Din, Akıl ve Batı

Âlimler/bilginler toplumların hayat damarlarıdırlar. Toplumların gelişmesi ve medeniyetlerin oluşması âlim/bilginlerin çalışmaları ile doğru orantılıdır...
Din, Akıl ve Batı
Abdulhakim YALÇIN
Abdulhakim YALÇIN
Eklenme Tarihi : 28.02.2021
Okunma Sayısı : 1138

Âlimler/bilginler toplumların hayat damarlarıdırlar. Toplumların gelişmesi ve medeniyetlerin oluşması âlim/bilginlerin çalışmaları ile doğru orantılıdır. Tersi de mümkündür önce âlim/bilgin azalır veya yok olur sonra da toplumların gerilemesi ve medeniyetlerin çöküşü başlar.

Âlim/bilginlerin üretebilmeleri için özgür ortamlara ihtiyaç vardır… Fikir, düşünce ve hareket özgürlüğünün olduğu ortamlar... Özgürlüğün kısıtlandığı dönemlerde bilimsel faaliyetlerde ve ilmi çalışmalarda üretim azalır ve özgünlük ortadan kalkar. Böyle olunca sadece selefin ürettikleri tekrar edilir. Bu sebepten ötürü kutlu elçi “Bir müçtehit, içtihat eder ve içtihadında isabet ederse iki sevap; hata ederse bir sevap kazanır.” (Buhari, İ’tisam, 21; Müslim, Akdıye, 15)buyurarak alimin bilimsel faaliyetlerde bulunduğunda zihinsel olarak kendisini rahat hissetmesi ve ortaya koyduğu çabanın isabetli olup olmadığı endişesini taşımamasını istemiştir..

İslam’ın insanlığa ışık verdiği, bilimsel gelişmelere Müslümanların damga vurduğu zamanlarda, Alimler kendi aralarında bilimsel faaliyetleri tartışır geliştirir veya reddiyeler yazarlardı. Ancak bu ilmi faaliyetler halk tabakasına/avama indirgenmezdi. Ve kendi aralarında yaptıkları bu yazışmalar, ilaveler, tartışmalar ve reddiyeler ilmi havzamızı besleyen nehirler gibi bu muazzam ilmi havzayı doldururlardı...

Bugün Müslümanların en büyük sorunlarından bir tanesi içtihat mekanizmasının işletilmemesi olarak kabul edilir. Bu doğru bir teşhistir.  Ancak bunu gidermek için içtihat mekanizmasını işletilmesi gerekir. İçtihat eski olanı aktarmak değildir. Dünü bugüne getirmek hiç değildir. İçtihat dinin bugünkü hayatla buluşmasıdır. Bugünkü hayatla dinin buluşması için bugünü yaşayan insanlara geçmişteki yorumlardan ziyade güncel yorumlamalara ihtiyaç vardır. Aksi takdirde bugünün insanları dünü taklit etmek mecburiyetinde kalırlar. Ya da din toplum hayatında güncelliğini yitireceğinden insanlar dinle aralarına mesafe koyarlar.

Diğer taraftan yeni söylem adı altında, dinin/ inancın kendisini tartışma konusu yapmak veya dinin yegâne referans kaynağı olan kitap ve sünnetin (varlığı-yokluğu) kendisini tartışma konusu yapma girişimleri dünden bugüne Müslümanlara ne entelektüel boyutta ne de ameli boyutta hiç bir şey kazandırmamıştır.

Buradan hareketle güncel olarak karşılaştığımız en önemli sorunlardan birisi; din ile ilgili gençliğin önüne ya dünün yorumları getirilmekte veya dine sorunlu yaklaşım biçiminden ziyade dinin kendisi tartışmaya açılmaktadır. Gençlerin, sadece dünün yorumlarına dayanarak üretmeleri, insanlığa umut olmaları imkânsızdır. Bu durumda geçmişi taklit etmekten öteye geçemeyeceği gibi dini tartışma konusu yapıldığında ise dine seküler yaklaşacak ve kendisi olmaktan çıkacaktır.

Bugün bu iki sorunlu yaklaşım maalesef gençleri tatmin etmemektedir. Son zamanlarda yazar ve akademisyenler arasında, bir takım konferans veya panellerde ya da makalelerde ciddi tartışmalara sebep olan fikirler ortaya atıldı… Bu fikirler neticesinde ya din/inanç sorgulandı veya fikir sahibinin akidesi…

Bu tartışmalar başta kendi coğrafyamız olmak üzere tüm Müslümanların yaşamış olduğu coğrafyalardaki insanların zihnini ve ufkunu açmak şöyle dursun, zaten sorunlu olan zihinlerin daha da karışmasına sebep olmaktadır.

Toplumların din ile ilişki biçimi her zaman araştırmaya değer bir konu olmuştur. Din toplumları şekillendiren önemli bir olgu olduğu için toplumlar kendi gelişmişliğini veya geri kalmışlığının müsebbibi olarak dini görmüşlerdir.

Dini, insanlara sunan azizler, dailer veya davetçiler zamanla kurumsallaşırlar. Dini temsil eden kurumlar, din adına hareket edip kararlar alıp vermeye başlarlar. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus; dini metinlerin kendisi maksat ve gayesi doğrultusunda bir temsiliyet söz konusu olduğu zaman meşru kabul edilebilir. Aksi durumda bu temsiliyet meşru değildir. Dinin maksad ve gayesi anlaşılmadığı zaman din adına haksızlıklar ve usulsüzlükler söz konusu olur.

Dinin insanlara ulaşması vahiy yolu ile gerçekleşir. Vahyi anlama ve yorumlama da akıl yolu ile olur. Fert olarak insanın ve toplumun dünya hayatında uyacağı ilke ve erdemler vahyin temel mesajlarıdır. Kirlenmemiş, Formatı bozulmamış, saf akıl her dönem vahyi, geliş amacına uygun olarak idrak eder.

İnsan, vahyin inzali için yegâne sebeptir. Vahiy ancak insanla ete kemiğe bürünür. Vahiy insan içindir. Vahyi kıymetli kılan insandır. Akli melekelerini yitirmiş insan vahye muhatap değildir… İnsanı kıymetli kılan akıldır.

Yaratıcı; asıl, gerçek, en iyi olan ve her şeyi yaratandır. İnsan, yaratılanların doğru bilgisine O’nun verdiği akıl ile ulaşır.  İnsan doğuştan bilgi sahibi değildir… İnsan, akıl ile tabiattan aldığı duyumları alır bilgiye dönüştürür ve açığa çıkartır… “Akıl bilginin taşıyıcısı değil bizzat üreticisidir”(Aristo)… İnsan canlıdır ve tüm canlılardan farklıdır… Bu farkın sebebi akıldır... Akıl canlı olarak insanı tüm diğer canlılardan farklı kılar… İnsan müstesna bir varlıktır… Tüm kainat insan emrine musahhar kılınmıştır.(2:29; 45:13)

Akıl ürettiği bilgi neticesinde toplumları dönüştürür ve medeniyetlerin oluşmasını sağlar. Akıl üretmezse taklit eder. Taklit eden akıl toplumları dönüştüremez. İslam aklı üreten akıldır. Üretmeyen akıl İslam aklı olamaz... Bugünden hareketle üretmeyen akıl Müslüman’ın (güncel) aklı olabilir ancak İslam aklı asla olamaz.

Akla en büyük değeri vahiy vermiştir. Harekete geçirmeyen, değişime zorlamayan, üretmeyen ve pasif kalan aklı, vahiy harekete geçirerek önce kainat kitabını okumasını, yeryüzünü ve gökyüzünü incelemesini ve bunlar arasında bağlantı kurmasını istemiştir.(2:164;12:101-105; 29:44;30:22;45:3-13)

“Bir bakıma akıl ve vahyin karşılaşmasıyla, akılla önce vahyin vücûd buluşu ispat edilmekte, ondan sonra da vahiy akla vücûd vermektedir. Râgıb el-İsfahânî (ö. 502/1108) bu gerçeği temel ve bina benzetmesiyle izah etmektedir. Ona göre, akıl, ilâhî kanun (eş-şer‘) olmadan doğru yolu bulamaz ve ilâhî kanun ancak akılla açıklığa kavuşur. Akıl temel, ilâhî kanun bina gibidir. Bina olmadan temel fayda vermez, temel olmadan da bina sabit kalmaz” (Râgıb el-İsfahânî, Tafsîlü’n-neş’eteyn ve tahsîlü’se‘âdeteyn (nşr. Abdülmecîd en-Neccâr), Beyrut: Dârü’l-Garbi’l-İslâmî, 1408/1988.s. 140-141.) (Bu alıntı Hülya Alper’in Milel ve Nihal dergisinden alındı)

Öncüsü vahiy olan akıl, yaratıcının murat ettiğini gerçekleştirmeye muktedirdir. Vahyin öncülük etmediği (İslam öncesi)Arap toplumu aklı, cahili toplum alarak literatüre geçmiştir. Cahili toplum kısa sürede insanlık tarihinin eşine az rastladığı bir medeniyet inşa etmesi vahyin öncüsü olduğu akıl sayesinde gerçekleşmiştir.

Vahyin öncülük ettiği akıl; ürettiğinde ıslah, ihya, inşa ve insanlığın onuru ve haysiyeti amaç edinilir. Adalet ve özgürlük esas alınır. İnsanı yaşatmak gaye edilir. Fesat, yıkım, zülüm, kan ve gözyaşına karşı bir mücadele ilke kabul edilir.

Vahyin kılavuzluğunu reddeden akıl ve bu aklın ürettiği bilgi seküler bir bilgidir. Bu bilginin temelinde hizmetten ziyade çıkar vardır. Dolayısıyla bu bilgi, tüm insanlığı kan ve gözyaşına mahkum ederek sadece elit bir azınlığı mutlu kılmak için vardır.

Batı seküler aklın ürettiği bilginin teknolojiye dönüşmesi neticesinde elde ettiği maddi zenginlik ve refahın temelinde mazlum insanların kanı ve emeği vardır. Batı zenginliği, insanlığı sömürerek yoksul bırakarak elde edilen bir zenginliktir.

Netice itibarıyla akıl vahyin kılavuzluğunu kabul ettiğinde adalet ve inşaya, etmediğinde zülüm ve yıkıma hizmet edecektir.

Bugün üretmeyen Müslüman aklı ve üreten seküler batı aklı sayesinde yeryüzü hiç olmadığı kadar savaş zülüm ve fesada mahkûm olmuştur.

Batı düşüncesinin geliştiği zemin seküler bir zemindir ve bu zeminin felsefi altyapısı iyi idrak edilmediği zaman onların üretimleri göz kamaştırıcı gelebilir.

Batı düşüncesinin, üreten seküler aklının ortaya koyduğu bilimsel üretimler karşısında, İslam dünyasında üretmeyen Müslüman aklı, yenilmişlik psikolojisi ile incelemiş ancak anlamadan bir yargıya sahip olmuştur.

Bugün Müslümanların yaşamış olduğu coğrafyalarda var olan krizlerin sebebi akide/inanç değildir… var olan krizin kaynağını akide olarak görenler bu krizi çözmek için inançlardaki yanlış inançları düzeltme veya ıslah etmenin şart olduğuna inanmışlardır. Oysa ki entelektüel krizin sebebinin inanç olmadığı bir asırdır Müslüman toplumlar maalesef tecrübe etmektedirler..

Bugün Müslümanların en büyük sorunu Müslüman aklın üretemiyor olmasıdır. Bu yaklaşım;  Müslüman’ın dini inanç ve düşüncesinden kaynaklandığı şeklinde neticelendiği zaman, tespit doğru teşhis yanlış konulmuştur.

Şu noktanın altının çizilmesi gerekmektedir. Bugün Müslümanların yeniden tarih sahnesindeki yerlerini almamalarının nedeni olarak dini düşüncenin gösterilmesi ve bundan dolayı dini yeniden yapılandırmaları ve hatta yenilemeye kalkışmaları, teşhis olarak yanlıştır. Doğru teşhis; Müslümanların birey olarak anlayışlarını ve idrak yöntemlerini yenilemeye, bunun için de gerekli, irade, yetenek, kararlılık ve verimi sağlayacak epistemolojik ve metodolojik bilince ihtiyaçları vardır.

Bu bilinç ile yeniden okumak… Allah’ın görün, düşünün ve üzerinde tefekkür edin dediği kainatı yani kevni ayetlerle birlikte nazil olan vahyi birlikte ele alarak epistemolojik ve metodolojik bilinç ile yeniden okumalıyız… Bununla İslami düşüncenin yenilenmesi ve yeniden İslam medeniyetinin inşası mümkün olacaktır…Kur’an’ın yalnızca kendimize, kendi kuşaklarımıza yani bugüne vahy edilmiş gibi okuma metodunu  benimsenmesi ile gerçekleşecektir.

Bugün, tarihselci veya mecazi ve batini yoruma dayalı okumaya ihtiyaç yoktur… Bunun yerine her çağın ve kuşağın sorunlarına ve meydan okumalarına Kur’an’ın kesin ve net çözümler ürettiği bir okuma tarzına ihtiyaç vardır. (Cabir Alvani: İslam düşüncesinde çağdaş söylem)

Bazı eksik ve problemler ile birlikte krizleri fırsata dönüştürebilirsek büyük değişim ve dönüşümlerin eşiğinde olduğumuz bir süreçteyiz. İslam dünyası yenilmişlik psikolojisini üzerinden atmak üzeredir. Yeni bir dünya, yeni bir nizam, yeni bir medeniyetin inşa süreci en azından teorik alanda başlatılabilir. Emperyalizm ve Batı dayatmalarına karşı direnen ve kendi medeniyetini yeniden inşa etme konusunda düşünsel adımların atıldığı bir süreçten geçiyoruz. Dünyaya yeni bir model, yeni bir nizam, yeni bir medeniyet armağan etme sorumluluğu müslümanların/müslüman aklın temel sorumluluklarından biridir. Selam ve dua ile…

Abdulhakim Yalçın
26/02/2021

 

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
YORUMLAR
mehmet murat göğüş
5.3.2021 13:28
Allah razı olsun Abdulhakim hocam. emeğinize sağlık

Halil Han
4.3.2021 16:19
Kaleminize, yüreğinize sağlık hocam.

Nevzat yiğit
3.3.2021 14:23
Allah razı olsun değerli hocam..Tespitler ve çözüm önerileri çok güzel..Emeginize ve kaleminize sağlık..

Murat Akgün
3.3.2021 00:50
Saygıdeğer hocam kaleminize sağlık.Nice ufuk açan yazılara inşallah.

Davut ERCAN
3.3.2021 00:44
Teşekkürler Cenabı Allah Sizlerden Razı Kalsın

Mahmut BAŞARAN
2.3.2021 16:04
Allah razı olsun, aklınıza ve kaleminize sağlık. Güzel yorumlarınız ile inşaallah yeni çağa dinin mesajını en doğru şekilde taşırsınız.

İlhan Dursun
2.3.2021 13:09
Eyvallah hocam...

M. Kamuran TÜRKER
28.2.2021 23:55

👍 👍 👍

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!