ÇOCUK VE BAYRAM
Bugün bayram sabahıydı. Deniz erkenden kalktı. Her zamanki gibi, annesinden öğrendiği şekilde
yatağını düzeltti. Üstüne de çarşafını örttü. Bunu yapmadığında annesinin kızacağını biliyordu. Onu
kızdırmamak için çok özenli davranırdı. Gerçi annesi mutlaka kızacak bir şeyler bulurdu.
Güneş yeni doğmuş, açık kalan perde aralığından içeriye çoktan girmişti; sevimli bir kedicik
gibi. Annesinin mutlu anını gözetip, ondan sürekli bir kedi istemişti ama her defasında açıklamasız bir ‘hayır’
sesi yankılanırdı bulundukları odada. Annesi henüz uyanmamıştı. Uyanmış olsaydı, mutlaka tıkırtısını
duyardı. Bir süre penceredeki açık perde aralığından dışarıyı seyretti.
Odasına sızan güneş sanki kendisini selamlıyordu. O da güneşe çocukça bir merhaba yolladı. Güneş de
minik bir kedi yumuşaklığında yüzünü yalamıştı adeta. Sağına soluna bakınarak oyalanacak bir şeyler aradı. O
sırada sokakta bayramlıklarını giymiş çocuklar bir o yana bir bu yana koşarak eğleniyor, bir yerlere yetişmeye
çalışıyorlardı. Onlardan birinin yerinde olmak istedi kısa bir süreliğine.
Akşamdan odasına getirdiği yeni sarı penyesine ve lacivert şortuna baktı bir süre. Ayakkabısı biraz
eskiydi ama pek önemsemedi. Nasıl olsa penyesi ve şortu yeniydi. Son maaşını aldığında annesiyle, mahalle
pazarından birlikte satın almışlardı. Elinde poşet, ayakkabı satan tezgahların önünden geçerken, annesine
hissettirmeden, rengarenk dizili ayakkabılara göz gezdirmişti.
Annesinin yattığı odaya doğru yöneldi, ayaklarının ucuna basarak. Gürültü yapmamaya özen
gösterdi. Kapının kolunu tuttu, sağ eliyle ve sessizce aşağı bastırdı. Yine sağ diziyle kapıyı itti, hafifçe. O kadar
çok dikkat etmesine rağmen odaya yine de bir kapı gıcırtısı yayıldı. Perdeler kapalı olduğundan oda
karanlıktı. Annesinin odasına güneşin aydınlığı yayılmamıştı henüz, küçük ve yumuşacık bir kedi sessizliğinde.
Üzerindeki nevresimin açık ucundan annesinin yorgun yüzünü gördü. Uyuyordu. Hatta kapının sessiz
sesinden rahatsız olmuş gibi sol yanına dönmüş ve uyumaya devam etmişti. Her akşam eve yorgun dönerdi.
Hafta içinde her sabah erkenden kalkıp gün boyunca kendisini takatsiz bırakacak işine giderdi. Karanlık odaya
doğru hafifçe bir adım attı. Yatağın yanına yaklaşıp yaklaşmamaya karar verememişti. Annesi, kendisi
kalkmadığı müddetçe uyandırılmasına çok kızardı. Oysa yanına kadar yaklaşıp yanağına bir öpücük kondurmayı
çok arzu etmişti. Aynı titizlikle gerisin geriye çıktı dışarı, kapıyı da aralık bırakarak.
Tekrar kendi odasına döndü, kimsesiz yalnızlığına. Diğer çekyatın üzerine serdiği penyesini ellerinin
arasına aldı. Göz hizasına kaldırarak üzerinde nasıl duracağını hayal etti. Aynada bakındı bir süre. Sonra
dikkatlice yerine bıraktı. Kırışmaması için sağından solundan çekiştirip düzeltti. Sonra şortunu ellerinin arasında
göbek hizasında tuttu. Daha da mutlu olmuştu. Kendisine çok yakışacağını düşündü. Ardından banyodan bir bez
getirdi. Ayakkabılıktan eski ayakkabılarını alıp küçük balkona çıktı ve uzun süre ovarak onları temizlemeye
çalıştı, gürültü yapmamaya özen göstererek.
Bir süre hayaller kurdu kendi kendine, kendinden başkalarının bilmediği. Asıl önemlisi annesinin dahi
bilmemesi gereken hayallerdi bunlar. Tekrar içeri döndü. Parmaklarının ucuna basarak annesinin yattığı odaya
yöneldi. Yarı açık olan kapıdan başını uzatıp bir süre annesine baktı. Annesi, her şeyden habersiz
uyuyordu. Ama bugün bayramdı ve Deniz annesinin biraz erken uyanmasını istiyordu.
Sessizce mutfağa girdi. Dolabın kapısını açarak çokokrem kavanozunu çıkardı. Bir parça da ekmek
aldı. Çikolatayı ekmeğe sürüp kavanozu yeniden dolaba yerleştirdi. Küçük bir sofra bezi alarak odasına serdi,
kenarına oturdu ve elindekini yemeye başladı. Yerlere hiç ekmek kırığı dökmemeliydi. Hafta boyunca çok
yorulan annesini daha fazla yormak istemiyordu. Ekmeğini bitirdikten sonra sofra bezini toplayıp balkondan
kedilerin bulunduğu yere doğru silkeledi ve özenle katladı. Sofrada ekmek kırığı varsa onu da kediler yesin
istemişti.
Aradan biraz daha zaman geçtiğini düşünerek yeniden annesinin odasına gitti. Annesi hâlâ derin bir
uykudaydı. Oturma odasına geçerek saate baktı. Saat ona yaklaşıyordu. Dışarıdan gelen çocuk sesleri giderek
çoğalmıştı. Annesi sesten rahatsız olmasın diye televizyonu da açamıyordu. Okumak için eline bir kitap aldı ama
içinden kitap okumak da gelmedi. Tekrar pencereden bakıp dışarıda koşturan çocukları seyre daldı. Bir müddet
öylece kaldıktan sonra daha fazla dayanamayıp annesinin odasına geçti yeniden. Ne olursa olsun onu
uyandırmaya karar vermişti.
"Anneciğim! Anneciğim uyansana, bugün bayram, kalkalım, olmaz mı?" diye seslendi. Bu sırada
annesinin yanına kadar gelmişti.
Zaten bir hayli az olan tatil günlerinde uyandırılmaktan hiç hoşlanmayan annesi hafifçe gözlerini açtı,
sağına soluna bakındı. Sonra sesini yükselterek konuşmaya başlamıştı:
"Bugün bayram olsun, ben de dinlenmek istiyorum. Niçin uyandırıyorsun beni? Yorgunum diyorum
sana. Her zaman, her yerde üstümesin! Evde üstümesin, misafirlikte üstümesin... Biraz uzaklaş da nefes
alayım. Bugün bayramsa ben de biraz dinleneyim."
Evet, bugün bayramdı(!) Dışarıda herkes bayramlaşıyordu. Çocuklar neşeyle oyunlar oynuyordu. Deniz,
annesinden uzaklaşmak için bir yerler aradı. Sağına soluna bakındı ama gidecek kimsesi de yoktu. Annesi biraz
nefes alıp dinlenmeliydi. Yaşadığı evde bayramı ve bayram neşesini aradı. Evlerine henüz bayramın gelmediğini
düşündü.
Oturma odasına girip bir yere çökerek duvara yaslandı. Dizlerini göğsüne doğru çekip kollarını
dizlerinin üzerinde bağladı. Kafasını da kollarının arasına gömdü.
Bugün bayramdı(!) Hıçkırarak ağlıyordu. Kimseler de onu duymuyordu. "Babam yaşasaydı onunla
bayramlaşırdım," diye düşündü. Bir süre sonra kendinden geçmişti.
Gözlerinden yanaklarına doğru akan yaşlar, daldığı rüyada adeta bir deniz oldu. Kendini, küçücükyelkenli kayığıyla bayram kutlayan bir evin önünde buldu. Babası çok uzaklardan elini uzatmış, kendisini bekliyordu.
"Deniz! Deniz, neredesin? Duymuyor musun beni?" Sesi daha ılımlıydı.
Kafasını yasladığı kollarının arasından kaldırdı, uyanmıştı. Çağıran ses, sesini hiç duymadığı yıllar
öncesinde ölen babasının değil, diğer odada yatan annesinin sesiydi.
Rüyanın getirdiği o hüzünlü özlem, odanın içine daha fazla yayılan güneş ışıklarıyla dağıldı. Deniz
yerinden kalktı. Annesinin odasına girdi. Bayram hüzünle başlasa da annesinin o sevecen sesiyle yeniden
canlanmıştı.
Bugün bayramdı! Annesinin yatağına girdi, ona iki koluyla sarıldı. Terlemiş boynundan öptü ve
kokladı, doyasıya.
‘İyi ki bir annem var’ diye geçirdi içinden
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.