Allah ‘a Yakınlaşmak...

Çok değerli okuyucular, öncelikle hoş geldiniz. Yeni açmış olduğumuz bu sitemizin hepimiz için hayırlı olmasını ve hayırlara vesile olmasını Yüce Rabbi'mden niyaz ediyorum...
Allah ‘a Yakınlaşmak...
Sabri AKIN
Sabri AKIN
Eklenme Tarihi : 10.01.2021
Okunma Sayısı : 644

Çok değerli okuyucular, öncelikle hoş geldiniz. Yeni açmış olduğumuz bu sitemizin hepimiz için hayırlı olmasını ve hayırlara vesile olmasını Yüce Rabbi'mden niyaz ediyorum. Bu sitenin kurulmasında emek sarf eden bütün arkadaşlara kendi adıma teşekkür ediyorum. Rabbi'm, kulluk vazifemizin bir gereği olarak yapmış olduğumuz bu çalışmamızı kendi indinde kabul eder inşallah.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki bütün çabamız ve gayretimiz bizleri yaratan ve varlığından haberdar kılan Rabbi'mizi tanımak ve O'nun yüceliğinin, kudretinin idrakine varmak ve idrakine varmanın bir gereği olarak ona kulluk vazifemizi yerine getirmektir. Kulluk vazifemizi yerine getirme sürecinden temel amacımız yüce rabbimizin rızasını kazanmaktır. Yüce rabbimiz bütün insanlardan ilk önce düşünmemizi ve tefekkür etmemizi bizden istemektedir. Birçok ayette Rabbimiz özellikle akletmez misiniz düşünmez misiniz 1 diyerek bizleri tefekkür etmeye ve düşünmeye teşvik etmektedir. Çünkü her şeyin başı düşünmek ve akletmektir. Zaten akıl sahibi olduğumuz için tabiri caizse Rabbimiz bizleri muhatap almakta ve bizlere birtakım sorumluluklar yüklemektedir. Düşünmeyen akıl etmeyen ya da akıl edemeyen bir topluluğu, bir insanı sorumlu olarak görmemekte, muhatap almamaktadır. Bizler de Rabbimizin bize yüklemiş olduğu bu ilk sorumluluğu temel esas olarak aldığımızdan dolayı, bu köşemizin ismini 'TEFEKKÜR' olarak koyduk. İnşallah bundan sonra bu köşemizde İslam tefekkürü, İslam düşüncesi üzerine bazı meseleleri sizlerle beraber irdeleyeceğiz.

Bu süreç içerisinde yapmış olduğumuz çalışmalardaki bütün doğrular İslam’a ait olup, yapmış olduğumuz yanlışlar ise nefsimize aittir. Bu konuda İnşallah siz değerli okuyucularımızın da, yazımızla ilgili yapmış olduğunuz değerlendirmeler ile yanlışları düzeltme de vesile olacağınızı düşünüyoruz. Temel sonuç olarak, bu yapmış olduğumuz bütün çalışmalarımız hakikat arayışıdır. Doğru olarak bildiğimiz konuları sizlerle paylaşmak eğer bir yanlış varsa o yanlışlarımızı da siz değerli okuyucularımızın tavsiyeleri ile onları düzeltmek olacak. Bütün çaba Hakkı, hakikati arama, hakka ulaşma konusudur.

Malumunuz olduğu üzere Hakka ulaşma, hak arama mücadelesi içerisinde olan bütün insanlar, aslında temelde ismi Hak olan Rabbi'mizi arama ve bulma çabasıdır. Bu çalışmalar neticesinde herkes Hakka ulaşma, Hakka gurubiyet, Hakka yakınlık meselesi üzerinde gayret sarf etmektedir. Tabi ilk giriş konumuz rabbimizi bulma, Hakkı bulma ve hakka ulaşma meselesi olunca, dönem dönem farklı değerlendirmeler sonucu farklı anlayışlara vesile olan Hakka yakınlık gurubiyet meselesi nedir ne değildir kısmen bugün ilk yazımızda bunu değerlendirmek istedim, bu meseleyi İnşallah burada beraber irdeleyeceğiz.

Allah'a Yakınlaşma Ne Demektir?

Sosyal hayatta alışılmış olarak kullandığımız çoğu kavramlar, çoğu zaman birtakım yanlışlıklara yol açmakta ve Islâm düşüncesinde geçen bazı lafızların, hakikî manalarından sıyırıp onlara göreceli bir anlam vermemize sebep olmaktadır.

Bizler sosyal kavramların dışında "gurb" ve "yakınlık" kelimesini kullandığımız zaman onun hakiki manasını kastetmekteyiz. Örneğin, "Ak dağın yakınında bir aksu vardır veya "Ben o ak dağın yakınına kadar gittim. " dediğimiz zaman gerçek yakınlığı kastetmekteyiz. Yani dağla aramızdaki mesafeyi göz önünde bulundurarak bu sözü söylemekte ve "gurb" (yakınlık) kelimesiyle mecazi değil, hakikî bir şey olan bu mesafenin azalmış olduğunu ifade etmek istemekteyiz. Ama "Falan adam, falan sosyal makamın yakın dostudur. " veya "Falan şahıs, falan makama yaptığı hizmeti sebebiyle ona yakınlaşmıştır. " dediğimiz zaman neyi kastediyoruz acaba? Onların arasındaki mesafe azaldı, demek mi istiyoruz? Meselâ, önce bu adam o makama beş yüz metre mesafedeydi de şimdi ona yüz metre mesafede midir? Elbette ki öyle değildir. Eğer öyle olsaydı, o zaman herkesin kapı kulu hizmetçisi, herkesten daha çok ona yakın olmalıydı. Bu gibi cümlelerden şu kastedilmektedir: Hizmet eden şahıs, ettiği hizmetle hizmet ettiği şahsı ruhî yönden etkilemiş ve onu kendisinden razı etmiştir. Oysaki daha önce razı değildi; veya razı idiyse de şimdi daha çok razı etmiştir. Dolayısıyla da hizmet edilen şahıs, bundan böyle hizmet eden kimseye daha çok önem verecek, daha çok ilgi gösterecektir.

Demek ki "gurb" kelimesi, burada hakikî anlamında değil, mecazî anlamında kullanılmıştır. Yani, gerçekten bu adamın fiziksel vücudu, o adamın fiziksel vücudunun yakınında yer almış değildir. Sadece hizmet edilen şahıs tarafından hizmet eden kimseyle, birtakım eserleri de olan bir ruhi rabıta kurulmuştur. Bu ruhî rabıtadan da mecaz ve teşbih yollu "gurb" (yakınlık) diye tabir edilmiştir.

Şimdi bakalım Hak Teâlâ'ya tagarrub etmek, yaklaşmak ne demektir? Hakikî yakınlık mı kastediliyor, yoksa mecazi yakınlık mı? Acaba kullar gerçekten de itaat, ibadet ve ihlâs ile Allah'a doğru yükseliyorlar, O'na yaklaşıyorlar, aralarındaki mesafe azalıyor, öyle ki artık mesafe ortadan kalkıyor ve Kur'ân'ın tabiriyle "Lika-ı Rab" gerçekleşiyor ve Rablerine kavuşuyorlar mı? Yoksa bütün bunlar, birtakım mecazî tabirler mi? Allah'a yakınlaşmak ne demektir?

Allah hakkında yakınlık-uzaklık söz konusu olamayacağına göre Allah'a yakınlık, aynen bir sosyal mevki sahibine yakın olmak gibidir. Yani Allah, kendi kulundan razı oluyor ve neticede lütuf ve inayeti fazlalaşıyor.

Elbette burada bir başka soruyla karşılaşıyoruz. Şöyle ki: Allah'ın razı olması ne demektir? Allah hadiselerden etkilenecek değildir ki, önce bir kimseden razı olmasın da daha sonra razı olsun! Veya önce razı olsun da sonra daha çok razı olsun! Bu soruya şöyle cevap veriyorlar: Allah'ın "razı olması" ve "razı olmaması" da mecazi bir tabirdir. Maksat; Hak Teâlâ'nın, kendisine itaat ve kulluk edildiği takdirde tecelli eden rahmet ve inayetidir, başka bir şey değil.

O rahmetler ve inayetler nedir acaba? Burada mantıklar değişmektedir. Bazıları, maddi rahmetler ve inayetler var olduğu gibi manevi rahmetler ve inayetlerin de varlığını kabul etmektedirler. Manevi rahmet, marifet ve ondan alınan lezzet demektir, maddi rahmet ise bağ, bahçe, huriler ve saraylar demektir. Ama bazıları, manevi rahmetin varlığını itiraf etmekten bile imtina etmekte ve Allah'ın bütün inayetleri ile insanın O'nun indindeki bütün makamlarını bağ, bahçe, elma, armut, huriler ve saraylardan ibaret bilmekteler. Bunların sözlerine göre, Allah dostlarının bir olan Allah'a daha çok mugarreb (yakın) olmaları, diğer insanlardan daha çok hurileri, sarayları, elma ve armutları, bağ ve bostanları olması demektir. Yoksa ne Allah'ın kuluna olan nispeti değişmiş (nitekim hakiki gurb taraftarları da bunu kabul etmektedirler), ne de kulun Allah'a olan nispeti fark etmiştir.

Aslında bu yanlışlık, Allah ve insan hakkında, özellikle de insan hakkında bir çeşit maddi tarz-ı tefekküre sahip olmaktan kaynaklanmıştır. İnsan ve insanın ruhunu bir miktar su ve balçıktan ibaret bilen, "Ona bir biçim verip ruhumdan üfürdüğüm zaman..." 2 ilkesini itiraf etmek istemeyen ve bu tabire de mecazi bir anlam yükleyen bir kimsenin, Hak Teâlâ hakkında "hakiki gurb"u inkâr etmekten başka bir çaresi yoktur.

Ama niçin insanı böyle hakir ve alçak farz edelim ki, sonra da her şeyi tevil ve tevcih etmeye mecbur olalım? Allah, mutlak ve sınırsız kemaldir. Öte yandan da (ilim, kudret, hayat, irade, rahmet vb. gibi) her gerçek kemal, asil bir hakikat olan "hakikat-i vücud"a dönmektedir.

Varlıklar, yaratılışın özünde ne kadar daha kâmil bir varlığa, yani daha kuvvetli ve şiddetli bir varlığa sahip olsalar, vücud-i mahz ve kemal-i sırf olan Zat-ı Ilâhi'ye bir o kadar daha yakındırlar. Buna binaen melekler Allah'a, cansızlar ve bitkilerden daha yakındırlar. Aynı sebeple meleklerin de bazısı, bazısından Allah'a daha mugarreb, daha yakındır. Bazısı hâkim ve itaat edilen, bazısı da mahkûm ve itaat edendir. Elbette yakınlık ve uzaklık mertebelerinin bu değişikliği, yaratılışın aslı ile ıstılahla konuşacak olursak da "kavs-ı nüzul" ile ilgilidir.

Varlıklar, özellikle de insan, "Hiç şüphesiz, bizler Allah'ın yaratıklarıyız ve şüphe yok ki O'na dönücüleriz."3 hükmünce Allah'a doğru dönmekteler. İnsan, sahip olduğu varlık mertebesi gereğince bu dönüşü, ihtiyari itaat ve amel ile, vazifeyi ifa ile ve kendi seçimiyle yapmalıdır. İnsan, Allah'a itaat yolunu kat etmekle gerçekten de Allah'a yakınlık mertebe ve derecelerini katetmektedir. Yani hayvan merhalesinden, meleklerin makamından da daha üstün bir merhaleye kadar ilerler. Bu yükseliş ve yüceliş, bir teşrifatı ve idarî, bir sözleşmeli ve itibarî olay değildir. Bir idarenin normal personelliğinden bakanlık makamına kadar veya bir partinin normal üyeliğinden parti başkanlığına kadar yükselmek gibisinden bir yükselme değildir bu. Vücud (varlık) basamaklarından yukarıya doğru çıkmaktır; varlığın şiddetlenmesi, kuvvetlenmesi ve kemale erişmesidir ki, bu da ilim, kudret, hayat (dirilik) ve meşiyyetin çoğalması ve kâmilleşmesi ve nüfuz ve tasarruf alanının genişlemesine eşittir. Allah'a tagarrub, yani gerçekten varlık mertebe ve merhalelerini kat edip varlığın bitimsiz merkezine yaklaşmak demektir.

Buna binaen insanın, itaat ve ubudiyet (kulluk) yolunu kat edip de melek makamına ulaşmaması veya melekten de yukarı çıkmaması en azından melek haddinde varlık kemallerini elde etmemesi kabil değildir. Kur'ân, insan makamının ne kadar yüce olduğunu anlatmak için şöyle buyuruyor: Meleklere, "Adem'e secde edin." dedik. İblis ‘ten başka hepsi secde etti. O ise dayattı ve kibirlendi. Çünkü o, kâfirlerden idi.4 Doğrusu, insan makamını inkâr eden kim olursa olsun, İblistir demeliyiz.

1 2/Bakara 44, 73, 75, 76, 164  /  2 Hicr 29. Ayet  / 3 Bakara 156. Ayet  / 4 Bakara 34. Ayet

 

YORUMLAR
Eyüp polat
11.1.2021 11:20
Emeğinize yüreğinize sağlık değerli kardeşim Sabri kardeş,Allah bu uğurda sizlere gönül açıklığı,ufuk berraklığı,ve basiret suurlugu ihsan eylesin inşaallah,çok güzel bir çalışma olmuş

Şemsettin Karci
11.1.2021 07:06
Sabri hocam, Elinize yüreğinize sağlik. Devamını dileriz.

Murat Sezik
10.1.2021 20:56

Sabri bey kardeşim, eline sağlık.

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
 Abdülaziz KIRANŞAL

Abdülaziz KIRANŞAL

Dinden Soğutan Dindarlık

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

İnsanı Kendi Olmaktan Çıkartan Bir Çağın İçindeyiz

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!