Bir Kıssa Ama Bir Yol... Ve Bir Dünya

Türkçe Arapçayı karşılar mı ? diye başladı o mühim(?)konuşma...
Bir Kıssa Ama Bir Yol... Ve Bir Dünya
m.Cihad ULUÇ
m.Cihad ULUÇ
Eklenme Tarihi : 9.08.2021
Okunma Sayısı : 151

Türkçe Arapçayı karşılar mı ?

diye başladı o mühim(?)konuşma ...

İslami ilimler için bir parça Arapça veya en azından Osmanlıca öğrenmeye gerek var mı

diye devam ediyordu...

Ben bu sorular ile birçok defa karşılaşmıştım hayat yolumda ...

Birçok defa izah etmeye gayret etsem de

artık meselenin bilgisizlikten değil,

bilmek istememekten kaynaklandığına çoktan kanaat getirmiştim.

Hem soranın maksadı sormak değil ,

kendi inanmak istediğine dair deliller aramak olunca orada ilmi bir murakabe değil

nefsi bir münakaşa hasıl olur derler ...

Zira sorunun maksadı gerçekten öğrenmek olsa eline küçük bir Arapça Türkçe sözcük aldığında dahi arapça'daki birçok kelimenin Türkçede anlamsal karşılığının olmadığını, Türkçe'nin Arapçayı karşılayamadığını görebilirdi insan.

Fakat buradaki mesele bilgi eksikliği olmadığı için "ama"lar ile devam eden itirazlar, peşi peşine sıralanıyordu dudaktan ...

Zira insan çoğu zaman inanmak istediği şekilde cevaplar arar, inanmak istedikleri dir peşinde koştuğu argümanlar. Eksiklik bilgide değildi , neyi arıyorsa onu buluyordu bulanlar ...

İşte şimdi meseleyi biraz değinmek istediğim noktaya kaydıralım, yani tüm bu arayışlarımızın kaynağı olan " iç dünyamıza" . . .

Zira hyatta bilgi heryerde,

ucuz oluşuda bundan ya ...

İnsan çoğu zaman hakikatı, onun kendinde uyandırdığı sorumluluk hissini kabul edemediği için kabul etmeye yanaşmaz aslında.

Mesela burada türkçe-arapça kıyaslamasında insan eğer ki arapçanın türkçe'den çok daha gelişmiş olduğunu kabul etse, İslami ilimlerin tam izahı ve idrakı için gerekli olduğunu da kabul etmesi gerekmiyecek mi ?

Veya ırkına duyduğu şiddetli muhabbetin sınırlarını sorgulama sorumluluğu hissetmiyecek mi ?  vs. vs

Böyle nicesini sayabiliriz bu hakikatın bizde oluşturacağı sorumluluk hislerini ...

Tabi bunların her birisi birer içsel sorumluluk ise beraberinde bir içsel hesaplaşma da değil mi ?

Hah işte tam olarak burada düğümleniyor ya herşey ...

Kim kendisi ile hesaplaşmayı göze alabilir ki ?

Evet böylelikle hakikat ile aramızdaki duvarları aslında kendimiz kendi iç dünyamızda nasıl ördüğümüzü görüyoruz değil mi ?

Kendi bilincimiz, kendi idrakımız önündeki en büyük engel olur çoğu zaman. Zihinsel konfor ve öz sorumluluktan kaçış hissidir

bunun temelindeki argüman. 

Türkçe - Arapça tartışması,  insanın bu karmaşık psikolojisi üzerine gidebilmemiz için sadece bir örnek hemde çok sıradan.

Oysa insan , hayatını her an

bu ikilem ve çelişkilerde,  iç çatışmalar üzerinde devam ettirir, her an bu benlik ve hakikat müsaderesinde geçiyor zaman ...

İnsanın doğru ve yanlış üzerine hakiki kemâli ise işte burada neticeleniyor Azizim ! ...

Zira unutma hakikat, sadece kendini tasaffi etmiş zihinlerin hakkıdır. Kemalat ise çok bilmek değil,

hakikati kabul edebilme erdemine, yani öz yeterliliğe ermektir. 

Hayat insanın afaki dünyasında bir yolculuk bir ilerleme olduğu kadar, 

aynı hayat insanın enfûsi dünyasında da bir yolculuk ve ilerleme olduğu takdirde, 

insan öz yeterliliği ve müştak olduğu kemalatı bulacaktır.

Bu yoldaki yolcunun ilk anahtarı ise,  sık sık kendini sorgulamak olmalı. Ben hakikatı mı arıyorum yoksa kendi doğrularıma deliler mi ?  diyerek kendine sık sık sormalı.  Sonra aldığı cevap neticesi hakikatin bu sorumluluk baskısını aşmalı.

"Bunun hakikatı budur gereklilikleri de vardır fakat insan eksiktir, binâenaleyh bende eksikliğimi, kusurumu kabul edebilirim. Hem yüklendigim sorumluluk kadar gerçeğe erebildim " düşüncesi ile  enfûsi yol açılacaktır ...

Vel hâsıl Azizim,  meselenin psikolojik (aslen Enfûsi derim) analizinden çıkıp, yolun kurallarını öğrendikten, hakikatı kavrayabilecek bir zihin inşaa ettikten sonra yolumuza, tekrar başladığımız noktaya dönecek olursak.

"Kelimeler manaların kılıfları dır" der ehli kelam,

bir linsanda kelimeler ne kadar nakıs ise

mâna içinde tezahür edebileceği bir kılıf bulamadığından o kadar nakıs kalır.

Bu sebeple elbetteki İslami ilimlerin idrakı için İslami terimlerin de idrakı lazımdır.

Fakat bu sadece İslami ilimlere de münhasır değil. Fenne, sanata, edebiyat ve kültüre dair mananın tezahürü içinde, bir toplumda kelimelerin ve dilin gelişmişliği mühim.

Ters den gelip bu iddiaya birde sağlama yapacak olursak. Mademki kelimeler mânaların kılıfları dır, mâna kelime ile hayat ve vücut bulur, öyle ise bir medeniyet veya bir neslin kelime dağarcığı ne kadar dar ise o kadar mânasız ve rûhsuz olacaktır ...

Ecdadımız bu sebepten ruhlarındaki asilliği Farsça, Arapça ve Türkçe yi harmanlayarak oluşturdukları, medeniyetler üstü bir bir dil ile taçlandırmış.

Sonra kullandıkları dili, maddi manevi medeniyetlerinin kemalatına bu vesile ile basamak kılmış.

Ahh işte o sonra ki süreç...

Sonrasındaysa Türkçe'nin sadeleştirilmesi adına yapılan inkılaplar neticesi sadeleştirme çabaları,  gayet açık ve net görüldüğü gibi, basitleştirme neticesini vermiş. Tabiki nâkıs bir dile mahkum edilmiş bir nesil ve toplumdan hâliyle mâna da çekilmiş.  Sîret gitmiş , akıl ve kalbin yüzü Sûrete düşmüş.

"Gözünü kapatan yalnız kendine gece eder" demiş ehli hikmet   ...

Bende derimki birazda kısa kesmek gerek ...

İç ve dış dünyamızdaki yolculuğun bilincinde olup zihinsel girdaplara takılmadan, hakikatı kabul edebilme,  aklımızın kalbimizin ve vicdanımızın nazarını hâkikatın ufkuna çıkarıp , hakikatı olduğu gibi temaşa edebilme erdemine erişmek ümidiyle ...

Dua eder duanızı beklerim ...

(M. Cihad ULUÇ)

(Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakış açısını yansıtmayabilir.)

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
 Abdülaziz KIRANŞAL

Abdülaziz KIRANŞAL

Dinden Soğutan Dindarlık

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

İnsanı Kendi Olmaktan Çıkartan Bir Çağın İçindeyiz

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!