Ercümend Özkan: Entelektüel Bir Portre

Türkiye'de Islâmci düsüncenin bazi dönüm noktalari, etkileyenleri, önde gelen isimleri vardir.
Ercümend Özkan: Entelektüel Bir Portre
M. Kürsad ATALAR
M. Kürsad ATALAR
Eklenme Tarihi : 13.01.2022
Okunma Sayısı : 1466

Türkiye’de Islâmci düsüncenin bazi dönüm noktalari, etkileyenleri, önde gelen isimleri vardir. Merhum Ercümend Özkan da bu kirilma noktalarindan birine isaret etmektedir. Kürsad  Atalar  Ercümend Özkan Entelektüel Bir Portre  (2021) kitabinda Özkan’in düsünce dünyasindaki önemli dönüm noktalari ve faaliyetlerini analitik bir gözle degerlendiriyor. Ona göre Özkan’i Türkiye’deki Islâmcilik akimi için önemli kilan en önemli unsur, mücadelesinden çok düsünceleridir. Özkan’in hayat hikâyesi bu düsüncelerin tarihsel açidan konumlandirilma sansini vermekle beraber kendi dönemini izahi bakimindan da önemli bir yere sahiptir. Bu baglamda kitapta din-siyaset iliskisi, modernite-gelenek elestirisi ve yöntem olmak üzere üç ana baslik altinda Özkan düsüncesinin profili çikarilmaktadir. Kürsad  Atalar’la kitabindan hareketle Ercümend Özkan’i konustuk. (Umran)                

Son yayimlanan kitabinizda, Ercümend Özkan’a dair alisilmisin disinda entelektüel bir zeminden hareket eden genisletilmis bir kavrayis gelistiriyorsunuz. Özkan’i yeniden kavrama girisiminizde,   analitik bir yaklasimi benimsediginizi ifade ediyorsunuz. Böylesi bir degerlendirmenin tasimasi gereken baslica niteliklerden baslayabiliriz…

Öncelikle sunu ifade etmek isterim: Rahmetli Ercümend Özkan Türkiye’deki Islâmcilik akimi içerisinde genellikle siyasal mücadelesi öne çikarilan bir figürdür. Entelektüel yönüne odaklanan çalismalar görece azdir. Özellikle de ‘analitik’ degerlendirmeler pek yoktur. Hakkinda yazilan yüksek lisans ve doktora tezlerinde dahi bu boyut eksiktir. Bu yüzden kitapta ‘alisilmisin disinda’ bir yaklasim sergilendigine dair tespitiniz isabetli. Burada, Özkan’in düsünce yapisini analitik kriterler ölçeginde degerlendirmeye çalistim. Bu baglamda, vazgeçilmez gördügüm ‘din-siyaset iliskisi’, ‘modernite-gelenek gerilimi’ ve ‘yöntem’ kriterleri baglaminda Özkan’in düsüncelerinin yüksek-çözünürlüklü bir fotografini çekmeye çalistim. Ne ölçüde basarili oldugumun takdiri elbette okurun. Sunu da eklemek isterim: zannimca, bu tür çalismalarin çogalmasi lazim, eger Türkiye Islâmciligi’nin düsünsel arkaplanini daha iyi anlamak istiyorsak. Çünkü ‘düsünsel’ temeli iyi bilinmeyen hiçbir eylemlilik dogru anlasilamaz. Eskilerin deyimiyle, önce kalp ikna olur, sonra organlar ona tabi olur. Bunun günümüz dilindeki tercümesi “ameli iman belirler” veya “teori pratikten önce gelir” seklinde yapilabilir. Eger Ercümend Özkan Türkiye Islâmciligi’nin tarihinde silinmeyecek iz birakmis bir figür olarak kabul ediliyorsa, onu tanimak için evvelemirde yapilmasi gereken, bu varolusun ‘düsünce’ temellerini iyi bilmektir.

HAKIKAT ARAYISI                    

Ercümend Özkan nasil bir dünyaya dogdu? Kisiligi nasil olustu? Bu kisiligi belirleyen temel unsurlar nelerdir?

Dogum tarihi 1938 olduguna göre, nasil bir dünyaya dogdugu da kabaca bellidir! Çocuklugu tek parti döneminde geçmis, gençliginin bahari sayilabilecek dönemde ise Menderes hükûmetini görmüstür. Milliyetçi-muhafazakâr denilebilecek bir kökenden gelmektedir ve gençlik döneminde genellikle bu anlayisin sahibi çevrelerle hemhal olmustur. Fakat 1960 yilinda Hizbuttahrir’le tanismasindan sonra ‘Islâmcilik’ akimina intisap ettigini söyleyebiliriz. O tarihten itibaren de hep bir ‘Islâmci’ (bazilarinin deyimiyle, ‘radikal Islâmci’) olarak kalmistir. Yani 35 yillik bir Islâmcilik tecrübesi vardir. Son derece gelismis bir sorgulayici zihne ve ‘acar’ denilebilecek bir kisilige sahiptir. Dogrunun pesindedir; onu bulursa, çekinmeden söyler, geregini de yapar. Hem kurulu düzenin hem de geleneksel çevrelerin hismini üzerine çekmesinin nedeni budur. Herkeste oldugu gibi onun kisiliginin olusmasinda da kimi sosyo-kültürel, siyasi vs. faktörlerin etkisinden bahsedilebilir ama bence Islâmcilik yönünde yaptigi tercih bunlarin hepsinden önde gelir. Baska bir ifadeyle, onun kimliginin belirleyeni bence ‘hakikat arayisi’dir. Gerçegi Islâm’da bulduguna inanmistir ve bütün düsünce ve davranislarinin ona uygun olmasi için de gayret göstermistir.

Basin ve yayincilik alaninda girisimleri de var Ercümend Özkan’in. Dergicilik serüveni bakimindan fevkalade önemli bulunan Iktibas dergisi çerçevesinde de metinler yazdiniz. “Iktibas, Özkan’in belki de tek eseri olarak nitelendirilmeyi hak eden bir periyodiktir”  diyorsunuz. Bu dergiyi 1980’ler ve sonrasindaki gelismeler açisindan nasil ele almak gerekir?                       

Iktibas, Özkan’in deyimiyle, onun ‘Altinci Evladi’dir! Malum, 5 evladi var kendisinin. Hatta baska bir yerde  Iktibas  için “ailemizin en imtiyazli üyesi” diyor! Bu da bence, ‘hakikat’e her seyden daha çok önem verdiginin bir baska kanitidir. Yani kendi evlatlarindan bile imtiyazli görüyor onu. Çünkü onun ‘varolusu’nu anlamlandiran sey fikir, düsünce veya hakikattir. Özkan, ömrü boyunca alisilageldik yazarlardan biri olmadi. Yani, basit ifadeyle söyleyecek olursak, kitap yazmadi. Ömrünün sonlarina dogru çikan iki kitabinda (Inanmak ve Yasamak  ile  Tasavvuf ve Islâm) yer alan yazilarin önemli bir bölümü daha önce Iktibas’da yayimlanmis yazilardir. Yani, Özkan’in fikirlerini kamuoyu ile paylastigi asil platForm Iktibas’tir.  Vefatindan sonra yayimlanan kitaplari da yine çogunlukla  Iktibas’ta çikan yazilarindan olusmaktadir. Dergi, 12 Eylül Darbesi’nin oldugu yil (Özkan’in deyimiyle de “zemheri sogugu”nda) yayin hayatina baslamis ve ‘darbe sartlari’nin devam ettigi yillarda Islâmci kesimde ses getirmis bir yayin organidir. Önceleri özgüvenli söylemi ve yüksek fikri düzeyi ile genellikle bu kesimden olumlu tepkiler almis, önemli tiraj sayilarini da yakalamistir. Fakat ‘hakikat’i her seyden öncelikli gören her girisimin bu çagda yasadigi tecrübeyi o da yasamis, özellikle de gelenege yönelttigi elestiriler yüzünden bazi kesimleri (Seriati’nin deyimiyle) “rahatsiz etmistir.” Derginin zaman içerisinde (etkinliginin degil) ‘popülaritesi’nin azalmasinin belli basli nedenlerinden biri de budur. Fakat genel bir degerlendirme  yapilacak  olursa,  derginin  (özellikle de Özkan’in sagliginda) Türkiye Islâmcilarinin fikri düzeyinin artmasinda önemli katkilari olmus bir yayin organi oldugu rahatlikla söylenebilir.                

KAVRAMLAR  VE  ÇAGDAS  ISLÂM  DÜSÜNCESI                    

Dergi bakimindan önemli olan noktalardan biri de kavramlar. Ercümend Özkan’in ideoloji kavramina dair kanaatinin büyük ölçüde, Ali Seriati’ninkine benzedigini belirtiyorsunuz. Bunu biraz açar misiniz?

Özkan’in ‘kavramlar’a özel önem verdigi bilinen bir husustur. Hatta ‘Kavramlar’in derginin en önemli bölümü oldugu bile söylenebilir. Bu, bizzat Özkan’in ifadeleriyle sabittir. Bunun nedeni de basittir: zihniyeti kavramlar olusturur! (Bunu dahi onun ‘hakikat arayisi’na baglamak mümkündür). Özkan’in  Iktibas’ta ele aldigi kavramlar genel olarak iki baslik altinda toplanabilir. Ilki, Islâm’la ilgili olanlar, ikincisi ise Bati’yla (veya yasanan hayatla, moderniteyle vs.) ilgili olanlar. Ilk kategoride yer alanlar, belki ikincisinden biraz fazladir ama toplamda bunlarin sayisinin birbirine yakin oldugu söylenebilir. Yani Özkan’in  Iktibas’ta yapmaya çalistigi seyi, “yasamak için inanmak” seklinde özetlemek mümkündür. Zaten ilk kitabinin adi da zaten bu kliseden mülhemdir! Esasen moderniteye ait olan ve basitçe ‘idealar bilimi’ anlamina gelen ‘ideoloji’ kavramina gelince, sunlari söylemek mümkün: malum oldugu üzere, bu konuda bir zamandir Islâmcilar arasinda bir tartisma bulunuyor ve bir kesim Islâm’in bir ideolojik olarak nitelendirilmesine itiraz ediyor. Özkan, bu karsitligin saglam bir temeli olmadigi düsüncesindedir ve bu görüsü benimseyenleri ‘iyi düsünemeyenler’ olarak nitelemektedir. Çünkü yasadigi dönemde yaygin bir sekilde kullanilan bu kavram ile kast edilen soyut fikir degil “baglisindan bedel ödemesini isteyen düsünce”dir. Bu kavrami, bu mana içerigiyle  Ali Seriati de eserlerinde genellikle olumlayarak kullanir. Fakat tabii ki kavramin ‘olumsuz’ denebilecek tazammunlari da var.  Ama bu daha çok Bati dünyasinda böyledir. Bu cografyada, özellikle postmodern dönemde yapilan tartismalarda bu boyut öne çikarilir ve yasanan tecrübeler sonucunda Marksizm, liberalizm vb. ideolojilerin (veya ‘meta anlatilar’in) ‘öldügü’ ilan edilir.  Ama burada suna dikkat etmek lazim: postmodern dönemin jargonu Özkan’in yasadigi dönemde (‘kullanilan dil’ açisindan) Müslüman Dünyasi’ndaki tartismalarda henüz yaygin olarak kullanilmamaktadir. Dolayisiyla aktüel olarak kullanilmayan bir dildeki olumsuz tazammunlarin farkinda olunmadigi gerekçesiyle Özkan’i veya Seriati’yi sorumlu tutmak hakkaniyetli bir yaklasim olmaz.  Ayrica Özkan’in ‘dil’ konusundaki hassasiyeti de bilinmektedir. Kendisi Cumhuriyet, demokrasi vb. kavramlari olumlayarak kullananlari ‘ideolojik kirlilige’ bulastiklari gerekçesiyle elestirmis, özellikle de ömrünün sonuna dogru ‘devrim’ kavramina yönelik daha rafine elestiriler getirmistir. Bu kavramin “bize ait olmadigini” ve “sahiplerine geri iade edilmesi gerektigini” de vurgulamistir.

Öte yandan Ercümend Özkan’in toplum ve devlet hakkindaki görüslerinin çagdas dönem Islâmci düsünürleri arasinda en çok Seyyid Kutub’un yaklasimlarini akla getirdigini kaydediyorsunuz. Ne gibi benzerlikler var?

En basta ‘toplum tanimi’ açisindan benzerlikler var. Hem Kutub hem de Özkan için hâlihazirdaki toplumlari orijinal anlamda ‘Müslüman’ olarak nitelemek mümkün degildir. Bunun olabilmesi için o toplumda Seriat’in hâkim hukuk olmasi gerekir. Bu nedenle, hilafetin ilgasindan sonra ortaya  çikan yeni ulus-devletler (Türkiye ve Misir gibi) ‘cahiliye’ toplumu olarak nitelendirilebilir. Fakat ‘cahiliye’ toplumunun üyelerinin tek tek nitelenmesi konusunda Özkan’in üslubu Kutub’a göre daha ilimlidir. Özkan’in “Bizler kâfir sayma memuru degiliz!” seklinde sikça ifade ettigi bir cümlesi vardir. Bu, halka karsi yaklasim konusunda onun görece ‘ilimli’ denilebilecek bir tutum sahibi oldugunu göstermektedir. Hatta zaman zaman Özkan’in üslubunda “Türk halki bildigi Islâm’i sevmektedir.” türü sempatik ifadelere rastlamak dahi mümkündür. Kutub’ta ise ‘ayri organizasyon’ vurgusu belirleyicidir. Ona göre, Müslümanlar, cahiliye toplumlarinda sistemin bir unsuru olarak faaliyet gösteremezler.  Aslinda Kutub, bu düsüncesini Mevdudi’den almistir. Fakat pratige bakildiginda, bu düsünceden ‘militan’ örgütlere yol bulmak da mümkündür. Nitekim düsüncenin kaynagi Pakistan (Mevdudi) olmasina ragmen, militan örgütler daha çok Misir’da kurulmustur.  Ama bunu yerel sartlara baglamak bana daha dogru geliyor. Bence Kutub’un düsüncesinden dogrudan ‘militan’ örgütlere yol bulmak zordur ama onun yasadigi dönemde Misir’in zorlu sartlari, görece sert bir tutum takinmayi beraberinde getirmis gibi görünüyor. Rejimler konusunda ise, Kutub, Mevdudi ve Özkan’in görüsleri aynidir. Üçünün de mevcut ulus-devletlerin yerine ‘Islâm devletleri’ kurulmasi talebi vardir. Hayatlari boyunca da bunun için çalismislardir.

          

MODERNITE,  GELENEK  ELESTIRISI  VE  YÖNTEM             

Analitik yaklasiminizi sürdürerek modernite-gelenek elestirisinin, çagdas dönem Islâmciliginin tipik vasiflarini belirleyen hususlardan biri oldugunu vurguluyorsunuz. Bunlarin imkân dâhilindeki en önemli yönlerini Ercümend Özkan üzerinden örnekleyebilir misiniz?            

Modernite ve gelenek elestirisi, bence çagdas dönem ‘Islâmciliginin ‘alamet-i farikalarindan biridir. Bu elestirinin düzeyi ayri bir tartisma konusu ama elestirel yaklasim yoksa o kisi veya görüse ‘Islâmci’ demek zordur. Elestirinin varligi Islâmcilik için yeter kriter midir? Bunun mahiyeti de önemlidir. Mesela gelenek elestirisi konusunda ‘Müslüman modernist’ tipoloji ile ‘Islâmci’ tipolojinin farki vardir. Her ikisi de gelenegi elestirir ama aralarinda içerik bakimindan fark vardir. Müslüman modernist, genellikle modernitenin temel kavramlarini mesrulastiracak sekilde gelenegi elestirirken, Islâmci, ‘seçici’ davranir ve elestiriyi genel olarak ‘yasal/fikhî sinirlar’ içinde kalarak yapar. Bir ‘Islâmci’ olarak Özkan da, hem moderniteye hem de gelenege yönelik ‘sert’ elestiriler yöneltmistir. ‘Sahih inanç’ adina demokrasi, insan haklari, özgürlük, vb. kavramlari olumsuzlamis, özellikle de mezhepler ve tasavvuf  konularinda gelenege siddetli elestiriler yöneltmistir. Onun buradaki amaci ‘inancin safiyetini korumak’tir. Müslüman tarihi boyunca, muhakkik ulemanin (Mevdudi’nin deyimiyle de ‘müceddid’lerin) sürekli yapmaya çalistigi sey de bundan baskasi degildir. Baska bir ifadeyle, bu, farkli kültürlerden Islâm’a bulastirilmaya çalisilmis unsurlarin temizlenmesi çabasidir. Özkan’in gelenek ve modernite elestirisini de bu kapsamda degerlendirmek mümkündür.                     

Islâmcilik düsüncesinde yöntem tartismalarini arizi tasavvur eden bakis açilarinin aksine, siz, Islâmcilik arastirmalarinda ihmal edilen yöntem odakli bir bakis açisina sahipsiniz. Ercümend Özkan’in merhaleci Islâmciliginin baskalarindan farkini ortaya koyuyorsunuz. Böylesi bir yaklasimi önemsemenize yol açan temel fikrî etkiyi açiklayabilir misiniz?

Yöntem, Islâmcilik tanimlarinda genellikle ihmal edilmis bir kavramdir. Halbuki gruplari ayristirirken analitik bir kriter olarak kullanilabilir. Çünkü her yöntemin bir ‘düsünce’ temeli vardir. Düsüncesi farkli gruplarin genellikle yöntemi de farkli olur. Bu durum Islâmci gruplar için de geçerlidir. Özkan’in bu konudaki tavri Kutub ve Mevdudi’ninkine benzer. Bunu, “amaca ulasmak için her yol mubah degildir” seklinde özetlemek mümkündür. Nasil suyu buharlastirmak için ates, ocak vs. kullanmak gerekiyorsa, Islâmî gayelere ulasmak için de Islâmî araçlara basvurmak gerekir. Bu baglamda çagdas dönem Islâmciliginda “sistem içi mücadele” kavrami önem arz eder. Genellikle ‘radikal’ gruplar, bu yönteme karsidir. Kutub, Mevdudi ve Özkan bu hususta ayni görüsü paylasirlar. Özkan’in ‘demokratik’ partileri Islâmî saymamasi da ayni sebepten dolayidir. Ona göre, laik düzeni (eger içine girip isletme tarzini benimserse) “Hz. Ömer bile düzeltemez.” Kutub ise bu hususta ‘çark’ metaforunu kullanir. Çark, içine gireni ögüten bir seydir. Bunun Müslüman olmasi veya olmamasi sonucu degistirmez. ‘Siddet’ de bu tartismada ele alinmasi gereken bir diger önemli kavramdir. Merhaleci yöntemi benimsemis Islâmcilara göre, siddet kullanimi ancak belirli sartlarda (harb, vs.) mesrudur. Davet-teblig ortamlarinda siddete basvurulmaz. Dolayisiyla, ‘militanizm’ Mekkî ortamlarda sonuca götürücü bir yöntem olmaktan çok, “davaya zarar veren” bir seydir. Bu hususta, Özkan, Mevdudi ve Kutub’un görüsleri büyük benzerlik gösterir.

Son tahlilde Islâmcilik kavrayisinizin siyasi odakli oldugu söylenebilir…                  

Islâm’i iktidar etmeyi istemeyen birisine ‘Islâmci’ denilemeyecegi  için,  bu  hususun  belirleyici  oldugu kusku götürmez. Özkan, iktidar talebini ‘özden’ gören bir kisidir. Ona göre, “dogrularin iktidar olma talebi ister istemez vardir.” Dolayisiyla, bu anlayisa sahipseniz, inandiginiz dogrularin ‘devlet’ olmasini istemeniz de gayet dogaldir. Fakat ‘devlet’e yönelik bir elestirel tavir olamaz mi? Mesela ‘anarsizm’in tezi gibi… Bu ayri bir tartisma konusu ama bilebildigim kadariyla, Özkan, fikrin iktidar olma talebini dogal gördügü için, ‘devlet’i de bir anlamda ‘kaçinilmaz’ bir kurum olarak görüyordu.                     

Kitap hakkinda Ercümend Özkan’in yaklasimlarini benimseyen çevrelerden bir tepki aldiniz mi?                    

Henüz almadim. Kitap daha yeni çikti. O yüzden bir süre sonra çesitli kesimlerden kitaba yönelik (olumlu-olumsuz) elestiriler gelebilir. Ben elestiriyi rahmet olarak gören biriyim. Her türlü tenkide de açigim.

HIZBUTTAHRIR’LE  ILISKISI  VE ISLÂMΠ PARTI  DENEYIMI                     

Peki, 1960’li yillarda içinde yer aldigi Hizbuttahrir’le iliskisi sonraki düsüncelerini hangi yönlerden etkilemistir?                      

Özkan, kendi ifadesiyle, Hizbuttahrir’den “dokuz talakla bosanmis” biridir. Gerek düsünsel gerekse eylemsel açidan bu yapiya getirdigi elestirileri, onunla yapilmis olan  Ercümend Özkan’la Islâmî Hareket Üzerine  adli söylesi kitabinda detayli olarak anlatmistir.  Ayrildiktan sonra çesitli kereler bu örgütten gelen görüsme taleplerini de geri çevirmistir.  Ama söylesi kitabinda da ifade ettigi üzere, ilk Islâmci fikirlerle bu örgüt sayesinde tanistigi için, bir vefa borcu olarak bunu da ifade etmekten geri durmamaktadir. Sorgulayici bir zihne sahip olan Özkan’in daha sonraki dönemde ortaya koydugu düsünsel çaba ve eylemlilige bakildiginda, bu örgütle bir iliskisinin kalmadigi rahatlikla söylenebilir.

Siyasallik baglaminda Ercümend Özkan’in parti çalismalarina da yer veriyorsunuz. Bu konudaki girisimlerini nasil degerlendirmek gerekiyor?

Özkan bizzat benim de sahit oldugum bir sohbette: “Ömrüm boyunca partisiz olmadim.” demisti! Saniyorum, 1990’li yillarin basinda kuracagini ilan ettigi Islâmî Parti deneyimi sürecinde sarf etmisti bu sözü. Bundan neyi anlamak lazim? Resmi anlamda bilinen bir partisi hiç olmadi. Ama mesela ilk tecrübesi olan Hizbuttahrir bir ‘parti’dir. Örgütten ayrildiktan sonra kurdugu ve tüzügünü 62 ayda hazirladigi illegal ‘Islâm Partisi’ de bir ‘parti’dir. 1990’li yillarin basinda kuracagini ilan ettigi siyasi teskilatin adi da ‘Islâmî Parti’ idi. Burada Özkan’in ‘parti’ kelimesiyle neyi kast ettiginin iyi bilinmesi gerekiyor. Benim anlayisima göre, Özkan, “Islâm’in özü itibariyla siyasi karakterli bir din” oldugunu vurgulamak için böyle söylüyordu. Yani “ömrüm boyunca hep Islâm’i iktidar etme amacim oldu” demek istiyordu. Hatta en son girisim olan Islâmî Parti, aslinda “tebligyönelimli” bir girisimdi. Bizzat kendisi, partinin kapatilacagina yönelik elestirilere cevap verirken: “Birkaç televizyon programina çikip, birkaç meydan konusmasi yapsak bile bu bize yeter.” diyordu. Bu, onun, ortaya çikan firsatlari degerlendirip davasini anlatmak için kullanacagi bir yeni araçti sadece. Olursa olurdu, olmazsa, o yine bildigi türden çalismalara devam edecekti. Nitekim öyle de yapti. Parti girisimi basarisiz olunca bu kez ulusal televizyon kurma çalismasina yöneldi. Orada da “ne kadar yayin yapabilirsek, o kadar kârdir” anlayisiyla hareket ediyordu!                      

FIKIRLERI  DOGRU  DEGERLENDIRILMELI

Ercümend Özkan üzerine öteden beri çok sey söylendi, yazildi. Bu konuda nesredilen metinlerin genelinin bir degerlendirmesini yapar misiniz? Bu baglamda akademik arastirmalar da gündeme geliyor ister istemez… Özkan’a dair yazilan akademik metinler hakkindaki düsüncelerinizi açiklayabilir misiniz?                     

Bence bu konuda hâlâ eksik var.  Az önce ifade ettim:  Analitik çalismalari daha çok yapmak lazim. Kendisi, en özet ifadesiyle, saglam düsünen biriydi. Düsüncelerine odaklanan çalismalar daha çok yapilirsa, bu, Türkiye Islâmciligi açisindan daha hayirli sonuçlar dogurur kanaatindeyim.

Ercümend Özkan’in yazdiklarinin tümü sagliginda kitaplasmamisti. Pek çok metni dergi sayfalarinda kaldi. Bir kismi daha sonra kitaplasti. Bunlarin yayin seyri hakkinda neler düsünüyorsunuz?                   

Özkan’in hâlihazirda birçok kitabi, DVD’si var. Bunlar, çogunlukla  Iktibas’ta çikan yazilarindan, çesitli yerlerde verdigi konferanslardan olusuyor. Dergi sayfalarinda kalmis pek bir yazisi kalmadi. Yani isteyen kitaplar ve DVD’ler araciligiyla, isteyen de bizzat  Iktibas  dergisini takip ederek, onun fikirlerine ulasabilir. Bunlarin büyük çogunlugunun vefatindan sonra yayinlanmis olmasi, onun ayni zamanda bir ‘mücadele adami’ olmasiyla iliskili. Bu hususta o, daha çok  Ali Seriati’ye benzer. Seriati’nin kitaplarinin önemli bir kismi da vermis oldugu konferanslardan olusur. Kitaplarinin yayimlanmasiyla ilgili serencam esas itibariyla bu hususla iliskilidir.         

Çalismanizda siklikla atif yaptiginiz yayinlardan biri Ercümend Özkan’la Islâmî hareket üzerine yapilan “nehir söylesi.”  Bu kitabin olusumunda sizin de önemli bir yeriniz var. Biraz bu eserin hangi düsünce ile nasil hazirlandigindan bahsedelim isterseniz…                  

Söylesi fikri, hatirlayabildigim kadariyla, bizzat Özkan’in kendisinden gelmisti. “Birçok bilgi, benimle birlikte bu dünyadan gitmesin.” istiyordu. Ya da teklif  söylesiyi birlikte gerçeklestirdigimiz A. Burak Bircan’dan da gelmis olabilir. Bu hususu tam hatirlayamiyorum.  Ama gerekçe ayniydi. Özkan detaylari kendisinde olan birçok yasanmisligin bilinmesini istiyordu. Biz de 1992 yilinda  A. Burak Bircan’la birlikte, onun  Ankara-Etlik’teki evinde birkaç ay içinde gerçeklesen röportajlar dizisi gerçeklestirdik. Bunlari teybe kaydettik ve bir süre öylece kaldi.  Vefatindan önce bize birkaç kez “söylesi ne oldu, kitaplastirmayacak miyiz?” diye sordugunu hatirliyorum. Neyse, yasarken kitabi yayinlayamadik.  Vefatindan iki yil sonra ise nasip oldu, yayinlandi. Kitap, özellikle biyografik malumat açisindan önemli, çünkü bunlarin birçogu baska çalismalarda yok. Ben de bu yeni kitabimda biyografisinin ana unsurlarini temelde bu kitaba referans vererek tespit etmeye çalistim. Çünkü burada tanikligi bizzat kendisi yapiyor!                  

Ercümend Özkan’i Türkiye Islâmciligi açisindan daha önemli kilanin, siyasi tecrübeleri degil, onun düsünceleri oldugunu belirtiyorsunuz. Bütün bu anlattiklarinizdan sonra su soru akla geliyor: Özkan’in düsüncelerinin Türkiye’deki Islâmcilik tecrübesi açisindan anlami nedir?                  

Tabii, degisik kesimlerden kendisini taniyan çok kisi var. Herkesin degerlendirmesi farkli olabilir. Bu sonuçta öznel bir sey! Ben kendi açimdan sunlari söyleyebilirim: Özkan’i en iyi niteleyen cümlelerden biri yayinlamis oldugu derginin her sayisinin kapaginda yer alan su cümledir: “Iktibas: Fikir verir.” Özkan, her seyden önce, “hakikat asigi” biridir. Bu tür kisilige sahip olanlarin tipik özelligi, fikir (veya dava) için her seyini ortaya koymalaridir. Özkan, “inanmis adamdir.” Fikri temel kabul eder ve inancini onun üzerine bina eder.  Amelleri bunun dogal sonucudur. O yüzden diyorum ki, Ercümend Özkan’i tanimak isteyen, her seyden önce fikirlerini dogru anlamalidir. Yapip-ettikleri ondan sonra gelir, onunla anlamlidir.                   

EYLEMDEN  DÜSÜNCEYE                 

Ercümend Özkan’in hayat hikâyesinin “eylemden düsünceye”  seklinde özetlenebilecek bir gelisim süreci izledigini vurguluyordunuz. Kitabinizda, hususiyetle ehemmiyet atfettiginiz düsüncenin okullasmasi teklifiniz de yer aliyor. Bu meseleyi Özkan’la birlikte düsünmenizin sebeplerine dair yorumunuzu ögrenebilir miyiz?       

Bu da benim öznel degerlendirmem. Hayat tecrübesine bakildiginda, bence, baslarda eylemliligin daha önde oldugu görülüyor.  Ama karakter özelliklerinin de yardimiyla, zaman içerisinde “eylemden düsünceye” veya “disaridan içeriye” seklinde özetlenebilecek bir yaklasimi benimsedigi görülüyor. Bu, fikirlerinin zaman içerisinde derinlesmesiyle alakali bence… Çünkü fikrin eylemden önce ve daha önemli olduguna inaniyorsaniz, ister istemez o alana odaklanirsiniz. Eylemlilik, genellikle ‘düsünce’ meseleleriyle isi olmayan ya da düsünsel meselelerini çözmüs (çözdügüne inanan) kisilerin halidir. Mesela politik parti iseniz, hala bazi meseleleri tartisiyor olamazsiniz! Bir tüzügünüz ve programiniz olmali ve bunu kitlelere ‘çözüm’ diye lanse etmelisiniz.  Ama hala fikir meseleleriyle ugrasiyor ve insanlarin düsünce dünyalarini düzeltmeye çalisiyorsaniz, o oranda ‘eylemlilik’ sizin için tali öneme sahip bir seye dönüsür. Eylemlilige Hizbuttahrir ile baslayan Özkan’in hayat hikâyesinin tabiri caizse ‘tasavvuf  elestirisi’ ile hitama ermesi bosuna degil bence. Ilkinde eylemlilik, ikincisinde elestirellik belirleyicidir. 2000 yilinin Ekim ayinda yine ilk kez  Iktibas  dergisinde dile getirdigim, daha sonra da çesitli vesilelerle altini çizmeye çalistigim ‘düsüncenin okullasmasi’ kavrami çerçevesinde savundugum görüs de esas itibariyla bu meseleyle iliskili. Bu kavramla anlatmak istedigim, özet olarak Müslümanlarin “ilimde derinlesmesi” gerektigidir. Bu konuda eksigimiz çok. Özkan’in hayat hikâyesinin ‘yönü’ne baktigimizda da, bu hususun önemine dair bazi isaretler çikarmak mümkündür. Tabii bunu ben öznel olarak çikarabiliyorum.  Ama bu sonucu çikar(a)mayana da bir sey diyemem. Sonuçta bu bir sübjektif degerlendirme isi.                

Anlattiklariniz baglaminda gelecege dönük ne söylenebilir?               

Zannimca, Türkiye Müslümanlarinin Ercümend Özkan örnekliginden çikaracagi dersler vardir. Her seyden önce o bir ‘sembol’ sahsiyettir. Çagdas dönemde bu sahsiyetlerin 12’sini bendeniz  Sembol Sahsiyetler  adli kitabimda degerlendirmeye çalistim. Müslüman Dünyasi’nin degisik cografyalarinda yetismis bu sahislarin her birinin sembolize ettigi düsünsel/eylemsel varolusun iyi bilinmesi, Çagdas dönem Müslüman Düsüncesi’nin anlasilmasi noktasinda önem arz eder. Ercümend Özkan da onlardan biridir ve onun da Türkiye özelinde bilinmesi Türkiye Islâmciliginin iyi anlasilmasi noktasinda önemlidir. Bu baglamda daha çok arastirmanin yapilmasi gerekiyor bence. Zannimca bu, biyografisinden çok fikirleri üzerinde yapilmalidir. Çünkü  Özkan,  her  fert  gibi  geldi,  yasadi  ve  gitti.  Geriye kalan fikirleridir. Bunlar iyi anlasilir ve kritik edilirse, fikir dünyamiz da o oranda zenginlesir ve gelisir. Ben kendisine bu vesileyle rahmet ve magfiret diliyorum. Rabbimden de bu toplumda onun gibi ‘hakikat asiklari’nin sayisini artirmasini niyaz ediyorum.

Bu yazi umran dergisi |  Ocak  2022  |sayi:329 sh:70/75 alinmistir.

(Bu yazida yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakis açisini yansitmayabilir.)

 

YAZARA AİT BÜTÜN YAZILAR
YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!