Cappuccino demlenmez!

ŞİİR
Cappuccino demlenmez!
Dr. Enes GÜL
Dr. Enes GÜL
Eklenme Tarihi : 23.04.2026
Okunma Sayısı : 4

Cappuccino demlenmez!

 

Demlemek başka bir iklimin fiilidir

Demlemek beklemeyi bilenlerin işidir

Ateşin karşısında acele etmeyenlerin

Suyun kaynamasını yalnızca fiziksel bir hadise değil iç dünyaya dair bir terbiye sayanların

Demlenen şey sadece çay değildir

İnsan da demlenir

Acı demlenir

Yoksulluk demlenir

Aşk demlenir

Yas demlenir

Bir ömür kendi içine çöke çöke demlenir

Bu yüzden demlemek biraz kaderdir

Bir şeyin hemen olmamasını kabullenmek

Olgunlaşmanın zaman istediğini anlamak

Kendini hazır olmadığın bir yere zorla sokmamaktır

Cappuccino ise beklemekten çok yetişmektir

Düğmeye basmaktır

Basınçtır

Gürültüdür

Tezgah üstü parlaklıktır

Elin altında hazır bulunan konfordur

Bir şehrin dikey hayatıdır

Asansörlerin açılıp kapandığı plazaların kısa nefesidir

İnsan onu içerken çoğu zaman kahve içmez

Bir ritme dahil olur

Bir sınıfa göz kırpar

Bir vitrine yansır

Köpük dudakta kalır ve insan o beyaz izi bazen zevk sanır

Oysa zevk ile gösteri arasındaki sınır çoktan bulanmıştır

Bizim asıl hikayemiz de tam burada başlıyor

Çünkü bu memlekette uzun zaman boyunca yoksulluk sadece cebin hali değildi

Mekanın da haliydi

Bedenin de haliydi

Dilin de haliydi

Birileri bazı salonlara doğal hakkıymış gibi girdi

Bazıları ise kapıda bekletildi

Birileri kendi zevkini medeniyet diye sundu

Bazıları kendi varlığını açıklamak zorunda bırakıldı

Bu yüzden bugün bir kortta bir kafede bir sitenin avlusunda bir reklam afişinde gördüğümüz şey

yalnız bugünün resmi değildir

Dünün aşağılanması da orada yaşar

Dünün yasakları da orada gezinir

Dünün utancı da orada susar

 

İnsan dışarıda bırakıldığı yere bir gün girdiğinde sadece girmez

Yanında bütün geçmişini de getirir

Çocukluğunu getirir

Mahallesini getirir

Annesinin sesini getirir

Kapıda bekletilmiş yıllarını getirir

Ve çoğu zaman o mekana kendisi gibi değil yarasıyla birlikte adım atar

Bu yüzden yeni görünen şeylerin çoğu aslında yeni değildir

Eski bir yaranın pahalı bir yüzeyde yeniden belirmesidir

Şimdilerde Zemzem ile cappuccino demlemeye çalışıyorlar

Bu birliktelikten çok ayrılıklar sadır oluyor

Çünkü biri ihtiyaçtan doğmuştur

Öteki arzudan

Biri çölde yürüyen ayakların duasını taşır

Öteki vitrinin ışığını

Biri susuz kalmış bir canın imdadıdır

Öteki tok bir dünyanın incelik merakıdır

Biri hayatta kalmanın suyu

Öteki hayata tarz eklemenin köpüğü

Bu ikisini yan yana getiren akıl ilk bakışta komik görünür ama biraz derine inince komikten çok

kederli bir tarafı olduğu anlaşılır

Çünkü orada insanın şu telaşı vardır

Ben dünyaya karışayım ama kendimi de kaybetmeyeyim

Ben refaha ulaşayım ama köklerimden de kopmayayım

Ben o yeni masaya oturayım ama eski duamı da cebimde taşıyayım

Fakat mesele tam da burada ağırlaşır

Çünkü her taşıma aynı zamanda dönüştürmedir

İnsan bir şeyi yanına alırken onu olduğu gibi koruyamaz

Bir kelime başka bir bağlama girdiğinde başka bir renge bürünür

Bir kutsal tüketimin diline değdiğinde biraz hafifler

Bir ihtiyaç reklamın içine girdiğinde biraz süs olur

Bir dua dekorun parçasına dönüşebilir

İşte korkutucu olan budur

Suyun köpükle yer değiştirmesi

Hakikatin temsile yenilmesi

Mânânın ambalaja sığınması

Bu çağın en büyük mahareti inancı yok etmek değildir

Onu kullanışlı hale getirmektir

Onu keskin bir emir olmaktan çıkarıp yumuşak bir arka plan müziğine çevirmektir

İnsanın evine vicdan yerine estetik koymasıdır

Kalbine ölçü yerine imaj yerleştirmesidir

Böylece kişi kendini kötü hissetmeden her şeyi yapabilir

Çünkü artık her şeyin bir ahlaki filtresi bir sembolik temizleyicisi vardır

Lüks yalnızca lüks değildir

Bir başarı hikayesi olur

Gösteriş yalnızca gösteriş değildir.

Özgüven sayılır

Eşitsizlik yalnızca eşitsizlik değildir

Kader diye anılır

Ve insan bir süre sonra kendi nefsinin reklam metnini kendi vicdanına okuyarak yaşamaya başlar

Yine de bu manzaraya yalnızca tepeden bakarak hüküm vermek kolaydır

Çünkü dışarıda bırakılmış olanın merkeze gelişi zarif olmaz çoğu zaman

İlk adımlar estetik değildir

İlk cümleler kusursuz değildir

İlk zevkler biraz fazla parlak olur

İlk eşyalar biraz fazla gösterişli

İlk sevinç biraz acemi

İlk güven biraz yüksek sesli olur

Çünkü uzun süre mahrum kalan şey kendine kavuştuğunda ölçüyü hemen bulamaz

Bolluk da insanı sınar

Yoksulluk kadar sert bir imtihandır o

Hatta bazen daha sinsi

Çünkü yoksulluk insana neyi yapamadığını gösterir

Bolluk ise neye dönüştüğünü gizler

Belki de bu yüzden bu memlekette en sade şeyler bile sade kalamaz

Bir kahve yalnızca kahve olmaz

Bir kelime yalnızca kelime olmaz

Bir kıyafet yalnızca kıyafet olmaz

Bir spor yalnızca spor olmaz

Her şey başka bir şeyi temsil etmeye zorlanır

Herkes biraz kendisi olmaktan çıkar ve başkasının korkusunu ya da umudunu taşımaya başlar

Hayat ağırlaşır

Nesneler yorulur

Kelimeler terler

İnsan kendini kendi içinde değil başkalarının zihninde yaşamaya başlar

Benim asıl kederim burada

Çünkü toplumlar bazen en büyük hakikati en küçük yanlış kelimede ele verir

Cappuccino demlenmez

Biz henüz neyi neden istediğimizi tam bilmiyoruz

Arzu ediyoruz ama arzumuzun dilini kuramıyoruz

İnanıyoruz ama inancımızı hayatın içine nasıl yerleştireceğimizi kestiremiyoruz

Zenginleşiyoruz ama refahın ahlakını üretemiyoruz

Özgürleşiyoruz ama özgürlüğü gösteriden ayıracak sükuneti kuramıyoruz

Bu yüzden elimizde kalan şey çoğu zaman karışım oluyor

Ne tam oraya ait ne tam buraya

Ne bütünüyle sahici ne bütünüyle sahte

Bir geçiş hali

Bir araf hali

Bir tereddüt hali

Fakat insanı ve toplumu yalnızca en kötü anında tanımlamak da haksızlık olur

Belki bu köpük bir gün söner

Belki gösteri kendi yorgunluğuna yenilir.

Belki insanlar bir süre sonra başkalarına görünmek için değil kendileri olmak için yaşamanın

daha hafif bir şey olduğunu fark eder

Belki kahve yalnızca kahve olur

Belki su yeniden su olur

Belki zenginlik utanmadan ama övünmeden yaşanmayı öğrenir

Belki insan kökünü bağırmadan da taşıyabilir

Belki aidiyet bir gösteri değil bir vakar haline gelir

Ama bunun olması için önce şunu anlamamız gerekir

Hakikat köpük sevmez

Köpük kabarır

Büyür

İştah açar

Fotoğraf verir

Ama doyurmaz

Su ise sessizdir

Gösterişsizdir

Derine iner

İçeriyi temizler

İnsan ancak suyla hayatta kalır

Köpükle değil

Toplumlar da böyledir

Onları ayakta tutan şey vitrin değil adalettir

Ambalaj değil ölçüdür

Temsil değil merhamettir

Meşruiyet makyajı değil iç hesaplaşmadır

Cappuccino demlenmez

Bu yüzden bazı yanlışlar düzeltilmesi gereken basit bir dil sürçmesi değildir

Bazı yanlışlar bir medeniyetin aynasıdır

Biz o aynaya bakınca sadece bir kahve görmüyoruz

Kendi acelemizi görüyoruz

Kendi kompleksimizi

Kendi yarım kalmışlığımızı

Kendi yersiz gururumuzu

Kendi geç kalmış sevincimizi

Kendi derin güvensizliğimizi

Ve belki en çok da kendi susuzluğumuzu görüyoruz

Çünkü insanın asıl susuzluğu damakta değil vicdandadır

Asıl kuraklık şehirlerde değil manadadır

Asıl mesele ne içtiğimiz değil neye dönüştüğümüzdür

Bir toplum bazen tam da en parlak günlerinde kendi iç çölüne yakalanır

Her şey çoğalır

Mekanlar büyür

Markalar parlar

Kelimeler süslenir

Fakat insanın içindeki su azalır.

İşte o zaman en tehlikeli çağ başlar

Köpüğün kendini hakikat sandığı çağ

Ve belki bugün bize düşen şey yeni bir kahve tarifi bulmak değildir

Yeni bir cümle kurmaktır

Daha doğru daha sessiz daha içten bir cümle

Kendini ispat etme telaşı taşımayan

Kutsalı vitrine asmayan

Yoksulluğu romantize etmeyen

Zenginliği putlaştırmayan

Kadını sembole dönüştürmeyen

Aidiyeti bağırtmayan

Sadece insanı yerine koyan bir cümle

O cümle kurulduğunda belki hiçbir şey bu kadar abartılı görünmeyecek

Ne kahve

Ne kıyafet

Ne de sınıf

Çünkü insan nihayet kendini temsil etmeyi bırakıp yaşamaya başlayacak

O zaman su köpükten ayrılacak

Söz gürültüden ayrılacak

İnanç dekor olmaktan çıkacak

Ve belki ilk kez gerçekten demlenen şey bir içecek değil bir hayat olacak

Vesselam...

 

Dr. Enes GÜL

drenesgul@gmail.com

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 
 
 
 

Dr. Enes GÜL

drenesgul@gmail.com

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!