Modern Cehalet Karşısında Gelişen Aydınlık Tutum…

Dünya bir soykırımı izliyor. Buna tepkilerini dile getirenler ile sessizliğini koruyanlar aynı dünyayı paylaşıyorlar. Birde bu soykırımı destekleyenler de aynı dünyada varlıklarını sürdürmektedirler. Her gün onlarca sivil insanın haksız bir şekilde katledilmesini seyreden dünyanın vicdanlı insanları tepkilerini en yüksek perdeden seslendirmeye çalışıyorlar
Modern Cehalet Karşısında Gelişen Aydınlık Tutum…
Abdulaziz TANTIK
Abdulaziz TANTIK
Eklenme Tarihi : 12.05.2024
Okunma Sayısı : 45

Modern Cehalet Karşısında Gelişen Aydınlık Tutum…

Dünya bir soykırımı izliyor. Buna tepkilerini dile getirenler ile sessizliğini koruyanlar aynı dünyayı paylaşıyorlar. Birde bu soykırımı destekleyenler de aynı dünyada varlıklarını sürdürmektedirler. Her gün onlarca sivil insanın haksız bir şekilde katledilmesini seyreden dünyanın vicdanlı insanları tepkilerini en yüksek perdeden seslendirmeye çalışıyorlar. Katliam karşısında sessiz ve destekleyenler ile karşı çıkanlar vicdan konusunda ayrışmaktadırlar. Büyük çoğunluk sessizliğini muhafaza etse de vicdan giderek yükselerek sesini çıkarmakta ve bu katliama karşı her türlü imkânlarını harekete geçirerek desteğini sunmakta ve sürdürmekte kararlı görünmektedir.

Güç ve vicdan karşı karşıya gelmiştir. Modern cehalet, gücün egemenliğini öne çıkartan bir yaklaşımı öne çıkarmaktadır. Yerine göre yumuşak bir güç algısı üzerinden de hareket ettiği bilinmekte… Ama her zaman gücün egemenliğini her alanda sergilemekten uzak durmamakta ve bu konuda pek kibar olmadığı da belirgindir. Yaşamın bütün alanlarına sirayet eden ve bunu sermaye gücü için kullanan bir cehalet iktidarı ile karşı karşıya kalmaktayız. Her şeyi istismar ederek kendi gücünü ve sermayesini artırmaktan geri durmamakta ve son Gazze’de meydana gelen katliam ve soykırımında teolojik bir karşılığı olmakla birlikte esas saik büyük gaz yatağı olduğu da gözlerden ırak değildir.

7 Ekim Aksa Tufanı ile başlayan süreç bizi yeni bir dünyanın eşiğine doğru taşımaktadır. Süreç içinde kendi anlam ve değerini yitiren batı medeniyeti ve düşüncesi, içinde debelendiği anlamsızlık girdabında yok olurken, Gazze halkı yeni bir umut olarak insanlığın önünde bir anlam abidesi olarak dikilmektedir.

Maddi dünyanın ağırlığı altında ezilen batı dünyası ve onun mirasını istemeyerek de olsa alan Doğu dünyası bir anlam krizi içinde bocalayıp durmaktadır. Bu anlamsızlığı aşma girişimlerine yönelik atılan adımlar, mistik arayışlar ise yeterli bir aydınlığı sağlamakta yetersiz kalmaktadır. Hint ve İslam mistisizmi yanında Hıristiyan ve Yahudi mistisizmi de yeterli katkıyı yapmaktan uzaktır. Bu arayışlara neden olan ise batı düşünce ve medeniyetinin dinden azade bir yapıyı içselleştirerek varlık kazanması ve buna dayalı sosyal gerçekliği olmaktadır. Ama süreç bu anlamsızlığı yapay zekâ ağırlıklı çalışmalara ve post hüman dönemlere ilgiye dönüştürünce anlamsızlık giderek kendi ağırlığını oluşturdu. İklim değişikliği ve LGBTİ gibi insanlık karşıtı yeni bakışlar da anlamı açığa çıkarmaktan uzaktır. İnsan sonrasında ne olacağına dair flu yaklaşım ise anlamsızlığı içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Bu konuda samimi aydınlar ise anlamsızlığın giderek insanlığı bir bataklığa çekeceğini ve dine dönüşün kaçınılmaz olduğunu ifade etmekten çekinmemektedir.

Gazze’de yaşanan soykırım, insanlığın kanla uyanışına neden olmakta ve yeni bir aydınlanmaya doğru bir seyir izlemesine zemin oluşturmaktadır. Ancak, güç, sahip olduğu egemenliği bırakmak zorunda kalmaktan korktuğu için her türlü imkânı devreye alacak ve her türlü hile ve propaganda imkânlarını kullanarak bu yeni durumun geriletilmesini sağlamaya matuf arayışlarını bırakmayacaktır. Ama bu sefer çok kararlı bir vicdanlı kitle ayağa kalkmakta ve her türlü hileyi boşa çıkaracak gibi görünmektedir. Çünkü dökülen kanda yıkanan vicdan, hangi saiklerle durdurulabilir ki? Bu temel gerçeği unutmadan, geleceğe dair beklenti ve umudu konuşmakta yarar var…

Batı, felsefe ve düşünce planında çöküşünü sürdürürken, değer, ahlak ve anlam alanında da geri dönülmez olan bu çöküşü durduracak bir hamle yapmaktan uzaktır. Din ile sorunlu ilişkisi onu hem cehalet çukuruna düşürmekte ve hem de önünü görecek bir bakıştan uzak kılmaktadır. Batılı vicdan sahibi insanların uyanışı için sert bir gösterge şarttı. İşte İsrail’in Netanyahu önderliğindeki iktidarı, Filistin halkını bir soykırıma tabi kıldığında ve bunun giderek yedi aya ulaşan şiddeti uyanışın temelini oluşturdu. Çünkü Filistin ve Gazze halkı daha önce de katliamlara uğramışlardı. Ama bu sefer, katliam onların ahlaki yapılarını güçlendirmekten öte bir işe yaramamaktadır. Gazze halkı, sabır, metanet, cesaret, ölümü göğüsleme, her türlü yokluğa rağmen direnme ve asla topraklarından vazgeçmeme gibi temel insani hasletlerini muhafaza ettiler. Özellikle de ellerindeki İsrailli asker veya sivil esirlere yönelik yapılan güzel muamele ve esirlerin Filistinli mücahitlerden memnun ayrılmaları, bir nevi onlara gönülden bağlanmaları, gözlerden kaçmadı…

İşte modern bireyin beyninde ve kalbinde bu durumun nasıl gerçekleştiğine dair sorular yeni bir dünyanın imkânını da beraberinde taşıdı.

Batılı modern devletlerin iktidar erkleri ve modern dünyanın etkisinde kalan müslüman ülkeler ve diğer batı dışı ülkelerin iktidar erkleri de dâhil olmak üzere bu soykırım meselesinde yeterli tepkiyi vermemeleri, soykırımı durdurmaya yönelik bir hamle yapmamaları, halkları, gençleri ve anlam arayışını sürdüren geniş bir arayış kitlesini sorulara yöneltti. İzlediğimiz her videoda bunu gözlemlemek ve her müslüman olan batılı insanın söylemlerine baktığımızda bu duruma tanık olmak mümkündür.

Derin bir anlam krizinin içinde varlığını idame eden insanlığın yeni bir anlam arayışını temellendirecek bilişsel süreçlere sahip olmadığı bedihidir. Sahip oldukları bilişim süreçleri ve yöntemleri onları bu derin cehalet çukuruna taşımaktadır zaten! O yüzden yeni bir bilişim sürecine olan ihtiyaç kaçınılmaz bir şekilde kendini göstermektedir. Bugüne kadar elde edilmiş bakış ve yöntemlerin çıkmazlarını dikkate alan yeni bir yöntem ve bakış üzerinden ele alınacak bilişim süreci yeni bir anlamında inşasında kalıcı bir rol oynar. Burada asıl dikkat çekilmesi gereken ise; din ile kurduğu ilişkide yanılan modern düşünce kadar, modern düşüncenin bilişim süreçlerine değer atfeden ve onun çıkardığı sorunlara İslam/ din üzerinden çözüm arayışları da işlevsiz hale gelmiştir. Bu noktada yeni bir yaklaşım, yeni bir usul ve yeni bir bakış şart olmuştur. Entelektüel zemine bu konuda ciddi, güçlü ve derinlikli bir çalışma yapması ise bir sorumluluk olarak omuzlarına yüklenmiştir.

Yazının orijinali için bakınız:https://hertaraf.com/koseyazisi-abdulaziz-tantik-modern-cehalet-karsisinda-gelisen-aydinlik-tutum-4146

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YORUMLAR
YENİ YORUM YAP
güvenlik Kodu
EDİTÖRDEN
Bizimle sosyal ağlarda bağlantı kurun!