Kur-an‘nın Anlaşılması Üzerine

“Bütün kitaplar, bir tek kitabı anlamak içindir”...
Kur-an‘nın Anlaşılması Üzerine
Mahmut BALCI
Mahmut BALCI
Eklenme Tarihi : 6.02.2021
Okunma Sayısı : 589

“Bütün kitaplar, bir tek kitabı anlamak içindir”

 Yıllar önce muhafazakâr, dindar kesime hitap eden bir gazetenin dini içerikli sahifesinin “bir bilene soralım “ köşesinde, sorulan bir soru ve verilen cevabı okumuştum.

Soru mealen şöyleydi. Çevremizde ilmine ve samimiyetine inandığımız bir hocamız, bize Kuranı Kerim meali ve tefsirini okumamızı tavsiye ediyor. Bu konuda ne dersiniz?

Verilen Cevap mealen şöyleydi.

Bu hoca ya cahil, yada sapıktır. Biz, dini Kuranı Kerimden değil, Ehli sünnet alimlerinin bizim için yazdığı kitaplardan öğrenmeliyiz. Açıkça, “Kuranı anlamak için meal ve tefsir okumak bizi sapıklığa götürür” demek istiyorlardı. Bu malum çevre, Kuran Kerimi anlamaya çalışmayı, anlayarak okumayı şiddetle ret ederek bunun yerine “ehli sünnet alimlerinin kitaplarını” okumayı savunurlar.

Bu konuda, bizzat yaşadığım başka örneklerde var. Merhum Mevdudi'nin Tefhimul Kuran adlı tefsirinin bir kampanyası vardı. Ben de, bulunduğum okulda arkadaşlara Tefhimul Kuran tefsirinin çağımız insanına, Kur’an’ının mesajını özlü bir şekilde anlatan güzel bir tefsir olduğunu ifade ederek, bu kampanya kapsamında birer takım tefsir almalarını önerdim. Bunun üzerine İlahiyat mezunu bir arkadaşımız şöyle demişti. Biz, tefsir okuyamayız. Tefsir okumak için, 70 tane ilim bilmek gerekir demişti.

Bu anlayışa göre; Kuranı ancak belli bir kesim anlayabilir, diğer insanlar Kuranı sadece ibadet ve dua maksadıyla okuyabilirler. Diğer insanların Kur’an-ı anlamaları mümkün değil, anlamaya kalkarlarsa sapıklığa düşerler. Bu anlayışa göre, bu gün piyasadaki sapıklıkların hepsi,  Kur’an-ı Kerimi anlanmaya çalışan, haddini bilmeyen sapıkların(!) eseridir. Ve bu zatın gözünde biz, Kuranı anlamaya ve anlatmaya çalışan  bir sapığın(!)tefsirini okuyan bir sapıktan başka bir şey değildik.

Yine, konuyla ilgili yaşadığım başka bir örnek; Bir taziye yerinde okuduğum ayetlerin manasını mealen arz ederek bir sohbette bulunmuştum. Sohbetten sonra vatandaşın biri, bundan rahatsız olmuş ki, rahatsızlığını, hiç hadislerden bahsetmedin şeklinde ifade etmişti.

Bu kesimler, Kurana yönelme, Kuranı anlayarak okumaya çalışma akımının insanları “ehli sünnet” ten uzaklaştırmak ve Müslümanları parçalamak için ortaya konan bir ingiliz projesi olduğunu illeri sürerler. Bunun içinde uydurdukları bir hikayeleri vardır.

Hikâyede, İngiltere'de, çok sayıda misyoner, müsteşrik, siyaset ve bilim adamının katıldığı, İslam dünyası ve Müslümanlarla ilgili planların yapıldığı ve Müslümanların Kuran ile ilişkilerinin değerlendirildiği bir önemli toplantıda, yapılan değerlendirmelerden sonra   kürsiye gelen toplantının organizatörü ve başkanı papaz  karar olarak şunları söylemiş: “Müslümanları parçalamanın ve yok etme yolunun Müslümanları Kurana, Kuranı anlamaya,  Kurana davetten geçtiğini ifade etmiş ve Müslümanlara “Kurana dönün” sloganıyla, İslam dünyasında bu anlayışın yayılması için çalışmaları gerektiğini “ söylemiştir. Onlara göre, Kurana yönelmek, Kurana dönmek, Kuranı anlamaya çalışmak bir İngiliz projesidir.

Onlara göre,   Dini öğrenmek için Anadolu evliyaları, Saadeti Ebediye gibi, “ehli Sünnet alimlerinin muhteşem eserleri”  dururken meal ve tefsir okuyarak Kuranı anlamaya çalışmak sapıklıktan başka bir şey değildir.

Bunlar gibi, ülkemizde taraftar bulan pek çok grup cemaat ve anlayışta da, “Dini öğrenmek ve anlamak için Allah’ın Kitabını Peygamberin (sav) hadislerini ve sünnetini okumaya anlamaya çalışmaya gerek yoktur. Kuranı Kerimi ve Hadisleri okumak, anlamak ve anlamaya çalışmak bizim işimiz değil”

Kuran ve Sünneti anlamak “ ehli sünnet âlimlerinin” Üstatların, Şeyh efendilerin ve Hoca efendilerin işidir.

Her gurup ve cemaat ve cemaat mensuplarının büyük bir kısmı; Dini doğru öğrenmenin, anlamanın İmanı kurtarmanın ve cennete gitmenin yolunun, kendi üstat, Hoca efendi, Efendi Hazretleri, Sultanları olan zatların eserlerini okumak, onlara tabi olmaktan geçtiğine inanırlar.  Bu anlayıştakilere göre,  tek doğru, kendi üstat, hocalarının ortaya koydukları görüş ve yorumlardır.

Onun için, kendi üstat ve hoca efendileri dışında, başka alimlerin eserlerini, Kuranın  meal ve tefsirlerini okumaya ihtiyaç duymazlar. Bu grup ve cemaatler,  kendi üstatlarının eserleri dışında başka eser okumayı ve okutmayı asla kabul etmezler. Onlara göre, bu eserler, her şeydir. O eserlerde her şey vardır. Bu eserler dururken başka eser okunmaz.  

Buna, öyle inanmışlar ki, evlerinde medreselerinde, kurslarında dergâhlarında üstatlarının, Hoca Efendilerinin kitapları dışında başka kitap, eser bulundurmazlar.

Onlara göre, İmanı kurtarmanın ve cennete gitmenin yegane yolu, asrın mücedidi olan Üstatlarını, Hocalarını, Efendilerini tanımayı ve onlara yazdırılmış olan, Peygambere arz edilerek hazırlanan ve peygamber tarafında onaylanan bu eserleri okumaktan ve onlara tabi olmaktan geçmektedir. Başka bir kurtuluş yolu yoktur.

Onun için, her gurup ve bu guruplara mensup üyeler, var güçleri ile insanlara hocalarını anlatmaya, onların eserlerini okumaya, okutmaya ve onlara tabi olmaya çağırır ve bunun için çalışırlar.

Onların gündemlerinde Allah’ın Kitabı Resulullah'ın sünneti ve bunları anlama yoktur. Bulundukları her yerde ve ortamda hocalarını, hocalarının eserlerini anlatırlar.  Bir mesele söz konusu olduğunda, mesele ile ilgili, Allah  Kitabında, Resulullah (sav) ın Hadisi şeriflerinde şöyle buyruluyor yerine, Üstat şöyle dedi, Efendi hazretleri şöyle buyurdu derler.

Peki bu tür anlayışlar doğru mudur?

Kuran anlaşılmaz bir kitap mı? O,  Sadece bazı insanların anlayacağı, diğerlerinin anlamdan sadece ibadet ve dua niyetiyle okuyup geçeceği bir kitap mıdır?

Bunu Kurana soralım.

Evvela Kuran nedir? Sorusunu, bize bu Kitabı gönderen Rabbimiz nasıl cevaplandırıyor.
Rabbimiz, alemlerin Rabbi olan Allah(cc), Resûl-i Ekrem (sav)i âlemlere rahmet olarak göndermiş. [Enbiyâ, 107] ve O’na en büyük mûcize olarak Kur’ân-ı Kerîmi indirmiştir.[ Buhârî, İ’tisâm, 1] Kur’an; Karanlıklara ışık, [İbrâhim, 1] doğru yola rehber, [Bakara, 185.] ve müminlere rahmettir. [Neml, 77 ] Kur’ân-ı Kerîm, doğruyu eğriden ayıran bir kelâm olarak [Târık, 13 ]sözlerin en güzeli [Zümer, 23] ve en doğru yola iletenidir. [İsra, 9.] O Kur’an ki, hakîkatin kesin bilgisi [Hakka, 51.], mübârek bir zikir [Enbiyâ, 50] ve büyük bir haberdir. [ Sâd, 67 ] Bütün bir âleme ve özellikle doğru varmak isteyene öğüt, [Tekvîr,27-28] apaçık bir nûr, [Nisâ, 174.] ve gönüllere şifadır. [Yûnus, 57]

Kuranı Yüce Rabbimizin, Yukarıda bize tanıttığı şekilde bilmemiz, tanımamız ve inanmamız gerekir.

Evet, Kur’anı Kerim; Yüce Rabbimizin kelamı ve biz insanlara hitabıdır.
Kur’an; Yüce Allah’ın, İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, putların, putlaşanların, tağutların boyunduruğundan, kula kulluktan, zulüm, küfür, şirk ve cahiliyeden kurtarıp bir tek Allah’a kulluğa çağırmak için gönderdiği son ilahi evrensel mesajıdır.

“Gerçekten size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi. Rızasını arayanı Allah o kitapla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkartır, dosdoğru yola iletir.” (Maide 5/ 15-16)
Kuran okuyan, dinleyen Kuranla muhatap olan her Müslümanın; Bu Kerim Kitabı, O’nun mana ve önemini, O’nu okumanın, öğrenmenin anlam ve önemini bilmesi ve inanması gerekir.
Allah tarafından gönderildiğinde şüphe bulunmayan bu kitap, muttakiler için bir yol göstericidir.” (Bakara 2/ 2)

Kuran okumak, O’nu anlayarak okumaktır. Anlamadan yaptığımız bir okuma (yanlış demiyoruz) eksik bir okumadır. Eksik Okumamızı, mana ile tamamlamalıyız.
Kuranı, anlamak ve yaşamak için okumalıyız.
Kuranı Kerim bu gün toplumumuzda yapıla gelen uygulamayla, geçmişlerin ruhuna hediye edilmek üzere hatimler yaptığımız, bir ölüler ve mezarlıklar, kitabı değildir.

Kur’an-ı Kerim’in sırf ölülerin ruhlarını şad etmek amacıyla okunmasını eleştiren şair Mehmet Akif ERSOY bu düşüncesini şu dizeleriyle dile getirmiştir:

Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.

Kur’an, Yüce Rabbimizin biz insanlara, anlamak ve yaşamak için gönderdiği ilahi son hak kitaptır. Müslümanların bilmeleri, inanmaları ve yaşamaları gereken iman, ibadet, ahlak ve muamelat ile ilgili temel kuralların olduğu bir hayat kitabıdır. Kuranı bu bilinçle okumalıyız.  Yani anlamak ve yaşamak için okumalıyız. Bu şuurla okuduğumuz zaman Kuran bizi hidayete, doğru yola götürür, dünya ve ahiret mutluluğunu sağlar.

Ayrıca, Kur’an okumak ibadettir. Biz Kur’an okudukça sevap kazanırız. Bizim Kur’an öğrenmemize, Kur’an okumamıza vesile olan geçmişlerimiz de hisselerini alırlar.
Kuranı okurken, O’nun sıradan bir kitap olmadığını, alemlerin Rabbi, bizimde Rabbimiz olan Allah’ın sözü olduğunu bilerek ve inanarak ve ona yakışır bir edep, saygı, heyecan ve ibadet bilinciyle okumalıyız.

Biz Kuran okurken Rabbimizle konuşuyor, Rabbimiz bizimle konuşuyoruz. Bu şuurla okumalıyız.

Kuran okurken Onun sadece lafızlardan ibaret bir  olmadığını bilmeli, Onun bir manasının olduğunu ve o manayı anlamak ve manaya inanmak ve bu mana doğrultusunda yaşamak mecburiyetinde olduğumuzu da unutmamalıyız. Kur’an’ın lafzına önem verdiğimiz kadar manasına da önem vermeliyiz.

Kuranı Kerimi okurken, Kuranın bize emrettiği “Tertil” ile “Tefekkür”, “Tezekkür” Tedebbür” ile okumaya çalışmalıyız.

Şimdi bu dört kavramı kısaca açıklamaya çalışalım.

Tertil: Kur’an’ı her harf, kelime, tertip ve manasının hakkını vererek, eda ve seda ile tecvit kurallarına uyarak, güzel, düzgün ve kusursuz bir şekilde ağır ağır ve tane tane okumaktır.
İlk bakışta birbirine yakın anlamda olduğu zannedilen Tezekkür, Tefekkür ve Tedebbür kavramlarının anlam alanını şöyle özetlemek mümkündür:
“Bir işin ve olayın gidişatı ve sonucu hakkında düşünmeye tefekkür; işin ve olayın sonucunu ve gidişatını önceden kestirmeye ise tedebbür denir. Bu anlamda olayın gidişatını görerek önlem almaya da tedbir denir.”
Zaman noktasında; Tezekkür geçmişle ilgili Tefekkür içinde bulunulan zamanla ilgili, Tedebbür ise gelecek zamanla ilgili derinlemesine düşünmeyi ifade etmektedir.

Kuranın okuduğumuz zaman gayemiz; ayetlerinin manasını anlayarak, ayetler üzerinde düşünerek okumak, bu ayetlerde Rabbim bana ne diyor, bana ne emrediyor, hangi öğüdü, hangi dersi veriyor, bunları anlamaya çalışarak okumak olmalıdır.

Ayetin manasını, Rabbimizin muradını anladıktan sonra, bizim bu ayet karsında durumumuz nedir, eksiğimiz ne, fazlamız nedir? Bunları tespit edip görmeli ve kendimizi Kur’an ölçülerine göre düzeltmeye çalışmalıyız.
“(Rasûlüm!) Sana bu mübârek Kitâb’ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” (Sâd, 29)

“İslâm âlimleri, Kur’ân Kerim okumaktan amacın; onun hikmet ve mânâlarını tefekkür etmek ve gereğince amel etmek olduğunu söylemişlerdir.”
Kur’an öğretiminde okunmasında asıl gaye, ortaya koyduğu hakikatler üzerinde düşünerek onu anlamaya ve ilkelerini hayatımıza aktarmaya çalışmaktır.
Bu yüce gayeye Kur’an’ı, Peygamberimizin ashabına öğrettiği şekilde okuyabilmekle ulaşılır.
Konuyla ilgili rivayetlerden bazıları şöyledir:

-“Kur’an’ı tertîl ile (ağır ağır, tane tane, düşünerek) oku” (Müzzemmil 73/4)
-Ümmü Seleme ve Enes b. Malik’den gelen bilgilere göre Peygamberimiz Kur’an’ı tane tane okur, durulacak yerlerde durur, uzatılacak yerleri uzatırdı. (Buhari, fedailü’l-Kur’an 29)
Sürekli Kur’an okuma ve ibadetle meşgul olan Abdullah bin Ömer, Ya Resulullah, ben Kuranı ne kadar bir sürede okuyayım, diye sordu. Resulullah, bir ayda, dedi. Abdullah daha kısa bir sürede bitirebilirim dedi. Resulullah, yirmi günde, dedi.

Abdullah, daha az sürede bitirebilirim dedi. Resulullah on günde dedi. Abdullah daha az bir sürede bitirebilirim deyince. Resulullah, hayır dedi. “Sen daha az bir sürede okursan, O’nu anlamadan okumuş olursun” dedi. Ve buna müsaade etmedi.

 Her Müslüman Kuran Pınarından kana kana içmeye çalışmalıdır.

Kuran Kerim ve Onun manası bir derya, bir okyanus ise onu okuyan insanlar, ilmi derinliğine ve kapasitesine göre bundan alır yararlanırlar. İlmi ve kapasitesi sınırlı olanlar daha az, ilmi ve kapasitesi daha derin ve iyi olanlar daha çok alır, daha çok yararlanırlar. Temiz bir kalp ve samimi bir niyetle Kur’an'a yönelen ve onu okuyan ve bunu sürekli hale getiren müminlere Kur-an Kerim yol gösterir, İstikamet verir ve onları hidayete ulaştırır.

Bu yazının konusu olan “Kuran anlamak için okumaktan” tan amaç,  herkesin eline bir meal alıp ondan hüküm çıkarması değildir.

Kur’an’dan ve hadislerden hüküm çıkarmak için, başta iyi bir Arapça, kapsamlı bir Kuran, Tefsir Hadis bilgisine Fıkıh ve usül bilgisi gibi bir takım ilimlere ve ilmi kapasiteye sahip olmak gerekir.

Son olarak özetle, Bu Kitap okunmak ve anlaşılmak ve bizi hidayete, dünya ve ahiret saadetine kavuşturmak, Rabbimizin rızasını kazandırıp, cehennemden kurtarıp cennete girmemizi sağlamak için gönderilmiştir.  Hesabımız, imtihanınız bu kitaptan olacaktır. Bu kitabı, bu kitaptaki ilahi mesajları anlamak her Müslümana farzdır. Bu anlamayı ya iyi bir Arapça bilgisi ve Kuran ilimlerini öğrenerek bizzat  kendisi yapacaktır, yada İlmine ve samimiyetine güvendiği bir alimin ve alimlerin Meal ve Tefsirini okuyarak yapacaktır.

Yazımızı, konuyla ilgili bir hatıra ile bitirelim.

Yine yıllar önce Yeni atandığım bir okulda, bir toplantı sonrası, okuldan bazı arkadaşlar, “Hocam biz her haftada bir akşam bir araya gelip sohbet ediyoruz. Katılabilir misin? Diyerek davet ettiler. Ben de kabul ettim. Katılmaya başladım. Başka okullarda katılanlarla beraber 8- 10 öğretmen arkadaş vardı. İlk toplantıda, dışardan gelen iki arkadaşın bazı kitaplar ve bilgisayar ve sidilerle geldiğini gördüm. Anlaşılan bu arkadaşlar, bu derslerde, üstatlarının Hocalarının kitaplarını okuyacak ve okutacaklardı. Onlar, daha kitaplarını, bilgisayarlarını açmadan, derslerine başlamadan, onlara şöyle dedim;

-Arkadaşlar! biz yarın hesapta şunun, bunun kitabından hesaba çekilmeyeceğiz. Biz, yarın ahirette, Allah’ın Kitabı Kuran’dan hesaba çekileceğiz. Hepimiz belli bir yaşa gelmiş, belli bir birikime sahip insanlarız, öğretmenleriz.  Gelin hep beraber gücümüz yettiğince Allah’ın Kitabını okumaya,  Allah’ın ayetleri üzerinde durmaya, onları düşünüp anlamaya ve onları birbirimize anlatmaya çalışalım, dedim.  Bu çalışma teklifinde bulundum.

Arkadaşlar, bu teklifi uygun gördüler. Dersimize başladık. Beş altı yıl devam eden bu dersimizde 13. Cüze kadar, meal, tefsir karşılıklı soru cevaplarla Allah’ın ayetlerini okumaya, anlamaya ve anlamaya çalıştık. Bu dersimiz, o okuldan ayrılana kadar, yaklaşık 5-6 yıl devam etti. Bu arada organizeyi yapan arkadaşlar, iki hafta sonra değişik mazeretlerle dersleri terk ettiler.

Rabbim, cümlemizi bu şuurla, rızası istikametinde yaşayan ve razı olduğu kullarından eylesin.

Mahmut Balcı

 

YORUMLAR
M. Kamuran TÜRKER
6.2.2021 23:08

Allah razı olsun.

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!