Emanet ve Adalet

"Şu bir gerçek ki; Allah, size emanetleri mutlaka ehline (İslam'a uygun, ahlakı sağlam, yetenekli olanlarınıza) vermenizi, insanlar arasında...
Emanet ve Adalet
Emin YÜCETAŞ
Emin YÜCETAŞ
Eklenme Tarihi : 1.12.2022
Okunma Sayısı : 181

"Şu bir gerçek ki; Allah, size emanetleri mutlaka ehline  (İslam'a uygun, ahlakı sağlam, yetenekli olanlarınıza) vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder. Gerçekten Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah (her şeyi) işiten ve görendir." (Nisa suresi 4/58)

"Emanet", hıyanetin zıddı anlamında kullanıldığı gibi, "güvenilir olmak" anlamında mastar olarak da kullanılır. "Güvenilen bir kimseye; koruması için geçici olarak tevdi edilen şey." anlamına da gelmektedir.

Bu kavram , sözlük anlamıyla;  "Koruması için kendisine bırakılan mal ve eşya" şeklindeki  günlük, dar anlamı dışında, Kendisine geçici olarak verilmiş olan Ruhî, Bedenî ve Malî imkanlar olarak da değerlendirilir...

Ahzap suresinin 33/72.ayetinde:

"Doğrusu,Biz emaneti (emir ve yasakları) yerine getirme sorumluluğunu göklere, yere ve dağlara arz (ve teklif) ettik de (onlar) bunu yüklenmekten kaçındılar ve on(un getireceği sorumluluk)tan korktular da, onu insan yüklendi. (Eğer bunun gereğini yapmaktan kaçınırsa), cidden O çok zalim çok cahil (demek)tir."

Bu ayet: İnsan , ilahi teklifi unutur, nefsine uyar ve aklını putlaştırarak işlerini Allah'ın emir ve yasakları doğrultusunda değil de, kendi heva ve hevesine göre yaparsa, hem cahil hem de zalim olacağını bildiriliyor.

Taberi; bu ayeti açıklarken: Emanetin, Allah'ın kullarına gönderdiği hak din ve bu dinin yüklediği vecibe ve hükümler olduğunu ifade eden rivayetleri naklettikten sonra, ayetteki emanet kavramına hem dini vecibe  ve yükümlülüklerin, hem de insanlar arasındaki emanetlerin tamamını kasteden görüşün en isabetli yorum olduğunu ifade etmiştir. (Cami'ü'l- beyan :12/ 53-57)

Bu ayetten hareketle Taberi; özellikle devlet adamlarının hem "Emanet ehli" hem de "Adalet ehli" olmalarının gerekliliğine işaret etmektedir.

Emanet ehli olmalarını, ülke imkanlarını halka haksızlık yapmadan paylaştırmalarına bağlar. Adalet ehli olmalarını da, bütün kararlarında, hukuka riayet etmeleriyle gerçekleşebileceğini ifade eder. (Cami'ü'l- Beyan 4/ 145 146)

İnsan ;  Allah'ın yüklettiği emaneti taşıyan bir "emin", bir "vekil" olma özelliğine sahip yegane varlıktır. Emanet ile adaletin(hükmün) birbirinden irtibatlandırılması sebebiyle, önce emanetin tezahürü ardından da adaletle hükmetme emredilmektedir...

 Bu ayet, kişinin önce "emin" olmasını ardından da "adil" olmasını emretmektedir. "Emin" olmayanın "Adil" olması düşünülemez.

Emanet; "Emaneti Kübra" dediğimiz ilahi emanet ile başlar...

Bu; Allah'ın insan fıtratına bahşettiği emanettir...

Göklerin, dağların ve yerin yüklenemeyip kaçındıkları emanet... Hidayet, marifet, Allah'a iman ve gönül rızasıyla ona yönelme emaneti...

Allah (c.c.); Diğer mahlukatı ,(insan dışındaki mahlukatı) muhayyer bırakmamış.   İradelerini kullanma idraki  dışında,  birtakım  görevler yüklemiştir: Örneğin ineğin görevi süt vermektir.  Arı bal yapar. Güneş ısıtır, ay rehberlik eder. Yılan zehrini akıtır. Karıncanın görevi fosfor salımıyla ozon tabakasının delinmesine engel olmaktır....

Oysa Allah; insanı, yaratılışının  fıtratı gereği, verdiği akıl ve irade sebebiyle, serbest bırakmıştır. Allah'ın yardımı sayesinde, Allah'a ulaşma gayreti ve arzusu da  yalnızca insana  verilmiştir... İnsanoğlunun yüklendiği ilahi emanet ve yerine getirilmesi gereken emanet budur:

İman etmek ve gereğini yapmak...

Bu dini mübini. yeryüzünde bir hayat nizamı olarak ikame ettirmeye çabalamak...

Aslında göklerin yerin ve dağların kabul etmediği emanet budur...

Zira insan dışındaki bütün mahlukat, yaratılış amacına uygun davrandığı halde kendi yaratılış gayesine aykırı davranabilen ve bu konuda serbest bırakılan tek varlıksa insandır. Bu da kendisine verilen akıl sebebiyledir.  Yaratılış gayesi olan imtihanı sebebiyledir. Aklını; fıtratına uygun kullanabilirse, görevini yerine getirebilecek seviyeye ulaşmış olacaktır... Kişi nefsine ve kalbine hakim olan aklı sayesinde ilahi mesaja uygun bir hayatı yaşayacaktır. Böyle olunca, örnek davranışı ile de, Allah'ın nizamını gönüllere taşıması kolaylaşacaktır...

Aksi durumda ise akıl nefsin emrine girecek, kendisine yüklenen emanetleri, Allah'ın rızası ve kuralları dışında ters yüz edecek ve sonuç hüsran olacaktır...

İslam'a göre, adil bir yönetimden saptıran ana faktör, nefsin istek ve tutkularını öne çıkarmaktır:

Nisa suresinin 4/135. ayetinde Allah şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler! kendinizin, ana babanızın, veya akrabalarınızın aleyhine olsa bile, adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) ister zengin ister fakir olsunlar. Çünkü Allah, her ikisine de (sizden) daha yakındır. Haktan ayrılarak heva ve hevesinize uymayın. Eğer (şahitlikte), dilinizi eğip büker (yalan şahitlik eder)seniz veya (şahitlikten) kaçınırsanız (bilin ki bu kul hakkını ihlaldir, zulümdür.) Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır." .

Kur'an'ın, emanet ve adalet kavramlarını ifade eden ayetlerini bir bütün olarak incelediğimizde, bu ayetler, beraberinde üç çeşit emaneti dile getirmektedir:

Allah'a karşı olan emanet.

Kendisine karşı olan emanet.

Sosyolojik olarak yaşadığı toplumun   fertlerine  karşı olan emanet...

Allah'a karşı emanete riayet şudur:

Kur'an'ı ve hükümlerini bir bütün olarak kabullenmek ve onlara uymak. Kendine karşı olan emaneti, vücut azalarının emanetiyle birlikte, akıl, ruh, kalb ve nefis konusundaki güvenilirliğini gerekli kılmaya çalışmaktır. Din ve dünya işlerinde en doğru, en faydalı olanı seçmesi; zararlı olan, yanlış olan şeylerden uzaklaşmasıdır.

Topluma karşı ise kendi aleyhine bile olsa, adaletten ayrılmama esasına tabi olmasıdır.

İnsanlar ile muamele edilirken gözetilmesi gereken ve iade edilmesi gereken emanetler vardır. Muamelelerde ve maddi borçlanmalarda emanete riayet de bu  emanetler grubundadır.  Devlet adamlarına ve halka nasihat ve Hakkı tebliğ de

Toplumun malını ve menfaatini korumak da, bu emanetler arasındadır.

Kısacası, "İlahi Kelam", sosyal hayat planında neleri emretmişse hepsi de bu emanetler arasında yer alır. Cenab-ı Allah'ın yerine getirilmesini. ve ehline verilmesini Emir buyurduğu emanetler bunlardır...

Kendi ana babasından, eşinden, çocuklarından,  akrabalarından... kısaca en yakınlarından başlamak  suretiyle adaletten ayrılacak yanlışlara kapı aralamamasıdır...

Maide suresi 5/42. Ayetinde de:

"... Ve eğer hüküm verirsen aralarında Adil şekilde hükmet. Hiç şüphesiz ki Allah adaletli olanları sever." buyurmaktadır.

İş başında bulunanların, bu hükümlere titizlikle riayet etmesi gerekir: Yine Enfal Suresinin 8/27. ayetinde Allah buyuruyor ki:

" Ey iman edenler! Allah'a ve Resule ihanet (hainlik) etmeyiniz ki,  bile bile kendi emanetlerinize ihanet (hainlik) etmiş olmayasınız."

Yani, zimmetinize verilmiş ilahi hükümlere ve Resulün sünnetine saygısızlık ve riayetsizlik etmeyin. Bunlar size hayat veren hükümlerdir. Dini görevlerinizi sıdk ile, samimiyetle yapın. Aksine hareket eder de, samimiyetsiz bir iman içinde olursanız, artık kendi aranızda da mala, cana, namusa ihanete başlarsınız. Böyle olunca güvensiz olursunuz...

Emanet ihanete uğrarsa, güvensiz bir toplumda da anarşi ve terör doğar...

Ne gariptir ki; bugün Müslüman olduğunu iddia eden bizler, memleketin yönetimi için yukarıdaki ayetlerin doğrultusunda hareketle, toplumdan seçilmek için oy isteriz. Ama belli bir yere seçilip geldiğimiz zaman da bunları unutmaya ve zıddına hareket etmeye başlarız!     Asıl dehşet hali de  burada ortaya çıkmaktadır...

Değer yargılarımız bizden uzaklaşır ve pek çoğumuz, Allah'ın razı olmadığı bir hayat sürmeye başlarız.. Ondan sonra da "Neden ülkede terör ve anarşi başını almış gidiyor?  Neden pahalılık var?  Ahlak neden tefessüh etmiş ?  Rüşvet.  adam kayırma, intiharlar, suçlar, boşanmalar neden artıyor... diye hayıflanır dururuz.!?.

Bu toplum, köklerinden kopartılıp,inancına düşman hale getirilince zaman içerisinde inanan kimseler de çeşitli etki-tepki sebebiyle benzeşmeler imanı gayreti nötr hale getirdi.

Dünyevî istekler, mal ve makam arzusu ağır basmaya başladı.

Sonuçta pek çok Müslüman, Allah'ın rızasını ikinci plana attı. Eski söylemler ve mücadele terk edilerek, mücahitlikten müteahhitliğe, oradan da her şeye müsaitliğe geçildi...  Böyle bir durumda, toplumun düzelmesini  (!) beklemekse,  olsa olsa kendini kandırmaktan başka bir şey olmayacaktır.

Şu hadis-i Şerife kulak verelim:

"İki özellik vardır ki müminde huy haline gelmez. Bunlar: "Emanete ihanet" ve "yalan"dır."  (Ahmet Bin Hanbel)

Ülkenin kaderinde söz ve yetki sahibi olanlar. Allah'ın rızası dışında , nefislerinin peşinden koşarak kasalarını ve keserlerini doldurma yarışına girerlerse Sonuç daha da kötüye gidecek; Dimyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan da olunacaktır...

"Emanet kaybedilince kıyameti bekleyin)." Emanet nasıl kaybolur?  diye Peygamberimize sorulunca:

"İşler ehli olmayanlara teslim edilince" diye cevap verdi."( Buhari, İlim' 2)

Ebuzer(r.a) anlatıyor: Ey Allah'ın resulü! beni vergi memurluğuna tayin etmez misiniz?" dedim. Elini omuzuma vurdu ve, "Ey Ebuzer!   Sen zayıfsın. Memurluk ise bir emanettir. Hakkını veremediğin takdirde kıyamette rüsvaylık ve pişmanlıktır. Ancak onu hakkıyla, eksiksiz yerine getirmeye güç yetirebilirsen hariç" buyurdu.( Müslim, 'İmare' 16)

Emanet: Dinî, ahlakî ve sosyal kuralları içine alan bir yüktür. Bu yükü taşıyamayanlar ya da emanete ihanet edenler, müminlik vasıflarını da yitirmiş olurlar.

"Onlar  (o müminler) ki emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler." (Mü'minun Suresi 23/8)( Mearic Suresi 70/32)

"Ey iman edenler! Allah için adaleti (Hakkı) ayakta tutan (hakimler) Adalet timsali şahitler olun. Bir kavme duyduğunuz kin,  sizi adaletten sapmaya sevk etmesin. Adil davranın. Takvaya daha yakın olan da budur. Allah'a karşı takvalı olun. (emirlerine uygun yaşayın). Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır." (Maide suresi 5/8)

Sonuç olarak Adil davranmak velev ki gayr-i müslimin için  olsa da,  Allah'ın emri olduğunu unutmamaktır. Mümtehine 60/8 :

"Allah, sizinle dininizden ötürü savaşmayanlara sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten ve onlara adaletli davranmaktan sizi men etmez. Çünkü Allah, Adil olanları sever."

İslam'a göre adil bir yönetimden saptıran ana faktör; nefsin istek ve tutkularını öne çıkarmaktır. Adaletten ayrılıp nefsinin arzuları istikametinde hareket etmektir. Nisa suresinin 35. ayetinde bu konu üzerinde durmuştuk: Kısacası kendi aleyhine de olsa haktan, adaletten ayrılmamak esastır. Allah'ın  koyduğu kuralların aksine hareket ederek,  emanete ihanete çalışmamaktır... Allah'ın koyduğu ilkelere uygun davranmayan her yönetim neticede yıkılmaya kaybetmeye mahkum olacaktır...

Memleketi yönetenler ve söz sahibi olanlar kesinlikle şu kuralı terk etmemelidir: Allah buyuruyor: "Yarattıklarımız içinde (öyle) bir ümmet var ki (batıla bulanmamış ve batıl birlikteliğinde olmayarak)  hak ile rehberlik ederler ve onunla adaleti sağlarlar." (A'raf suresi 7)181)

Ülkenin kaderini ellerinde bulunduranlar ve görevleri ülkeyi düze çıkartmak isteyenler, "Hakk ile rehberlik edecekleri"  arayıp bulacaklar, ve onlarla birlikte memleketin kaderine ortak olacaklardır... aksi takdirde : "Ayetlerimizi yalanlayanları ise bilemeyecekleri yerden, kademe kademe helaka yaklaştıracağız. onlara (görünüşte) mühlet veririm. (diledikleri gibi yaşarlar). Fakat benim tuzağım (lütuf zannettikleri kahrım) çok şiddetlidir." (A'raf suresi 7/181-182)

Kademe kademe  helâk olmaktan kurtuluşun yolu ; Hiçbir menfaat hesabı yapmayacak, emin, ehil ve  adil kimseleri işbaşına getirmekle mümkün olacaktır. Aksi halde, hasbî olanlar yerine hesabı olanlarla yürüyenler sonuçta ziyana uğrayacaklar...

Bu ülke için , Adalet içerisinde kalkınmanın hesabını yapanlar kaybetmek istemiyoruz diyorlarsa, ince eleyip sık dokuyarak emanet ve adalet anlayışını Allah'ın emirleri doğrultusunda yerine getirmelidirler.

Emin Yücetaş

(Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Hikmet Akademisi’nin bakış açısını yansıtmayabilir.)

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
YAZARLARTÜMÜ
Sabri AKIN

TEFEKKÜR

Sabri AKIN

Vahye Bütünsel Yaklaşım…

Süleyaman ARSLANTAŞ

Süleyaman ARSLANTAŞ

Yaşar Kaplan'ın Ardından

Mehmet SAĞLAM
Mehmet SAĞLAM

Sınırları Kaldırmak!

Nuri YILDIZ

Nuri YILDIZ

Hiç Doğmasa

Mehmet Ali ANŞİN

Mehmet Ali ANŞİN

Ramazan Keskin

m.Cihad ULUÇ
m.Cihad ULUÇ

Gayret ve Teslimiyet

Dr. Murat AYHAN

Dr. Murat AYHAN

Tekrar

Emin YÜCETAŞ

Emin YÜCETAŞ

Kur'an'ın Vârisleri

Süleyman Arif BEYAZKAYA

Süleyman Arif BEYAZKAYA

Sermaye ve Çevre Etiği

Tuba Reyyan YAŞAR

Tuba Reyyan YAŞAR

Konya

Abdulhakim YALÇIN

Abdulhakim YALÇIN

Din, Akıl ve Batı

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Kurban ve Niyet

Reşat CENGİL
Reşat CENGİL

Eğitim Üzerine

ALINTI YAZARLAR TÜMÜ
Atilla KANTARCI

Atilla KANTARCI

Kapitalizm ve Tamirciler

Yunus ÇOLAKOĞLU

Yunus ÇOLAKOĞLU

Hekimler de Ağlar

Fatma BARBAROSOĞLU

Fatma BARBAROSOĞLU

Bir İbadet Olarak Kurban Kesme

Ahmet TAŞGETİREN

Ahmet TAŞGETİREN

Bizim Mahalle

Fatih OKUMUŞ

Fatih OKUMUŞ

Müslüman Orucu

Necip CENGİL

Necip CENGİL

Hayata ve Bilmeye Dair

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Prof. Dr. Ulvi SARAN (Malatya Eski Valisi)

Mustafa Yazgan’ın Ardından…

Ali BULAÇ
Ali BULAÇ

Taliban Üzerine

Vahdettin İNCE

Vahdettin İNCE

Taliban’dan Beklentim

Salih TUNA

Salih TUNA

Tehlike ve Müjde!

Taha ÖZHAN

Taha ÖZHAN

Tunus’a Darbe

Byung- CHUL HAN

Byung- CHUL HAN

Yorgunluk Virüsü…

Ramazan BEYHAN

Ramazan BEYHAN

Darbe İnsanlık Suçudur

Tanıl BORA

Tanıl BORA

Üç Terzi

Cemile BAYRAKTAR

Cemile BAYRAKTAR

Yüzyılın İşgali

Mehmet ALAGAŞ

Mehmet ALAGAŞ

Biyografi

Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!
function myFunction(MenuID) { $("#menu"+ MenuID).show(); }