullarından dilediğine genişletir, dilediğine de ölçülü verir." (Rûm 30/37)Bu ayetler, insanların sahip oldukları nimetlerin nihayetinde Allah'ın takdirinde olduğunu gösterir. Allah kimisini bollukla, kimisini darlıkla imtihan eder. Ama az da olsa her varlığın rızkını mutlaka verir. Ancak bu durum, insanların çalışmadan oturmasını veya yoksulluğu değiştirmek için çaba göstermemesini meşrulaştırmaz. Kur'ân aynı zamanda şöyle buyurmuştur. "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm 53/39)Dolayısıyla İslâm'da kader anlayışı tembelliğe değil, gayrete ve sorumluluğa sevk eder. İnsanların rızkını temin etmek için çalışması ibâdet olarak kabul edilmiştir. 

Kur'ân'a göre zenginlik de fakirlik de birer imtihandır. "Sizi bir imtihan olarak hayırla da şerle de deneriz." (Enbiyâ 21/35)Zengin kişi malını nasıl kullandığından sorgulanacaktır. Fakir kişi ise sabrı ve gayretiyle imtihan edilecektir. Ancak İslâm, yoksulluğu övmez ve kutsallaştırmaz. Fakirliği övülen bir durum olarak değil, mümkün olduğunca giderilmesi gereken bir sıkıntı olarak görür. Kur'ân ve sünnet ışığında yoksulluğun birçok sebebi olabilir: 1). Tembellik ve Çalışmamak: Peygamber Efendimiz (sav) şöyle dua etmiştir"Allah'ım! Acizlikten ve tembellikten sana sığınırım." (Buhari, Deavât 38; Müslim, Zikir 49). 2). Zulüm ve Sömürü:Tarihte birçok toplumda güçlülerin zayıfları ezmesi fakirlik ve yoksulluğun yaygınlaşmasına sebep olmuştur. "İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı."(Rûm 30/41)3). Haksız Kazanç ve Faiz DüzeniFaiz, tekelcilik, rüşvet, yolsuzluk ve haksız kazanç toplumdaki servetin belirli ellerde toplanmasına yol açar. "Ta ki o mallar içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet haline gelmesin." (Haşr 59/7)Bu ayet ekonomik adaletin temel prensiplerinden biridir. Zira mal ve mülkün belirli kesimlerin elinde toplanmaması, tüm toplum fertleri arasında yaygınlaşması gerekir. 4). Kayırmacılık ve Liyakatsizlik: Ehliyet ve liyakatin terk edildiği toplumlarda üretim azalır, fırsat eşitliği bozulur ve yoksulluk yaygınlaşır.

İslâm'ın en önemli temel ilkelerinden biri adalettir. "Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder." (Nahl 16/90)Bir başka ayette; "Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun." (Nisâ 4/135)Adalet sadece mahkemelerde değil, ekonomik hayatta da gereklidir. Ücrette adalet, fırsatta adalet, vergide adalet ve kamu kaynaklarının kullanımında adalet bunun parçalarıdır. İslâm, yoksulluğu azaltmak için güçlü sosyal mekanizmalar oluşturmuştur. Zekât, İslâm'ın beş şartından biridir ve fakirin zengin üzerindeki hakkıdır. "Onların mallarında isteyenin ve mahrumun hakkı vardır." (Zâriyât 51/19)."Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz." (Âl-i İmrân 3/92)İnfak sadece para vermek değil; bilgi, emek, zaman ve imkân paylaşımıdır. Peygamber Efendimiz (sav) toplumdaki zayıfları korumayı emretmiştir. "İşçinin ücretini alın teri kurumadan veriniz." Bu hadis, hadis kaynaklarında farklı rivayet yollarıyla nakledilmiş olup emeğin hakkının geciktirilmemesi gerektiğini ifade eder. Bir başka hadiste; "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir." (Mu'cemü'l-Kebîr, XX, 94). Bu anlayış, Müslüman toplumun sosyal dayanışma sorumluluğunu göstermektedir.

Bazı insanlar toplumsal adaletsizlikleri "kader" diyerek meşrulaştırmaya çalışırlar. Kur'ân bu yaklaşımı eleştirir ve reddeder. Müşrikler şöyle demişlerdi"Allah dileseydi ne biz ne de atalarımız şirk koşardık." (En'âm 6/148). "Onlara, “Allah’ın size verdiği rızıktan başkaları için de harcayın” dendiğinde, inkârcılar müminlere derler ki: “Dilese Allah’ın doyuracağı kimseleri biz mi besleyeceğiz! Doğrusu siz açık bir yanılgı içindesiniz.” (Yâsîn 36/47). Bu ayetler, insanın yanlış tercihlerini kader bahanesiyle meşru görüp savunamayacağını göstermektedir. Aynı şekilde; rüşvet kader değildir. Yolsuzluk kader değildir. Kul hakkı kader değildir. Sömürü kader değildir. Adaletsiz gelir dağılımı kader değildir. Bunlar insan tercihleriyle ortaya çıkan sorunlardır.

İslâm'a göre yoksulluk mutlak anlamda bir kader değildir. İnsanların doğduğu şartlar Allah'ın takdiridir; ancak yoksulluğun devam etmesi çoğu zaman insanın ihmali, zulmü, haksızlığı ve adaletsiz uygulamalarının sonucudur. Kur'ân ve sünnet, yoksulluğu kader diyerek kabullenmeyi değil; çalışmayı, üretmeyi, paylaşmayı ve adaleti tesis etmeyi emreder. Zekât, sadaka, infak, kul hakkına riayet, liyakat, dürüst ticaret ve sosyal dayanışma İslâm'ın yoksullukla mücadele araçlarıdır. Sonuç olarak İslâm'ın bakışında mesele yalnızca "neden fakirlik var?" sorusu değil, aynı zamanda "fakirliği azaltmak için ben ne yapıyorum?" sorusudur. Çünkü adalet, sadece devletlerin değil, her müminin yerine getirmesi gereken bir görevdir.

Hüseyin KUBAT 

Haziran 2026 Burhaniye

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!