Modernitenin Vadettikleri

Modernite, herkese hayallerine ulaşma imkânı sunma üzerine bir hayalden oluşuyordu. Yeter ki hayal edin, istediğiniz her şey sizin olacak...
Modernitenin Vadettikleri
Reşat CENGİL
Reşat CENGİL
Eklenme Tarihi : 6.01.2021
Okunma Sayısı : 830

Modernite, herkese hayallerine ulaşma imkânı sunma üzerine bir hayalden oluşuyordu. Yeter ki hayal edin, istediğiniz her şey sizin olacak.

Gelinen noktada bazı insanlar hayallerinin çok ötesinde her şeye ulaşırken, bazıları sadece hayal etmekle kaldı. Bir süre sonra hayal edebilme kapasitesi de insanların ekonomik imkanlarıyla örtüşür hale geldi. Bazı insanlar artık hayal bile kuramıyorlardı. Fakirin ufku da fakirdi.

Böylece modernite çoğu insanın hayal edebilme kapasitesini de yok etti.

Gelir arttıkça ve hayaller gerçek oldukça daha mutlu ve huzurlu bir yaşama kavuşacağımız öngörülmüştü.

İşin ironik yanı refah artmasına rağmen huzur ve mutluluk azalmıştır.

Modern kapitalizmin sunduğu mutluluğun yolu mağazalardan geçer. Mağazalar ne kadar seçkin olursa, ulaşılan mutluluk da o kadar artar. Mutluluğa ulaşmak, başka insanların edinme şansı veya olasılığının bulunmadığı şeyleri elde etmek demektir. Mutluluk istediğin şeyleri satın alabilmek ve hep bir adım ileride olabilmektir.

Modernitenin başlangıcında Durkheim, insanlara Tanrı sevgisi ve O’nun kilisesinde mutluluk aramak yerine, Ulus sevgisi ve Ulus devlete itaat etmede mutluluk aramalarını salık vermişti. Vatanseverlik ve milliyetçilik yeni kutsallar ve mutluluk sağlayıcıları olarak kitlelere dayatıldı. Ortak bir dil, tarih ve kültürün halkları bir arada tutacağı ve hamasetin huzur getireceği düşünüldü. Ama sadece kan, kin ve nefret doğurdu. Katliamlar, soykırimlar, savaslar ve yerinden edilen yersiz ve yurtsuz bırakılan milyonlarca multeci. Huzur artık çok uzak sahillerde kalmıştı.

Unutmamak gerekir ki, zihin kendi kendine yetebildiğinde yenilmez. Tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir. İnsanların sığınabileceği daha güçlü bir kale yoktur. Ancak modern insan kendisi için yaşarken, hazlarını ve arzularını tatmin etmeye çalışırken, aslında hep başkaları için yaşar. Başkaları görsün, başkaları onu konuşsun, başkaları hayran olsun diye kendisini paralar. Oysa övgüye bağımlı bir zihin köleleştirilmiş ir zihindir. Övgünün, beğeninin ve hayranlığın kölesidir. Böyle bir zihin asla kendisi değildir. Kendisi yüzlerce maskenin ardında görünmez hale gelmiştir. Onu istese de bulamaz artık. Ona ne olduğunu başkalarının söylemesini beklemektedir. Başkaları onu tanımlamakta, sınırlarını başkaları çizmektedir. Başkaları uğruna katlanılan yükümlülükler nedeniyle kendimizi belirlemekten ve tanımaktan uzak düştük artık.

Jan Jak Rousseau, insanların özgürlüğe zorlanması gerektiğini söylüyordu. Aydınlanma filozoflarının taslağını çizdikleri ve aklın amansız talebi olarak gördükleri özgürlüğe. Bu özgürlük Tanrı’dan ve kiliseden özgürlük demekti, bu filozoflar da aslında burjuva filozoflarıydı.

Aristokrasiyi ve geleneksel düzeni yok etmek isteyen ve onun yerine burjuva ulus devleti ve moderniteyi kurmak isteyen burjuva.

Modernite tümden burjuvanın düzenidir. Onun öncülüğünde şekillenmiş, onun eliyle düzenlenmiş ve ona hizmet etmektedir.

Özgür olmaya zorlanmak tarihin de gösterdiği üzere çok az özgürlük sağladı; gerçekte yaptığı şey özellikle silah ve iletişim teknolojisiyle bütün dünya halklarını birkaç yüz burjuvaya köle etmek ve dünya tarihinin en kitlesel köleleştirme düzenini inşa etmekte. Hem de sadece bedenen değil, aklen ve ruhen bir köleleştirme. İnsanlar artık sadece hayatta kalmak ve güvende olmak karşılığında her şeylerinden vazgeçmişlerdir.

Modernitenin sunduğu mutluluk ve huzur, sadece nefes alabilme hakkı noktasına gelmiştir.

Modernitenin başlangıcında mesafeler kısalıyor ve daha az zahmetli hale geliyordu. Zaman hızla akıyor ve her anında yeni bir lütuf ve fırsat vadediyordu. Akıl krallığı, yasanın ve düzenin müşterek üstünlüğü ile bizi hemen şuracıkta bekliyordu. Mükemmelliğe giden yolda birtakım kötü ve huysuz insanlar dışında hiçbir direnişle karşılaşılmıyordu. Bunlar da zaten başarısız olmaya mahkumdu. Toplum tepeden tırnağa aydınlanıyordu. İnsanın şeytani tutkuları hiç olmadığı kadar güvenle evcilleştiriliyordu. Adetleri daha kibar, ilişkileri daha huzurlu hale geliyordu. Sorunları yok etmek ve anlaşmazlıkları çözümlemek için savaşmak artık bir tercih olmaktan çıkıyordu. Savaşın yerini ilerleme ve insanın mutluluğu için çalışma azmi alıyordu. Bilim her şeye çare üretiyordu. Uygarlığın geleceği böylece güvendeydi. Ancak bütün güvenceler kumdan kaleler misali bir bir düştü. Geriye umutsuzluk ve endişe kaldı. Korku ve kibir kaldı.

Tanrı idaresi yerine, insan idaresinde insanlık daha huzurlu ve mutlu olacaktı. Hem de daha müreffeh ve tüm isteklerine kavuşmuş.

Tanrının yirminci yüzyıldan bıkacağına herkes emindi. Tanrı bir daha geri dönmeyecekti, herkes Tufanın şerefine içiyordu.

Ama gelinen noktada, tahrip edilmiş bir doğa, ırzına geçilmiş milyonlarca kültür ve sanayi metropollerinin dev araflarında acı içinde can çekişen yığınlar çıktı karşımıza. Sadece ekonomik çıkarlarla güdülenen, sadece etnik bir uydurma tarih ve kültüre mahkum edilen insanlık bir kukladan öteye gidemediğini anladı.

Aşk, huzur, mutluluk ve merhamet bulunabilen, hazır halde sizi bekleyen ve kendisine el koyup sahiplenebileceğiniz şeyler değildir. Her an onları yeniden yapmanız, daima diriltmeniz, teyit etmeniz, özen göstermeniz ve ilgilenmeniz gerekir. Aksi halde kırılgan, savruk ve harcanmış, başkalarını da harcayan, hayatı bir insan ve ilişki çöplüğüne dönen bir enkaz olursunuz.

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
 Abdülaziz KIRANŞAL

Abdülaziz KIRANŞAL

Dinden Soğutan Dindarlık

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

İnsanı Kendi Olmaktan Çıkartan Bir Çağın İçindeyiz

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!