Aile ve Eğitim

İnsan ailede doğar, büyür ve temel bilgilerini orada alır. Bu nedenle toplumların temeli ailedir...
Aile ve Eğitim
Hüseyin KUBAT
Hüseyin KUBAT
Eklenme Tarihi : 24.02.2021
Okunma Sayısı : 374

İnsan ailede doğar, büyür ve temel bilgilerini orada alır. Bu nedenle toplumların temeli ailedir. Eğer aile güçlü ise toplumda güçlü olur ve varlığını sürekli olarak ve sağlam bir şekilde devam ettirir. Aksi halde toplumların yaşaması da mümkün değildir. Bugün insanlığın en büyük çıkmazı budur. Ailenin parçalanması ve yok edilmesi bizi çok büyük problemlerle karşı karşıya getirdi. Sevgisiz, şefkatsiz büyüyen çocuklar canavarlaşıyor ve etrafına sürekli zarar verebiliyor. Bundan dolayı aile önemlidir ve aileden öğrenilen ilk bilgiler çok önemlidir. Zira burada öğrenilen bilgiler insanda huy ve karakter halini alıyor. Kişinin ahlakı oluyor. Sonradan okul veya başka yerlerde öğrenilen bilgiler bu kadar etkili olmuyor, genel olarak bilgiden öteye geçemiyor. Böyle olduğu zaman iyi insan yetiştirmek, kendine ve başkalarına faydalı insanlar yetiştirmek zor oluyor. Ancak aile sağlam olursa orada yetişen insanlar da sağlam oluyor, kendine ve başkalarına faydalı oluyor. Dolayısıyla toplumda sağlam ve sağlıklı oluyor.

 Bütün dinler aileyi önemsemiştir. Özellikle İslam dini aileyi çok önemsemiş ve kutsal olduğunu belirtmiştir. Anne babaya itaatin farz olduğunu belirtmiş, onlara öf demeyi bile yasaklamıştır. (İsra, 17/23). Anne-babadan da çocuklarını eğitmeleri, onları güzel ahlak sahibi yapmaları ve bir meslek sahibi yapmaları istenmiştir. 

 Çocuk eğitimi, İslam’ın önem verdiği ve önem vermemizi istediği en öncelikli konuların başında gelmektedir; çünkü sağlıklı bir İslam neslinin yetişmesi ancak bu yolla mümkün olabilmektedir. İslam’da bir farzın yerine gelebilmesi için onun tamamlayıcı unsurları da farz kabul edilmiştir. Dolayısıyla sağlıklı bir İslam nesli yetiştirebilmek için gerekli olan bilgi ve donanıma sahip olmak da önemli görevlerimizden birisidir.

Çocuk eğitiminde dikkat edilmesi gereken birçok husus vardır. Bunların başında tertemiz olarak bize emanet edilen çocuklarımızın fıtratlarını ve ahlaklarını korumak ve “bozucu” her türlü etkenden onları muhafaza etmektir. Rasûlullah (sav) şöyle buyurur: “Doğan her çocuk fıtrat üzere doğar. Neticede anne babası onu ya Yahudi, ya Hıristiyan ya da Mecusi yapar…”  (Buhârî, Cenâiz 92; Ebû Dâvut, Sünne 17; Tirmizî, Kader 5.)

Rabbimiz, kendimizi ve sorumlu olduğumuz insanları ateşin azabından korumamız noktasında bizleri uyararak şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrîm, 66/6) Çağımızın meşhur âlimlerinden birisi olan Mevdudî bu ayet hakkında şöyle der: “Bu ayette, kişinin, sadece kendisini Allah’ın azabından kurtarmasının yeterli olmayacağı, gücü yettiğince ailesini Allah’ın sevdiği kullar olacakları şekilde yetiştirmesinin de kendi sorumluluğu içinde olduğu bildirilmiştir. Şayet onlar cehennem yolunu tutmuşlarsa, gücü nispetinde onlara engel olmaya çalışmalıdır. Sadece onların bu dünyadaki refahlarını değil, ahirette cehennemin yakıtı olmamalarını da düşünmelidir. Buhari’de İbn-i Ömer’den rivayet olunduğuna göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:Hepiniz yöneticisiniz ve yönettiklerinizden sorumlusunuz. Hükümdar halkından, erkek ailesinden, kadın kocasının evinden ve çocuklarından sorumludur.” (Bkz. Tefhîmu’l-Kur’an, ilgili ayetin tefsiri.)

İyi bir insan ve müslüman olmaya çalışarak çocuğumuza örnek olmazsak, ona bu noktada zaman ayırarak eğitmeye çalışmazsak, onun eğiticisi televizyonlar, sokaklar, arkadaşlar, okul vb. olacaktır. Küçük yaştaki çocuk boş bir kaset gibidir. Çevresinden ne görürse, ne duyarsa hemen onu kaydedecektir. Onu biz doldurmazsak başkalarının dolduracağı kesindir. Model olarak ona kim sunulursa onu benimseyecek, örnek alacak ve şahsiyetinin oluşumunda onun büyük bir etkisi olacaktır. Nitekim Arapça da şöyle bir söz vardır: “Küçükken öğretilen bilgiler taş üzerine yazılan gibidir.

İslam’da öğretim ve eğitim karşılığı olarak yaygın biçimde kullanılanlar tâlim ve terbiye kavramlarıdır. Öğretim bilgi kazandırma, insanlığın sahip olduğu bilgileri yetişmekte olan nesillere aktarma faaliyetidir. Eğitim ise daha ziyade davranış ve karaktere esas teşkil eden beceri ve değerler kazandırmayla ilgili çalışmaları anlatır. Tâlimden yalnız bilgi kazandırma, bunu hâfızada saklama ve yeri geldiğinde hatırlama anlaşılmaktadır. Terbiye ise insanda mevcut bütün kabiliyetlerin dikkate alınarak bunların geliştirilmesi ve yönlendirilmesidir. Buna göre terbiye kavramı tâlimden daha kapsamlı olup öğretim alanına giren bütün konuları içine almakta ve genellikle tek başına kullanıldığında öğretimi de ifade etmektedir. Öğretim insana eşya ve olaylar hakkında doğru bilgiler kazandırmayı amaçlar. İnsanın öğrenimi gelişip bilgi seviyesi yükseldikçe daha tutarlı davranışlarda bulunması, tutarlı bir kişiliğe kavuşması beklenirse de eğitim yönü dikkate alınmadan yürütülecek bir öğretimle bu hedefe ulaşılamaz. Öğretim sayesinde zekâ ve bilgi gelişirken eğitim iradenin güçlü olmasını, akıl ve irade arasında denge kurulmasını sağlar. Bu sebeple kişilerin öğrenim seviyelerine paralel şekilde ahlâk ve karakter eğitiminin de yapılması gerekir. İslâm kaynaklarındaki ortak anlayışa göre eğitim ve öğretim bütün hayat boyunca devam etmesi gereken bir süreç olup amacı bireyleri ve toplumları gerçek inanca, doğru bilgiye ve erdemli yaşayışa ulaştırmaktır. Bu sebeple eğitimciler her çocuğu ebeveynine, eğitimciye ve topluma emanet edilmiş, korunması ve geliştirilmesi gereken bir varlık olarak görmüştür. İslâm’da çocukların eğitim ve öğretimi için -birçoğu günümüz pedagoji biliminde de önemini koruyan- ilkeler ve kurallar konmuştur. Meselâ zihin ve davranış eğitimine eşit derecede önem verilmesi, eğitimde fırsat eşitliği sağlanması, çocuğun eğitim yaşının dikkate alınarak zihinsel yeteneğine göre bilgi ve davranış eğitimi verilmesi, çocuğun arsızlaşmasına, dolayısıyla şahsiyetinin aşınmasına yol açacak tutumlardan sakınılması, başarının ödüllendirilmesi, başarısızlık ve yanlışlıkların pedagojik esaslara göre düzeltilmesi, cezalandırmada acele edilmemesi İslâm eğitimi kaynaklarındaki ortak ilke ve yöntemlerden bazılarıdır. Müslüman eğitimciler özellikle hoşgörü, sevgi ve şefkatin eğitimde değişmez ilkeler olarak benimsenmesi, zorunlu olmadığı sürece öğrenciye sert muamele yapılmaması hususunda görüş birliğine varmış, başarısızlığın sürmesi durumunda uyarıdan başlayıp giderek sertleşen bir ceza yöntemi uygulanmasını faydalı görmüştür. (Bkz. Diyanet İslam Ansiklopedisi Talim ve Terbiye)

Herkesin bildiği bir söz vardır: “Eğitim ailede başlar”. Her aile başarılı çocuklar yetiştirmek ister. Bunu gerçekleştirmek için çocuğuna her türlü imkânı hazırlar. Ancak unutulmaması gereken bir konu daha vardır ki, o da çocuğun kimlik gelişimidir. Çocuğun içinde bulunduğu dönemi nasıl atlattığı çocuğun hayatta kazanacağı başarıları kadar önemlidir. Çocuk gerçekten de aileyi yansıtır. Ailedeki bireylerin kişilik yapısı çocuğun kişilik yapısını şekillendirir. Ailenin çocuğa verdiği eğitimle çocuğun kişilik yapısı şekillenecekse aile çocuğa nasıl bir eğitim vermeli?... Öncelikle her aile çocuklarını ayrı bir birey olarak görüp kişiliklerine, bağımsızlıklarına saygı duymalıdır. Bunu yapmak için iletişim çok önemlidir. Her şeyden önce etkin dinlemenin bilinmesi gerekmektedir. "Eğitimin en iyi gerçekleştirileceği yer ailedir. İnsanlar¸ temel değerlerini yeni nesillere aile aracılığı ile aktarır. Birey¸ ilk dinî ve ahlâkî bilgi ve tutumları ailesinden öğrenir." (Mehmet Zeki Aydın, Kategoriler, 168. sayı)

Gençlik dönemi; insan hayatının en önemli, en kritik ve en sorunlu dönemidir. Çünkü genç insan; fizyolojik, ruhsal, duygusal, eğitim ve öğretim, edep ve ahlâk, kültür ve alışkanlık bakımından gelişim, değişim ve etkileşim sürecindedir. İnsan geleceğini bu dönemde kazanır, eğitimini bu dönemde alır, işine ve mesleğine bu dönemde sahip olur. Kimliğini, karakterini ve kişiliğini bu dönemde elde eder, iyi veya kötü alışkanlıkları, faydalı veya zararlı bilgileri bu dönemde edinir, yuvasını bu dönemde kurar. Temizlik, disiplinli ve düzenli çalışma, anne-babaya, büyüklere ve çevreye saygı, hoşgörü, sabır ve yardımlaşma, insan, Peygamber ve Allah sevgisi, kurallara uyma, doğruluk, haktan yana olma ve Allah'a saygılı olma bilinci gibi güzel erdemler bu dönemde kazanılır ve sonraki dönemlere taşınır. Eğer genç temel eğitimini aileden iyi ve güzel bir şekilde almışsa bu dönemini daha faydalı ve yararlı bir şekilde geçirecektir. Aksi halde bu dönemi de problemli geçecek, kendisine ve topluma zarar verecektir.

Gençleri olumsuz yönde etkileyen faktörlerin dışında onlara doğrudan zarar veren, alışmaları hâlinde kurtulması çok zor olan ve tedavi gerektiren zararlı alışkanlıklar da vardır. Bunların en yaygın olanlarını; alkol, uyuşturucu, kumar, fuhuş ve sigara olarak sıralayabiliriz. Gençlere sahip olma, onlara iyi bir eğitim ve terbiye verme, onları kötü alışkanlıklardan koruma bakımından anne-babalara, eğitim ve öğretim kurumlarından daha fazla görevler düşmektedir. Özellikle ailenin buradaki rolü ve etkisi çok önemlidir. Kişinin aileden aldığı eğitim onun karakterini oluşturur ve huy halini alır.

İslâm’da aile Hristiyanlıkta olduğu gibi tamamen dinî bir kurum olmasa bile yine de bu birliğe büyük önem verilmiş ve insanların aile kurmaları birçok âyet ve hadislerle teşvik edilmiştir. Aile hem kişinin huzur bulduğu bir ortam, hem neslin devamı için bir vesile, hem de kişiyi dince günah sayılan çeşitli kötülüklerden alıkoyan bir vasıtadır. “Kaynaşmanız için size kendi (cinsi) nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır”.        (Rum, 30/21) “Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı ve sizi temiz gıdalarla rızıklandırdı…” (Nahl, 16/72) “Nikâh benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimi uygulamazsa benden değildir. Evleniniz, ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim...” (İbn Mâce, “Nikâḥ”,1) İslâm hukukçuları evlenmenin dinî hükmünün çeşitli durumlara göre farz, sünnet, mubah, mekruh ve haram olduğunu belirtmişlerdir.

İslâm hukuku bakımından kadın ve erkek esas itibariyle eşittir. Aynı şekilde, kadın olma kişinin ehliyeti üzerinde de olumsuz bir etki yapmaz; tam ehliyetli sayılmak için kişide bulunması gereken nitelikler bakımından kadın ve erkek aynı durumdadır. Ailede her ikisine düşen görevlerde biraz farklılık vardır. Anne genel olarak ev ve çocuklarla, baba daha çok ailenin nafakasını teminle sorumludur. Çocuk eğitiminde ikisine de görev düşmektedir. Ancak, annenin rolü daha büyüktür ve dolayısıyla önemlidir. Çünkü çocuğu doğuran, emziren ve onunla en çok zaman geçiren annedir. Dolayısıyla annenin kültürlü, bilinçli olması çok önemlidir. Zira geleceğin neslini yetiştirecek olan onlardır. Burada babanın rolü de önemlidir. Babanın da üzerine düşeni yapması gerekir.

Ailede öğrenilen bilgiler kişide huy ve ahlak halini almakta ve gelecek hayatında çok etkili olmaktadır demiştik. Ailenin dışındaki kurumlarda öğrenilen bilgiler genel olarak bilgiden öteye geçememektedir. Kişi elbette ki başka yerlerde de birçok bilgi sahibi olacaktır, olmaktadır. Bu bilgiler ailede ilk öğrenilen bilgiler gibi kalıcı ve sürekli olmamaktadır. Okulda öğrenci birçok bilgiyi öğreniyor ama birçoğunu uygulamıyor, hatta tam tersi hareketlerde bulunabiliyor. Bu nedenle ailede öğrenilen bilgiler çok önemli ve kalıcıdır. Aile kuracak insanların eğitimi çok önemlidir. Millet olarak bunu önemsemek durumundayız. Aksi halde aile yok olursa toplum ve millet de yok olacaktır. Bugün Avrupa ve batılı devletlerin birçoğunda aile dağıldığı için bu sorunu yaşıyor. Aile eğitimine gerekli önem ve itinayı göstermek zorundayız.

Bunun için aile kuracak gençler için okullarda dersler konulmalı ve halk eğitim merkezlerinde kurslar açılmalıdır. STK ların bu konuda kurs açması teşvik edilmelidir. Aynı zamanda bu kurslar ciddi bir şekilde kontrol edilmeli. Gençler bu konuda detaylı bir şekilde bilgilendirilmelidir. Özellikle dinimizin temel esasları, değerlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz öğretilmelidir. Bu bilgiler sadece teori düzeyinde kalmamalı, mümkün olduğu kadar pratik yönü de verilmelidir. Aile ziyaretleri yapılmalı veya tecrübeli aileler öğrencilerle buluşturulup bu konuda uygulama yapılmalıdır. Hatta evlenecek gençler için aile okulları açılıp burada belirli bir eğitimden sonra sertifika almaları sağlanmalıdır. Asgari şartlarda eğitim almayanların evlenmelerine izin verilmemelidir. Güçlü bir toplum güçlü bir aileden doğar. Temel sağlam olmadığı zaman oradan yetişen neslin sağlam olması da mümkün değildir. Bizim dinimize göre en hayırlı işlerden biri de hayırlı evlat yetiştirmektir. Geleceğimizin iyiliği ve garantisi için çocuklarımıza gereken önemi vermek ve onları günün şartlarına göre yetiştirmek durumundayız. Yoksa yok olmak durumundayız.

Hüseyin KUBAT

 

YORUMLAR
Eyüp Polat
24.2.2021 23:40

Hüseyin Kubat kardeşim yazinizin ana teması çok güzel,teori olarak da çoğu şeyleri dile getirmissiniz eyvallah,ancak bugün Türkiye'nin ve bir çok İslam ülkesinin sorunu teoriden çok pratikte hep patinaj yapmalarıdır,benim acizane gorusum eğitimi bağımsız bir yapıya kavusturmadigimiz sürece ne kadar teori üretir isek üretelim pratikte karşılık bulmayacaktir,bugün az gelişmiş daha doğrusu İslam beldelerinin temel sorunu eğitim ve ogretimlerini küresel emperyalist blogun etki alanından çıkarıp Hürriyet adalet ,hak hukuk,ilim irfan,vedahi iman esasları üzerine bina etmediğimiz sürece bütün çabalar beyhude olacaktır,bir takim bireysel gelişmelerin olması toplumsal çürümüşlüğün ve kokusmuslugun önüne gecemiyecektir.selametle

M. Kamuran TÜRKER
24.2.2021 23:34

👍 👍 👍

YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!