İsimlendirmede Tutarlılık Ya Da Tutarsızlık…

Bundan önceki bir yazımızda "literatür ve kavran” üzerinde durmuştuk.(1)...
İsimlendirmede Tutarlılık Ya Da Tutarsızlık…
Sait ALİOĞLU
Sait ALİOĞLU
Eklenme Tarihi : 24.09.2022
Okunma Sayısı : 267

Bundan önceki bir yazımızda “literatür ve kavran” üzerinde durmuştuk.(1)

O yazımızda, literatürün ve kavramın ne olduğu ve ne anlama geldiği üzerine görüşlerimizi belirtmiştik.

Literatürün, sözlük anlamı itibarıyla; "Edebiyat ve bir konudaki eserler toplamı"ndan ibaret olduğuna vurgu yapmıştık. Ör. "Tarih literatürü ya da İslami literatür."

Kavramı ise; Bir şey hakkında sahip olunan genel fikir, mefhum veya zihin ve düşünce tarafından kavranmış şey, konu veya fikir. Kavram kelimesinin "ihataidrakanlayış ve kavrama gücü" gibi anlamlarının olduğunu belirtmiştik..

Buradan hareketle kendine ait kavramları olan 'literatür'nde sonuçta bir kavram olduğuna karar vermiştik.

Bu karar verme, bize ait olmayıp genellik ifade eder.

İmdi başlığımıza dönersek, “bu iki farklı olgu nasıl oluşabilir/ ya da ulaşılmıştır?” diye konuya dair önemli bir soru sorulabilir.

O da, isimlendirmenin, bir şeye, nesneye, olguya ad vermek ve ona hayatiyet kazandırmak için doğru yapılması, isim verilenin yapısına göre hareket edilmesinin gerekli olduğu düşüncesinden kaynaklanmaktadır.

İlk isimlendirmeyi “kim ve kime, neye karşı yapmıştır?” diye bir soru tevcih edildiğinde, cevabı bellidir; Allah!

Ki, daha sonraki yaşam evresinde kendi hayatına giren/girecek olan nesnelere, olaylara ve olgulara isim verecek olan ‘insan’ın tanımlanması ve isimlendirilmesi Allah© tarafından yapılmıştır.

İslami literatürde İnsan kelimesinin iki anlama geldiği görülmektedir; “İnsan “Arapça ins kelimesinden türetilmiştir. “Beşer, insan topluluğu” anlamına gelen ins, daha ziyade insan türünü ifade etmekte olup… Kelimenin aslının “unutmak” mânasındaki nesyden insiyân olduğu da ileri sürülmüştür… Böyle “düşünenlerin İbn Abbas’a nisbet edilen, “İnsan ahdini unutması sebebiyle bu ismi almıştır” şeklindeki rivayete dayandığı belirtilir.”(2)

Yani, insan “nisyan etti; unuttu!”

Zaten ondan dolayı da insan için “nisyan eden” varlık ifadesi kullanılır.

İnsanı yaratan, ona bir şekil veren, onu surete dönüştüren Allah© insanı yapısından dolayı kelime bazında tanımladığı gibi, bu tanımlama işini yapması için yine ona bahşetmiştir.

O da O’nun, insana isimleri öğretmesi ve kalem ile yazı yazmasını öğretmesi şeklinde olmuştur.

Ona önce isimleri öğretmiş(Bakara-31) daha sonra ise ona, yani Âdem’e- dolayısıyla insan’a- kalem ile yazı yazmayı öğretmiştir.(Alak-4)

İnsanın medenilik vasfının da, Âdem(as) ile birlikte yeryüzü macerasıyla başladığı gözden kaçırılmamalıdır. Hem yaratma, hem yaratılana isim verme, hem yaratılanın yaşadığı süre içerisinde çevresinde bulunan canlı, cansız varlıklarla temas halinde olması, onlarla ünsiyet sağlaması ve onları isimlendirmesi dünden bugüne devam etmektedir.

İnsanı en iyi bilen, onu yaratan Allah© olduğuna göre, onu tüm yönleriyle tanımlamak(tanımak değil) da O’na mahsus olmalı…

Allah insanı, konumu itibariyle “cahil ve aceleci” gibi sıfatlarla vasfetmektedir.

Bu durum, insanın tümden kötü olduğu anlamına da gelmezdi.

İnsan, yaratılığı ve üzerine alması gereken/aldığı görevden dolayı yapıp ettikleri açısından İlahi hitapta “meleklerden yüce ve hayvanlardan da aşağı(esfel-i safilin) olarak tanımlanır.

Buraya kadar olanlar, Allah’ın insanı yaratması, ona eşyanın adını söylemesi ve ona kalem ile yazıyı öğretmesi ile alakalı idi.

Bu da, insanın medenilik vasfına, daha ilk adımda sahip olduğu anlamına gelirdi.

Bir de insanın, insan olması, dolayısıyla hayatın öznesi olarak kabul görmesi açısından kendisine doğrudan verilenler ile(dünya vs.) kendisinin ürettiği şeylere isim vermesi mes’elesi de vardı!

Ona, o vasfı da yukarıda belirtildiği üzere Allah’ın verdiği bilinmektedir.

İnsan, çevresine çoğu kez alıcı gözle bakar; onları değerlendirir,  başka şeylerle mukayese eder ve ona, bir başka şeyi/şeyleri nispet eder ve fiyatlandırır.

Bir kısmında isabet ettiği gibi, bir kısmında da ermeyebilir; işin künhüne vakıf olmadan, işi ıskalayabilir. Onun isabet etmesi “iyi” olduğu gibi, ıskalaması da genellikle kötü sonuçlar doğurabilir, onu asıl olan hedefinden uzak düşürebilir.

Bir söz var, “Geçmiş, geleceğin aynasıdır” diye. İnsan, gerek fert, gerekse de toplum olarak, hayata ilk adımını attığı anda kazandığı hususları –çoğu kez- yaşadığı ana ve geleceğine de taşıyabilir.

İnsanın, onları olumlu ve olumsuz anlamda taşıyıp taşımaması da mümkündür.

Bunlardan dolayı insan, sürdüre geldiği doğruyu, doğruları “an içinde de” taşıyıp yaşatabileceği gibi, sürdüre geldiği yanlışı, yanlışları da yaşadığı an’a da taşıyıp yaşatabilme özelliğine sahip olmuştur hep…

İsimlendirmelerde işte bu doğru/yanlış bağlamında anlam kazanmış olur.

Bu bir nevi, gömleğin ilk düğmesinin, doğru iliklenip iliklenmemesi ile alakalı olup, bu şekilde dünden bugüne üretilip gelen kültürün de mahiyeti ortaya çıkmış olur.

Dünya tarihini bir bütün olarak okuyup, onu “insanın hikâyesi” şeklinde değerlendirdiğimizde; dünün, büyük oranda din olgusuyla karşılanacak olan isimlendirmelerin, hayatı ıskalasa dahi az çok “manevi” bir bağı var diye düşünülür.

Ama din’in olgu ve kurum olarak merkeze, insanın hayatından çıkarılma girişiminin ilk adımı olarak Aydınlanmayı koyduğumuzda, isimlendirmelerin tümünün yanlış, zararlı ve tutarsızlık içerdiği görülecektir.

Bu kez karşımıza o çok beylik cümle çıkacaktır; “Bilimsellik!”

Gerçi, o dönemin şartlarında oluşmuş bulunan birçok kavramın ve isimlendirmenin yerini başka kavramlar ve isimlendirmeler almış olsa da, ilk düğmenin yanlış iliklenmesi kabilinden işler sarpa sarmakta; dünya ve insanlık onlar yüzünden batmaya yüz tuttuğu halde, yine kurtuluşun, bu kez, yine yanlış isimlendirmelerden kaynaklanan acı sonuçları yok olmamaktadır.

Bu yok oluşa, maalesef salt batı muhayyilesi ve yaşantısı sebep olduğu gibi, “Müslümanca” görünüp “batıcıca yaşamak” sevdasında olan zevatın da olumsuz katkılarını görmemiz gerekir vesselam…

(1)https://www.kitaphaber.com.tr/litatetur-ve-kavram-uzerine-k2329.html

(2) https://islamansiklopedisi.org.tr/insan

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakış açısını yansıtmayabilir.

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
Ramazan KAYAN

Ramazan KAYAN

Yasince Yaşamlar

Fatma BARBAROSOĞLU

Fatma BARBAROSOĞLU

Bir İbadet Olarak Kurban Kesme

Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

O İşin Matematiği Var

Fatih OKUMUŞ

Fatih OKUMUŞ

Müslüman Orucu

Necip CENGİL

Necip CENGİL

Hayata ve Bilmeye Dair

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Mustafa Yazgan’ın Ardından…

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!