Tunus’a Darbe

Kays Said, devrimin ?halk düzeni devirmek istiyor? sloganini hem seviyor hem de sik sik kullaniyor...
Tunus’a Darbe
Taha ÖZHAN
Taha ÖZHAN
Eklenme Tarihi : 11.08.2021
Okunma Sayısı : 1422

Kays Said, devrimin “halk düzeni devirmek istiyor” sloganini hem seviyor hem de sik sik kullaniyor. Gelinen noktada düzenin bizatihi sahibi olan bu hevesli teknokratin neyi nasil devirecegini görecegiz. Tunus’ta ve bölgede yasanan yüzyillik yapisal sancilari, Körfez kralliklarinin demokrasi karsitligini perdelemek için köpürttügü “Islamcilik tartismasi” parantezine sikistiran okumalarin yasananlari idrak etmesi zor görülüyor. 25 Temmuz’da da Tunus’ta Islamcilik degil demokrasi rafa kalkti!

Tunus, 14 Ocak 2011’de diktatör Zeynel Abidin Bin Ali’nin yillarca seküler fetisizme varacak sahnelerle yönettigi ülkesini terk edip Suudi Arabistan’a siginmasiyla tarihinde “yeni bir bahar” imkâni yakalarken, bölgedeki degisim için de ilk domino tasinin devrilmesini saglamisti. Ne var ki Bin Ali’nin iki yil önce hayatini kaybettigi Suudi Arabistan ve Birlesik Arap Emirlikleri’nin 2013’ten itibaren bölgeye ihraç ettigi Arap Sonbahari nihayet Tunus’a da tam anlamiyla ulasti. 25 Temmuz günü Tunus’ta yasanan darbe, 17 Aralik 2010’da baslayan Arap dünyasinda degisim tesebbüsü sürecinin hitama erdigi tarih olarak kayda geçti.

Bu durum Tunus’un modern dönemdeki ilk hayal kirikligi degil elbette. Arap dünyasindaki ilk anayasayi 1861’de hazirladigindan beri Tunus’un “Tanzimat hikayesi” devam ediyor. Fransiz himayesi ve sömürgesinden “çikip” cumhuriyetin ilan edildigi 1956’dan bugüne, son darbeyi gerçeklestiren Kays Said kurtarici figürü Tunus siyasal muhayyilesinin yabanci oldugu bir karakter degil. Habib Burgiba ile geç “Kemalizmini” ilan eden, Bin Ali ile “28 Subat toplum mühendisliginin” zirvelerini zorlayan modern Tunus; kurulurken Osmanli “Beylik” düzenini[1] ilga etse de Türk modernlesmesinden yakinen bildigimiz hastaliklarin çoguna yakalandi. Milliyetçilikten sosyalizme, fanatik laikçilikten demir yumruk yönetimlerine savrulan Tunus, yarim yüzyil sonra 2011’de ilk kez sahici bir demokrasi ihtimaliyle karsilasti. 25 Temmuz’da bu ihtimal demokrasi için asgari sart olan seçimlerin mesruiyeti düzeyinde anlamsizlasarak Tunus’u Misir gibi diktatörlükler blokuna biraz daha yaklastirdi.

Siyasal donma içerisindeki Cezayir’le iç savasla bogusan Libya arasina sikismis, tek jeopolitik çikis noktasi olan Akdeniz’de ise bütün bölgede darbe yönetimleriyle ayni siyasal dalga boyunda hareket eden kadim sorunu Fransa’yi karsisinda bulan Tunus’u, zor günlerin bekledigini simdiden söylemek mümkün. Tunus; ne jeopolitik agirligi ile ne ekonomi-politik gelismislik düzeyi ile ne de siyasal tarihiyle dikkat çekecek bir ülke degil. Modern bir devlet olma sancilarinin yaninda ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunlarina cevap verecek bir demokratiklesme tarihi de bulunmuyor. Aksine Türkiye’ye benzer bir sekilde çogu kez 20. yüzyilina ait yaralariyla bazen 19. yüzyilin bakiyesi sorunlarla bogusan bir ülke. Tunus’u modern dönemde anlamli ve bilinir kilan en önemli gelisme 2011 devrimiydi. Tunus bir yönüyle bu devrimi tamamen kaybederse küresel ve bölgesel jeopolitikteki mütevazi yerini de kaybetmis olacak. Darbeyi yapan Kays Said’in ve müdahaleye destek veren ülkedeki statüko taraftarlarinin bu durumun farkinda oldugunu söylemek zor. Ancak darbenin gerçeklesmesinde rolü olan Körfez-Misir ekseninin “kulüplerine dahil olmus Tunus’un” ne anlama geldigini bildiklerinde süphe yok.

Darbenin Ayak Sesleri

Cumhurbaskani Kays Said Tunus siyaset sahnesine ilk kez iki yil önce seçimlerin ikinci turunda mutabakat adayi olarak girmis anayasa hukukçusu bir isim. Ilk turunda yüzde 20 oy bile alamadigi seçimini ilginç bir özgüven patlamasiyla “yeni bir devrim” olarak niteleyen Said’in, parlamentoyu askiya alma ve hükümeti devirme karari, bir yönden “beklenmedik” bir gelisme olsa da göreve geldigi günden itibaren meclisle ve Tunus hükümet sistemiyle barisik olmadi.[2]

Ironik bir sekilde mayis ayinda ‘devletleri tehdit eden tehlikelerin, gruplar ya da onlarin arkasina saklananlar tarafindan yapilan terör eylemleri olmadigini’ vurgulayan Said su cümleleri kurmustu:

[Devletleri tehdit eden] Anayasal ya da bir hukuk metnine yapilan yorumlar üzerinden devletin vurulmaya çalisilmasidir ve gerçek tehlike devletin içeriden bölünmesidir. Kimse kanunun üstünde degildir. Kanunu asan herkes kanun, halk ve tarih tarafindan cezalandirilacaktir. Tunus Devleti bütün bölünmelerden himaye edilmelidir. Silahli kuvvetler ya da emniyete bagli güvenlik güçlerinin tamami, Silahli Kuvvetler Baskomutani olan Cumhurbaskaninin komutasi altindadir[3]

Kays Said’in bu açiklamalari yaptigi günlerde medyaya sizan ‘çok gizli damgali’ belgelere göre darbe hazirliklari çoktan baslamisti. Said’in etrafindaki bir grup “anayasal diktatörlük” için kollari sivamis, bütün yetkileri Cumhurbaskaninda toplayacak bir müdahalenin asama asama planlarini 13 Mayis’ta hazirlamisti[4]. Tunus benzer darbe hazirligini ilk kez tecrübe de etmiyor. Körfez-Misir ekseni, son 4 yildir Kahire’nin yasadigi benzer bir süreç için firsat kollamaktan geri durmadilar. Trump döneminde insa ettikleri jeopolitik ekseni bozan, demokratik umutlari çok zayif da olsa canli tutan Tunus istisnasini ortadan kaldirmak istiyorlardi.[5] 2018’de Tunus Içisleri Bakani Lütfi Ibrahim’in Birlesik Arap Emirlikleri’nin (BAE) destegiyle bir darbe girisime hazirlandigi ortaya çikmisti. Görevden alinan Ibrahim ve BAE’nin olusturmaya çalistigi istikrarsizlik o dönem Nahda ve Nida Tunus partilerinin ittifaklarini korumayi basarmasiyla atlatilmisti.[6] Benzer bir girisime[7] dair spekülasyonlar geçen sene de gündeme gelmis, hükümet karsiti gösterilerin baslamasinin ardindan Bin Ali rejimine destekleriyle de bilinen BAE destekli aktörlerin basarisiz hevesleri olarak kalmisti. Dolayisiyla 25 Temmuz’da gerçeklesen darbe bir yandan son dört yillik darbe hazirlik ve girisimler sürecinin sonuncusu olarak da okunabilir.

 

Said’i darbeye götüren süreç seçildikten sonra Meclis’le yasadigi iktidar paylasimi ve görev karmasasi oldu. Bu karmasanin gizemli bir tarafi bulunmuyor. Fransiz etkisi altindaki Tunus’un siyasal ve hukuki akli, 2014 anayasasinda da kriz üretmesi mukadder olan tarifi zor bir hükümet sistemini kabul etti. Bir yönüyle yari-baskanlik diger yönüyle parlamenter sistem görünümündeki bu yapi, bir siyasi kariyerden/partiden gelmeyen ilk teknokrat isimle beklendigi üzere ilk krizlerini de üretti. Ayni anda hem Cumhurbaskaninin hem de parlamentonun seçimle olustugu, her iki organin da etkin yürütme ve yasama yetkilerinin oldugu[8], Cumhurbaskaninin meclisi fesih yetkisine sahip oldugu bir hükümet sistemi 25 Temmuz’a giden yollarin taslarini 2019 sonrasi Said’le dösemeye basladi. Halbuki cumhurbaskanligina siyaset sahnesinden bir isim gelse Anayasanin bütün sorunlu tabiatina ragmen (Münsif Merzuki 2011-14 ve Baci Kaid es-Sibsi 2014-19) sistem büyük bir kriz çikmadan yürütülebilirdi.

Said, bir anayasa hukukçusu olarak, Burgibaizmin en belirgin karakteri olan kurtarici, kalkinmaci ve kamu düzeni tesisi misyonunu kendisine atfeden bir isim. Kendisini ‘kötü yöneten yolsuz, liyakatsiz ve kanun nedir bilmeyen siyasetçilere’ karsi bir kahraman olarak kodlayan bu muhayyile, büyük ölçüde Tunus’u bir mahkeme salonu kendisini de hâkim olarak gören bir karakter. Bu tasviri hak eden birçok açiklamasi, uygulamasi ve girisimi ile Said, 25 Temmuz’u demokratik isleyise bir darbe olarak da algilamiyor. 2019 seçimlerinin ilk turunda yüzde 18 oy alabilen, ikinci turda mecburi ittifaklarla yüzde 70’in üzerine tirmanarak seçimi kazanan Said, bütün bu siyasal denklemi ve mekanizmayi yok sayarcasina kendisini “bagimsiz ve müesses nizam karsiti”[9] bir isim olarak takdim etti. Oldukça ütopik teorilerini, demir yumruk kamu düzeni ve kanun devleti etrafinda sekillendiren Said’in, Türkiye’de askeri darbelere mesruiyet saglamak için askerlerin darbe yapmalarini mümkün kilan tanklarini unutup yaptiklarini iç hizmet kanunlari ile izah etmesini andiran bir sekilde anayasanin 80. maddesine göre meclisi feshetmesi beklenen degilse de sasilacak bir durum degildi.

Tunus’un Kemalist Döngüsü

Said’in siyasal ve toplumsal dünyasi, benzeri teknokrat hukukçular gibi, siyasal baglamdan bagimsiz bir sekilde istikrar, kamu düzeni ve kanunlari kusursuz uygulamaktan ibaret. Tunus’un kangren haline gelmis asirlik yapisal ekonomik, siyasal, toplumsal ve demokratik sorunlarinin otokrat ve dürüst bir ‘talimat ve ceza düzeninde’ çözülebilecegine inaniyor. 25 Temmuz günü sorunlarin çözümünde kendisine ayak bagi oldugunu düsündügü unsurlari saf disi etmesiyle sorunlarla bas basa kalmis oldu[10]. Sokaklarda Said’in popülist çikislarina ve müdahalesine destek verenlerin, 25 Temmuz öncesine göre sikayetlerine çözüm getirecek kapasite genislemedi, aksine daraldi. Bu, artik kisir döngüye dönüsmüs olan kriz sarmalina, Tunus’un 1956’dan verdigi cevaplarin tekrarindan ibaret ve bir ismi de var: Burgibaizm.

Türkiye’nin post-Kemalizm sürecine geçemeyip her defasinda ayni siyasal kisir döngüye düsmesi gibi, Tunus da benzer bir tikanma yasiyor. Bu tarihsel krize odaklanmak yerine Nahda merkezli Tunus okumalari ile yapisal sorunlari görülmez kilmak, Islamcilik tartismalarina odaklanmak pazarlanabilir ama bu sig bakis sadece kisa raf ömrü olan konjonktürel sonuçlara yol açiyor. Batili liberal entelektüel hegemonyadan ruhsatlandirilmanin konforu içerisinde Tunus’a baktiginda sadece Islamcilik veya Nahda basligi gören yaklasimlarin mezkûr kisir döngünün parçasi olduklarini hatirlatmak gerekiyor. Kaldi ki Misir’da ve Tunus’ta yakalanan demokrasi momentleri ve imkanlari Islamci partilerin basarisizliklarindan çok “seküler, milliyetçi veya liberal” olarak anilan aktörlerin aleni ve proaktif anti-demokratik tutumlarindan dolayi heba oldu.[11] Son tahlilde 2011’le ilk kez adil olmasa da mesru bir siyasal yarisa giren Islamci hareketler yönetmeye hazir degillerdi. Ancak seküler-liberal-milliyetçi partiler daha büyük bir krizin içerisindeydiler, asgari düzeyde demokrasiye bile hazir degillerdi. Bu unsurlar Islamcifobizme savruldukça demokrasi ihtimali ortadan kalkti, Islamcilarin da demokrasi ufku daraldi ve eski rejim yeniden dirildi.

Misir örneginde Mübarek sonrasi Mübarekizmi ayakta tutmaya çalisan ve milliyetçi-seküler-liberaller ve selefiler[12] gibi eski rejimin aktörlerinin olusturdugu eksene Misirlilar “fulul” ismini takmislardi. “Rejim artigi” anlaminda kullanilan bu kavram, darbe öncesinde ve sonrasinda birçok ismin ve hareketin oynadigi rolle teyit edilmis oldu[13]. Mübarek’in devrilmesi sonrasi “fulul” kategorisine giren isimler ve aktörler aslinda o kadar da rahat bir sekilde sahnede kendilerine yer bulamamislardi. Ömer Süleyman’in girisimleri geri püskürtülmüs, Mübarek’in son basbakani Ahmed Sefik girdigi seçimlerde Mursi’ye yenilmisti. Ancak küresel ve bölgesel güçlerin desteginden emin olduklari anda milliyetçi ve seküler aktörler sahneye çikmislardi. Bu aktörlerin baslattigi dalgaya o dönem “Fululliberalizm” ismi takilmisti. Benzer durum Tunus’ta çok daha güçlü bir sekilde varligini sürdürdü. Gerçek bir demokrasiye geçisin önündeki en büyük engel bizatihi bu aktörler oldular. Tunus’ta ana eksenini oldukça primitif bir Fransiz laikliginin olusturdugu, fanatik bir Islamofobizm esliginde, eski rejimin aktörlerinin olmadigi ancak düzeninin muhafaza edildigi bir Tunus tahayyülü bulunuyor.

Bu yaklasim; ne Tunus’un derin yapisal ekonomik sorunlarini ne krizden baska bir sey üretmeyen hükümet sistemini ne de toplumsal barisi mütemadiyen tehdit eden sinifsal imtiyazlari görmek istemiyor. Said’in gerçeklestirdigi darbe ile “Siyasal Islam”a son vermenin derin sevinci içerisinde bir kez daha demokrasiyi unutan Nobel ödüllü sendikadan ömrünü hümanizm ve insan haklari “mücadelesiyle geçirdigini” düsünen entelektüellere, ekonominin kalbi turizm sektöründe çalisanlardan en yüksek oyu alan Nahda’yi anlamak yerine onu ülkenin en büyük tehdidi gören turizmci is adamlarina varincaya kadar “fululliberal” ekseni revaçta bugün. Bu eksen dilinden demokrasiyi düsürmüyor. Ancak bazi hijyen kurallari var. Zamaninda yüzde 40’a yakin oy almayi basarmis, son seçimde de en önde gelen toplumsal kesimin siyasal taleplerini yersiz bulup karsi çikmiyor sadece. Daha da ileri giderek Tunus demokrasisine bu kitlenin hiçbir sekilde bulasmamasini istiyor.

Tunus demokrasisinin en büyük krizi olarak Burgiba döneminde baslayip Bin Ali ile zirvesine çikan otoriter yönetim gösterilse de askeri/polis-vesayet rejiminin yoksunlugunu dolduran önemli aktörler hep siviller oldu. Bu aktörlerin basinda da sendikalar geliyor. Oldukça anakronik, ciddi sekilde Fransiz solunun etkisi altinda sekillenmis, kendisini güncellemekte zorlanan, 1956’da bagimsizlik sonrasinda hükümetlerde bakan koltuklarina bile sahip olan, yillar içerisinde de facto imtiyazli bir güce dönüsen sendikalar; 2011 devrimine verdikleri destekten dolayi Nobel Baris Ödülü bile aldilar. Sendikalar açisindan, en azindan görünür liderlerinin, 2011’de kanli-biçakli olduklari Bin Ali’den kurtulma mücadelesine destek vermelerinden daha dogal bir durum olamazdi. Ancak bu mücadele kendilerinin de bir vesayet odagi oldugu gerçegini degistirmiyor[14].

Özellikle 2011 devriminin gerçeklesmesine sebep olan, son on yildir da Tunus’u bir kriz sarmalinda tutan 20. yüzyila saplanip kalmis ekonomi politikalarinin dönüsmesini engelleyen sendikalar, Tunus demokrasisinin yesermesinin önündeki en somut engellerden[15] birisi konumunda. Fiilen en etkili güç konumunda olan sendikalar, bir siyasi partinin yasamak zorunda oldugu hiçbir zahmete katlanmadan Tunus ekonomi-politiginin üzerinde agir bir vesayet kurumuna dönüsmüs durumdalar.[16] Sendikalarin baskisi ve ekonomi politikalarindaki genel yönsüzlükle Tunus’un 4 milyonluk istihdaminin bir milyona yakini kamuda çalisiyor. Kamu maas harcamalari GSH’nin yüzde14’üne ulasarak dünya rekorunu elinde tutuyor[17].

40 bin dolar ve üzeri kisi basina gelirin oldugu Avrupa ülkelerindeki sol entelektüellerin ve medyanin, 3 bin dolar geliri zor bulan Tunus’ta yaptiklari nostaljik sendika güzellemeleri durumu degistirmemektedir. Gerek ekonomi politikalari gerekse de demokratiklesme[18] perspektifi açisindan Tunus sendikalari çözümün parçasi olamamaktadirlar. Said’in gerçeklestirdigi müdahale karsisinda da bu durum teyit edilmistir. Tunus’un en büyük isçi sendikasi, basbakanin görevden alinmasi ve parlamentonun feshine dair yaptigi açiklamada Cumhurbaskani Said’in müdahalesini kinamaktan kaçindi. Sendikanin tepkisi, müdahaleyi ülkenin gelismekte olan demokrasisine karsi bir darbe olarak kinayan çogu siyasi partinin tepkisiyle çelisiyordu. Tunus nüfusunun tahmini yüzde besini temsil eden bir milyondan fazla üyesiyle güçlü Genel Isçi Sendikasi (UGTT), Said’in meclisi feshetmesine karsi çikmak yerine “bu asamada atilacak adimlarda anayasal mesruiyete bagli kalinmasi geregini” vurguladi.[19]

Tunus’u Nahda ve Arap Bahari Üzerinden Okumak

Diktatörlügün “son buldugunun” düsünüldügü 10 yil boyunca 4 cumhurbaskani, 8 basbakan ve 10 hükümet tecrübe eden Tunus’ta; Nahda’dan sadece iki basbakan, hiçbirisi iki yili bulmayan bazi bakanlar ve Gannusi’nin 2019 sonunda seçildigi Meclis baskanligi bulunuyor. Dolayisiyla Nahda’nin yapilan seçimlerde birinci veya ittifaksiz en büyük parti olmasinin Tunus’ta iktidara yansidigini söylemek mümkün degil.

Ilk girdigi 2011 seçimlerinde yüzde 37, 2014’te yüzde 28 ve en son yapilan parlamento seçimlerinde yüzde 20 oy alan Nahda’nin, on yillik kisa hikayesi ve inis-çikislari, Tunus’un demokrasi sinavina dair bir fikir veriyor. 2014 seçimlerinde oylari yüzde 28’ye düsen  Ennahda seçimlerde ikinci parti olurken, laik blok insa eden Nida Tunus Partisi birinci gelmisti. 2011 seçimlerinde 1,5 milyon oy alan Nahda, en yakin rakibi Tunus’un bilge isimlerinden Merzuki’nin liderligini yaptigi El Mutemmer’in üç katindan daha fazla oy almisti. En son yapilan 2019 seçimlerde ise ancak 560 bin oy ve yüzde 20 ile birinci parti olan Nahda’nin seçim perFormanslari hem darbeye hem Nahda’ya hem de Tunus’un siyasal kirilganligina dair bir fikir vermektedir. Bunun yaninda meclis seçimlerine katilimin yüzde 50’yi bile bulmadigi 11 milyonluk Tunus’ta, demokratik süreçlerin olgunlugu, toplumsal demokrasi talebinin düzeyi ve siyaset kanallarinin açikligina dair daha dikkatli düsünmekte fayda var. Bu sorunlari teyit eden 3 bin dolar düzeyindeki patinaja düsmüs kisi basi gelir ve 40 milyar dolari bulmayan milli gelir de demokrasi kalitesi ve talebiyle ilgili Nahda disinda Tunus’a dair birçok sey söylemektedir.

Tunus’taki darbede Misir’in yansimalarini görmemek imkânsiz. Darbenin siyasal kronolojisi, gerçeklestigi ay, gerekçeler ve hepsinden önemlisi “planlamasi” ciddi benzerlikler gösterse de yapisal farklar var. Ama hepsinden önemlisi “Arap Baharini” bogma sürecini Misir’da baslatan aktörlerin Tunus darbesindeki izleri asikâr. Misir’da 2012 sonbaharinda yavas yavas baslatilan ve Mayis 2013’te zirvesine çikan süreç Muhammed Mursi’nin göreve basladigi 30 Haziran’in üzerinden bir yil geçtiginde (3 Temmuz) kanli bir askeri darbe ile sonlandirildi. Sokak gösterileri seklinde 2012 Kasim sonunda baslayan gösteriler[20] 2013 baharinda ciddi bir sekilde tabiat degistirmis, oldukça organize bir hal almisti. 99 yildir “bagimsiz”, 68 yildir “cumhuriyet” olan Misir’da bir yil kadar “iktidarda” kalan Ihvan hareketinin Hürriyet ve Adalet Partisi lideri Mursi, bu sürenin tamamini bir ‘darbe süreci’ seklinde tecrübe etti. Mayis 2013’le birlikte Tunus’ta oldugu gibi darbe planlari[21] açik bir sekilde konusulmaya baslanmis, Obama yönetimi Körfez’in ve Israil’in ekseninde darbeyi çoktan satin alip, Mursi sonrasina bakmaya baslamisti.

3 Temmuz 2013’te Arap Bahari’ni bahar yapan Misir’da bir darbe gerçeklestirildi ama daha önemlisi Tunus’ta baslayip bölgeye sirayet eden siyasal degisim ve dönüsüm süreci de hitama erdirilmis oldu. 3 Temmuz sonrasi darbeye verilen destegi gören Esed rejimi kimyasal silah kullandi, Irak’ta Maliki yönetimi tam anlamiyla kontrolden çikti, ISID zuhur etti, Israil iki aya yakin süren Gazze saldirisini yapti, Yemen’de vekalet savasi veren Suudi Arabistan ve Iran yönetimleri insani trajediye dönüsen savasi körüklediler.

Misir’dan sekiz yil sonra Temmuz 2021’de Tunus’ta yasanan darbe özellikle Arap dünyasi için son umutlarin da orta vadede sönmesi anlamina geliyor. 10 yil önce Tunus’un vesile oldugu domino etkisi, Misir’in ortaya çikardigi “darbe modeli” ile ortadan kaldirilmis oldu. 17 Aralik 2010’da seyyar satici Muhammed Buazizi’nin kendisini yakarak fitilini atesledigi Tunus devrimi en basta Tunuslularin beklemedigi bir devrimdi. 25 Temmuz’da Tunus Cumhurbaskani Kays Said’in gerçeklestirdigi anayasal darbe ise 2013’te Tunus Demokrat Yurtseverler Hareketi’nin liderlerinden Sükrü Belayid’in suikastle öldürülmesinden beri firsat kollayan bir darbe süreciydi[22]. 25 Temmuz darbesi bir yönüyle basta Nahda olmak üzere uzlasi hükümetlerine katki veren aktörlerin 10 yillik emeklerinin, sekiz yillik darbeye direnis nefeslerinin tükenmesi anlamina geliyor. Tunus için en iyimser senaryo siyasal süreçleri tasimakta zorlanacagi asikâr olan Said’in “normallesmeyi” saglamasi. Ancak seçimini saglamis olan aktörlere[23] (Nahda ve Kerame’ye) karsi  gerçeklestirdigi darbe bu türden bir iyimserligin naif kalabilecegini gösteriyor[24]. Said’in bu süreçleri disarda Körfez-Misir-Fransa, içeride ise eski rejim unsurlari, sendikalar ve ilk anda sokaga çikanlarin verdigi destekle isletebilmesi kolay degil. Bu noktada askerin darbenin neresinde oldugu da yogun bir sekilde tartisiliyor.

Tunus, Arap dünyasinin en küçük ve en zayif ordusuna sahiptir. Hiçbir ciddi savasa dahil olmamis, büyük ölçüde garnizonlarina hapsedilmis olarak tasvir edilen ordunun, 40,000 civarinda personeli bulunuyor. Burgiba’nin, diger Arap ülkelerinden ders alarak, bir güç merkezi olmamasi için bilinçli bir sekilde kenara ittigi, cumhuriyet öncesi askeri yapilanmanin devami olmasina ve bir ulusal ordu olarak serpilmesine müsade etmedigi Tunus ordusu, Bin Ali’nin “polis devletinde” de anlamsizligini korumustur.[25] Kurumsallasmasi olmayan Tunus ordusu ancak 2011 devrimi sonrasinda, özellikle 2016’da kurumsallasma çalismalarina baslayabilmistir. Dolayisiyla Meclis baskani Gannusi’yi feshedilen meclisin kapisinda karsilayip, içeri girmesine “müsaade etmeyen askerler” fotografi, Said’in darbesinde askerleri ciddiye alinacak anlamli bir yere (henüz) oturtmamaktadir. Bu yönüyle darbede ve genel anlamda Tunus siyasetinde ordunun rolü, Misir’da modern dönem bütün liderleri içinden çikaran, ülke ekonomisinin ciddi bir kismini elinde tutan, sosyo-ekonomik imtiyaz piramidinde tartismasiz bir sekilde en tepede yer alan ve de facto dokunulmaz konuma sahip silahli kuvvetlerle karistirilmamalidir. 2011’de Bin Ali için sokaga çikmayan[26] ordunun bugün Said için neler yapacagi veya yapabilme kapasitesi de meskûktür. Burgiba’nin darbe yapmalari korkusuyla küçük bir yapi olmasini saglamanin yaninda Batili harp okullarinda egitime gönderdigi, Bin Ali’nin demir yumruk rejiminde kullan(a)madigi hatta Sipsi’nin 2017’de gösterileri bastirma talebine olumsuz cevap veren Tunus silahli kuvvetlerinin, Said’in yol haritasindan yoksun darbesinde harekete geçtigini gösteren bir emare simdilik yok. Ancak geçmiste kendisini siyasal süreçlere müdahale etmeyen/edecek gücü olmayan bir pozisyonda gören ordunun, bir teknokratin yol açtigi tikanmada ordunun garnizonlarindan çikmasina ihtimal verenler de bulunuyor.[27] Meclis’in feshedildigi, kurumsal yapilarin felç oldugu ve Said’in de kendi yaktigi atesi kontrol altina alamadigi sahnede askerlerin sürece dahil olmasi ihtimal dahilinde. Ancak bu senaryoda bile ordunun kamu düzenini saglamanin ötesinde askeri bir rejimi sürdürebilir kilmasi kolay görünmüyor.

Darbenin Ardindan

Kays Said’in misyoner bir heyecanla gerçeklestirdigi darbe ilk gece belki seçilmisleri iktidardan uzaklastirdi. Ancak darbe sabahinda Tunus’un sorunlarinin tamami Said’in sorumlulugu altina girmis oldu. Körfez açisindan bir baska Islamcifobik zafer olan darbe, Tunus açisindan yillardir devam eden siyasal ve ekonomik kisir döngünün bir baska duragindan ibaret. Bir yönüyle Tunus belirsizlige sürüklenmis olsa da bir baska açidan Tunuslular ezbere bildikleri bir sarmalla karsi karsiyalar. Said, devrimin ( الشعب يريد إسقاط النظام) “halk düzeni devirmek istiyor” sloganini hem seviyor hem de sik sik kullaniyor. Gelinen noktada düzenin bizatihi sahibi olan bu hevesli teknokratin neyi nasil devirecegini görecegiz. Tunus’ta ve bölgede yasanan yüzyillik yapisal sancilari, Körfez kralliklarinin ve emirliklerinin demokrasi karsitligini perdelemek için köpürttügü “Islamcilik tartismasi” parantezine sikistiran okumalarin yasananlari idrak etmesi zor görülüyor. Düsündükleri anlamda Islamciligin ortadan kalkmasi için bir sebep de  bulunmuyor. Zira tam demokrasi hedefine dogru yürünmedigi sürece reaksiyoner ve popülist hareketlerin var olmamasi tuhaf bir netice olurdu. 25 Temmuz’da da Tunus’ta Islamcilik degil demokrasi rafa kalkti!

Nahda bu süreçte basiretli, dirençli ve hepsinden önemlisi ciddi bir siyasal aktör olamadi. Ancak bu durum yakindan takip edenler açisindan ilk günden beri asikardi. 2011 devrimine en az Bin Ali kadar hazirliksiz yakalanan Nahda, kendi iç insicamini ve politik bünyesini tesis edemeden popülist dalganin tasimasiyla seçimlerden birinci çikti. Ama hiçbir zaman Tunus’u sekillendirecek bir iktidar olmadi. Bu yönüyle, iktidar olmanin ötesinde, Nahda ve diger aktörlerin eski rejime karsi olma düzeyini asan bir demokrasi ve ekonomi-politik vizyonlari zaten bulunmuyordu. Son on yil içerisinde bu kapasite olumlu yönde genisleyemedi. Kaldi ki Nahda’nin 2021’de yasadigi süreç son yil içerisinde birkaç kez yasanabilirdi. Devrim sonrasi ikinci seçimlerde basarisiz olmasi, seküler fanatizmin hararetinin sönmesine, Nahda’nin da sindirilmese bile varligina karsi olan tehditlerin azalmasina yaradi. Nahda kazandigi zamani degerlendirerek Tunus’un siyasal ve ekonomik sorunlarina müdahale edecek bir vizyona kavusmak yerine felç olmus Tunus iktidarinin sonuç üretmeyen denklemleri ve kendi iç sorunlari içerisinde vakit kaybetti. Bu durumun bir yansimasi olarak darbe gerçeklestiginde basta Nahda olmak üzere iktidar ortaklarinin ciddiye alinacak bir direnis sergileyememeleri, Tunus’un sorunlarina dair çok sey söylemektedir. Tunus, siyasi partilerin hiç hazir ve sahip olmadiklari ekonomi-politik bir reForm sürecini baslatamadigi sürece güçlü bir demokrasi talebini ortaya çikarmakta zorlanacaktir.

Simdilik arafta bekleyen Nahda ve diger aktörler, Said gibi bir teknokrata ülkeyi teslim etmenin agir faturasini ilerleyen dönemde görecekler. Eski Cumhurbaskani Merzuki’nin (Nahda’yi kastederek) ‘onlari timsahi besleme stratejisi gütmemeleri konusunda uyardim. Simdi o timsah hem onlari hem de Tunus’u yemek üzere[28]’ seklinde özetledigi bugünkü durum trajik bir çikmaza isaret ediyor. Diger yandan Said kendisini besleyenleri ortadan kaldirmasiyla güçlenmeyip zayiflamis oldu. Said yeni ve sürdürülebilir bir veli nimet bulma derdine düserken, Nahda ve demokrasiden yana olan aktörler krizlerini yönetecek irade ortaya koyabilirlerse Tunus’un orta vadede kaderini sekillendirebilirler. Aksi takdirde Said’in geçici olacagini söyledigi “demokrasinin feshinin” kalici olmamasi için özel bir sebep bulunmuyor.

_

[1] http://content.time.com/time/subscriber/article/0,33009,867788,00.html

[2] https://www.reuters.com/world/middle-east/tunisian-president-is-political-outsider-accused-coup-2021-07-26/

[3] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/tunus-cumhurbaskani-kays-said-gercek-tehlikenin-devletin-iceriden-bolunmesi-oldugunu-soyledi/2226963

[4] Top secret Tunisian presidential document outlines plan for ‘constitutional dictatorship’

https://www.middleeasteye.net/news/tunisia-exclusive-top-secret-presidential-document-plan-constitutional-dictatorship

[5] Tunisia. False Coup, Real Political Crisis https://orientxxi.info/magazine/tunisia-false-coup-real-political-crisis,2538

[6] https://www.middleeastmonitor.com/20180614-protests-in-tunisia-against-uae-backed-coup-attempt/

[7] https://www.elwatan.com/edition/international/maghreb-les-renseignements-turcs-affirment-avoir-dejoue-un-coup-detat-en-tunisie-31-05-2020

[8] 2014 Tunus anayasasi hakkinda genel bir degerlendirme, Murat AÇIL, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/387047

[9] https://thearabweekly.com/many-faces-kais-saied

[10] https://newlinesmag.com/argument/in-tunisia-its-uncertain-that-warming-a-political-freeze-will-yield-a-long-thaw/

[11] Misir ve liberal Mübarekizm, Taha Özhan, 2012. https://www.sabah.com.tr/yazarlar/perspektif/ozhan/2012/12/01/mursi-ve-liberal-mubarekizm

[12] Ihvan’i açik Islamofob tepkiler vererek savasilmasi ve yok edilmesi gereken bir tehdit olarak gören Misirli sekülerler Selefilerle ittifak yapmakta bir sorun görmediler. Sisi’nin darbe konusmasi yaptigi sirada arkasindaki sahnede Selefilerin Nur Partisi’nin temsilcisi liberal, seküler ve milliyetçi isimlerle birlikte yerini almisti.

[13] New Egypt versus the Felool: Struggle for Democracy, Taha Özhan. https://www.insightturkey.com/commentaries/new-egypt-versus-the-felool-struggle-for-democracy

[14] http://country.eiu.com/article.aspx?articleid=1103789294#

[15] https://www.bloomberg.com/opinion/articles/2019-02-06/tunisia-s-ugtt-labor--blocks-path-to-reForm

[16] The growing power of Tunisia’s labor

https://www.al-monitor.com/originals/2018/05/tunisia-ugtt-education-labor--government-accusations.html

[17] Tunisia’s Nobel prize-winning trade s are holding the country back  https://www.economist.com/middle-east-and-africa/2017/12/14/tunisias-nobel-prize-winning-trade-s-are-holding-the-country-back

[18] https://carnegie-mec.org/diwan/78586

[19]  official defends president’s measures as parties denounce ‘coup’ https://www.middleeasteye.net/news/tunisia-coup-kais-saied-ugtt-labour--defends-measures

[20] https://tr.wikipedia.org/wiki/2012-13_Misir_protestolari

[21] https://www.thedailybeast.com/secret-tapes-of-the-2013-egypt-coup-plot-pose-a-problem-for-obama

[22] https://www.sabah.com.tr/yazarlar/perspektif/ozhan/2013/02/09/tunusun-burgibaizmle-imtihani

[23] https://www.brookings.edu/blog/order-from-chaos/2019/10/11/winners-and-losers-of-tunisias-parliamentary-elections/

[24] https://www.bloomberg.com/opinion/articles/2021-07-27/will-tunisia-remain-the-last-best-hope-of-arab-spring-democracy?srnd=opinion

[25] https://carnegieendowment.org/2016/02/24/quiet-revolution-tunisian-military-after-ben-ali-pub-62780

[26] https://www.washingtonpost.com/news/monkey-cage/wp/2015/02/04/why-egypt-didnt-follow-tunisias-path/

[27] https://www.middleeasteye.net/opinion/tunisia-coup-kais-saied-army-role-politics-significant

[28] https://twitter.com/AJABreaking/status/1419450814360440835?s=20

Not Bu yazi 02.08.2021 tarihinde https://www.perspektif.online/ sitesinden alintilanmistir, yazinin orijinali için asagidaki linki tiklayiniz. Bu yazida yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakis açisini yansitmayabilir.

https://www.perspektif.online/tunusa-darbe/

 

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!