Yüzyilin Isgali

Hiçbir zaman, asirlar boyunca sürgün halde yersiz yurtsuz yasamis, yurdundan edilmis ve hatta soykirima ugramis bir milletin;...
Yüzyilin Isgali
Cemile BAYRAKTAR
Cemile BAYRAKTAR
Eklenme Tarihi : 12.05.2021
Okunma Sayısı : 1496

Hiçbir zaman, asirlar boyunca sürgün halde yersiz yurtsuz yasamis, yurdundan edilmis ve hatta soykirima ugramis bir milletin; savas suçu islemesini, bir milleti yerinden etme arzusunu, isgalini, süresiz ve sinirsiz çatisma istegini, hiçbir sekilde makul olani kabul etmemesini, bir milletin kutsal mabetlerinden zeytin agaçlarina kadar büyük ya da küçük ne kadar degeri varsa hepsine düsman kesilebilmesini, tükenmeyen nefretlerini anlamadim, anlamayacagim. Devam eden bu sinirsiz isgali izleyen ve destekleyenleri de… Zira böyle bir mefhumu anlayabilmek için onlar kadar katiksiz kötü olmak gerekiyor. Her ne kadar bu durumu anlayamamis olsam da, bu durumu açiklayici ifadeler yardimiyla izah etmek mümkün, mesela “kötülügün siradanligi” ile… Yillar önce Yahudilerin katledilmesini “kötülügün siradanligi” kavramiyla ifade eden Hannah Arendt’in bu kavraminin ifade ettigi seyde Yahudilerin yerini Filistinlilerin, Hitler’in yerini Israil yönetiminin, Siyonizmin almasi disinda bir degisiklik yok.

Israil saldirganliginin nedenleri


Süphesiz Trump yönetimi, Israil’in isgallerini mesrulastirmasi için bir firsatti ve Israil, Trump’in yardimiyla Bati Seria’yi ilhak etme, Kudüs’ü Yahudilestirme politikalarini “Yüzyilin Anlasmasi” söylemiyle hayata geçirmeye çalisti. Ancak ayni zamanda Israil ne kadar pervasiz olursa olsun, olusacak tepkilerden ve kaostan bir nebze çekindigi için bu planlarini zamana yaymak zorunda kaldi. Tam o sirada Trump’in tekrar seçilememesi, Kongre basan Trump taraflarindan daha fazla, Israil yönetimini üzdü zira hizlandirilmis isgal girisimleri en azindan simdilik sekteye ugramis oldu.

Israil’in korku bahanelerinden Iran’in tekrar nükleer anlasmaya dönme ihtimali, Israil’in son iki yilda dört kez seçime gitmesi ancak halen hükümetin kurulamamis olmasi yani siyasi istikrarsizlik, Netanhayu’nun sik sik yolsuzluklarla anilmasi, Israil’deki ekonomik problemler, yine Israil içindeki dindar-seküler kesimler arasindaki gerilim, toplumsal problemler, COVID-19 salgini gibi gündemler arasinda popülist bir siyasetçi olan Netanyahu’nun saldirgan ve basarisiz politikalari gibi olumsuz gündemleri bertaraf etmek için bir Israil gelenegi olarak, Israil Ramazan ayinda Filistinlilere saldirdi. Elbette saldirilar Israil askerleri, polisleri ile sinirli degil, Israil vatandasi olan asiri sagci Yahudiler de silahlanarak sik sik Filistinlilere saldiriyor, iftar sofralarina tas, cam sise firlatiyorlar, Filistinlilerin evlerine girip yerlesiyor ve Filistinlileri evlerinden atiyorlar. Isgalin her biçimini kutsala, mabede de saldirarak hayata geçiriyorlar.

Tabi sunu da belirtmek gerekiyor, bir süredir Israil ve Islam ülkeleri arasinda bir normallesme adimi atilmaya çalisiliyordu, bu adimin imkanlari elbette sinirli ancak böyle bir gelisme vardi. Israil’in böyle bir gelismeden beklentisi ayni zamanda Iran’in, Biden yönetimi ile Trump yönetimi kadar sorunlu olmamasi ihtimaline karsi Israil’in kendisine yarayacak imkanlar aramasiyla alakaliydi ancak bu ihtimale ragmen, bölgeden tepkilerin olacagini bilmesine ragmen Israil topyekun halde Filistinlilere saldirdi. Peki neden? Çok yakin iliskileri olmayan Suudi Arabistan, Türkiye ve Misir arasinda bir süredir iliskileri düzeltmeye yönelik bir egilim var, bu ülkeler arasinda olusabilecek bir normallesme ve hatta bu görüsmelere Suriye’nin bile dahil olabilme ihtimali Israil’i rahatsiz ediyor. Bu nedenle Israil saldirganligi sadece Israil’in iç siyasetinden kaynakli problemleri örtme amaci degil ayni zamanda Ortadogu’da zor da olsa kismen olusabilecek bir istikrari hedef almayi da amaçliyor diyebiliriz. Nihayetinde Türkiye ve Suudi Arabistan, Israil’in Filistinlilere yönelik saldirilarini kinayan açiklamalar yaptilar bile…

Israil saldirganliginin bir diger nedeni de Israil’in “asla kabul edilemeyecek kadar genis alana saldir, sonra bir anlasma olustur, bu kez çekiliyormus gibi yaparak yine hakkin olmayan ama isgal etmeyi kafana koydugunun yerleri isgal et” seklindeki stratejisine dayaniyor. Bu strateji maalesef Israil’in bugün haksizca isgal ettigi topraklari bir takim gayri mesru anlasma masalarinda “mesru” olarak kendisine katmasini sagladi. Yine bu dogrultuda Israil, haksizligini örtmek, Filistinlileri tahrik etmek, hatta abarti olmasin bir Intifada baslatmak istiyor ki, her zaman oldugu gibi kendisine saldirildigi imajini olustursun, Filistinlileri öfkelendirsin, böylece isgallerini sanki savunmaymis gibi gösterebilsin diye ugrasiyor. Tabi bu saldirganligin arkasinda Trump’in bir daha seçilmemis olmasinin Netanyahu’da biraktigi hayal kirikliginin da etkisi var. Yoksa bölgede zor ve suni de olsa Islam ülkeleri ile normallesmeye çalisan bir Israil profilinin, bizzat saldiriya geçmesi çok makul gelmiyor… ya da Israil, çogunlugun inanmadigi gibi, Trump’in damadi Kushner’in “Araplar ve Israil arasindaki çatisma bitti” üfürmelerine o dönem de dahil olmak üzere kendisi de inanmiyor.

Tüm dünya küresel ekonomik kriz etkisinde ve COVID-19 salginiyla mücadele etmeye çalisirken, Israil kendisine çok dikkat kesilinmeyecegini düsündügü için de saldirganligin dozunu arttirmakta bir beis görmüyor gibi…

Israil saldirganliginin arkasindaki nedenlerden biri UCM’nin kendisine karsi baslattigi sorusturmaya yönelik öfke psikolojisinden de kaynaklaniyor. Öyle ya! On yillardir tüm dünyanin gözü önünde savas suçu islemekte bir beis görmeyen, hatta desteklenen, simartilan Israil’i yargilamak kimin haddine!

Israil isgali ve Uluslararasi Ceza Mahkemesi kararlari


Israil’in, Kudüs’ü Yahudilestirme, Bati Seria’yi ilhak etme projeleri, ibadet eden Filistinlilere saldirmakla sinirli degil. Bu basliklar altinda Israil, bir savas suçu olarak kabul edilebilecek yerlesim yeri isgallerini uyguluyor ve bunu sadece kendi silahli güçleriyle degil silahlanmis ama güya sivil olan Yahudi yerlesimciler eliyle de yapiyor.

Geçmise dogru biraz hafizamizi tazeleyelim… Filistin’in 2012’de BM’ye üye devlet olarak kabul edilme talebi, ABD’nin veto etmesiyle engellenmisti. Ancak ayni dönemde Filistin Devlet Baskani Abbas, 2002’de kurulan, 120 ülkenin taraf oldugu, merkezi Lahey’deki Uluslararasi Ceza Mahkemesi’nin  kurucu anlasmasi olan Roma Anlasmasi’ni imzaladi. Ve böylece Filistin, Israil’in isledigi suçlari mahkemeye tasimaya basladi. Elbette bu anlasmada Israil’in imzasi olmadigi için geçerliligi konusundaki tartismalar devam ediyor... Filistin ayni zamanda Birlesmis Milletler Güvenlik Konseyi’nin “Israil, uluslararasi hukuka aykiri biçimde yaptigi yerlesim faaliyetlerini derhal ve tamamen” durdurmalidir içerikli 2016 tarihli 2334 sayili kararini da mahkemeye tasidi. Bes yil süren incelemenin ardindan mahkeme, Subat 2021’de Filistin’in 1967 sinirlarindaki topraklarini kapsayacak sekilde, Gazze, Bati Seria ve Dogu Kudüs için yargi yetkisine sahip olduguna hükmetti. Bunun sonucunda isler hale gelmese dahi Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin hakki kismen de olsa taninmis oldu. Ve 2021 Mart ayinda da UCM  resmi sorusturmaya basladi.

Hiç süphesiz bu kararlarin uygulanip uygulanmayacagi bilinmiyor, zaten Israil hemen “anti-semitizm” kartini ortaya koyuyor ve haksizliga ugrayanin kendisi oldugunu iddia ediyor, bu kararlarin anti-semitik oldugu hikayelerini anlatmaya basliyor. Ama yine de bu tür kararlar çok etkili olmasa dahi bir anlam ifade ediyor.

Sinirsiz isgal


Israil isgali bugün baslamadi, uzun yillara yayilmis bir isgal türünden bahsediyoruz. Ayni zamanda her tür firsati degerlendiren ya da saldiri için firsat kollayan bir yönetimden bahsediyoruz. Ama Israil yönetiminin en büyük sorunu isgal degil, zihinsel olarak isgali kendisinde bir hak olarak görmesi. Mesele de zaten burada çözümsüz hale geliyor; uluslararasi hukuk, ceza mahkemeleri, ikna amaçli görüsmeler, anlasma masalari, saldirilara misliyle olmasa dahi imkan dahilinde cevap verilmesi… yani akliniza gelebilecek her yöntemi deneyin yine de Israil’i, normal davranmaya ikna edemiyorsunuz. Hala daha kendisini hakli, isgali hakki gören bir anlayisla muhatapsiniz. Bunu anlamak mümkün degil çünkü bu dili konusmuyorsunuz… Bu nedenle Israil, Birinci ve Ikinci Dünya Savaslari’ndan sonra bu savaslarin yikiciliginin olumsuz etkisi nedeniyle bir daha bu tip savaslara dönülmeyecegi konusunda kismen de olsa birlesebilmis bir dünya karsisinda kötülügü de, isgali de siradanlastirabiliyor, nasil ki bir çocugu Yahudi oldugu için gaz odasina götürebilen bir Nazi subayinin kafasindaki irkçi nefretin sinirsiz kötülügünü anlayamiyorsaniz, nasil yapabildiler, diye hayiflaniyorsunuz, ayni sekilde Yahudi bir yerlesimcinin Filistinli bir ailenin evini gasp ederek elinden alirken, “evini ben çalmasam bir baska yerlesimci çalacak” derkenki rahatligini ayni sekilde anlayamiyorsunuz çünkü bu tip siradanlasmis kötülüklerin anlasilabilecek bir tarafi yok.

Not Bu yazi 09.05.2021 tarihinde sarkul avsat sitesinden alintilanmistir, yazinin orijinali için asagidaki linki tiklayiniz.

https://turkish.aawsat.com/home/article/2963046/cemile-bayraktar/y%C3%BCzy%C4%B1l%C4%B1n-i%C5%9Fgali

Görsel: https://www.sabah.com.tr/galeri/yasam/kutsal-sehir-kudusun-tarihi

 

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!