Yasar Kaplan Ile Söylesi: "Ülkemi Özledim"

Geçmiste düsünceleriyle önemli bir kitleye hitap eden yazar Yasar Kaplan&rsquodan haber var...
Yasar Kaplan Ile Söylesi:
Seref AKBABA
Seref AKBABA
Eklenme Tarihi : 12.01.2023
Okunma Sayısı : 854

Geçmiste düsünceleriyle önemli bir kitleye hitap eden yazar Yasar Kaplan’dan haber var.

28 Subat sürecinde darbecilerden bahsetti ve sonrasinda 15 yildir gurbete mahkum oldu. Geçmiste düsünceleriyle önemli bir kitleye hitap eden yazar Yasar Kaplan’dan haber var.

Yasar Kaplan, Ay Vakti Dergisi’nin Ocak-Subat sayisinda Seref Akbaba’ya bir röportaj verdi.

Söz konusu röportaji Islami Analiz okuyuculari için iktibas ediyoruz:

S.A-Yasar Kaplan agabeyimizi Ay Vakti ailesi ve sahsim adina hürmetle, muhabbetle selamliyorum. ”Susarak bir hüzün büyütecegiz. Ve susarak yazacagiz bu destani biz”  cümlesinin de yer aldigi Sifirüç Depremleri’nin sanki bir yansimasi olarak, on bes yili askin bir süredir Almanya’dasiniz. Bir de “Hakikat insani yalnizlastirir” diye bir söz vardir. Dava ve sanat adamiYasar Kaplan diyar-i gurbette. Buradan hareketle neler anlatmak istersiniz?

Y.K-Bazi insanlara Yüce Rabbimiz yalnizligi sevdirmistir. Peygamberler böyledir, düsünce ve sanat insanlari böyledir. Ne kadar sosyal gözükseler de yalnizlar diyarinin insanidir onlar. Baska türlü toplumu göremez, topluma katilamazlar. Sokakta gezinenler degil, kendi dünyalarina kapanip üretenler belki toplumu daha iyi dinleyebilmekte, topluma daha aktif olarak katilabilmektedir.

Bir de uzaktan bakmanin bazan içerde bulunmaktan dahi iyi yanlari oluyor. Ülkeyi ve bireyi daha iyi gözlemleme firsati bulabiliyorsunuz. Biraz uzakta kaldiginizda memleketin sizin için ne ifade ettigini yahut sizin memleket için ne ifade ettiginizi yakindakinden yahut yakindaykenkinden daha net görebilme imkâniniz oluyor. Uzaktan takip ederek, sizi anlayani anlamayani, bileni bilmeyeni, seveni sevmeyeni daha iyi fark edebiliyorsunuz. Insanlara bakislari ile “vadeden” kisi iken bir baskasiniz, “vadetmeyen” kisi iken bir baskasiniz. Oysa düsünür ve yazarlar hayatlarinin her asamasinda, çikislarinda da inislerinde de “vadeden kisi” halindedirler. Belki en verimli dönemleri, uzaktan bakanin bir sey yapilmiyor zannettigi dönemleridir.

Gurbet bazilarini bosaltir, bazilarini doldurur. Her iki halde de hem birey, hem toplum için hayirli bir ayiklanma söz konusudur.

S.A-On bes yil dile kolay. Gurbet ve hasret kavramlari özellikle bir sanat adaminda elbette çok sey çagristirir. Sizin gurbetinizi ve hasretinizi soralim. Sonrasi, ne zaman ve nasil bulusacagiz, Türkiye’ye dönüs ne zaman?

Y.K-Biz kendi ülkemizde de vatan hasreti çekerek yetismis bir neslin mensubuyuz. O nedenle gurbette yasamaya aliskiniz. Bunu yeni kusaklar bilmez. Onlar nispeten birçok seyi hazir buldular ve daha iyi sartlarda yasiyorlar. Dünü bilmeyenlerin yahut dünü çabuk unutmus görünenlerin bir kismi kendi ülkemizin sartlarini zorlastirmakla mesgul olsalar da, Türkiye’nin iyilikleri tükenmez.

Sanatin toplumla yahut sanatçinin çevresiyle iliskisine baktigimizda isin esasinda su var: Sanatçi, esas itibariyle kendi toplumunda da gurbeti yasayan ve hasreti hiç bitmeyen kisidir. Sanatçinin dili farklidir,  bakisi farklidir, düsünüs biçimi farklidir. O nedenle açiga çiksa da çikmasa da sanatçi ile toplumu arasinda bazan hafif bazan agir seyreden bir çatisma zaten vardir. Bunu bahane ederek bazilari sanatçilari itilip kakilacak insan gibi görme densizligine düsebilir.

Türkiye’de yasiyor olmak basli basina bir heyecan ve bu baska heyecanlara benzemez. Özledim ülkemi. Türkiye için daima heyecan duyan birisiyim. Dönüsün sartlari olustugunda gelmek istiyorum tabiî ki. Bunun için benim rûhen hazir olmam gerekiyor. Hayirlisiyla, yeni kitaplarimizla bir baslangiç yaparsak, dönüsümüz de hizlanacaktir, diye ümit ediyorum.

S.A-Ülkemizde insani ve Islami mücadelenin zor bir döneminde, söylenmesi bedel isteyen düsünceleri dile getiren ve bunun bedelini de ödeyen bir yazar olarak bugünü nasil degerlendiriyorsunuz? Dahasi Almanya’dan Türkiye nasil görünüyor?

Y.K-Herkesin sustugu yahut susturuldugu olagandisi dönemlerde bir yahut birkaç kisinin her türlü bedeli göze alarak çikip konusmasi, sesini yükseltmesi, toplumsal varolus için, millî bir durus ortaya koyabilmesi çok önemlidir. Bazan bir kisinin konusmasi bir milletin konusmasi, bütün bir toplumun direnise geçmesi gibidir. Her seyimizi borçlu oldugumuz, kendisine kulluk için kavillestigimiz Yüce Yaratici’miz (cc) bile insan iradesi üzerine ambargo koymamis, insani kendi fiilleriyle özgür birakmisken, bu millet üzerinde hiçbir tasarruf haklari bulunmayanlarin hayatimiza, inancimiza, düsüncemize yön vermeye kalkismasi haysiyet sahibi insanin kabullenebilecegi bir durum degildir. Fakat istediklerini daha rahat icra edebilmek için önce insani haysiyetsizlestiriyor, sonra da onunla oynamaya basliyorlar. Düsünce adamlari haysiyetli davranirsa o milletin boyun egmesi mümkün degildir.

Haysiyetli siyasetçi de, ahlakli isadami da her birisi birer okul durumundaki haysiyetli düsünce adamlarinin tedrislerinden geçerek yetisirler. O nedenle, siyaset ve ticaret hayatinin önde gelenlerinin düsünce hayatina daha yakindan ilgi duymalari bir millî vazifedir. Türkiye’nin gelecegi zor bir gelecektir. Gelecegimiz geçmisimizden de zor olacaktir. O nedenle her bireyin ülkeye kendi özel mülküne sahip çikar gibi sahip çikmaya, birlik suuru ile davranmaya, isbasindakilerin de kirlenmekten uzak durarak islerini yapmaya dikkat etmeleri gerekmektedir. Nereye yürüdüklerini bilen ve birlikte hareket eden topluluklari hiçbir güç yikamaz. Ancak kendi içlerinde yolsuzluk, ekabirlesme, “neme-lazim”ciliktan bin beter su “bensiz-olmaz”ci tutumlar gibi bir dizi çürüme ve soysuzlasmalar baslarsa, bu illetlere yakalanmis toplumlari da hiçbir güç ayakta tutamaz.

O halde gerçek tehdidi disarda degil içimizde aramak ve önlenemez asamaya gelmeden zamaninda müdahale ederek etkisizlestirmek gerekmektedir. Düsünce ve sanat adamlarinin bagimsiz hareket edebilmeleri ve iktidardaki kim olursa olsun gerektiginde elestiri kurumunu ve toplumun âkilleriyle örgütlenip uygunsuzluklara karsi direnme haklarini kullanarak milletin hukukunu koruma mücadelesinden geri durmamalari çok önemli bir misyondur. Bu zor görev ve bu kutlu sorumluluk baska bir kesimin degil sadece aydinlarimizin üzerindedir.

S.A-Basta Suriye, Irak, Gazze’de yasanan zulümler olmak üzere, Islam Âlemi‘nin bugünü ve yarini ile alakali neler söylemek istersiniz?

Y.K-“Müsrikler necistir,” der Rehber Kitabimiz Kur’an’da Yüce Rabbimiz. Derinligini ve boyutlarini kavramayana bu ayet irkiltici bir “söz” gibi gelebilir. Ama vâkia budur, necistirler. Ne islerine güvenilir, ne sözlerine, ne anlasmalarina, ne “dost ve müttefik”liklerine. Her seyleri kirlenmistir. Içleri necaset doludur, her girdikleri beldeyi kirletirler. Her girdikleri yerde kan döker, zulmederler. Onun için bunlarin siyasetine “kirli siyaset” denilmistir.

Bu necis zulümden en çok Müslümanlar etkileniyor. Bunda sasilacak bir sey yok, ama nedense hep sasariz. Nedeni belli; Kur’an ve tarih bilmemek.

Müslüman olarak ortaya çikmissan, hiçbir kötülük yapmasan da kötüyü varliginla tehdit ediyorsun demektir. Sadece varliginla sen bir tehditsin, algilama bu. Bu da kötülerin hedefindeki insan haline gelmek demektir. Bu algi, kötünün hüküm sürdügü su dünyada müslümanlari açik hedef haline getirmektedir.

Kirli siyasetleriyle toplumlari çaresizlestirmek ve kanli elleriyle yazdiklari uydurma kaderlere onlari mahkûm etmek isteyenlerin yaptiklarina karsi çaresiz zannedilen toplumlarin da yapabilecekleri vardir. Öncelikle, her toplum disardan kurtarici beklemek yerine kendi kurtaricisi olmaya karar vermek ve bunun bedeli her ne ise onu ödemeyi göze almak zorundadir. Bedelsiz özgürlük olmaz. Baska türlü bu necaset siyasetinin yikimini durdurmak mümkün olamaz. Arsin ve Mülk’ün Sahibi’ne (cc) siginarak bir adim atacaksiniz ki, Âlemlerin Rabbi de size dogru birkaç adim atsin.

S.A-“ Her dönemin dergileri vardir”  demistiniz.   Büyük Dogu,  Dirilis,  Edebiyat, Aylik Dergi. Bugün, Ay Vakti dâhil, dergilerimiz. Sanal âlemin kiskacinda sanat-edebiyat. Gündemi Almanya’dan takip edebiliyor musunuz?

Y.K-Tarih ve Kur‘an bilenler için takip edilmeyecek kadar zor ve karmasik bir gündemimiz yok. Yillar önce yazdigim ve Izdüsüm’de yer alan bir yazimda, Hz. Yusuf (as) kissasindan hareketle, sadece uyurken degil, uyanikken gördüklerimizin de yorumunu yapabilme yetenegimizi gelistirmekten söz etmistim. Dogru bir izlek üzerinden gidildiginde, birçok olayi daha olmadan görüyorsunuz zaten. Medya kültürünün sigligi ve yavanligi haberlerle yasayan, günübirlik düsünen, ögrendiklerini günübirlik tüketen insanlar türetiyor. Haberden öte bir yol yokmus gibi yasaniyor. Oysa asil dünya haberin bittigi yerde basliyor. Öteye, haberden öteye geçebilmeye bakmak lazim. Bir zamanlar dergiler bunu saglayabiliyordu. Bu simdi de olabilir. Biraz daha yüklenmemiz, biraz daha yüreklenmemiz gerekiyor. Düsünce ve sanat dünyasinin küçük topluluklari olarak biraz daha saflari siklastirmak, sanal da olsa dayanisma içinde olmayi önemsemek gerekiyor. Ayrica, sanatçilari zaman zaman bulusturan küçük mekânlari önemsemek, o mekânlarin sicakligina yeni yetenekleri çekip onlari medyaya, haber tufanina, siyasete kaptirmaktan kurtarip sanata ve düsünceye kazanmak gerekiyor. Dergilerimiz bu bakimdan önemlidir. Yangindan ilk kurtarilmasi gereken gençlerimize el uzatma imkân veya ihtimalinin bulundugu kurtulus adaciklari gibidirler. Kutluyorum hepsini de.

S.A- Aylik Dergi, Hüner, Bu Meydan. Almanya’da yayinladiginiz Islam ve Insan. Dergiler yayinladiniz. Bu dergi atölyelerinde sayisiz insan yetisti. Kendi adima Aylik Dergi ile tanidim sizi.  Bir Aylik Dergi heyecani ve bekleyisi vardi her ay bizlerde. Bu hususta geriye dönük neler söylemek istersiniz?

Y.K-Yazmak gibi okumak da bir coskudur. Bu isleri ancak coskusu, aski olanlar yapabilir. Insan okumamakla neler kaybetmekte oldugunu ancak okumaya basladiktan sonra anlayabilir. Bu kaybin büyüklügü okuyanlara bakarak da anlasilamaz. Kisi bunu ancak özel tecrübesiyle kavrayabilir. Dergi ve kitap “okuyan adam” olma çabasinin hem bir tezahürü, hem bir vasitasi. Okuma ve okutma mücadelesinde birlikte yürüyenler birbirlerinden çok sey ögrenirler. Bu yürüyüs o kadar kutlu bir yürüyüstür ki, kisa bir süre için bile sizinle birlikte olanlar digerlerinden ne kadar da farki olabiliyorlar, ülkeleri ve insanlik için ne kadar da yararli isler yapabiliyorlar... Bazan bir cümlenin bile bir insanin hayatinin nasil degistirdigini, ne kadar degistirdigini görüyoruz. Zaten adam olacak çocuga bir cümle yeter. O cümle, durdugu yeri sorgulatir, durmasi gerektigi yerin pesine salar. Bir de bakmissiniz bir cümleyle koca bir hayat degismeye, dönüsmeye ve dönüstürmeye baslamistir. Bu, ilk âyetiyle bize okumayi buyuran Yüce Rabbimizin bir lütfudur.

Bunlari görüyorum geriye baktigimda. Geriye dönüp baktigimda hep gelecegimizi görüyorum. Gençlerimizin, ülkemizin gelecegini. Gençlere okumanin zevkli bir sey oldugunu ögretmemiz gerekiyor. Dünyanin en heyecan verici eylemi, ögrenmektir. Yeni bir neslin yetismesi için okuma heyecanini yayginlastirmaliyiz. Siyasetin tektiplestirici, yüzeysellestirici ve kisirlastirici islevlerine karsi, insanlara okumanin özgürlestirici zevkini tattirmak gerekmektedir. Okumanin sayisiz yararlari vardir, ama en büyük yarari, insani büyük ruhlarla güzel ruhlarla bulusturmasidir. Okumak insani büyük ruhlarla dost yapar ve insanin zamanla onlardan birisi haline gelmesini saglar.

Yetenekli evlatlarini siyasete kaptirmis ülkenin gelecegi de karanlik ve sigdir. Kimin siyaseti olursa olsun, fark etmez. Siyasetin belli yetenekleri yok etme özelligini görerek, yetenekleri siyasetin tuzagindan uzak tutmak gerekiyor. Düsünce ve sanatta yapabilecek bir seyi bulunmayanlar gitsin neyle ilgilenecekse ilgilensinler ama düsünce ve sanat dünyamiz için yararli olabilecek yetenekleri siyaset degirmeninden uzak tutmamiz gerekiyor. Hem ülkemizin kalitesini artirabilmemiz, hem siyasetin daha temiz kalmasina katki verebilmemiz için buna mecburuz.

Ayrica, nostalji ile adam yetismez. Eskiyi bilerek ama gerektiginde asarak gitmek zorundayiz. Eskiden kopmamis, eski ile arayi açmamis, hatta eskiye minnettar, ama yönünü yeniye dönmüs, yeniye dogru doludizgin kosan cesur gençlere ihtiyaci var bu ülkenin.

S.A- Aylik Dergi Siir Özel Sayisi I/II... Kütüphanelerimizde yerini almis, unutulmaz bir çalismaydi. Geriye dogru baktigimizda kendi kulvarinda bir ilk. Ehli Sünnet Özel Sayisi, dergi Formatinin disinda diye algilandi hep. Sonralari bu türden çalismalar olmadi. Bir gerekçesi var miydi?

–Gerekçesi, ülkemizde yasananlarin bir yangina dönüsmesi ve asil isimizi yapamaz hale gelmemizdir. Ehl-i Sünnet Özel Sayisi olarak hazirladigimiz çalismanin Türkiye disina açilan ikinci bölümü olacakti bir de. Islam ülkelerindeki ilim merkezlerinin, önde gelen ilim adamlarinin katilimlari ile çikarilacakti. O dönemde bizim cezaevine gönderilmis olmamiz, sonrasinda ülkedeki yanginin daha da büyümesi, bu tür hacimli çalismalara firsat vermedi. Ehl-i Sünnet Özel Sayisi’nin daha iyi anlasilmasi mümkün olabilirdi ama pek çok Islam ülkesinde oldugu gibi ülkemizde de kendilerini “Ehli Sünnet” diye ifade eden kesimlerin ilkesel degil tepkisel davranmayi sadece bir aliskanlik degil bir inanis biçimi, bir hayat tarzi haline getirmeleri ve kendilerinin de farkinda olmadiklari bir biçimde “Ehl-i Bid’at mantigi” ile düsünüyor ve davraniyor olmalari nedeniyle, bazan istenilen sonuçlarin alinmasi zorlasabiliyor.

Tarihî yürüyüslerde sosyal dönüsümler baslatabilmek için atilan ilk adimlar önemlidir. Bir ilk adim atilir ve bu adimla birlikte hem belli alanlarda önemli bosluklarin, temel yanlislarin bulundugu gösterilir, hem de bütün zorluklara ragmen imkânsiz zannedilen bir adim atilarak bunun imkan dâhilinde oldugu gösterilir. Küçük gibi görünen bu girisim daha sonra baska adimlarin da atilabilmesi konusunda birçok insani cesaretlendirir. Sonrasi kaçinilmaz olarak gelecektir. Bir adim atilmis, bir yol yapilmis, bir alan açilmistir bir kere. Ondan sonra bu yolu pek çok insan kullanmaya baslar. Belki en çok da karsi çikanlar kullanmaya baslar.

Y.K-Tanidigimiz Yasar Kaplan yazmaya hiç ara verecek birisi degil. Önceki yazdiklariniz ve yeni kitaplariniza ne zaman hos geldin diyecegiz?

– Ait oldugum asil dünyamdan hiç kopmadim. Ciddi yazarlar baska tarzda ve baska bir iklimde yasayamazlar. Yeniden okuyucularimla bulusmayi son zamanlarda daha çok arzuluyor ve yeni yilda kitaplarimla aranizda olmak istiyorum. Son aylarda bu arzumun bir coskuya dönüsmeye basladigini itiraf etmeliyim. Samimi, haysiyetli yayincilar arasindan eserlerimizin tamamini sistematik bir sunumla yayimlamaya talip biri çikarsa, araniza dönmem daha da yakinlasabilir.

Düsünce ve sanat eserlerinin okuyucusu veya muhatabi ile bulusmasi sadece yayincilarin isi degil aslinda. Bu dünyaya yabanci olmayan bazi kisilerin sorumluluk üstlenerek yayincilari yüreklendirmesi, yönlendirmesi yahut bazi sermaye sahiplerini ciddi, emek mahslü eserlere yatirim yapmaya özendirmesi gerekiyor. Paranin temiz kalabilmesi için yapilmasi gereken islerden bir tanesi de düsünce ve sanata hizmet etmesidir.

S.A-Uzun yillardir yeni yazilarinizi, öykülerinizi okuyamiyoruz. Nehir Yazilari, Izzet Merter’in yürekli elestirileri, özgün Yasar Kaplan öyküleri. “Tek kisi olarak yasamak yetmiyor bana ”demistiniz ya. Müstearlariniz; Kevser Elgin, Izzet Merter, Habip Sever, Galip Ozansak hatirladiklarimiz. Hangisiyle daha çok yasiyorsunuz?

Y.K-Hepsinin yeri farkli ve müstesna. Yasadigimiz, gördügümüzle ilgili olarak, neye dair düsünülmesi, üretilmesi gerekiyorsa ona göre belli isimler öne çikiyor. Ama bazilari bazi özel durumlar için vardir, bazi isimler her durumun emekçisidir, her an is basindadir. Bu ve sizin bilmediginiz diger isimlerin hepsi de, yazdiklarini ve yaptiklarini hatirladikça hâlâ bana heyecen veren isimlerdir. Tabiî ki diger isimleri doguran bir isim vardir ve her zaman öndeki odur. O, asla tek kisi olarak yasamakla yetinemez.

S.A- Bizim unuttugumuz, sizin eklemek istedikleriniz var mi? Simdiden tesekkür ediyor, Yasar Kaplan’i okumayi hasretle bekliyoruz.

Y.K-Peygamberlerimizden Hz. Isa aleyhisselam pazar yerinde dolasirken fahise oldugunu söyledikleri bir kadini getirip önüne atarlar, zamanin Yahûdî yobazlari. Hz. Isa’dan kadinin cezasini kesmesini istemektedirler. Maksatlari sadece kadinin cezalandirilmasi degil, ayni zamanda Hz. Isa’yi da bir ikilem ile karsiya karsiya birakarak itibarsizlastirmaktir. Hz. Isa bir ceza verse, onlara göre kendi ilkeleri ile çelismis olacak, ceza vermese fahiseligi onaylamis, özendirmis olacaktir. Hz. Isa (as) yüzü gözü topraga bulanmis kan ter içindeki kadina bakar. Bu yüz sadece kadinin yüzü degildir, hem Hz. Isa vardir o yüzde, hem bütün insanlik vardir. Çaresizlik, sahipsizlik, dislanmislik, horlanmislik vardir; bin yilin acisi vardir. Ferisîlerin lideri kadini cezalandirmasi için Hz. Isa’ya baski yapmaktadir. Hz. Isa peygambere özgü o kendinden emin sükûnetin ardindan, Rabbinden gelen çözümü Ferisîlere iletir:

–Içinizde hiç günahi olmayan ilk tasi atsin.

Bu cümle, sadece kadinin kurtulusu degil, Peygamberi sâfiyet ve teslimiyete karsi kurulmus Ferisî tuzaginin iflasidir ayni zamanda.

Sanatçinin isi de bazan Peygamberin (aleyhimüsselâm) isi gibi zordur. Toplumsal sorunlarda da zoru basarmak için sanatçinin kivrak zekâsina, engin dünyasina ihtiyaç vardir. Bu çözümcü yaklasimi nedeniyle sanatçinin düsmani çoktur. Isi geregi çok yipratilmak istenir, kargislanir, taslanir. Ciddi bir sanat egitiminin verilmedigi toplumlarda sanatçi ile sanata bigâne bireyler arasinda zaman zaman sorunlar yasanabilmektedir. Olmamis insan, degerini bilmedigi ve hiçbir zaman da bilemeyecegi eseri birakir, baska seylerle ugrasmaya baslar. Düsünce ve sanat insanlarindan yararlanabilmenin en saglikli yolu, eserlerine yönelmek, onlari eserleri üzerinden tanimak, eserleri ile konusmaktir.

Sanatçilari da taslayabilirler, ama lütfen ilk tasi hiç günahi olmayanlar atsin. Simdi zaman küçük ruhlarla didisme zamani degil, büyük ruhlarla bulusma, onlarla tanisma ve onlarla dost olma zamanidir.

Simdi, okuma zamanidir.

# Yasar KaplanAy VaktiSeref Akbaba

Not: Bu yazi 25.03.2015 tarihinde islamianaliz.com sitesinden alintilanmistir, yazinin orijinali için asagidaki linki tiklayiniz.

https://islamianaliz.com/haber/7444328/yasar-kaplan-ile-soylesi-ulkemi-ozledim

Bu yazida yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakis açisini yansitmayabilir.

YORUMLAR
hülya
26.3.2023 23:17

ilk tasi onun atamayacagi belli

Yönetici :

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!