Kuran Çözümlemeleri – Kuran’ın Üstün Ahlak Felsefesi

Kuran gökleri ve yeri yaratan ve bir gün yirmi birinci ve yirmi beşinci asırları da yaratacağını bilen Allah’ın insanlığa ilelebet ışık tutsun diye indirdiği ilahi bir kelamdır. Kuran kendi deyimiyle her şeyden ama her şeyden bir misal getirmiştir. Ve yine kendi deyimiyle bu misalleri alabildiğine zor hakikatleri son derece kolaylaştırarak dile getirmiştir.
Kuran Çözümlemeleri – Kuran’ın Üstün Ahlak Felsefesi
Esat ARSLAN
Esat ARSLAN
Eklenme Tarihi : 9.07.2024
Okunma Sayısı : 77

Kuran Çözümlemeleri – Kuran’ın Üstün Ahlak Felsefesi

Kuran gökleri ve yeri yaratan ve bir gün yirmi birinci ve yirmi beşinci asırları da yaratacağını bilen Allah’ın insanlığa ilelebet ışık tutsun diye indirdiği ilahi bir kelamdır. Kuran kendi deyimiyle her şeyden ama her şeyden bir misal getirmiştir. Ve yine kendi deyimiyle bu misalleri alabildiğine zor hakikatleri son derece kolaylaştırarak dile getirmiştir. Ünlü edebiyatçı ve sanat eleştirmeni Eliot’un sözleriyle gerçek bir klasik eser birbirinden farklı son derece derin hakikatleri sinesinde toplayan ve bu derin hakikatleri alabildiğine sade ve yalın bir dille ifade edebilen bir kitaptır. Kuran, dikkatli okunduğunda, eskimez bir klasiğin bu vasıflarına sahiptir. Kendi deyimiyle Kuran eşi benzeri hiçbir çağda getirilemeyecek bir mucizedir.

İslam’ın altın çağında filozoflar, sufiler ve ihvan-ı safa gibi seküler düşüncede derinleşmiş entelektüelller Kuran’ın bu veçhelerini görebiliyor ve Kuran’ı seküler düşüncelerle barış içinde okuyabiliyorlardı. Fakat ısrarla şunu da söylüyorlardı: “Avam ve sıradan halk Kuran’ın bu derinliğini anlayamaz. Kuran tefsirine dair bu sırları sıradan halkla paylaşmayın.

Kuran, modern dönemde inşa edilmiş seküler ahlak felsefelerine de işaret bırakır. Bu yazıda Kuran’ın modern döneme ait seküler ahlak felsefelerini kuşatarak aşan mucizeliğini açığa çıkarmak istiyorum. İddiam odur ki, dikkatli bir Kuran ve felsefe okuru Kuran’da Kant, Nietzsche, Sartre ve Levinas gibi ahlak filozoflarına da işaret bırakıldığını görecektir. Ve Kuran’ın bütünsel ahlak felsefesinin bu filozofların öğrettiğinden çok daha üstün olduğunu da müşahede edecektir.

 

 

KANT 

 

Kant’la başlayalım. Kant’a göre “kendine yapılmasını istemediğini şeyi başkasına yapma” prensibini özümsemiş bireyin artık dışarından ahlak namına bir emir öğrenmeye ihtiyacı yoktur. Bu prensibi özümsemiş birey artık kendi hayatının hükümdarı olmuştur.

Aşağıdaki ayet Tevrat’ın bize öğrettiği bu prensibi özümsemiş Yahudilerin birey birey kendilerinin hükümdarı olduğunu dile getirerek Kant’a işaret bırakır.

 

MAİDE 20. Bir zaman Musa, kavmine: “Ey kavmim, Allah’ın size verdiği nimeti düşünün; çünkü O, içinizden peygamberler gönderdi, sizi birey birey hükümdarlar yaptı ve alemlerden hiçbirine vermediğini size verdi.

 

NİETZSCHE 

 

Kuran Nietzsche ahlakına da işaret bırakır. Nietzsche’ye göre ahlakın temel prensibi insanın hınç denilen kölelik zincirinden kurtulması lüzumudur. Aşağıdaki ayette geçen ‘gıll’ Kuran dilinde hem hınç hem de insanı bağlayan kölelik zinciri anlamındadır. Kuran’a göre mümin birey gıll’dan, yani hınç denilen kölelik zincirinden arınmak zorundadır.

 

A’RAF 42. İman edip iyi işler yapan kimseler ise, -Biz kişiye gücünün üstünde birşey yüklemeyiz.- cennetin sakinleridirler ve orada sonsuza dek kalacaklardır. 43.          Onların içlerinde gıll namına ne varsa hepsini söküp atmışızdır, altlarından ırmaklar akar. Onlar: “Hamdolsun bizi buna eriştiren Allah’a.

 

Nietzsche ahlakının ikinci prensibi bireylerin tanrısallaşmak ve tanrısal sarhoşluğu ve şarabı tatmak için birbiriyle rekabete girmesi lüzumudur. Aşağıdaki ayetler mümin bireyleri tanrıya yaklaştırılmış ve tanrısallaşmış bireylerin içtiği tesnim şarabından içmek üzere rekabete teşvik ederken Nietzsche’nin bu fikrine bir işaret bırakmış olur.

 

MUTAFFİFİN 22. Haberiniz olsun ki, iyiler bir naim (cenneti) içindedirler. 23. Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler. 24. Yüzlerinde nimet ve mutluluğun parıltısını tanırsın. 25. Onlara mühürlenmiş halis bir içkiden sunulur. 26. Onun sonu misktir, işte onun için rekabet etsin artık rekabet edenler!  27. Onun karışımı Tesnim’dendir. 28. (Allah’a) yaklaştırılmış olanların içeceği bir çeşmeden.

 

SARTRE 

 

Kuran Sartre ahlakına da işaret bırakır. Sartre’a göre kaderlerimiz insanlar olarak özgür iradelerimizle kendimizi adadığımız şeylere göre çizilir. Hepimiz ahlakımızı bu düşünceye göre şekillendirmeliyiz.

Aşağıdaki ayetler “biz her insanın kuşunu, yani kaderini, onun boynuna taktık” derken Sartre ahlakına işaret eder. Zira Kuran dilinde boynun bir manası kendi özgür iradelerimizle kendimizi adadığımız şeylerdir. Yani Kuran’a göre kaderlerimiz özgür iradelerimizle kendimizi adadığımız şeylere göre çizilir.

 

İSRA 13. Her insanın da kuşunu (kaderini)  boynuna takmışızdır. Onun önüne kıyamet günü kendisini şöyle karşılayacak açık bir kitap çıkarırız: 14. “Oku kitabını! Hesap görücü olarak bugün sana nefsin yeter!”

 

LEVİNAS VE GILLIGAN 

 

Kuran Musa ve Hızır’ın kıssası aracılığıyla Levinas ve Carol Gilligan’ın bizlere öğrettiği özen ahlakına da işaretler bırakır. Normalde bizler kısas ahlakına bağlıyızdır, özen ahlakına değil. Kısas ahlakı yani “sana iyilik yapana iyilik yap. Sana kötülük yapana kötülük yap” ahlakı. Özen ahlakıysa bundan çok farklıdır. Özen ahlakında bir birey bize bir şey yaptığında ona kısas ahlakıyla muamele etmeyiz. O bireyin çocukluğundan yaşlılığına gelişim sürecine ve o bireyin akrabaları ve dostlarıyla girmiş olduğu ilişkiler ağına bakar, bu gelişim süreci ve ilişkiler ağına hayrı olacak bir muamelede bulunuruz o bireye karşı. Ve bu muamelemiz kısas ahlakından farklı eylemleri gerektirebilir.

Hızır-Musa kıssasında da Musa her olayda kısas ahlakına uymayı talep eder. Yani onlara yardım eden gemicilerin gemisi delinmemelidir. Kimseyi öldürmemiş bir çocuk öldürülmemelidir. Ve onlara yardım etmeyen şehir halkına karşılıksız iyilik yapılmamalıdır. Fakat olayların sonunda Hızır her işi niye yaptığını Musa’ya anlatır ve her olayda gerek olaya konu olan kişilerin gelişim sürecini gerekse de olaya konu olan kişilerin ilişkiler ağını nazara verir. Gemi yoksullarındı oysa ileride gemiye el koyacak bir despot vardı. Çocuk gelecekte azacaktı oysa çocuğun ana babası salih insanlardı. Duvarın altında bir hazine vardı ve hazinenin sahibi yetim çocuklardı. Yani hep ilişkiler ağı ve gelişim süreci… Ayetler şöyle:

 

KEHF 79. Önce gemi, denizde çalışan birtakım zavallılarındı. Ben onu kusurlu hale getirmek istedim; çünkü ötelerinde bütün sağlam gemileri gaspedip alan bir hükümdar vardı. 80. Oğlana gelince, anne-babası mümin kimselerdi. Onun bunları azgınlık ve küfür ile sarmasından korktuk. 81. İstedik ki, Rableri onun yerine kendilerine temizlikçe daha hayırlı ve merhamet bakımından daha yakınını versin. 82. Gelelim duvara; o, şehirde iki yetim oğlanındı, altında onlar için saklanmış bir define vardı ve babaları iyi bir zat idi. Onun için Rabbin onların erginlik çağına ermelerini, definelerini çıkarmalarını diledi. Bütün bunlar, Rabbinden bir rahmet olmak üzeredir ve ben hiçbirini kendi görüşümle yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin açıklaması!” dedi.

 

KURAN’IN ÜSTÜN AHLAKI

 

Kuran oldukça zor hakikatleri alabildiğine kolaylaştırarak ilimde derinleşmiş bireylere (rasihune fil ilm) nice sırlar fısıldar. Fakat Kuran’ın zahiri Formu da bu batıni yapısı kadar mucizevidir. Bu makalemizden hareketle söyleyeyim: Kuran’ın, onu okuyan sıradan Müslümana verdiği ahlak görüşü Kant’ın, Nietzsche’nin vs verdiği ahlak görüşünden çok daha üstündür.

Kuran’ın ahlaki mesajını sistematik olarak beyan eden birkaç pasaj var. Muminun Suresinde, Mearic Suresinde, Lokman Suresinde böylesi pasajlar var. Ben sadece bir örnek olarak İsra Suresinde Kuran’ın bireyden ve toplumdan ahlak namına hangi prensipleri hayata geçirmesini istediğini beyan ettiği pasajı burada zikredeceğim. Bu pasajı da tefsir etmek için değil, bu makaleyi okuyan okur pasaj üzerinde derin derin tefekkür etsin diye zikredeceğim. Okur buradaki pasajı derinlemesine etüt edip sadece şunu tefekkür etsin istiyorum: “Eğer yirmi birinci asırda bireysel ve toplumsal yaşamımızı buradaki ahlaki prensipler gölgesinde kurmuş olsaydık ne kadar mutlu ve kaliteli bir toplum ve birey olurduk?”

 

İSRA 22. Allah ile birlikte başka bir ilah edinme ki, kınanmış, yalnız başına bırakılmış kalmayasın! 23. Rabbin kesin olarak şunları emretti: “O’ndan başkasına ibadet etmeyin; ana-babaya iyilik edin; onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlılık çağına ulaşırsa sakın onlara “öf!” deme ve onları azarlama; ikisine de tatlı söz söyle. 24. İkisine de merhametten döşenerek kanat indir ve de ki: ” Rabbim! ikisine de merhamet buyur, beni küçükken terbiye edip yetiştirdikleri gibi!” 25. Rabbiniz içinizde olanları daha iyi bilir; eğer siz iyi kimseler iseniz, şüphesiz ki O, çok tevbe edenleri bağışlayıcıdır. 26. Akrabaya hakkını ver; yoksula, yolda kalmış olana da; bununla beraber saçıp savurma! 27. Çünkü saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridirler; şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. 28. Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti aramak için sözü geçen kimselerden yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan, o vakit de onlara yumuşak bir söz söyle! 29. Hem elini bağlayıp boynuna asma (cimrilik etme), hem de büsbütün açıp saçma (israf etme) ki, pişman olur, açıkta kalırsın; 30. çünkü Rabbin dilediğine rızkı bol verir, dilediğine kısar; zira O, kullarından haberdardır, herşeyi görendir. 31. Bir de fakirlik korkusuyla çocuklarınızı (onların ahlakını bozarak manen) öldürmeyin! Onlara da rızkı Biz veririz, size de… Onları (ahlaken ifsat edip manen) öldürmek elbette büyük bir cinayettir. 32.  Zinaya da yaklaşmayın; çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur. 33. Allah’ın haram kıldığı canı, haklı bir sebep olmadıkça, öldürmeyin; kim haksız yere öldürülürse, velisine hakkını arama hususunda tam bir yetki vermişizdir. O da öldürmede aşırı gitmesin; çünkü o, yardıma eriştirilmiştir. 34. Yetimin malına da yaklaşmayın. Ancak rüşdüne erişinceye kadar en güzel şekilde yaklaşma başka; verdiğiniz sözü yerine getirin; çünkü verilen sözde muhakkak bir sorumluluk vardır. 35. Ölçtüğünüz vakit tam ve doğru terazi ile tartın; bu hem hayırlı, hem de sonuç bakımından daha güzeldir. 36. Bir de (insanların sırları hakkında) hiç bilmediğin bir şeyin ardınca gitme; çünkü kulak, göz, gönül; bunların her biri ondan sorumludur. 37. Yeryüzünde azametle yürüme; çünkü sen ne yeri yutabilirsin, ne de boyca dağlara yetişebilirsin. 38. Bütün bunların yasaklanmış olanı, Rabbin katında tiksinilmiş bulunuyor. 39. İşte bunlar Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Sakın Allah ile beraber başka bir ilah uydurma ki, sonra kınanmış ve kovulmuş bir halde cehenneme atılırsın.

Yazının orijinali için bakınız:https://farklibakis.net/yazarlar/esat-arslan-yazdi-kuran-cozumlemeleri-kuranin-ustun-ahlak-felsefesi/

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!