Cappuccino demlenmez!
Demlemek başka bir iklimin fiilidir
Demlemek beklemeyi bilenlerin işidir
Ateşin karşısında acele etmeyenlerin
Suyun kaynamasını yalnızca fiziksel bir hadise değil iç dünyaya dair bir terbiye sayanların
Demlenen şey sadece çay değildir
İnsan da demlenir
Acı demlenir
Yoksulluk demlenir
Aşk demlenir
Yas demlenir
Bir ömür kendi içine çöke çöke demlenir
Bu yüzden demlemek biraz kaderdir
Bir şeyin hemen olmamasını kabullenmek
Olgunlaşmanın zaman istediğini anlamak
Kendini hazır olmadığın bir yere zorla sokmamaktır
Cappuccino ise beklemekten çok yetişmektir
Düğmeye basmaktır
Basınçtır
Gürültüdür
Tezgah üstü parlaklıktır
Elin altında hazır bulunan konfordur
Bir şehrin dikey hayatıdır
Asansörlerin açılıp kapandığı plazaların kısa nefesidir
İnsan onu içerken çoğu zaman kahve içmez
Bir ritme dahil olur
Bir sınıfa göz kırpar
Bir vitrine yansır
Köpük dudakta kalır ve insan o beyaz izi bazen zevk sanır
Oysa zevk ile gösteri arasındaki sınır çoktan bulanmıştır
Bizim asıl hikayemiz de tam burada başlıyor
Çünkü bu memlekette uzun zaman boyunca yoksulluk sadece cebin hali değildi
Mekanın da haliydi
Bedenin de haliydi
Dilin de haliydi
Birileri bazı salonlara doğal hakkıymış gibi girdi
Bazıları ise kapıda bekletildi
Birileri kendi zevkini medeniyet diye sundu
Bazıları kendi varlığını açıklamak zorunda bırakıldı
Bu yüzden bugün bir kortta bir kafede bir sitenin avlusunda bir reklam afişinde gördüğümüz şey
yalnız bugünün resmi değildir
Dünün aşağılanması da orada yaşar
Dünün yasakları da orada gezinir
Dünün utancı da orada susar
İnsan dışarıda bırakıldığı yere bir gün girdiğinde sadece girmez
Yanında bütün geçmişini de getirir
Çocukluğunu getirir
Mahallesini getirir
Annesinin sesini getirir
Kapıda bekletilmiş yıllarını getirir
Ve çoğu zaman o mekana kendisi gibi değil yarasıyla birlikte adım atar
Bu yüzden yeni görünen şeylerin çoğu aslında yeni değildir
Eski bir yaranın pahalı bir yüzeyde yeniden belirmesidir
Şimdilerde Zemzem ile cappuccino demlemeye çalışıyorlar
Bu birliktelikten çok ayrılıklar sadır oluyor
Çünkü biri ihtiyaçtan doğmuştur
Öteki arzudan
Biri çölde yürüyen ayakların duasını taşır
Öteki vitrinin ışığını
Biri susuz kalmış bir canın imdadıdır
Öteki tok bir dünyanın incelik merakıdır
Biri hayatta kalmanın suyu
Öteki hayata tarz eklemenin köpüğü
Bu ikisini yan yana getiren akıl ilk bakışta komik görünür ama biraz derine inince komikten çok
kederli bir tarafı olduğu anlaşılır
Çünkü orada insanın şu telaşı vardır
Ben dünyaya karışayım ama kendimi de kaybetmeyeyim
Ben refaha ulaşayım ama köklerimden de kopmayayım
Ben o yeni masaya oturayım ama eski duamı da cebimde taşıyayım
Fakat mesele tam da burada ağırlaşır
Çünkü her taşıma aynı zamanda dönüştürmedir
İnsan bir şeyi yanına alırken onu olduğu gibi koruyamaz
Bir kelime başka bir bağlama girdiğinde başka bir renge bürünür
Bir kutsal tüketimin diline değdiğinde biraz hafifler
Bir ihtiyaç reklamın içine girdiğinde biraz süs olur
Bir dua dekorun parçasına dönüşebilir
İşte korkutucu olan budur
Suyun köpükle yer değiştirmesi
Hakikatin temsile yenilmesi
Mânânın ambalaja sığınması
Bu çağın en büyük mahareti inancı yok etmek değildir
Onu kullanışlı hale getirmektir
Onu keskin bir emir olmaktan çıkarıp yumuşak bir arka plan müziğine çevirmektir
İnsanın evine vicdan yerine estetik koymasıdır
Kalbine ölçü yerine imaj yerleştirmesidir
Böylece kişi kendini kötü hissetmeden her şeyi yapabilir
Çünkü artık her şeyin bir ahlaki filtresi bir sembolik temizleyicisi vardır
Lüks yalnızca lüks değildir
Bir başarı hikayesi olur
Gösteriş yalnızca gösteriş değildir.
Özgüven sayılır
Eşitsizlik yalnızca eşitsizlik değildir
Kader diye anılır
Ve insan bir süre sonra kendi nefsinin reklam metnini kendi vicdanına okuyarak yaşamaya başlar
Yine de bu manzaraya yalnızca tepeden bakarak hüküm vermek kolaydır
Çünkü dışarıda bırakılmış olanın merkeze gelişi zarif olmaz çoğu zaman
İlk adımlar estetik değildir
İlk cümleler kusursuz değildir
İlk zevkler biraz fazla parlak olur
İlk eşyalar biraz fazla gösterişli
İlk sevinç biraz acemi
İlk güven biraz yüksek sesli olur
Çünkü uzun süre mahrum kalan şey kendine kavuştuğunda ölçüyü hemen bulamaz
Bolluk da insanı sınar
Yoksulluk kadar sert bir imtihandır o
Hatta bazen daha sinsi
Çünkü yoksulluk insana neyi yapamadığını gösterir
Bolluk ise neye dönüştüğünü gizler
Belki de bu yüzden bu memlekette en sade şeyler bile sade kalamaz
Bir kahve yalnızca kahve olmaz
Bir kelime yalnızca kelime olmaz
Bir kıyafet yalnızca kıyafet olmaz
Bir spor yalnızca spor olmaz
Her şey başka bir şeyi temsil etmeye zorlanır
Herkes biraz kendisi olmaktan çıkar ve başkasının korkusunu ya da umudunu taşımaya başlar
Hayat ağırlaşır
Nesneler yorulur
Kelimeler terler
İnsan kendini kendi içinde değil başkalarının zihninde yaşamaya başlar
Benim asıl kederim burada
Çünkü toplumlar bazen en büyük hakikati en küçük yanlış kelimede ele verir
Cappuccino demlenmez
Biz henüz neyi neden istediğimizi tam bilmiyoruz
Arzu ediyoruz ama arzumuzun dilini kuramıyoruz
İnanıyoruz ama inancımızı hayatın içine nasıl yerleştireceğimizi kestiremiyoruz
Zenginleşiyoruz ama refahın ahlakını üretemiyoruz
Özgürleşiyoruz ama özgürlüğü gösteriden ayıracak sükuneti kuramıyoruz
Bu yüzden elimizde kalan şey çoğu zaman karışım oluyor
Ne tam oraya ait ne tam buraya
Ne bütünüyle sahici ne bütünüyle sahte
Bir geçiş hali
Bir araf hali
Bir tereddüt hali
Fakat insanı ve toplumu yalnızca en kötü anında tanımlamak da haksızlık olur
Belki bu köpük bir gün söner
Belki gösteri kendi yorgunluğuna yenilir.
Belki insanlar bir süre sonra başkalarına görünmek için değil kendileri olmak için yaşamanın
daha hafif bir şey olduğunu fark eder
Belki kahve yalnızca kahve olur
Belki su yeniden su olur
Belki zenginlik utanmadan ama övünmeden yaşanmayı öğrenir
Belki insan kökünü bağırmadan da taşıyabilir
Belki aidiyet bir gösteri değil bir vakar haline gelir
Ama bunun olması için önce şunu anlamamız gerekir
Hakikat köpük sevmez
Köpük kabarır
Büyür
İştah açar
Fotoğraf verir
Ama doyurmaz
Su ise sessizdir
Gösterişsizdir
Derine iner
İçeriyi temizler
İnsan ancak suyla hayatta kalır
Köpükle değil
Toplumlar da böyledir
Onları ayakta tutan şey vitrin değil adalettir
Ambalaj değil ölçüdür
Temsil değil merhamettir
Meşruiyet makyajı değil iç hesaplaşmadır
Cappuccino demlenmez
Bu yüzden bazı yanlışlar düzeltilmesi gereken basit bir dil sürçmesi değildir
Bazı yanlışlar bir medeniyetin aynasıdır
Biz o aynaya bakınca sadece bir kahve görmüyoruz
Kendi acelemizi görüyoruz
Kendi kompleksimizi
Kendi yarım kalmışlığımızı
Kendi yersiz gururumuzu
Kendi geç kalmış sevincimizi
Kendi derin güvensizliğimizi
Ve belki en çok da kendi susuzluğumuzu görüyoruz
Çünkü insanın asıl susuzluğu damakta değil vicdandadır
Asıl kuraklık şehirlerde değil manadadır
Asıl mesele ne içtiğimiz değil neye dönüştüğümüzdür
Bir toplum bazen tam da en parlak günlerinde kendi iç çölüne yakalanır
Her şey çoğalır
Mekanlar büyür
Markalar parlar
Kelimeler süslenir
Fakat insanın içindeki su azalır.
İşte o zaman en tehlikeli çağ başlar
Köpüğün kendini hakikat sandığı çağ
Ve belki bugün bize düşen şey yeni bir kahve tarifi bulmak değildir
Yeni bir cümle kurmaktır
Daha doğru daha sessiz daha içten bir cümle
Kendini ispat etme telaşı taşımayan
Kutsalı vitrine asmayan
Yoksulluğu romantize etmeyen
Zenginliği putlaştırmayan
Kadını sembole dönüştürmeyen
Aidiyeti bağırtmayan
Sadece insanı yerine koyan bir cümle
O cümle kurulduğunda belki hiçbir şey bu kadar abartılı görünmeyecek
Ne kahve
Ne kıyafet
Ne de sınıf
Çünkü insan nihayet kendini temsil etmeyi bırakıp yaşamaya başlayacak
O zaman su köpükten ayrılacak
Söz gürültüden ayrılacak
İnanç dekor olmaktan çıkacak
Ve belki ilk kez gerçekten demlenen şey bir içecek değil bir hayat olacak
Vesselam...
Dr. Enes GÜL
drenesgul@gmail.com
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Dr. Enes GÜL
drenesgul@gmail.com