HACC İBADETİ ÜZERİNE
Çok değerli dostlar! Şu an yaşadığımız çağımızda, Teknolojinin son sürat ilerlediği 21. yüzyıl toplumlarında, ne acı ki "bilgi kirliliği" de bir o kadar hızla artmaya devam etmektedir. İnternetten yola çıkarak tüm bilgilerin küçücük bir cep telefonunda buluştuğu, her önüne gelenin, ve ayrıca yapay zekadan, Google'den,çeşitli iletişim araçlarından yararlanarak bilgilendiği ve bilgilendirildiği ve de kendince değerlendirdiği bir dünyada yaşıyoruz artık...
Önüne gelen yüz binlerce insan , sağlık konularından tutun da sanatta eğitimde, metafizik konularda, hatta İslam'ın, amelî, siyasî, itikadî konularında hasılı her konuda "geleneğin ve standartların" dışında "Naslara" dahi yeni anlamlar yüklemekte, bir nevi önceki bilgileri ve birikimleri, çöpe atmaya, dönemlerinin ibadet anlayışlarını kendi pencerelerinden değerlendirerek, alışılmışın dışında farklı boyutlara taşımaktadırlar. Dolayısıyla iletişimdeki bilgi kirliliği ve dezenFormasyon bütün toplumu, ya kaos'a, ya reddetmeye, ya inkara, ya çıkmaza... doğru sürüklemektedir. Müslüman kimliği ile yaşamak isteyen günümüz toplumu da, maalesef bu furyadan yeterince nasibini almaktadır. Örneğin, dini; "uydurulmuş din ve indirilmiş din" olarak bölmeye çalışanlar, gerek itikadi konularda gerekse ameli konularda olsun, toplumu sarsıcı, insanları birbirine düşman grubu haline getirici davranışlar ortaya atılmakta.
İtikadi, ameli, iktisadi, ahlaki... tüm toplumsal konularda adeta Sünnet'e İcma'ya, hatta Naslar'a(Kur'an'a) dil uzatılır bir durum ortaya konulmaya çalışılmakta. Asırlardır devam edegelen imani ve itikadi konulara yalnızca akıl süzgecini baz alarak hiçbir araştırma gereği duymadan salt akılla yorumlar, farklılıklar getirilmektedir.
Konu ile ilgili detaylara, incelemelere gerek duymadan, kendi penceresinden hükümler ortaya konmaktadır...
Bu konulardan biri de, uzun zamandır Hacc menasiklerini, yılın bazı aylarına bölme gayretleridir. Hatta bazıları Haccı yılın tüm aylarına bölme hesabı yapmaya kalkışmaktadır!.. Acizane bu yazımız, Hacc konusuyla ilgili konuyu, Hacc ibadeti ile ilgili bilinmesi gereken husiyetleri açıklığa kavuşturmak amacıyla ele alınmıştır.
Şüphesiz muvaffakiyet Allah'tandır.
Allah buyuruyor ki:
"Beyti (Kâbe'yi) haccetmesi, Allah'ın, insanlar üzerinde bir hakkıdır." (Ali İmran 97).
Bu Nass'la,Haccın kesin olarak farz oluşu kuvvetli bir şekilde tespit edilmiştir.
"İstetâe": İtaat etmede talep ve irade etmek demektir. Bu ise, "yerine getirme" eyleminin, "kudret"le (güçle) mümkün olmasını gerektirir. Kudret, hem bedeni duruma hem de mali duruma bağlıdır. Ancak aslolan, birinci dereceden "Bedeni Kudret"in esas alınmasıdır. Ayette ifade edilen, "Gitmeye yol bulabildiği takdirde" beyanı, mali kudreti arka plana almaktadır. Ayetin devamında ise:
"Kim inkar ederse, şüphesiz Allah, bütün alemlerden müstağni (kimseye muhtaç değil; Her şey ona muhtaç)dir."buyuruluyor. Burada "inkar"dan maksadın, Haccı inkar manasıyla birlikte, ulemanın ekser görüşüne göre, "kudreti varken haccı terk etmek" manasına gelir ki: Bununla namazı terk etmek, zekatı terk etmek gibi, Haccı da terk etmek , kafire yakışan bir davranıştır. Bu yaklaşımın, kafire yakışır bir isyan demek olduğu sonucu ortaya çıkar...
Hacc:
Dini anlamda, tahsis edilen yer ve zamanda, ihrama girip, Hacc niyetiyle (hem Hacc hem Umre niyetiyle de olur). Arafat'ta belli bir günde ve zamanda Vakfe yapıp sonra da Kabe'yi ziyaret tavafından ibaret özel fiillerdir.
"İhram, Vakfe, Tavaf" bu üç fiil, farz olan (veya nafile olan) haccın farzlarıdır. İhram şarttır, Vakfe ve Tavaf da rükünlerdir.
Tahsis edilen yer ve zaman ise şartın şartı olan., olmazsa olmazlarıdır.
Rükünler: Vakfe yapmak ve Beyti tavaftır.
Şartları ise: Müslüman olmak, Niyet etmek , ihrama girmek ve tahsis edilen yer ve zamandır. Bunlar Hac ayı içerisinde bilinen aylar olan Şevval Zilkade ve Zilhicce'nin ilk 10 gününün sonuna kadar olan süredir.
Hacc Fiilleri:
Bir taraftan namaz vakitleri gibi zarfa (yani, yerine getirilecek Hacc fiilinin yerini, durumunu belirtir.) Bir taraftan da oruç gibi., ölçüye, (yani hangi günde ne zamana kadar,hangi vakitler içinde olacağına) benzeyen bir vakit içinde yapılır. Kısacası Siz sabah namazını, sabah vaktinde, tahsis edilen aralıklarda kılabilirsiniz. Aksi takdirde sabah namazını öğleden sonraya veya ikindiye bırakmanız bu ibadeti yerine getirmediğiniz, yapmadığınız anlamına gelir.
Orucu da, muayen bir zaman diliminde tutmayıp, mesela orucu gece tutup sabah iftar etmeniz, gibi ki, aynen bu eylemimiz, oruç tutmuş olmadığımıza da bir gerekçedir.
Bu durumda Haccın ifasının zamanı, Şevval ayından başlayarak devam eden ve Zilkâde'den sonra Zilhicce ayının on'una kadar ki- onuncu gün de dahil-, geçen süre, hacca niyet eden kimsenin haccı eda edecekleri süreye kadar, o yılki hacc aylarına tahsis edilen süresidir. Üzerine haccın farz oluşunun süresinin bütünüdür. Bakara suresinin 197. ayetinde bildirilen "Hacc, bilinen aylardadır."
Yani o aylardan başlayarak, başlangıcından itibaren hac ibadeti niyeti başlamış olacaktır. Dolayısıyla her kim, Zilkade Zilhicce ya da Şevval ayı içinde herhangi bir günde hacca niyet ederse, o artık Hac farizasına niyet etmiş ve hacc onun üzerine farz olmuş olur.
Diyelim ki, birisi Zilkade ayının başında ya da ortasında ya da Şevval ayının sonunda , haccın sıhhat şartlarını tamamlar ve hacca gitmek için hareket etmeye başlarsa, ihrama girdiği andan itibaren ,Bakara Suresi'nin 19. ayetinin devamında geçen " Her kim, o aylarda hacca başlayıp haccı kendisine farz ederse artık haccda(yani hacc ibadeti içerisinde iken) kadına (eşine) yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur". Artık hacc ayetiyle karşı karşıya gelmiş olur. Tabi bu arada
Haccın farz olmasında aranan şartların da tahakkuk etmesi icap eder.
Bu şartlar:
Sıhhatinin ve
Vücubunun şartı olmak üzere iki kısımdır.
A)Sahih olmasının şartı:
Daha önce zikretmiştik. Bu şartlar: .Müslüman olmak, Niyyet ve Tahsis edilen mekân ve zamanı idi.
Ve bunlar, Hac ayları olarak bilinen aylar içerisinde olacaktır. Hac aylarından önce ise bu sahih olmaz. Vacip olmasının şartları da ikiye ayrılır:
1) Kendisiyle ilgili olanlar: Bunlar da, Müslüman olmak hür olmak, akıl, buluğ çağında olmak, hacca gitme gücünde, olmak veya gücünü bulmak ve vakit.
2) Edasının vucubiyet şartları ise: Yol güvenliğinin olması,savaş içerisinde bulunulmaması, kadın için iddet bekleme durumunun olmaması...
Bu şartlar tamamlandığında, kişi, tahsis edilen zaman içerisinde uygun duruma geldiğinde artık hacc onun için farz olmuştur.
Haccın, şer'î sebebi Beytullah'tır.
Şartlar tamlanınca, Hac,onun için yerine getirilmesi gereken bir farz ibadet olur. Hacc, müslümana, ömründe ilk imkan senesinde farz olur. Varsa engel sebepler, ortadan kalkmasıyla da farzın yerine getirilmesi kişi için bir vecibe bir borç olur.
Olayı daha da anlaşılır hale getirmek için Peygamberimizin, Hac ve Umre konusunda nasıl bir yol izlediğini de
bilmemiz gerekir. Zira O, (sav) tüm ibadetlerde olduğu gibi, hacc ibadetini ifa etmede de yegâne rehberimizdir.
Hicret'in 6 yılında Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav),Zilkade ayının başında (Mart 628)de gördüğü bir rüya üzerine,ashabı kiramdan 1500 kişi kadar bir toplukukla birlikte, Umre niyetiyle Medine'den Mekke'ye yola çıkarlar. Hz Peygamber rüyasında Ashabı ile güvenli bir şekilde Mekke'ye gidip Umre yaptıklarını görmüş ve bunu da anlatmıştı.Ancak, Umre yapmak için yola çıkmış olan hazreti peygamber ve sahabelerini Müşrikler Mekke'ye sokmamışlardı. Bundan dolayı Hudeybiye'de onlarla anlaşma yaptılar. Bu anlaşma yapılırken, Mekkeliler antlaşmanın başındaki besmelenin Rahman ve Rahim kelimesi ile Allah'ın Resulü kelimesinin yazılmasına da itiraz etmişlerdi. Hz Peygamber de ilerisinin zafer olacağını bildiği için isteklerini kabul etmiş, antlaşmaya bismikealahümme, Abdullah oğlu Muhammed'den şeklinde başlanmıştır. Bu duruma canları sıkılan mü'minlerin gönüllerine ferahlık için, peygamberin rüyasının gerçekleşeceği müjdesini ,Allah Fetih suresinin 27. ayetiyle bildirir:
Bu ayet, ileride Mekke'nin fethini ve Mescid-i Haram'ı tavaf edeceklerinin müjdesini vermiştir.Peygamberimiz ve sahabeler, Hudeybiye Barış Antlaşması sebebiyle o yıl Umre yapmadan geri dönerler.
Hicretin 7 yılında Zilkade ayında yeniden umre için yola çıkılır. Ancak müşrikler,Peygamber ve sahabelerine anlaşma gereği Kabe'de 3 gün süre tanıdıklarından ,bu süre zarfında sadece "kaza umresi" yapabilirler. Ve Hac yapılmadan geri dönerler.
Hicret'in 8. yılında Hudeybiye Antlaşması müşriklerce bozulunca, o yıl, Ramazan ayında Mekke'ye hareket edilir ve Ramazan'ın son 10 gününde Mekke fethedilir.Akabinde hemen Şevval ayında Huneyn Savaşının çıkması ve ardından Taif kuşatması da yapılınca, Resulullah yine hacc yapamadan sadece bir umre yapabilmiştir. Niçin hacc yapamamıştır? Çünkü hacc zamanı değildir de ondan.
Haccın vaktinden önce Medine'ye dönmüş olduğu için de yine hacc farizası yapılamamıştır.
Aynı yıl, Mekke Valisi Attab bin Üseyid, Arap geleneğine göre Haccı yaptırmıştır. Hicretin 9 senesinde bu kez , Hazreti peygamber,Hazreti Ebubekir'i Hac Emiri olarak tayin etmiş ve ilk defa İslami usullere uygun hac ibadeti o yıl yerine getirilmiştir.
Hicretin onuncu yılında yani 632 yılının Mart ayında (Zilhicce ayında) Bizzat, Resulullah (sav), ilk ve son olmak üzere hac ibadetini eda etmiş ve hac ibadetini bütün menasikleriyle ümmetine o yıl öğretmiştir.
Bu seneye aynı zamanda Haccet'ül- Veda denilmiştir.
Ertesi yıl da Peygamberimiz Hac mevsiminden önce vefat etmiştir. (8Haziran 632 Hicri 11.yıl Rebiül-Evvel 12. gün Pazartesi)
Dolayısıyla Peygamberimiz, Veda Haccı'ndan üç ay gibi kısa bir süre sonra vefat ediyor. Peygamberimizin Hac ve Umre konusunda ki bu tarihi açıklamalarını şunun için yaptık ki: 1) Kâbe, müşriklerin tasarrufunda yani yönetiminde olsa da farz olduğu kimseler için, şartları yerine getirdiği taktirde, getirebildiğinde terki söz konusu olamaz. 2) Aslında Hac aynı zamanda bir meşveret bir toplanma yeridir. O yıl, bütün Müslümanların problemleri gündeme getirilir ve çözüm yolları aranır. Fakat bugün böyle bir imkan söz konusu değildir.
3)Şirk ya da küfrün tasallutu, hakimiyeti söz konusu olduğunda ise , Müslüman ülke yöneticilerinin, en kısa zamanda hacc bölgesi olan Harem-i Şerif'i bu zorba ve gayr-ı meşru yönetimlerden temizlemek olmalıdır...
Neticede söylenmesi gereken şey: Kişilerin ibadetler konusunda örnek alacakları yegane kişinin, Hz Muhammed Mustafa Sallallahu vessellemin sünneti seniyyesi olduğunu bilerek davranmalarıdır.
Aksi takdirde kendi kafalarına göre ibadetlerin zamanını yerini özelliklerini değiştirmek o dini tahrif etmek olur. Bu ise İslam'da yeri olmayan, modern bid'atlerin (dinde reForm hareketlerinin) ortaya çıkmasına sebep olur.
Emin YÜCETAŞ
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Hikmet Akademisi'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Büyük ağabey gözetliyor: 10 Kasım'da ''duygu ve davranış kontrolü''
İslam’ın evrensel mesajı ‘yerli ve milli’ sloganına sığar mı?