Rusya, Iran ve Bati'nin Gerekli Seytani: ISID

ISID'e iliskin degerlendirmeleri; örgütün ortaya çikis süreci, organizasyonu olusturan unsurlarin yapisi, bu unsurlara hareket kabiliyeti...
Rusya, Iran ve Bati'nin Gerekli Seytani: ISID
Adnan BOYNUKARA
Adnan BOYNUKARA
Eklenme Tarihi : 27.10.2022
Okunma Sayısı : 995

ISID’e iliskin degerlendirmeleri; örgütün ortaya çikis süreci, organizasyonu olusturan unsurlarin yapisi, bu unsurlara hareket kabiliyeti saglayan istihbarat örgütlerinin amaçlari ve örgüte yükledikleri fonksiyonlar gibi temel noktalar üzerinden okumak lazim. Bu temel noktalari yok sayan ve kara propaganda amaci tasiyan yazilar, ilgili kisinin siyasi kimliginin yansimasi olarak kalir.

ISID, Türkiye’yi suçlamak için kullanilan aparat olma özelligini koruyor. Öncelikle sunu belirteyim, terör örgütü üzerinden Türkiye’ye iliskin yapilan degerlendirmeler, Türkiye’deki kimi isimlerin Batili medya organlarina verdikleri mülakatlardaki mesnetsiz ifadelere dayaniyor. Mülakati verenin kim oldugu degil, yayinlayan medyanin ismi ön plana getiriliyor ve konu farkli bir sekilde Türkiye’ye servis ediliyor. Batili medya kaynak gösterilerek suçlamalar yenileniyor. Küresel güvenlik ve barisla ilgili bir sorun, iktidar karsitliginin aracina dönüstürülüyor.

Soguk Savas’tan El Kaide ve ISID’e

Batili medya organlarinda ve akademik çalismalarda foreign fighters (yabanci savasçi) olarak isimlendirilen gruba deginmeden önce, bu anlayisin ve yapinin çikis sürecine bakmak gerekir. Bu anlamda dikkate alinacak ilk ülke Afganistan. Isgalle baslayan süreç, SSCB’nin yikilisi, sosyalizmin tasfiyesi ve Soguk Savas’in bitisi ile sonuçlanmisti. Küresel düzenin tek aktörü haline gelen ABD, ortaya çikan yeni duruma iliskin farkli kriz ve kaos testlerini devreye koydu. Bir yandan Müslüman halklarin nabzi, ‘Afganistan cihadi’ üzerinden hem yönlendirildi hem de kontrol edildi. Bu sürece itiraz ettigi degerlendirilen kisiler araciligiyla, “küresel cihat” kavrami üretildi ve devreye konuldu. Bu iki durumun mezcedilmesinin sonucunda, dünya güvenligini riske sokacak olan “Islami terör” kavrami üretildi. Müslüman halklari kontrol etmek amaciyla, psikolojik, siyasi ve ekonomik deneyler de yapildi.

Irak isgali, bahsettigimiz süreci farkli bir düzeye tasidi. Bir yandan ‘terörist’ suçlamasiyla hedefe konulan Iran ile ABD arasinda gelisen iliskiler üzerinden Sii dinamiklere alan açildi. Bu süreçte iki tarafin birlikte yürüttügü, “terör konusu Sünni Islam’in isi” propagandasi üzerinden, Sünni kitle terör kavramiyla iliskilendirilerek yeni örgütlerin kurulmasinin zemini olusturuldu. 1990’li yillarda Afganistan’da ortaya çikan örgütler, sonrasinda ‘organize’ edilen El-Kaide ve bunlarin türevi olan yapilarin tümü, bahsettigimiz 40 yillik sürede izlenen politikalarin ürünü. Bu örgütlere yüklenen anlam, Müslüman halklarin yasadigi cografyalarin istikrarsizlastirilmasi ve dogal degisim taleplerinin bastirilmasi. 11 Eylül sonrasinda, Afganistan isgaliyle baslayan deneyin sonuçlari Ortadogu’ya tasindi ve daha kaotik bir denklemde tüm bölge üzerinden test edildi. Iste ISID, bu testlerin ve deneylerin ürünü olarak ortaya çikti.

ISID Nedir?

ISID diye ortaya çikan örgüt ve anlayis, Afganistan isgaliyle baslayan, sonrasinda farkli cografyalarda sürdürülen isgal süreçleri içinde, isgalci unsurlarin ortak akil ve tecrübeyle organize ettikleri asimetrik savasin ürünüdür. Irak ve Suriye’de varligini sürdürmeye çalisan örgütü, gladio koduyla anlamaya çalisirsak ISID; Irak Baas kadrolari, uyguladiklari politikalarla bu kadrolara alan açan Maliki ve Esad destegi, bölgedeki kimi ülkelerin lojistigi ve cografya disindaki kimi istihbarat örgütlerinin ‘kalifiye’ eleman nakli ve yönlendirici katkilariyla yapilandirilip yönetilen terör örgütüdür. Bu durumu anlamak için öncelikle iki noktaya bakmakta yarar var.

Ilki; Ebu Gureyb cezaevi. Irak’in isgali sürecinde, Baas kadrolarinin büyük bir kismi bu cezaevine alindi. ABD ordusu ve istihbarati tarafindan yönetilen bu cezaevinde uygulanan fiziksel ve cinsel iskenceler ile cinayetlerin etkileri, bu kadrolarin zerrelerine kadar islemisti. Cezaevinde yapilanlarin bir kisminin medyaya yansimasina ragmen, herhangi bir cezalandirmanin yapilmamasi da cezaevindeki isimleri farkli bir tarzda etkiledi. Bu durum devam ederken, bir gece cezaevinin kapisi ‘açildi’, 1.000’i askin ‘egitilmis’ kisinin firar etmesine izin verildi, göz yumuldu. Dolayisiyla, örgütün çikis sürecini anlamak için bu planlamayi yapan akli görmek lazim. Bakilmasi gereken ikinci nokta; örgüte katilan ve farkli ülkelerden geldikleri için “yabanci savasçilar”, “küresel cihatçilar”, “yabanci teröristler” gibi isimlerle adlandirilan kesimlerin kimler oldugu ve ne tür bir motivasyonla geldikleridir. Çünkü binlerce insanin istihbarat örgütlerinin yönlendirmesi, göz yummasi ve destegi olmadan, hiç bilmedikleri bir cografyaya gitmelerini düsünmek saflik olur.

Bu iki nokta saglikli bir biçimde analiz edilmeden ISID’i anlamak mümkün degil. Sunu bilmekte yarar var; bu tür terör örgütleri, tasarlanmis travmalar ve üretilmis ‘umutlar’ üzerinden insa edilen yapilardir. Dolayisiyla; Afganistan’da, Bosna’da, Kafkaslarda, Irak’ta yasananlar hatirlanip birlikte degerlendirildiginde ve binlerce insanin transferi dikkate alindiginda ISID’in ne tür bir terör örgütü oldugu, nereden beslendigi ve neyle görevlendirildigi daha net anlasilir.

ISID Kimlerden Olustu

Kaba haliyle, ISID’i olusturan iki ayri toplumsal zeminden bahsetmek mümkün. Agirlikli grup, Afganistan’dan Irak’a transfer edilen isimlerin önderliginde toplanan Irak Baas rejimi kadrolari. Ana omurgayi olusturan isimler, Ebu Gureyb cezaevine konulan, iskence yapilan ve bir gece cezaevinin kapisinin açilarak kaçmalarina göz yumulan kisiler. Ebu Gureyb’den kaçmalarina izin verilen Baas kadrolarinin kendi sosyolojik tabanlari ve Afganistan’dan transfer edilenlerle kurduklari iliski örgütü ortaya çikartti. Diger grup ise literatüre ‘yabanci savasçi’ olarak geçen ve 100’ü askin ülkeden bölgeye tasinan unsurlardir. Bu gruba iliskin birçok rapor yayilandi.

Üzerinde durulabilecek ilk rapor, BM’nin 28 Kasim 2017 tarihli raporu. Bu raporda, 110 ayri ülkeden 40 bin yabanci savasçinin ISID’e katildigi ve Irak ile Suriye’de faaliyet yürüttügü belirtilmektedir. 23 Haziran 2014 tarihinde, Ingiliz Parlamentosu’nda konusan Birmingham Milletvekili Adam Withnal, ISID’e katilan ana kitleyi olusturan kimi unsurlarin milliyet dagilimini söyle ifade etmisti: Tunus 6.000-7.000, Rusya 4.000 (Rusya’nin iddiasi), Çin 5.000, Suudi Arabistan 2.500, Ürdün 2.000, Fransa 1.800, Birlesik Krallik 1.500 ve Fas 1.500 (The Independent London, 24 Haziran 2014).

Konuya iliskin diger kapsamli bir çalisma ise Ingiltere King’s College Uluslararasi Radikalizm Çalismalari Merkezi’nin (ICSR) Temmuz 2018’de yayinladigi raporudur. Raporda; 80 ülkeden 41.490 kisinin ISID’e katildigi ifade edilmektedir. Raporda bu kisilere iliskin detayli bilgiler de verilmektedir. Bunlarin; 32.809’unun erkek, 4.761’inin kadin ve 4.640 kisinin ise bunlarla birlikte giden çocuklar oldugu belirtilmektedir. Raporun diger önemli bir detayi ise katilanlarin cografi dagilimidir:

Ortadogu ve Kuzey Afrika ülkelerinden              18.852 kisi

Dogu Avrupa ülkelerinden  7.252 kisi (agirlikli olarak Rusya Federasyonu)

Orta Asya ülkelerinden                                       5.965 kisi

Bati Avrupa ülkelerinden                                    5.904 kisi

Güney Dogu Asya ülkelerinden                          1.063 kisi

Dogu Asya ülkelerinden                                     1.010 kisi

Amerika, Avusturalya, Yeni Zelanda’dan           753 kisi

Türkiye’den                                                         500 kisi

Bu raporlara ragmen, ortaya çikan tablo dikkate alindiginda, rakamlarin çok daha fazla oldugu açik. Mesela; 160 ayri ülkeden 100 bini askin kisinin örgüte katildigina iliskin kimi degerlendirmeleri akilda tutmakta yarar var. Dolayisiyla, ISID konusu magazinsel düzeye indirgenmeden saglikli bir biçimde analiz edilirse, gerçek rakamlar, örgüte yüklenen misyonlar, arka taraftaki akil gibi konular ortaya çikabilir.

ISID’e Yüklenen Misyon

Bu noktada önemli olan konulardan biri de istihbarat örgütlerinin yönlendirdigi on binlerce kisiden olusan bu örgüte yüklenen misyonun ne oldugudur. Soguk Savas döneminden bu yana bölgede aktif olan Baasçi ve sosyalist örgütlerin islevsizlestigi biliniyordu. Bu durum dikkate alindiginda, ISID’e iki farkli temel misyonun yüklendigini söylemek mümkün.

Ilki; örgütün ortaya çiktigi dönemde, bölgede süren halka dayali dogal degisim süreçlerinden rol çalmak, terörize etmek, olusturacaklari degisim talebini sinirlamak ve küresel güçlerin ‘kontrolü disinda’ ortaya çikabilecek olasi yeni siyasal düzenlerin önüne geçmek, mevcut güçler arasi mücadelede denge olusturmakti. Örgütün Suriye’de ortaya çikan rejim karsiti toplumsal gösterileri ve muhalefeti hedef almasi, saldirmasinin amaci buydu. Bununla birlikte, Suriye’de Esad’a can suyu vererek Bati, Rusya ve Iran’a, Irak’ta Sii unsurlara yönelik pozisyonuyla Sünni Arap iradesine alan açan islev görmesi de sasirtici degildi. Fark edemeyenler olabilir, ama küresel oyun kurucular, bölgedeki bütün devletleri, halklari ve örgütleri, ISID araciligiyla Formatlamaya, farkli isbirlikleri olusturarak dizayn etmeye çalistilar. Herhangi birinin üstün gelmeyecegi veya yenilmeyecegi kaotik bir denklemin devami için asimetrik terörün en organize örneklerini sundular. Bununla birlikte, ihtiyaç halinde küçük bir müdahale ile harekete geçirebilecekleri ‘uyutulmus’ çatisma zeminleri ve fay hatlari ürettiler.

ISID’e yüklenen diger misyon ise Hariciligin ve Vahabiligin Selefilik adiyla yeniden kurgulanmasi ve bunun halki Müslüman olan ülkelere transfer edilmesiydi. Bunun üzerinden hem Müslümanlar arasi bir fay hatti olusturmak hem de Müslüman halklarin terör sarmalina sokulmasinin zeminini olusturmak amaçlanmisti. Tuhaf olan, bu anlayisin hedef olarak Suriye muhalefetini ve Türkiye ile akrabalik baglari olan Kürtleri seçmesi. Cografyada tahakküm kuran Iran merkezli örgütler ve halki katleden Esad rejimi hedef olmadi. Bu kirli politikayi; kriz bölgeleri olusturma, sivil tahribatlar üzerinden dehset salma, tepki olarak ortaya çikanlari daha radikaliyle bölüp isgali mesrulastirma ve kaosu zamana yayarak saglikli bir düzenin kurulmasini öteleme seklinde özetlemek mümkün. Iste, ISID üzerinden yürütülen kirli ve kanli politikanin özeti bu. Gerekli tedbirler alinmazsa, bu politikalarin yansimalarinin görülecegi günler çok uzak degil. Özellikle Afrika’da…

ISID, Hasdi Sabi ve PKK Diyalektigi

Bu noktada üzerinde durulmasi gereken diger bir konu ise ISID ile Hasdi Sabi diyalektigidir.  Bu iki örgütün yükledigi misyonlar ve ortaya çikardiklari sonuçlar dikkate alindiginda, iki örgütün de Iran’in bölgesel siyasetine hizmet ettigi görülür. ISID, anaakim Islami hareketlerin radikallik parantezine dahil edilip mahkûm edilmelerine hizmet etti. Bilfiil Arap Bahari fikrini, idealini gayri mesrulastirdi. ISID’in diger önemli bir fonksiyonu ise yaptigi vahsetle Iran’in bölgesel politikalarina ve bölge devletlerinin yönetimine nüfuz etmesine mesruiyet katmasiydi. ISID’le mücadele söylemi, Hasdi Sabi örgütü aginin Irak Basbakanligina bagli mesru bir güç olarak kodlanmasini sagladi.

Benzeri sekilde; ISID, yillardir Türkiye’de terör faaliyetleri sürdüren, on binlerce insani katleden PKK ve onun bölgesel aginin toplumsal ve uluslararasi mesruiyetine ciddi katki sagladi. Türkiye’nin en önemli toplumsal baris projesi olan demokratik açilimin, çözüm sürecinin akamete ugramasinda rol üstlendi. ISID üzerinden Türkiye’yi karalamaya çalisanlarin tümü Hasdi Sabi ve PKK’nin ISID üzerinden alan bulmasina katki sagladilar. Hasili; ISID’in jeopolitik ve siyasal olarak nereye oturdugunu anlamak; onun Iran, Hasdi Sabi agi ve PKK ile etkilesimini, kesisimini veya diyalektik iliskisini kavramayi gerektiriyor.

Degerlendirme

Konunun saglikli bir zemine oturabilmesi için bazi noktalarin altini çizmekte fayda var.

1.   Örgüt ilk kez 1999 yilinda, “Cemaat el Tevhid vel Cihad” ismiyle ortaya çikti ve Afganistan ile Irak’ta faaliyet yürüttü. Uzun yillar, El Kaide’nin alt örgütlerinden birisi olarak, Ebu Musab Ez Zerkavi tarafindan yönetildi. 2013 yilinda bagimsiz bir örgüt olarak ISID ismini aldi.

2.   Irak ve Suriye’deki unsurlarin disinda, 110 ayri ülkeden, 40 bini askin kisinin katildigi bir örgüte iliskin degerlendirmelerden birisi de katilimlarin Türkiye üzerinden yapildigina iliskin propaganda. Örgüte katilmak için Irak’a veya Suriye’ye gitmek isteyenlerin kullanabilecegi yollari; Iran, Kuveyt, Lübnan, Ürdün, Sudi Arabistan, Israil ve Türkiye olarak belirtmek mümkün. Bu konuyu konusurken, Türkiye’nin Irak ve Suriye sinirinin 1.300 km civarinda oldugunu da akilda tutmak lazim. Bu çerçevede sorulacak sorular: Vize almis ve vatandasi oldugu ülkede hiçbir engel ile karsilasmadan çikip bölgeye gelen herkesten Türkiye’nin sorumlu tutulmasi mümkün mü? Kendi vatandaslarina, hatta örgütle iliskisi olabilecegi gerekçesiyle izledigi insanlara yol veren ülkelerin sorumlulugu yok sayilabilir mi? Alti ayri ülkeden bölgeye gitme imkâni varken, neden herkesin Türkiye’den geçtigi algisi olusturuluyor?

3.   Raporlar 110 ayri ülkeden, 40 bini askin insanin örgüte katiliminin oldugunu ifade etmektedir. Az sayidaki kisinin katilimini bir kenara birakip, binleri asan katilimlarin oldugu ülkeleri esas aldigimizda, sürecin ilgili ülkelerin istihbarat kurumlarinin bilgisi, yönlendirmesi disinda oldugunu düsünmek mümkün mü? Katilanlarin sayisi ve cografi uzaklik dikkate alindiginda, bazi ülkelerin bilinçli olarak bu sürecin içinde oldugunu görmemek mümkün degil.

4.   Bu çatismada Esad rejiminin yaninda duran ve hamiligini üstelenen Iran ve Rusya’nin tutumunu ayrica degerlendirmek gerekir. Özellikle de Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinden tasima konusu. Bu iki ülkenin temel motivasyonu, bölgeye tasinan unsurlar ile Suriye muhalefetini ayni paydada degerlendirmek ve muhalefeti terörize etmekti. Raporlarda 13.217 kisi oldugu belirtilen grubun, bölgeye transferi, ISID içinde kümelenmeleri, Rusya’nin Iran ile kurdugu denklem sonrasi Suriye’ye gelmesi, bu transferlere alan açan Iran’in etkisi ve binlerce vatandasi Suriye’ye giden Rusya istihbaratinin dahlinin olup olmadigi üzerinde hiç durulmadi. Hatta bu olasilik hiç yokmus gibi davranildi.

5.   Türkiye, 30.09.2013 tarih ve 5428 sayili Bakanlar Kurulu Karari ile ISID’i terör örgütü olarak kabul etti ve 21.05.2014 tarihli Bakanlar Kurulu Karariyla da bu konudaki tutumunu yeniledi. Ayrica 2014 yilinda Nigde ve Bayburt Agir Ceza Mahkemelerinden alinan iki ayri kararla ISID’in terör örgütü̈ olarak kabul edildigi yargi kararlarina girdi. 2015 yilinda Yargitay 16. Ceza Dairesi’nin 15.07.2015 tarih, 2015/3515 esas, 2015/2323 karar no.lu karariyla ISID’in terör örgütü olduguna yönelik karar kesinlesti.

6.   FETÖ, PKK ve kimi sosyalist çevreler Türkiye ile ISID’i iliskilendirmeye çalisirken, ISID, Cumhurbaskani Erdogan hakkinda “kafir”, “tagut”, “mürted” gibi ifadeler üzerinden “ölüm fetvasi” veriyordu. Bu durum; ISID, PKK, FETÖ ve bahsettigimiz çevrelerin ayni merkez tarafindan yönetildiginin isaretiydi.

7.   Terör örgütleri Türkiye ile ISID’i iliskilendirirken, ISID Türkiye’ye yönelik planli saldirilar gerçeklesiyordu. Terör saldirilarinin tümü, var olan fay hatlarini hedefleyen bilinçli seçilmis hedeflerdi. Reyhanli saldirisi, Musul Konsoloslugu, Süleyman Sah Türbesi, Suruç katliami, Ankara Gari katliami, Sultanahmet, Taksim, Istanbul Havaalani, Istanbul gece kulübü terör saldirisi vs. Tüm bunlar olurken FETÖ, PKK, ISID, Iranci ve kimi sosyalist çevreler Türkiye’yi ve Islam’i suçluyordu.

Sonuç olarak; bölgedeki dogal degisim taleplerini zehirleyen ve cografyayi terör merkezi haline getiren tüm örgütler, cografya için tehdittir. Yillardir terör örgütleriyle mücadele eden ve kimi ülkelerin terör örgütleriyle kurmus oldugu iliskilerden sikâyetçi olan Türkiye’nin baska türlü davranmasi düsünülemez. Öte yandan ISID’in planli ve bilinçli olarak Türkiye’nin temel fay hatlarina yönelik onlarca terör saldirisinin ülke için büyük riskler ürettigi ve bu terör faaliyetlerinin yüzlerce insanimizin canina mal oldugu unutulmamalidir. ISID’e iliskin degerlendirmeleri; örgütün ortaya çikis süreci, organizasyonu olusturan unsurlarin yapisi, bu unsurlara hareket kabiliyeti saglayan istihbarat örgütlerinin amaçlari ve örgüte yükledikleri fonksiyonlar gibi temel noktalar üzerinden okumak lazim. Bu temel noktalari yok sayan ve kara propaganda amaci tasiyan yazilar, ilgili kisinin siyasi kimliginin yansimasi olarak kalir.

Garry Wills, A Necessary Evil: A History of American Distrust of Government baslikli kitabinda gerekli kötülük/seytan tabirini kullanir. Bu, bireylerin, topluluklarin veya devletlerin, olumsuz sonuçlara yol açabilecek veya dogasinda olumsuzluk olduguna inanilan bir seyi yapmasi sonucu olusacak suçluluk duygusunu ortadan kaldirma amaciyla kullandigi söylem, araçtir. Buna, sorumluluktan kaçmak için üretilen bilinçli kötülük diyebiliriz. Iste ISID; özellikle Rusya, Iran ve Bati’nin sorumluluktan kaçinmak için ürettikleri bilinçli kötülügün veya gerekli seytanin adidir.

Not: Bu yazi 25.10.2022 tarihinde https://www.perspektif.online/ sitesinden alintilanmistir, yazinin orijinali için asagidaki linki tiklayiniz.

https://www.perspektif.online/rusya-iran-ve-batinin-gerekli-seytani-isid/

(Bu yazida yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakis açisini yansitmayabilir.)

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!