Ehli Sünnet Meselesi Üzerine

Bir süredir, başta sosyal medya olmak üzere, pek çok platFormda, gurupta, cemaatte, pek çok kişi, üzerine basa basa “Ehli Sünnet vel Cemaat” ifadesini sık sık vurgulamakta ve kendilerinin, “ehli sünnet” olduklarını ifade etmekte...
Ehli Sünnet  Meselesi Üzerine
Mahmut BALCI
Mahmut BALCI
Eklenme Tarihi : 25.01.2021
Okunma Sayısı : 756

Bir süredir, başta sosyal medya olmak üzere, pek çok platFormda, gurupta, cemaatte, pek çok kişi, üzerine basa basa “Ehli Sünnet vel Cemaat” ifadesini sık sık vurgulamakta ve kendilerinin, “ehli sünnet” olduklarını ifade etmekte ve kendileri gibi düşünmeyen bir çok kişi, alim, düşünür, yazar akademisyeni ehli sünnet dışı  görmekte, sapıklık ve delalette görmekte hatta tekfir etmekte ve adeta linç edilebilmektedirler.

Hatta, bu ithamlar ve karalamalar, hayatını İslam’ı öğrenmeye, anlamaya, öğretmeye, yaşamaya ve yaşatmaya vakfetmiş ve bu uğurda bedeller ödemiş hatta hayatını feda etmiş, başta Şehit Seyyid Kutup olmak üzere, İslam Dünyasının ve İslami Mücadelenin önemli şahsiyetlerinden Mevdudi, Hamidullah gibi âlimler için yapılabilmekte, ülkemizde ise başta İslam şairi Mehmet Akif olmak üzere Hayrettin Karaman ve Mehmet Görmez gibi alim, mücadele adamı gibi isimlere kadar uzanmaktadır.

İslam Dinin pek çok konusunda, Allah’ın Kitabı Kuranı ve Hz. Peygamberin (sav) sahih sünnetini esas almayan, bunun yerine, keşif, keramet, menkıbe, zuhurat ve ehli “sünnet âlimleri” dedikleri şeyhlerinin, üstatlarının,  Hoca efendilerinin, çoğu da bidat ve hurafe olan görüşlerini esas alan bu “Ehli sünnet vel Cemaat” çevreleri, kendi anlayışlarında olmayan ve çıkarlarına engel gördükleri, ülkemizin ve milletimizin göz bebeği ve güzide kurumları olan, başta İmam Hatip Okullarımıza, İlahiyat, Diyanet camiasına saldırmakta, onları Ehli sünnet dışı olmakla itham etmekte ve karalamaktadırlar.

Bu “ehli sünnet” çevrelerin, en çok eleştirip itham ettikleri Şia’nın en önemli özelliği, Şia’nın, mezhebini Din haline getirmesidir. “Ehli Sünnet vel Cemaat” söylemini dillerinden düşürmeyen bu kesimler, guruplar ve kişiler, anlayışlarını din haline getirmekle eleştirdikleri Şia ile aynı konuma düşmektedirler.

Maalesef, İslam’la, Kuranla ve Sahih Sünnetle ve gerçek ehli sünnet ilkeleriyle bağdaşmayan bu yanlış ve tehlikeli anlayış  İslam aleminde ve Sünni dünyada da gittikçe yayılmaktadır.

Oysa, bildiğimiz, mensubu olduğumuz Ehli Sünnetin, belki de en önemli özelliği; Ben Müslüman’ım diyen kişiyi, hangi renkten, hangi dilden, hangi coğrafyadan, hangi mezhepten, hangi cemaatten, hangi tarikattan olursa olsun, farklı görüş ve yorumlarından dolayı,  “ Ehli kıble tekfir edilemez” ilkesi gereği, kimseyi tekfir etmemesi ve Müslüman olarak görmesidir.

Ehli Sünnet mezhebine ve anlayışına mensup Müslümanlar, Ehli Sünnetin “ Ehli kıble tekfir edilemez” ilkesi gereği,  diğer mezhep, cemaat ve anlayış sahiplerini Müslüman olarak görür ve kardeş bilirler. Kardeşliğin gereği onları severler.

Yüce Rabbimizin Hucurat süresindeki “Şüphesiz Müslümanlar kardeştir” beyanı, Rasulullah (sav)in Hadisi Şeriflerinde “Müslüman, Müslümanın kardeşidir”  “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” buyruğu bütün Müslümanların için hayat düsturlarıdır.

Bizim inandığımız din ve anlayışta, mezhepler ve din anlayışları, din değildir. Dinin yorumudur.     Din; Allah’ın kitabı, Peygamberin Sahih sünnetidir. Bunlar değişmez ve evrenseldir, bütün Müslümanları bağlar. Mezhepler ve Din anlayışları ise dinin yorumudur,  değişebilir. Herkesi bağlamaz.

Kişiler, kendileri için uygun olan ve doğru gördüğü mezhep ve anlayışları benimseyebilirler. Kişi, Cemaat ve Mezhep mensupları, mezheplerini ve din anlayışlarını, din haline getirmeden, kendileri gibi düşünmeyenleri, din dışı göstermeden, hakaret etmeden, tekfir etmeden görüşlerini ortaya koyabilir, mezheplerini, meşreplerini savunabilirler.                                             

Yine, yanlış gördüğü bazı fikir, anlayış ve yorumları, delillerini ortaya koyarak, itham etmeden düşmanlık yapmadan eleştirebilirler. Eleştirilerden gaye, kendimizi ispatlamak, karşı tarafı yenmek değil, hakikati aramak, hakikat ortaya çıkarmak olmalıdır. Gaye, insanları yanlışlardan kurtarmak ve Cennete gitmesine vesile olmak olmalı, yoksa, sırat köprüsünde birbirimizi ateşe atmak olmamalı.

İşte ölçülerimiz;

“Ey iman edenler! Allah yolunda adım attığınız vakit iyi anlayın, dinleyin; size İslâm selâmı veren kimseye, dünya hayatının geçici metâına göz dikerek- “Sen mü’min değilsin.” demeyin.”... (Nisa 94)

"Bir adam din kardeşine, ey kâfir derse, bu söz ikisinden birine döner. Eğer böyle denilen kişi söylenildiği gibi ise söz doğrudur; yerini bulmuş olur. Aksi takdirde bu söz söyleyene geri döner." (Buhârî, Müslim, Îmân 111. Tirmizî, Îmân 1

Bu hakikatler, gün gibi ortadayken, nasıl oluyor da, dar anlayışımızı din haline getirip, Ehli Sünnet adına, mezhebimizde, din anlayışımızda olmayan Müslümanları delalette görüp, sapık, Fasık ve kafir diye itham etmekteyiz.

Elbette, varsa,  kişi ve gurup ve cemaatlerde görülen yanlış görüş, anlayış ve yorumları, ilmi delillerle hakikat ortaya konarak eleştirilebilir.

Ayrıca bu eleştirilerde olu orta herkes tarafında, her zaman ve her yerde özellikle TV ekranlarında ve sosyal medyada yapılmamalıdır. Bu alanlarda yapılan eleştiriler, hakikat bulmada yardımcı olmadığı gibi Müslümanlar arasında fitne ve düşmanlığa sebep olmaktadır. Sosyal medyada yapılan paylaşımlara, lehte ve aleyhte yapılan yorumlar, yapılan küfür, hakaretler bunu apaçık göstermektedir.

Bu eleştiriler, işin ehli tarafından, uygun ilmi ve fikri platFormlarda, ön yargılardan uzak, ilmi delillerle ve uygun üslupla yapılmalıdır.

Bu eleştiriler, uygun ortamlarda uygun bir üslupla yapılmadığı zaman İslam’a ve Müslümanlara fayda değil, zarar vermektedir. Müslümanlar için, zenginlik olması gereken bu farklı fikirler ve yorumlar, bu yanlış üsluptan dolayı, Müslümanların fırkalara ayrılmasına, bölünmesine, parçalanmasına sebep olmaktadır. 

Bu ölçüsüz eleştiriler, kardeş olmaları ve bir birlerini sevmesi geren Müslümanların arasına kin, nefret ve düşmanlık girmesine sebep olmaktadır. Bu üslup, Müslümanları birbirlerini yok etmeye çalışan düşmanlar haline getirmektedir.

Bu yersiz, kırıcı, itham edici tavır ve üslup, Müslümanların kardeşliğine, Ümmetin birliğine ve dirliğine zarar vermektedir. Bu tartışmalarla, Müslümanlar; mevcut enerjilerini birbirlerine karşı kullanarak boşa harcamaktadırlar. Emperyalistlere karşı güçlü olması geren Müslümanlar ve İslam Ümmeti, güçlerini, kuvvetlerini ve devletlerini kaybetmektedirler. Bu ise, İslam, Millet ve Ümmet düşmanlarını sevindirmekte ve emperyalist keferelerin işine yaramakta ve iştahlarını kabarmaktadır.

Peki, bu hastalığın ilacı, bu sorunun çözümü nedir?

Çözüm, ilaç, Rabbimizin, Müminler için şifa dediği Allah’ın Kitabında, ayetlerinde ve âlemlere rahmet olarak gönderdiği Resulullah’ın bizim buyurduğu hayat düsturlarındadır.

“Allah katında din İslam’dır.” “Bu gün, sizin için dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimeti tamamladım. Ve din olarak sizin için İslam’ı seçtim.”

Rabbimizin bu ilahi beyanları ışığında;

Allah’ın bizim için seçtiği, çağırdığı, razı olduğu, mükemmel kıldığı tek dinin adı İslam’dır.

Şiilik, Sünnilik, şuculuk, buculuk diye bir din yoktur.

“ ...O size hem daha önce hem de bu Kur’an’da "Müslümanlar" adını verdi ki peygamber size şahitlik etsin, siz de insanlara şahitlik edesiniz...” ( Hac 78)

 “Allah’a çağıran, dine ve dünyaya yararlı iş yapan ve "Ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim vardır?( Fussilet 33)

Müslüman isminden daha güzel bir İsim, “Ben Müslüman’ım” sözünden daha güzel bir söz yoktur.

Rabbimiz, Kuranda ve önceki kitaplarda bize Müslümanlar ismini vermiştir. Bütün Müslümanlar, Rabbimizin bize verdiği Müslüman İsmini şerefle kullanmalı, Allah’ın bize verdiği bu ismi bırakıp, bunun yetine ırkını mezhebini, meşrebini gurubunu ve cemaatini ön plana çıkaran isim ve nitelemelerden kaçınmalıdır

İnsanları Allah’a, Allah’ın dinine, Allah’ın kitabına Tevhide davet edeceğiz, Kendimize, grubumuza mezhebimize, şeyhimize ve tarikatımıza değil.

Hangi mezhep ve meşrepten olursa olsun, hangi renk, ırk, dil, renkte ve coğrafyadan olursa olsun bütün Müslümanlar kardeştir. Dar cemaat,  gurup ve ırk kardeşliği yerine, her Müslüman,  Kuranın bize emri, Rasulullah’ın bize düsturu olan bu evrensel İslam kardeşliğini kalbinde ve gönlünde yeşertmeli ve yaşatmalıdır.

Kendimizi, Rabbimizin bize emrettiği, Resulullah’ın bize gösterdiği şekilde düzeltir ve bu istikamette yaşarsak hem dünyada hem ahirette kurtuluşa erenlerden oluruz. Rabbim cümlemize bu şuuru, bu hayatı ve bu sonucu nasip ve müyesser eylesin.

 

YORUMLAR
Bayram Batar
1.2.2021 10:36
El ve gönlüne sağlık Mahmut Hocam. Hakikate tercüman olmuş, vicdan,ilim,hikmet,merhamet ehlinin ittifak edeceği kıymetli ifadeler.. Ehl-i sünnet İstİsmarının önüne geçmenin yolu,ALLAH'IN şaşmaz, değişmez Vahyine teslim olmak,ALLAH ve Resulün hakemliğine başvurmaktır..Teşekkürler..

Sadık Özdemir
29.1.2021 11:27
Allah razı olsun Mahmut Hocam. Bu tespitlerinizin sıklıkla her platFormda dile getirilmesi lazım. Yoksa kişi, cemaat, dernek ve vakıfları ayrıştırıp yazınızda geçtiği gibi kategorize eden zihniyetin, islam dünyasına ve kardeşliğine faydası olmayacaktır.

Mevlüt Teksakallı
27.1.2021 13:03
Allah razı olsun. Gönlüne kalemine saglik. Günümüzdeki sıkıntılarımızdan birine temas etmissiniz.

Bilal ÖNDER
26.1.2021 12:20
Ellerinize ve kaleminize sağlık hocam günümüzü yansıtan bir yazı olmuş. Tebrikler

Cevdet Arslan
26.1.2021 09:00
Allah Razı olsun kardeş. Çok özlü objektif güzel yazı. Tebrikler kalemine yüreğne sağlık

M. Kamuran TÜRKER
26.1.2021 01:26
Allah razı olsun. Gerçekten, mevzuyla ilgili en özlü yazılardan biri diyebilirim.

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!