Mücadelede Okumanın Ehemmiyeti

Her varlık bir amaç için yaratıldı, insan da bir amaç için yaratıldı...
Mücadelede Okumanın Ehemmiyeti
Hanifi TOSUN
Hanifi TOSUN
Eklenme Tarihi : 21.08.2021
Okunma Sayısı : 336

Her varlık bir amaç için yaratıldı, insan da bir amaç için yaratıldı... Yüce Allah bu amacı Bakara suresi 30. ayette “hilafet” olarak gündemimize taşırken misyonunu da Zariyat suresi 56. ayette kulluk olarak belirledi.

Böyle ulvi bir amaç ve misyon için yaratılan insan, kendisine verileni çoğaltmak, daha ileri düzeylere taşımak için akıl-irade-bilgi ile donatıldı.

Kur’an, bu gerçekliğin farkında ve bilincinde bir akıl ve insan tipi inşa etmek için “Oku, yaratan Rabbinin adıyla! Oku! O insanı bir alakadan yaratmıştır. Oku! Rabbin ikram sahibidir. Ki o, kalemle yazmayı öğretmiştir. İnsana bilmediğini öğretmiştir.” buyurmaktadır.

Hira’da gelen melek:

- "Oku" dedi.

Hz. Muhammed:

- “Ben okuma bilmem...” dedi.

Melek tekrar oku dedi. Cevap değişmedi.

- "Oku" dedi üçüncü defa...

Buradaki okumayı Hz. Muhammed okuma-yazma biliyordu ya da bilmiyordu parantezine mahkum etmek işin özünü kaçırmakla eş anlamlıdır.

Evet dünyayı imar edip insanı inşa ve ihya etmek için okumak gerekiyordu: Afaki ve enfusi ayetleri, insanı, canlıları, dünyayı, jeopolitiği, dağları, coğrafyayı, denizleri, olayları okumak...

Ancak böyle bir okuma gerçekleşirse karanlıklar içinde debelenen insan, nura kavuşabilecekti. İnsanlık sığ ve kısır algılardan geniş ufuklara yelken açabilirse yolunu bulabilecekti.

Allah resulü, anlamıştı. Zira Allah-u Teala neyi murat ettiğini kalbine ilka etmişti. Meleğin hitabını tekrar ederek (اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذٖي خَلَقَۚ…) diye başlayan Allak suresinin ilk beş ayetini okudu.

Hira’dan Mekke’ye doğru adeta koşarak indi... Kısa bir telaş ve tereddütten sonra Allah resulü, hem bu dünyada hem de ahirette başaranlardan, felaha erenlerden olmamız için "Her işin başı ilimdir." gerçekliğinden hareketle ilim halkasını kurdu...

Erkam’ın evinden Suffa'ya oradan tüm dünyaya ilmin ışığında bir perspektifti sunduğu...

Peygamber sonrası dönemde de bu iş aynı şekilde devam etti...

Mesela Ebu Derda... Hz. Ömer'in hilafet yıllarında Şam'a gitti, burada medresesini kurdu, öğrenci sayısı 1600'e varan ilim meclisi, Şam'dan insanlığa ilmin nurunu sundu...

Mesela Ebu Musa Eşari Basra'da öğrenci sayısı 300 kişiye varan ilim meclisinde yıldızlar yetiştirdi...

Mesela Muhammed Bakır (r.a)’ın kurduğu, Cafer’i Sadık’ın sistemleştirerek devam ettirdiği medresenin öğrenci sayısı 4000 idi…

Sadece bunlar değil! Daha yüzlercesi Medine, Mekke, Bağdat, Kahire, Horosan başta olmak üzere birçok bölgede ilmin ve irfanın membaı oldular...

Peygamber, ashabına onlar da kendilerinden sonrakilere hakikatin bilgisini öğreterek o günden bugüne ilim meclisleri kesintisiz devam etti…

Sahabe tabiini, tabiin ise etbaut tabiini yetiştirdi. İlim halkaları her nesilde bir öncekinden daha güçlü bir şekilde işlevselleşti. Erkam’ın evinden yükselen seda, daha güçlü bir veçhe kazanarak çoraklaşmış dünyaya ruh oldu, can suyu oldu, hayat oldu.

Müslümanların sahip oldukları bu ilim aşkı karanlıklara gömülmüş dünyayı yitikleri olan bilgiyle eşi görülmemiş bir yükselişe sürükledi.

Öyle ya Yüce Allah, yüzlerce ayetin ardıl cümlesinde “Akletmiyor musunuz?” “Düşünmüyor musunuz?” “Anlamıyor musunuz?” vb. soruları boş yere sormuyordu, aksine bu kutsal eyleme gönderme yapıyordu. Müslümanlar da tıpkı son elçi Hz. Muhammed (a.s) gibi gereğini yaptılar.

İnsanlık, bilgi sayesinde her zaman yolunu buldu, bilgiyi, ilişkilerine hâkim kıldığı her seferinde aydınlık ve gelişmişlik seviyesinin zirvesinde tavan yaptı.

Hikmetin rehberliğindeki bilginin olmadığı yerde hoşgörü, uzlaşı kültürü, sevgi ve saygının yerini saplantılar ve ön yargılar alır.

Cehaletin baskın olduğu ortamlar, zulmün, sadistliğin, yoksunluğun ve yoksulluğun pençesinde insanlığın inim inim inlediği ortamlardır.

Okuyanlar yaratıldıkları amacı gerçekleştirip hayatta başaracak olanlardır... Her okuyan başaramaz ama başaranlar hep okuyanlardır…

Okumayan bir millet, heba olmaktan kendini kurtaramaz. Kendini kör cehaletin pençesine terk etmiş bir millet, bidat ve hurafelerin girdabında karanlık ruhlu insanların oyuncağı oluverir.

İslam’ı dert edinmemiz demek, öncelikle okuyan bir kitle olmamız demektir. “Oku!” diye başlayan bir kitabın müminleri olarak, ilk gün olduğu gibi bugün de düştüğümüz yerden kalkıp emin adımlarla yol almamız gerekmektedir. Nitekim yiğit, düştüğü yerden kalkar. Biz de düştüğümüz yerden kalkıp tarihi sorumluluklarımızı eda etmeliyiz.

Okumaya başladığımız gün, dertlendiğimiz günün startı olacaktır. İslam’ı ana kaynaklarından okursak, okumalarımızı kalite olarak nitelikli kılarsak, düşünce dünyamız vahyi hakikatlerle billurlaşırsa gerçekliğimizle yüzleşiriz. Geri kalmışlığımızın okumaya olan mesafemizde gizli olduğunu bilirsek çözüm üretmekte daha etkili oluruz.

Fıtrata dönüş hareketi ve verilen ahde vefayı hatırlatma operasyonu okuma eksenli bir mücadeleyi gerekli kılar...

Bu sebeptendir ki Allah resulü “Ya öğrenen ol ya öğreten ya dinleyen ol ya da onları seven ol! Beşincisi olma helak olursun.” buyurmaktadır.

Okumazsak ne mi olur?

Okumazsak, bugün toplumu kasıp kavuran, felsefik alt yapısı da bulunan deizm, agnostisizm, satanizm, sekülerizm, hedonizm ve benzeri şeytani hayat tarzlarının egemen olduğu ortamların pençesinde oyuncak oluveririz. Paçavraların rüzgârın önünde gösterdiği metaneti sergileriz. Yok, olur gideriz.

(Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakış açısını yansıtmayabilir.)

 

YORUMLAR
İlyas Çalhan
21.8.2021 20:54
Hanifi kardeşim müstefid olduk teşekkür ederiz.

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
 Abdülaziz KIRANŞAL

Abdülaziz KIRANŞAL

Dinden Soğutan Dindarlık

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

İnsanı Kendi Olmaktan Çıkartan Bir Çağın İçindeyiz

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!