Batı'nın Yeni Tuzağı: SINIRSIZ ÖZGÜRLÜK

Batı insanı, skolastik düşüncenin prangalarını attıktan sonra kilise ile arasına ciddi bir mesafe koydu. Bu mesafe gittikçe açıldı. Öyle ki kilisenin varlığı ile yokluğu arasında hiçbir fark kalmadı. Kilise yok hükmündeydi adeta. Mesafe uçurum derecesine geçince kilise kurallarını esnettikçe esnetti. Kurallar o kadar esnedi ki kilise sadece aidat alan bir dernek işlevini görmeye başladı.
Batı'nın Yeni Tuzağı: SINIRSIZ ÖZGÜRLÜK
Nurullah AY
Nurullah AY
Eklenme Tarihi : 7.08.2026
Okunma Sayısı : 10

Batı'nın Yeni TuzağıSINIRSIZ ÖZGÜRLÜK

Batı insanı, skolastik düşüncenin prangalarını attıktan sonra kilise ile arasına ciddi bir mesafe koydu. Bu mesafe gittikçe açıldı. Öyle ki kilisenin varlığı ile yokluğu arasında hiçbir fark kalmadı. Kilise yok hükmündeydi adeta. Mesafe uçurum derecesine geçince kilise kurallarını esnettikçe esnetti. Kurallar o kadar esnedi ki kilise sadece aidat alan bir dernek işlevini görmeye başladı.  Kilise işlevini yitirince Batı dünyasının insanlara satacağı bazı kavramlara ihtiyaç duyulduHayat, boşluk kabul etmiyordu ve Batı’nın insanları mobilize etmek için bazı adımlar atması gerekiyordu. “Hak, adalet, eşitlik” kavramlarını Fransız İhtilali’yle birlikte pazarlamış ve yaklaşık iki yüz yıl da bu satıştan beslenmişti. “Özgürlük “ kavram da bu dönemde kısmen pazarlanmıştı. Söz konusu sözcükleri bir daha pazarlamak pazarlama uzmanlarınca pek makul karşılanmıyordu. Kilisenin cennet pazarlama safsatasıyla birlikte cennet, Batı dünyasında işlevini yitirmiş, bu yüzden öte dünya ile ilgili hiçbir şey artık cazip gelmiyordu. Kandırılanlar bir daha kandırılmak istemiyordu. Öyleyse bu dünyayı cennet diye pazarlamak pekâlâ mümkündü. Kendi hegemonyasını kurmak için kan ve gözyaşından beslenen bu medeniyetin Doğu dünyasına sunacağı reel bir reçete yoktu.  O zaman gençliği yemlemek için oltaya çekici bir şeyler takmak gerekirdi. Özgürlük demin dediğimiz gibi pazar payından payını almış, yeniden pazarlanma şansını kaybetmişti. Bu kavramı faklı bir kelime ile cilalamak gerekirdi ve tam da bu noktada “sınırsız özgürlük” kavramı pazarlanmaya başlandı. Sınırların olduğu dünyada sınırsız özgürlük, ne hoş söz, ne boş laf… 

Bu safsatanın karşılık bulması için bütün yasakların kaldırılması gerekir ki, bu bir anlamda geçmiş bütün din ve fikir akımlarının reddi manasına gelir, zaten günümüzde de bu konuda yoğun bir çaba sarf edilmekte… Bu ifsat çalışmalarının başında Siyonist zihniyetin olduğu bilinmekte… Ancak söz konusu zihniyet reddettiği değerlerin tamamına sıkı sıkıya bağlı…Örf, gelenek ve dini kurallarına sıkı sıkıya bağlı olan bu yapının dünyaya pazarladığı kavramın ardındaki art niyeti düşünmek, bu çabanın onlara sunacağı faydayı deşmek gerekir. Kapitalist postunu giyen Siyonist zihniyet tarafından sınırsız tüketim pazarlandı yaklaşık elli yıldır. Bu tüketim çılgınlığı insanı mutlu etme reçetesi olarak sunuldu ancak mutlu etmeye yaramadı. O zaman ailesiz, cinsiyetsiz, değer yargılarına savaş açmış biraz anarşist biraz da amaçsız bir gençlik oluşturma çabasına girildi ve kısmen de burada başarılı olundu. 

Sınırsız özgürlükyaradılış itibariyle toplu olarak yaşama zorunluluğu olan insanın sınır tanımaması ne yaman çelişki. Hududu veya başka bir ifade ile haddi aşmak...

Sınırsız özgürlük; aile, din, tarih, kültürel değerlerin reddi ve yalnızlaşmak…

Sınırsız özgürlük; özgürüm diye caka satıp esaret zincirlerinin şakırtısını duyamayacak kadar sağır olmak…

Sınırsız özgürlük, oltaya takılan yemi zokasıyla beraber yutmak… Sınırsız özgürlük; eşrefi mahlûkattan düşüp kandırılmış, amaçsız, garip bir mahlûka dönüşmek… 

Sınırsız özgürlük, aşağıların en aşağısına düşmek, esfeli’s-safilin olmak…

Günümüz toplumuna baktığımızda kimin özgür/hür kimin esir olduğunu anlamak için göz ile beyin arasındaki etkileşimi iyi sağlamak gerekir. Şayet gözle algılanan, dimağdan beslenmeyip maddi olarak kalırsa bir illüzyondan ibaret kalır. Batı da hegemonya kurmak için pazarladığı ve yıllardır halüsinasyon ile kandırdığı beyinlere illüzyonla ikinci bir kandırma yoluna gitti. Cennet satma safsatasına inanmayan yeni nesli “dünyayı Cennetleştirme” vaadiyle yeni bir pazar bulma yolu…

Yalanla kandırılan Cennet vaadinden yalancı Cennet hülyasına evrilme yoluna geçiş…

Özgürlükten sınırsız özgürlüğe geçmenin imkânsızlığını anlamak için mutlak özgürlüğü tam anlamıyla idrak etmek gerekir. Hazreti Yusuf kıssası bu konuda belki de en iyi örneklerden biridir. Bu kıssa bizim için ufuk açıcı olabilir. Hz Yusuf on kardeşinin ihanetine uğramış,kuyuya atılmışOn kardeşin mutlak iradesi ile ölüme gönderilmiş. Yusuf kuyuda yalnız,çaresiz ve esir… Kör bir kuyuda, yüzü Allah’a açık… Bu gözün gördüğü..Yani kalp ve beyinden referans almayan gözün gördüğü… Kardeşleri de Yusuf’u kuyuya atacak kadar özgür. Yani muktedir olan kardeşleri… Güçlü olan, eylem yapan, kirli emellerini gerçekleştirecek kadar özgürler. Yusuf, kuyunun dibinde esir, kardeşleri yeryüzünde özgür… Babalarına söyleyecekleri yalan, ayaklarındaki gizli bir pranga değil mi? Kıskançlık girdabında debeleniş, kölelik halkasından farklı mı? Öyleyse hangisi esir, hangisi özgür?

İhtiras sarmalı ve kıskançlık girdabı onların özgür olmadıklarının bir işareti değil mi? Derinlemesine baktığımızda Yusuf’un hayatı başlı başına insanlık serencamının özeti sanki. Kıskançlık, ihanet, köle olarak satılma, Mısır’a sultan olma… Aynı Yusuf belli birkaç aşamadan sonra Züleyha ile başka bir imtihana tabi tutulur. Hayatı insan için bir rol model… Hangi eyleme nasıl karşılık verilmesi gerektiğinin bir numunesi. Her eylemi insanoğluna bir uyarı levhası…

Züleyha, sıradan bir kadın değil… Yusuf’un efendisinin karısı, bir bakıma sahibi… Genç, güzel, kendinden emin… Tuttuğunu koparan Züleyha, Yusuf’a meftun… Yusuf, Züleyha’nınemrini dinlemeyecek kadar, kirli teklifini reddedecek kadar özgür… Züleyha Yusuf’a esir. Yusuf kul olmanın özgürlüğünde… “Ben Allah’tan korkarım” ifadesi Yusuf’un özgürlük sınırlarının çizgisi… Hududullah, yani Allah’ın koyduğu sınırlar. O zaman özgürlük haddi bilmekle, haddi aşmamakla mümkün… Züleyha’da sınır yok ancak Yusuf’a esir… Yusuf sınırlarının farkında ancak gökyüzündeki kuşlar kadar, yıldızlar kadar özgür… Sahi kuşlar da bir hudut dahilinde özgür değil mi? Kardeşlerinin gadrine uğramış, köle pazarında esir olarak satılan ve Züleyha’nın iftirası ile yedi yılını zindanda geçiren Yusuf’un Allah'a teslimiyeti sınırsız olduğundan bütün insanlığa karşı başı dik, göğsünü gere gere özgürlük şiarının bir sembolü olarak duruyor. Züleyha heva ve hevesinin esiri… Züleyha Yusuf’un özgür duruşuyla bugünlere kalmış. Yusuf, iradesine sahip çıkacak kadar özgür… Şimdi günümüz gençliğine baktığımızda sonsuz bir tatminsizlik, amaçsızlık ve gelecekle ilgili bir belirsizlik içindeyken oynadığı oyunda bir level atlayamayınca hayatı kararan, iradesini küresel gücün çizdiği sınırlara teslim etmiş bir hâlde özgürlüklerinden söz etmek mümkün müdür? 

Öyleyse mutlak özgürlük Allah’ı tanımakla başlar…

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!