Özgürleştirici İslam ve Teopolitik Dayatmacı Din Arasında İnsan

Allah’ın insanlık üzerinde tamamlanmış nimeti dini kemal düzeye çıkarmasıdır...
Özgürleştirici İslam ve Teopolitik Dayatmacı Din Arasında İnsan
Ali YALÇIN
Ali YALÇIN
Eklenme Tarihi : 7.07.2021
Okunma Sayısı : 440

Allah’ın insanlık üzerinde tamamlanmış nimeti dini kemal düzeye çıkarmasıdır.1 Dinin; artık yeni bir vahye gerek kalmaksızın saf akılla anlaşılır durumda açıklığa kavuşması, beşerî sızmalara karşı da korunma getirmiştir. Kur’an’ın korunmasının yanı sıra, din, salt beşeri sızmalarla bir zorbalığa dönüşmesin diye, saf akıl sahiplerinin akılsızlık ürünü teopolitik dayatmalara karşı temkinli olmaları gerekmektedir. Teopolitik dayatma, siyasallaşmış din üzerinden bir tercihten öte, insanlık için en zorlayıcı iç unsur olan bilgisizliğin -diğer bir ifade ile cehaletin- sarhoş edici etkilerle aklı esir alıp dinî söylemlerle dayatmalarda bulunmasıdır.

İslam dini, kemale ermiş bir din olarak, insanı tercihte sınırlandırmamıştır. İnsanın baskı veya aldatma temelli tercihe zorlanması mümkün değilken teopolitik din anlayışı bu temel esasa uymaz.

İlk kez, en somut haliyle, Arap- Emevi teopolitiğinde gördüğümüz, dinî değerlerin kullanılarak şiddet temelli zorlama, dinî görünümlü saltanatın geleneğe dönüşmesinde önemli bir kırılma oluşturmuştur. Daha sonra da teopolitik dinî dayatma değişik gerekçelerle devam etmiştir. Allah’tan alındığı iddia edilen yetki donatılı anlayış, Allah ile aldatmaya devam etmiştir. Ne yazık ki çok uzun zaman da teopolitik dayatmacı dinî gelenek halk kitleleri tarafından desteklenmiştir. Geleneğin ibadet kasıtlı beklentileri dinden olmayan kolaylaştırılmış ritüeller açısından yoğunluklu olduğundan adı geçen desteğin alınması zor olmamıştır. Oluşan kitle ise İslam’ın kabul etmediği muhafazakâr bir kitledir. Muhafazakâr kitle ise teopolitik muhafazakâr iktidarlara yol vermiştir.  İslam’ın gelenekle çatışmasının sebeplerinden biri de budur ve bu çatışmada halk çoğunlukla geleneğin yanında yer almıştır.

Anlaşılıyor ki İslam dini gelenekle halen de sürmekte olan derinlikli bir çatışmadadır. Bu çatışmanın ileri aşamalara taşınması İslam’ın anlaşılması ile doğrudan alakalıdır. Çünkü gelenekselleşmiş dinî anlayış, dinde olmayan yığınlarca kirli birikintileri kesintisiz arttırmakta ve İslam’a erişim düne göre daha da zorlaşmaktadır. Uzun zaman alacak bir sorun…

Dine entegre edilen cehalet temelli ikrahın da tanımlanması uzun zaman alacaktır. Günümüzde şiddet karakterli dinî radikalizm görünümlerinin varlığı bu görüşü doğrulamaktadır.  İnsanların ikrah ile tercihe zorlanması, zorla Müslümanlaştırma ve akabinde de mutlak itaate zorlama, faillerine cazip gelerek onları sarhoş etmektedir. Cehalet en uzun etkili sarhoşluk sebebidir. Çünkü cehalet temelli akli tembellik ve cehalet kaynaklı iç dayatma şiddet hareketlerine olabildiğince malzeme ve imkânlar vermektedir. İkrah bu yüzden insan için özgürlüğü kısıtlayıcı bir olumsuzluktur. Dinde ikrahın olmadığının çok yönlü ortaya konması de kendiliğinden önem kazanmaktadır. 

İslam’da ikrahın dinden çıkartılması ile iman etme tercihinde hiçbir fitne ile karşılaşmama hali kadar fitneden ötürü özgür irade kullanamayanlara musallat olan teopolitik dayatmanın ortadan kaldırılması,  tüm zamanlara kıyasla,  ehemmiyet arz etmiştir.  İnsan iradesine baskı yapan fitne ortadan kalksın diye, savaşmak da dâhil, her düzeyde karşı müdahalede bulunmak bu yüzden sorumluluktur.

Cehaletin rolüne daha fazla değinmek gerekmektedir.  Cehalet dini söylemle insanlığın huzuruna çıkınca kendiliğinden fitne aracı olur ve zorbalık üretir. Tabiatı gereği her zorbalık, sarhoşluk etkisi ile halini korumada ısrarcıdır.

Oysa din özgürleştiricidir.

Peki din hangi özellikleri ile özgürleştiricidir?

Diğer dinlerle karışmasın ve yazının başlığındaki ile uyumlu olması için bundan sonra İslam ifadesi tercih edilecektir.

İslam hangi özellikleri ile özgürleştiricidir?

Muhafazakâr teopolitik şiddet bu kadar cazip geliyorken özgürleşme çabası karşılık bulabilecek midir? Özgürleşmek hangi durumlarda ikraha karşı direnebilecektir? Bu direncin gösterilmesinde yeni bir ikrah sarmalına girmemek için ne türden yol işaretlerine ihtiyaç vardır?

Bu soruları çoğaltmak mümkündür…

Bu hususta İslam diğer dinlerden nasıl ayrışmaktadır?

Bir kere kendisinde “ikrah” yoktur.2 Ayette geçen “fi – (d)din” “fi” edatı burada “içindelik” belirttiğinden ikrahı dinin içinden ayıklamaktadır. İnsanlık için seçilen ve insandan razılık ile kabul edilecek din olmasının yanı sıra, tercih konusunda insana özgürlük alanı bırakılmıştır. “Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi mutlaka iman ederdi. Sen insanlara iman etmeleri hususunda ikrahta bulunup zorlayacak mısın?” (Yunus,99). Allah dilemiş olsaydı insanlık tek ümmet de olurdu.3

Şirk konusunda da yaklaşım aynıdır:

“Eğer Allah dileseydi    şirk koşmazlardı. Biz seni onlar üzerinde bir gözetleyici bekçi (zorla İslam’a getirici) kılmadık; sen onlar üzerinde bir vekil de değilsin.” (En’am,107)

Söz konusu din veya düşünce olunca, olabildiğince özgür ortamlarda tercih ön plana çıkmaktadır. Yoksa tercihlerin insana yüklediği sorumluluklar yerine getirilemez, toplam fıtrîlik korunamaz.

İnsanlık “ hanif “ adlı fıtrat üzerine yaratıldığından4 özgürleşme sürecinde fıtratın korunması önceliklidir. Çünkü fıtratı bozucu her şey insanın tercihlerine olumsuz etki etmektedir. Hatırlayalım ki faili Peygamber de olsa, ikrah yöntemi ile insanlara imanın dayatması zorbalık olarak adlandırılmıştır. Benzer şekilde insana baskı uygulayarak şirki tercih etmeleri konusunda fıtrata baskı uygulayan mantık da aynı zorbalık kategorisindedir.

Dinde ikrahın olmaması kişinin razı olmadığı tercihe zorlanamayacağı anlamındadır.  Bu da evrensel insan fıtratına uygundur. Evrensel insan,   dahlinden gelen en büyük zorlama olan cehalet ve dışından gelen en büyük zorlama olan zulüm karşısında özgürleştirilerek korunabilir. Kişi tamamen serbest kaldığında da artık tercihleri onun kaderidir. Bu yüzden insanın kaderine ve dolayısıyla fıtratına müdahale Allah tarafından kabul edilmemiştir.

Peki dini emirler veya yasakları nasıl yorumlamalıyız?

Özgürce yapılan tercihler insanlara sorumluluklar yükler. Çünkü tercih sürecinde kişi bir şeye inanmaya, bir sözü söylemeye veya bir işi yapmaya zorlanmamıştır. Cehalet ve zulüm iradenin özgürleşmesini engelleyememiştir. Cebir tehdit doğurmamıştır. Allah’ın muradı, insanın özgür ortamlarda bulunmasıyla doğrudan alakalıdır. Zira cebir, cehalet, zulüm üçlüsünde din ve dindarlık sürdürülemez. Kişi uzun süre inanmadığı şeyin sorumluluğunu alamaz. İnanmadığı renkte görünemez. İnanmadığı halde Allah’ın boyası ile boyanamaz. Allah ile uzun soluklu sözleşme yapamaz veya bu sözleşmeye uzun soluklu sahip olamaz.

Allah’ın insan ile ilişki ve iletişimi sözleşme hukukuna dayalıdır. Bu sözleşme metninde “rüşd” ve “ğayy” en ufak ayrıntısına kadar tanımlanmıştır. Rüşd bütünde insanı Allah’a yöneltmekte, gayy ise toplamda insanı Tağut’a yöneltmektedir. Sözleşme metni bu toplamdaki metindir. İnsanın sözleşmenin hangi maddelerine imza atacağı bellidir. Bir belirsizlik söz konusu değildir. Sözleşmeyi sayfa düzeninde ikiye bölünmüş dizilim olarak algılarsak bir tarafında rüşd ve rüşde dair maddeler ayrıntılı tanımlanmış, diğer tarafında da ğayy ve ğayye dair tüm ayrıntılar tanımlanmıştır. Kişi özgür tercihi ile istediği bölümün altını imzalamakta serbesttir. Hangisinde zulümlerden/karanlıktan nura/aydınlığa çıkacağı, hangisinde de nurdan /aydınlıktan zulme /karanlığa sürükleneceği belirtilmiştir. Sözleşme bu denli nettir.   Bu yüzden sözleşme kurallarının iradenin kısıtlandığı zaman ve durumlarda imzalanması söz konusu değildir. Yineleyecek olursak:  İnsan sözleşmenin tüm maddeleri üzerinde özgürce kafa yoracak, neticede anlayacak, hangi pratiklerin sözleşmeye zarar vereceğini de bilecektir. Sözleşmeye uymayacaksa da iradeli davranmak durumundadır. Mesela İblis örnekliği böyledir. İblis Allah’ı suçlayarak yol almak istediğinde iradesi kısıtlanmamıştır. İnsanları saptırmak istemiş, kıyamet gününe kadar da istediği mühlet verilmiştir.

"Beni saptırmana karşılık, onlar için senin değerler yolunun üzerine oturacağım, dedi”  (A’raf,16)

İblis’in talebi kendince gerekçeleri olan bir iddiadır. Allah Teâla bu iddialara cevabı gerekli görmemiştir. İblis’e istediği mühleti vermemesi durumunda sorgulanacak olanın kendisi olduğunu bilerek söz konusu mühleti vermiştir. Allah noksanlıklardan münezzeh sonsuz irade sahibidir ve insan da kendi iradesi ölçeğinde  “rüşd” ve “ğayy” arasındaki tercihinde serbesttir.

“Dinde ikrah  yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapkınlık (ğayy)tan apaçık ayrılmıştır. Artık kim Tağut’u   tanımayıp Allah'a inanırsa; o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bu kulpun kopması yoktur. Allah, İşitendir, Bilendir.” (Bakara,256) . Tağut her türlü saptırıcı zorbadır. Eğer bir zorba bile tercih edilecekse bu tanımlanmış, özgür ortamlarda olmalıdır.  Tağut’un özgürce tercih edilmesi için de fitnenin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Çünkü çatışmanın bilinçsizlerin veya cahillerin çatışmasından acilen çıkartılması gerekmektedir. İslam kendinden ikrahı çıkartarak bu yöndeki en önemli adımı atmıştır.

Dinde ikrah yoktur ancak İslam dışı türlü türlü İslam görünümlü teopolitik dinler insanlığı aldatmaya da devam etmektedir.   Gelenekselleşmiş ılıman teopolitik dinî dayatmalar ve teopolitik dayatmacı iktidarlar muhafazakârlığın kirli tonları üzerinden ısrarla yol almaktadırlar. Kişinin hür iradeyle ve seçimle Müslümanlığı benimsemesi, İslam’ın  temel esaslarına iman etmesi, dinî görevlerini hiçbir şeyin  baskısı altında kalmaksızın  isteyerek yerine getirmesi için İslâm’ın önünde engel oluşturucuların  cesurca tanımlanması gerekmektedir. Çünkü cehaletin içten zulmün de dıştan baskısı sonucu oluşan muhafazakâr ortamlarda şiddet ile sınanmak güçlü bir ihtimaldir. Cehalet, cebir ve tehdit ile özgürlükleri ellerinden alınanların Allah ile aldatılmaları kolay olduğundan bu ihtimal güçlüdür. Muhafazakâr iktidarlar,  Firavun örneğindeki gibi, kendi iktidarlarının aslında halkın iktidarları olduğuna halkı inandırmada her türlü yola başvurmuşlardır. Halk iktidarının korunması bir beka sorunu olarak her an gündeme gelebilir ve “geleneğin dini”  bekayı korumaya almak için her türlü şiddete onay verebilir. Teopolitik dinî dayatma, özgürleşmeye adanmış insani çabaları zora sokmaya devam edebilir. Fitne dalga dalga büyüyebilir.

Önemli konunun kısa içeriğine sonuç olarak diyebiliriz ki dinde ikrahın olmaması sıradan bir ifade değildir.  Yeryüzünün her köşesinde insanı köleleştiren dini ve fikri dayatmalara karşı tüm insanlık için mücadele etmek gerekliliği söz konusudur. Sözün özgürleşmesi 5,aklın özgürleşmesi, kısacası insanın özgürleşmesi için bu kaçınılmazdır. İman edenin imana uygun yaşaması ve iman edenlerin iktidarında da inanmayanlar başta olmak üzere, kafirler, müşrikler, ateistler, deistler vs… her türlü dünya görüşündekiler kıyas yapma imkanı bulacak özgür ortamlarda kendilerini güvende hissetsinler diye Müslümanlara ciddi sorumluluklar düşmektedir. Onların inanmışlar olarak iman etme gerekçelerinden emin olmaları bu yüzden istenmektedir: “…Ey İman edenler iman edin..!”(Nisa,136)

Vesselam…

__________

  1. Maide,3
  2. Bakara,256
  3. Hud,118
  4. Rum,30
  5. Zümer,18

 

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
 Abdülaziz KIRANŞAL

Abdülaziz KIRANŞAL

Dinden Soğutan Dindarlık

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

İnsanı Kendi Olmaktan Çıkartan Bir Çağın İçindeyiz

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!