Yahudi Teolojisini Sorgulamak

Muhammed Cemal Durre’yi tanımayanınız yoktur sanırım. Hani Ekim 2000’de babasının arkasına sığınmasına rağmen...
Yahudi Teolojisini Sorgulamak
Enes TARIM
Enes TARIM
Eklenme Tarihi : 12.05.2021
Okunma Sayısı : 110

Sizi kılıcın kısmeti edeceğim ve hepiniz boğazlanmak için eğileceksiniz…”
                                                                                                        (İşaya bab 65)

Muhammed Cemal Durre’yi tanımayanınız yoktur sanırım.
Hani Ekim 2000’de babasının arkasına sığınmasına rağmen, özellikle nişan alınarak karnından vurulan Filistinli küçük şehit!
Önce o vuruldu özellikle nişan alınarak.
Sonra da onun gibi daha yüzlerce çocuk İsrail askerleri tarafından, özellikle nişan alınarak vuruluyor o günden beri…
Dünya, Mayıs 2001’ de “İman Haccu” adlı henüz dört aylık Filistinli bebeğin karnını delip geçen top mermisinin minik bedende açtığı kocaman delikle karşılaştı.
Çocuklara ve kadınlara yönelik bu şiddet hareketi dönemin İsrail Başbakanı “Ehud Barak” tarafından bir cümleyle özetlenmişti: ”İzle, siper al ve öldür!”
***

Önceleri İsrail askerleri tarafından küçücük çocukların kol ve bacakları taşlarla vurulup kırılmaya başladı.
Sonrasında özellikle hedef alınıp öldürülerek gerçekleşti ve o günden beri işgal kuvvetleri tarafından şehit edilen çocuk sayısı önemli bir yekûn oluşturmakta Filistin de.
1948 deki devlet olma ilanlarından sonra kadın çocuk yaşlı demeden tüm insanları Filistin’de dar bir bölgeye hapsederek bütün özgürlüklerini kısıtlayan gıda ve ilaç gibi en zaruri maddelerin bile bölgeye girmesini engelleyip onları orada açlıktan ölmeye mahkum eden bir korsan devlet var Ortadoğu’da.
Üzerlerine bombalar yağdıran, evlerini buldozerlerle yıkan, gıda ve ilaç yardımı götürmekten başka bir amacı olmayan sivillerin gemi ve diğer yardım filolarına saldırarak engelleyen, sonrasında da en muhkem ve yüksek tepelere çıkarak çocukları ve kadınlarıyla beraber piknik yapıp onların bombalarla katledilişlerini izleyip sevinç çığlıkları atan bir millet, psikiyatrik bir vaka var önümüzde…
***
Geçmişlerinin sürgünlerle dolu olması ve teolojileri en büyük sebepleri…
Sürgünlerinin ilk yıllarından itibaren Yahudi diasporası gittiği her coğrafyada dışlanan, aşağılanan ve itibarsızlaştırılan bir topluluk oldu yüzyıllar boyu…
Tüm bunlara rağmen Yahudi teolojisi ve kutsal kitaplarının kattığı manevi ruh ve üstün ırk olma güdüsü onları her dönem dünya coğrafyasında dağınık olsalar da ayakta kalmayı, bulundukları bölgelerin ekonomik ve düşünsel gücünü ele geçirmeyi öğretti mütemadiyen.
Aslında İsrail Yahudilerinin neden bu kadar acımasız oldukları geçmiş tarihleri, kutsal kitapları ve mevcut eğitim sistemlerinde gizli.
Bu patolojik vaka incelendiğinde onların hala nasıl o eski ilkel çağlardaki vahşi, acımasız, kural tanımaz ve kendinden başka her şeyi yok edebilecek barbar ruhu devam ettirebildiklerinin nedenleri daha iyi anlaşılabiliyor.
Öyle ki, teolojileri ve eğitim sistemleri bir korku ve dehşet filmini andırıyor…
Hahamlar ve din adamlarını gözlemleseniz, sanki Nazi Almanya’sında işkence emirleri yağdıran birer nazi gestapo şefi var karşınızda.
Cumhurbaşkanları, başbakanları, milletvekilleri sanki Kamboçya’daki ölüm tarlalarının katliam emirlerini veren askeri komutanlar…
Askerler ve halk yediden yetmişe politize ve tek hedefleri ötekileri öldürmek, yok etmek.
Hahamlar şurası: “Tevrat, savaş sırasında kadınların ve çocukların öldürülmelerini caiz görmektedir” fetvasıyla kadın ve çocukların katledilmelerine teşvik ederek destek olmakta; hatta emzikli çocukların dahi öldürülebileceği fetvası verilebilmekte...
Yahudi vekiller parlamentoda Filistinli kadınların henüz karınlarında doğmamış bebekleriyle öldürmeye teşvik edebiliyor.
Muhalefet parti liderleri: ”Bunları böcek gibi ezmeliyiz. Üzerlerine nükleer bomba atalım” diyebilmekte. Öyle ki eski Dışişleri bakanlarından “Avigdor Lieberman” bir konuşmasında Filistinlilere karşı atom bombası kullanmayı önerebilmişti…
Bu İslam düşmanlığının yalnızca üst siyasi katmanlar ve Yahudi din adamlarıyla sınırlı olduğunu zannetmek çok yanıltıcı olur.
İsrail gazetesi Haaretz’de yayınlanan bir anket sonucu, kötülüğün ve lanetin toplumun her katmanına yayılmış olduğunu göstermekte.
Ankete göre, İsrail halkının çoğunluğu, bırakın Müslüman Filistinlileri, kıbti yahudilerle dahi aynı binada yaşamak, onların çocuklarıyla aynı okulda okumak istemiyor. Seçimlerde Arap kökenli İsraillilerin oy kullanmalarını reddediyor ve yasalarla yasaklanmasını istiyor.
Yahudilerin yüzde 74’ ü İsraillilerle Filistinliler için ayrı yollar yapılmasından yana.
Yahudilerin geneli Araplara uygulanan ırk ayrımcılığının farkında ve bilinçli olarak bunu onaylıyor.
***
Şüphesiz tüm bunlara İsrail eğitim sisteminin ve muharref Yahudilik teolojisinin sebep olduğunu görmek gerek.
Tüm Yahudiler anaokulundan itibaren ırkçı ve antisemit politika ve derslerle çocukluktan itibaren zihinlerine kazınırcasına yetiştiriliyor.
Onların Mescidi Aksa yanarken ve Filistinli çocuklar katledilirken duvarın öte tarafında ellerinde bayraklarla kadın erkek çocuk hep beraber sevinç çığlıkları atarak tepinmesi tesadüf değil.
Öyle ki İsrail okullarında Siyonizm ve Yahudi ırkçılığı Siyonist öğretmenler nezaretinde düzenli eğitimlerle Yahudi çocukların zihinlerine kazımakta. Tüm eğitim kurumlarında Filistinliler asla insan olarak sunulmaz ve Filistin, Filistinli kelimeleri asla kullanılmaz.
Bu kelimeler yerine düşman, saldırgan veya terörist ifadeleri kullanılarak sistematik bir nefret eğitimi planlanır.
Hayat boyu verilen bu eğitim ve öğretim politikaları ile genç İsrail askerlerinin kontrol noktalarında Filistinlilere birer hayvan eğiticisi gibi davranmaları tesadüf değildir.
Keza keyiflerine göre sebepsiz üzerlerine ateş açmaları da zaten vakayı adliyedendir.
Kültürel alanda İsrail edebiyatı da özellikle hikâye roman ve çocuk çizgi roman gibi matbu alanda da onların kendileri dışındakilere karşı nefret körükleyen çizimler, ifadeler ve deyimlerle dolu basılır. Tüm rağbet gören çocuk kitabı serileri, Filistinlilere hakaret, sövgü ve aşağılayıcı materyallerle doludur. İsrailli binlerce çocuğun eğitiminde kullanılan okul kitapları da aynı faşizmin izlerini taşır ve çocuklar küçüklüklerinden itibaren birer sadist olarak yetişir.
Taş atmakla suçlanan çocukların hapsedilmesi uluslararası hukuk ve İsrail yasalarına göre suçken, çocuklar hapiste ve işkence görüyorlar.
İnsanlık, İsrail askerinin dini otoritelerden aldığı caizdir teşvikiyle Filistinli çocuklara kadınlara ve erkeklere uygulanan tutsak etme, yaralama, kol kırma ve katletme görüntülerine duyarsız.
Ve küçük bir coğrafyada etrafı kuşatılarak toprakları her türlü hile ve desiselerle elinden alınmaya çalışılan, evleri Yahudi yerleşimcilere yer açabilmek için kanunsuz gerekçesiz buldozerlerle yıkılan, üzerlerine bombalarla ölüm kusularak katledilen mazlumlara karşı tüm dünya üç maymunu oynuyor.
ABD herkesin gözünün içine baka baka dalga geçercesine Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyarak, her türlü yardıma hazırız mesajları yayınlayabiliyor.
Siyonist işgalcilerin Filistinli çocuklara sergilediği vahşetin onda biri hatta yüzde biri batıda bir yerlerde sergilenmiş olsaydı BM ve onun yan kuruluşları hemen harekete geçer, kıyameti koparırlardı.
Ne var ki modern dünya haklar ve özgürlükler konusunu sürekli ağızlarına sakız yapmalarına rağmen, suskunluğu tercih etmekte, hak ihlallerinin önüne geçmeyi bir yana bırakın tavır koymaktan, tepki anlamına gelen açıklamalar yapmaktan bile çekinmektedirler.
Aslında Yahudilerin tahrif ettikleri kutsal kitabın ayetleri okununca fazla söze de gerek kalmıyor.
Muharref Tevrat sayfaları okundukça karamsarlığa düşmemek mümkün değil.
O okunmadan onların ruh halleri anlaşılamaz.
İçerisinde öyle ayetler var ki:
“Şimdi bütün erkek çocukları ve erkekle yatmış kadınları öldürün. Yalnız erkekle yatmamış genç kızları kendiniz için sağ bırakın…” (ÇöldeSayım:17-18)
“Onların her şeylerini tamamen yok et. Onları esirgeme. Erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür…” (I. Samuel bab15)
“Onları kasaplık koyunlar gibi ayır ve öldürme günü için onları hazırla...” (Yeremya bab12)
“Ele geçen her adamın gövdesi delik deşik edilecek ve tutulan her adam kılıçla düşecek. Yavruları da gözleri önünde yere çalınacak, evleri çapul edilecek ve karıları kirletilecek…” (İşaya, bab 13, ayet 15)

***
Okudukça onların neden bu kadar pervasız, egoist ve kendi dışında kimseye yaşam hakkı tanımadığını anlıyoruz.
Katliamlar daha bir anlam kazanıyor.
Katlettikçe işkence yaptıkça zulmettikçe yücelen takvaya ulaşan cenneti hak eden bir topluluk var önümüzde.
Azınlıkta oldukları yerlerde, kimliklerini gizleyen, sevecen ve hoşgörülü; hakim oldukları alanlarda ise sadist gaddar ve zalim bir topluluk onlar.
Tüm dünyanın üzerinde ittifak ettiği insani değerlerin tam tersine inanan ve kötülüğü meşru görüp yaşama geçirmek için çaba sarf eden bir topluluk.
Lanetli bir halk onlar…
“Sonra sözleşmelerini bozmaları yüzünden biz onları lanetledik ve kalplerini kaskatı ettik….” (Maide:13)
Allah’ım bizi hayırlı komutanlar ve ordular ile destekle.
Mescidi Aksa’yı Yahudilerin pisliğinden temizle.
Allah’ım Müslümanların azimlerini güçlendir.
Saflarını sözlerini amellerini dinin ikamesi üzerinde birleştir.
Ya Rabbi bu mübarek ramazan günlerinde günahlarımızı affet.
Allah’ım bizi Mescidi Aksaya sahip çıkmayan işbirlikçi yöneticilerden arındır.
Bize ihanet elbisesi değil takva zırhını kuşanmış Raşit yöneticiler ikram eyle…
Selam ve dua ile…


Fotoğraf: Twitter, @muradcobanoglu

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!