Merhum, mağfur Mehmet Şerefoğlu’nun aziz hatırasına…

Mehmet ağabey, hayatın en ağır yüklerini omuzlarında taşıdı; fakat ne yüzündeki tebessümü eksildi ne de gönlündeki umut söndü. Acılarıyla değil, vakarıyla hatırlanacak bir ömür sürdü.
Merhum, mağfur Mehmet Şerefoğlu’nun aziz hatırasına…
Kadir ÇELİK
Kadir ÇELİK
Eklenme Tarihi : 25.06.2026
Okunma Sayısı : 35

Merhum, mağfur Mehmet Şerefoğlu’nun aziz hatırasına…

Hz. İbrahim Rabbimize niyazda bulunurken; “Rabbim beni, benden sonrakiler arasında doğrulukla, iyilikle, hayırla anılanlardan eyle” diyordu…

Allah azze ve celle Meryem Suresinde ve Saffat Suresinde Hz. İbrâhim’den,  Hz. Musâ’dan, Hz. Hârun’dan,  Hz. İlyâs’tan,  Hz. İshak’tan ve Hz. Yakub’dan bahsederken her biri için ayrı ayrı "biz  onlara arkalarında iyilikle, güzellikle, hayırla anılacakları bir nam bıraktık.  İşte biz muhsin kullarımızı böyle mükâfatlandırırız “ buyurmaktadır.

Bir insanın hayatına bu kadar çok acı, bu kadar çok imtihan sığar mıydı? Çekilen çileler, yaşanan sıkıntılar, peş peşe gelen hastalıklar, bitmek bilmeyen kemoterapiler, radyoterapiler, hastane koridorlarında geçen uzun günler, sabaha ermeyen geceler, dinmeyen sancılar... Ve bütün bunların yanında sarsılmaz, kavi bir iman, sabr-ı cemil, metanet ve insana huzur veren bir sekinet, dilinden eksik etmediği bir teslimiyet…

Mehmet ağabey, hayatın en ağır yüklerini omuzlarında taşıdı; fakat ne yüzündeki tebessümü eksildi ne de gönlündeki umut söndü. Acılarıyla değil, vakarıyla hatırlanacak bir ömür sürdü.

Evet, o da endişeleniyordu, kaygılanıyordu, acaba diyordu; ama onun bütün endişesi “Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!” ilahi hitabına muhatap olup olmayacağıydı.

Kurban Bayramı’nda, bayram namazının ardından kıymetli dostlarımızla birlikte Vakıf Gureba Hastanesi’nde Mehmet ağabeyi ziyarete gitmiştik. Hastalık bedenini iyice yormuş, yıllardır taşıdığı çile omuzlarına ağır bir yük gibi çökmüştü. Ama gözlerinde hâlâ o tanıdık teslimiyet, o sarsılmaz tevekkül ve o derin huzur vardı.

Bir ara sessizce bize baktı. Sanki yüreğinde taşıdığı bir emaneti teslim etmek ister gibiydi. Sonra kısık ama kararlı bir sesle şöyle dedi:

“Sizden bir ricam olacak... Dünyada da, Allah katında da benim mü’min olduğuma şahitlik eder misiniz?”

O an odadaki zaman durdu sanki. Boğazımız düğümlendi, gözlerimiz doldu. Çünkü bu söz, ölümün eşiğinde söylenmiş sıradan bir söz değildi. Bu söz, ömrünü imanla yoğurmuş, yıllarca hastalıkla mücadele etmiş, acıyı sabırla karşılamış bir kulun, Rabbi’ne varmadan önce geride bırakmak istediği son emanetiydi.

Yıllardır bedenini kemiren hastalıklara, sayısını unuttuğumuz kemoterapilere, radyoterapilere, hastane odalarına, uykusuz gecelere ve dinmeyen ağrılara rağmen bir kez olsun isyan ettiğini duymadığımız Mehmet ağabey, o gün bizden imanına şahitlik etmemizi istiyordu.

Hüzünlü gözlerimiz, titrek seslerimiz ile

“Şahidiz Mehmet ağabey... Şahidiz...” dedik.

Her “şahidiz” deyişimizde gözleri biraz daha ışıldadı. Sanki yüreğindeki ağır bir yük kalkmış gibiydi. Hastalığın soldurduğu yüzünde öyle güzel bir tebessüm belirdi ki, o an hepimizin kalbine işledi. O tebessümde yılların sabrı vardı. O tebessümde Rabbine duyduğu güven vardı. O tebessümde yaklaşan vuslatın sessiz huzuru vardı.

Mehmet ağabey, Hakk’ın hatırını her şeyin üstünde tutardı. Onun için doğru, menfaatten; hakikat, konfordan; vicdan ise her türlü hesabın üstündeydi. Bu yüzden bazen yoruldu, bazen kırıldı, bazen bedel ödedi ama inandığı hakikatten bir adım geri atmadı.

“Adam aldırma, geç git” demedi. Çünkü o, gerçekten aldıranlardandı.

Başkalarının görüp de görmezden geldiği acılar, onun yüreğinde derin yaralara dönüşürdü. İnsanların duyup da duymamayı tercih ettiği feryatlar, onun gecelerini uykusuz bırakırdı. Bir mazlumun gözyaşı, bir mağdurun ahı, bir yetimin sessiz çığlığı onun kalbinde mutlaka yankı bulurdu. Haksızlığa uğrayan birini gördüğünde, sanki o zulüm kendi başına gelmiş gibi canı yanar, içi daralır, elinden ne geliyorsa yapmak için çırpınırdı.

Belki de bu yüzden hastalık onu yatağa bağlayamadı. Kemoterapiden çıktığı günün ertesinde, ayakta duracak hâli yokken bile bir insan hakkı ihlâlini duyurmak, bir mağdurun sesine ses olmak, bir mazlumun yanında bulunmak için yollara düşerdi. Kimi zaman Taksim’de, kimi zaman Kandıra yollarında, kimi zaman Bursa’da... Yorgun bedenini sürükleyerek değil; vicdanının çağrısına koşarak giderdi.

Biz onun kendi acılarıyla meşgul olmasını beklerdik; o ise başkalarının acılarıyla dertlenirdi. Biz hastalığını konuşmak isterdik; o ümmetin yaralarını konuşurdu. Biz ona “Kendini biraz koru” derdik; o acı acı tebessüm ederek yeryüzünü kasıp kavuran acılardan, gözyaşlarından, haksızlıklardan, hukuksuzluklardan bahsederdi.

Çünkü Mehmet ağabey, derdinin kendisine derman olduğunu bilenlerdendi. Kendi bedenini tüketen hastalığın karşısında bile, ümmetin derdini kendi derdinin önüne koydu. Kendi ağrılarıyla değil, başkalarının acılarıyla meşgul oldu. Belki bedeni günbegün zayıflıyordu; ama merhameti büyüyor, vicdanı daha da derinleşiyordu.

O, İstanbul’u, Fatih’i ve bilhassa Fatih Camii’ni çok severdi. Hastaneden çıkar çıkmaz Fatih’e gelir, dostlarıyla çay eşliğinde sohbet eder, sokakta geçen çocuklardan birilerine mutlaka bir ikramda bulunur, namazını Fatih Camii’nde eda ederdi.  

Ve bugün Mehmet abimiz, ana kucağı kadar sevdiği Fatih Camii’nde binlerce dostunun yaşlı gözleri eşliğinde yapacakları hüsnü şehadetler ile çok sevdiği ve her daim razı olduğu Rabbimizin engin rahmetine ve merhametine tevdi edilecek.

Rabbimizin Muhsin kulların mükâfatı olarak nitelendirdiği binlerce mü’min gönlün hüsnü şehadetleri ile onu Rabbimize uğurlarken o anı tekrar tekrar hatırlıyorum. Ve kulaklarımda hâlâ aynı cümle yankılanıyor:

“Benim mü’min olduğuma şahitlik eder misiniz?”

Evet Mehmet ağabey...

Şahidiz.

En zor günlerinde bile hamdı elden bırakmadığına şahidiz.

Acılar içinde kıvranırken bile Rabbine sığındığına şahidiz.

Ömrünün son demine kadar imanını, teslimiyetini ve umudunu muhafaza ettiğine şahidiz.

Şahidiz ki sen, hastalığın karşısında tükenen bedenine rağmen teslim olmayan bir ruha sahiptin.

Şahidiz ki sen, sabrın ne demek olduğunu bize yaşayarak öğrettin.

Seni unutmayacağız. Her hatırlayışımızda yüreğimiz burkulacak ama ardından o tebessümün gelecek gözlerimizin önüne...

Ve biz yine aynı sözleri fısıldayacağız:

"Şahidiz Mehmet ağabey... Şahidiz."

Tüm yüreğimizle Rabbimize yakarıyoruz…

Allah’ım…

Biz ondan razıydık. Sen de razı ol. Ömrünü imanına, davasına, insanlığa ve Sen’in rızanı aramaya adamış bu güzel kulunu ebedî rızana mazhar eyle.

Biz ondan hiçbir zaman incinmedik; Sen de onu incitme Allah’ım. Dünya hayatında çektiği onca çileyi, sabırla karşıladığı onca imtihanı, döktüğü gözyaşlarını ve içinde sakladığı bütün sızıları rahmetine vesile kıl.

O merhamet sahibiydi; kullarının derdiyle dertlenir, mazlumun acısını kendi acısı bilirdi. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin. Ona rahmetinle muamele eyle Allah’ım. Kabir yalnızlığını ünsiyetle, karanlığını nurla doldur. Mağfiretinle kuşat, cemalinle müşerref eyle. Sen sonsuz ikram sahibisin. Şimdi onu, dünyada özlemini çektiği cennet nimetleriyle ağırlayan Sen ol Allah’ım. Onun yorgun bedenini rahmetinin gölgesinde dinlendir, mahzun gönlünü cemalinle sevindir.

Allah’ım...

Geride bıraktığı ailesini, sevdiklerini, dostlarını, talebelerini, kardeşlerini ve onu seven bütün gönülleri sabr-ı cemil ile teselli eyle. Ayrılığın ateşini rahmetinle serinlet.

Ve bir gün, hesabın görüldüğü o büyük buluşma gününde; onu ailesiyle, dostlarıyla birlikte Havz-ı Kevser’in başında buluştur. Ayrılığın olmadığı, hüznün kalmadığı, gözyaşının silindiği ebedî yurtta yeniden bir araya getir.

Allah’ım, bize de onun ardından sadece gözyaşı dökenlerden olmayı değil; bıraktığı emanetlere sahip çıkanlardan olmayı nasip eyle. Yarım kalan hayırlarını devam ettirmeyi, taşıdığı derdi taşımayı, savunduğu hakikate sadık kalmayı ve ardından hayırla yâd edilenlerden olmayı bizlere lütfet.

Amin...

Amin...

Amin...

Ya Rahmân...

Ya Rahîm...

Ya Kerîm...

Ya Muîn...

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!